4. bölüm / 6
Ay ve Güneş.Kemik soyunun lanetiKorkutan duyqular
Bölümler 6Şu an: Korkutan duyqular
BRUCE VEYN ARAGORN
Edams’la birlikte sonunda Valeri Şehri’ne girdik.
Kervanın ağır tekerlekleri siyah taş yollarda gıcırdayarak ilerliyordu.Atların nefesi bile soğuk havada sis gibi dağılıyordu.
Tüccar kılığına girmiştik.Üzerimde sade koyu renkli bir palto vardı.Krallık armasını taşıyan hiçbir şey getirmemiştik yanımızda.Çünkü burada tek bir hata…
ölüm demekti.Şehrin kapılarından geçtiğimiz an içime tuhaf bir ağırlık çöktü.Valeri garip bir yerdi.
Sanki zaman burada ölmüştü.İnsan hep karanlıkta nasıl yaşayabilirdi ki?Başımı kaldırıp gökyüzüne baktım.
Güneş yoktu.Tek bir ışık huzmesi bile.Sadece sonsuz gece.
Bu karanlık doğal hissettirmiyordu.Bir lanet gibiydi.
Şehrin üstüne çökmüş yaşayan bir gölge gibi.Etrafı izledim.İnsanlar sessizdi.Çok sessiz.
Kimse yüksek sesle gülmüyor, kimse acele etmiyordu.
Yüzlerinde tuhaf bir yorgunluk vardı.Sanki nesillerdir uyumamış gibiydiler.
Burada yaşayan herkesin üzerine gecenin ağırlığı çökmüştü.Bir çocuk yanımızdan geçti.
Elindeki fener yüzünü yarım aydınlatıyordu.Bana baktı kısa bir an.Ve gözlerinde gördüğüm şey korku değildi.
Kabullenişti.Bu daha ürkütücüydü.Edams atını yanıma sürdü.“Etrafı fazla izlemeyin efendim,” dedi alçak sesle.
“Yabancı olduğumuzu anlamalarını istemeyiz.”
Başımı hafifçe salladım.Ama gözlerimi bu şehirden alamıyordum.Çünkü Valeri çürüyordu.Bunu hissedebiliyordum.
Duvarlarında.Sokaklarında.İnsanlarının sessizliğinde.
Ve yine de…Bu şehir tamamen ölü değildi.
Bir şey onu hâlâ ayakta tutuyordu.
Tam o sırada uzaktan sarayın kuleleri göründü.
Siyah taşlardan yapılmıştı.
Göğe yükselen dev bir mezarı andırıyordu.
Ve nedense içimde açıklayamadığım bir his oluştu.
Sanki beni buraya getiren şey savaş değildi.
Sanki kader beni birine doğru sürüklüyordu.
Edams önümdeki hana doğru işaret etti.
“Şimdilik burada kalacağız.”Tam cevap verecekken kalabalığın arasında birine çarpdım.
Siyah pelerinli bir kadın.
Yüzü tam görünmüyordu ama kıvırcığa yakın siyah saçlarının bir kısmı başlığın altından taşıyordu.
Ve o an…İçimde bir şey durdu.Onu daha önce hiç görmemiştim.Kalabalığın arasında onu gördüğüm an zaman bir anlığına durdu sanki.
Yüzü…Onun yüzünü görebiliyordum.Bir anda nefesim kesildi.Bu nasıl mümkündü?Ben yıllardır yüz körüydüm.
İnsanları seslerinden, yürüyüşlerinden, kokularından tanıyordum.Annem öldüğünden beri kimsenin yüzü zihnimde net kalmamıştı.
Ama o…
O yabancı kadının yüzü bütün ayrıntılarıyla karşımdaydı.
Belime kadar inen kıvırcık siyah saçları vardı.
Solgun teni geceyle ay ışığının arasında kalmış gibiydi.
Ve gözleri…Tanrım.Bir orman kadar yeşildi gözleri.
Yağmurdan sonra canlanan eski ormanlar gibi derin ve vahşi.
Farkında olmadan ona öylece bakakalmıştım.
Sonra sesi duyuldu.“Biraz dikkat etmelisiniz.”
Sesi de yüzü kadar güzeldi.
Yumuşak ama içinde hafif bir sertlik taşıyan bir gece sesi.
O an istemsizce gülümsediğimi fark ettim.
"Afedersiniz hanımefendi,” dedim sakin görünmeye çalışarak.“Birden karşıma çıkınca dikkat edemedim.”
Aslında dikkatimi kaybeden şey çarpışmamız değildi.
Oydu.Kadın bir şey söylemek üzereydi ki Edams yanıma yaklaştı.
“Efendim, gitmeliyiz.”Sesi sertti.uyarı gibi.
Gözlerimi kadından ayırmadan kısa bir an daha durdum.
İçimde garip bir his vardı.Sanki yıllardır eksik olan bir parçayı ilk kez görmüş gibiydim.
Sonra başımı hafifçe eğdim.“Tekrar özür dilerim.”
Ve oradan uzaklaştık.Ama birkaç adım sonra bile hâlâ onu düşünüyordum.
Bu mümkün değildi.
Ben kendi kardeşlerimin yüzünü bile hatırlayamazken…
neden bir yabancının gözleri zihnime kazınmıştı?
Edams yürümeye devam ederken bana yan gözle baktı.
“Ne oldu efendim?”
Cevap vermedim.Çünkü korkutucu olan şey kadının güzelliği değildi.Korkutucu olan…
Onu gördüğüm anda ilk kez dünyayı gerçekten görüyor gibi hissetmemdi.Ama nedense ruhum onu tanıyordu
Edams’la birlikte konaklayacağımız hana vardık.
Burası Valeri’nin üst sokaklarındaki gösterişli yerlerden değildi.Taş duvarlı, loş ışıklı eski bir handı.
İçerisi odun dumanı, yağmur ve demir kokuyordu.
Kapıdan içeri girer girmez birkaç kişi dönüp bize baktı.
Sonra hemen gözlerini kaçırdılar.
Bu şehirde insanlar yabancılara uzun süre bakmıyordu.
Sanki herkes bir şeyden korkuyordu.
Ya da birini bekliyordu.Edams her zamanki gibi çevreyi inceliyordu.Kapıları.Pencereleri.Çıkış yollarını.
Ben ise hâlâ onu düşünüyordum.Yeşil gözlerini.
Ve yüzünü nasıl görebildiğimi.Bu düşünce beynimde yankılanıp duruyordu.
“Önce bir şeyler yemek ister misiniz efendim?”
Edams’ın sesi uzaktan gelmiş gibi geldi.
“Efendim?”
Sessizlik.“Beni duyuyor musunuz?”
Başımı hafifçe kaldırdım.“Hah… evet.”Derin bir nefes verdim.“Bir şey mi dedin Edams?”
Kaşlarını hafifçe çattı.“İyi misiniz efendim?” dedi dikkatlice.“Yemek ister misiniz diye sordum.”
Bir an cevap vermedim.Sonra masalardan birine oturdum.
Ellerimi birbirine kenetledim.
Edams beni çocukluğumdan beri tanırdı.
Yüz ifadelerimi okumayı bilen nadir insanlardan biriydi.
Ve şu an bende bir tuhaflık olduğunu anlamıştı.
“İyiyim,” dedim sonunda.Yalandı.Çünkü yıllardır ilk kez korkuyordum.
Ama bu savaş korkusu değildi.Kendi zihnimden korkuyordum.
Edams karşıma oturdu.
“Şehre girdiğimizden beri dikkatiniz dağınık,” dedi alçak sesle.“Bu hiç sizlik bir hareket diyil.”Dikkatli olmalıyız.
Haklıydı.Ben kontrolü kaybetmezdim.İnsanların isimlerini unutabilirdim.Yüzlerini karıştırabilirdim.
Ama odağımı asla kaybetmezdim.
Şimdi ise tek bir yabancı kadın bütün düşüncelerimi altüst etmişti.Bu saçmalıktı.Bir an tereddüt ettim.
Sonra istemsizce sordum:
“Edams…”
“Efendim?”
“Hiç bir insanı ilk gördüğün anda… onu daha önce tanıyormuş gibi hissettin mi?”
Edams’ın yüzü ifadesiz kaldı.Sonra hafifçe arkasına yaslandı.“Hayır.”Kısa bir sessizlik oldu.
“Ama siz hissettiniz sanırım.”
Gözlerimi masadaki boş kupaya diktim.
Ve ilk kez bunu sesli söylemek bile ağır geldi.
“Onun yüzünü görebildim.”
Edams’ın bakışları sertleşti.
“Ne demek istiyorsunuz?”
Yavaşça ona baktım.“Gerçekten görebildim.”
“Net bir şekilde.”
Sanki o cümleyle birlikte odadaki hava değişti.
Çünkü Edams benim sırrımı bilen birkaç kişiden biriydi.
Ve o da benim kadar iyi biliyordu:Bu… imkânsızdı.
“Ama bu imkânsız efendim,” dedi Edams hemen.
“Doktorlar bu hastalığın iyileşemez olduğunu söylediler.”
Sesini olabildiğince alçak tutuyordu ama gözlerindeki şaşkınlığı gizleyemiyordu.Çünkü o da biliyordu.
Ben yıllardır hiçbir yüzü hatırlayamamıştım.
Kendi annemin yüzü bile zamanla zihnimde sisin içine karışmıştı.
Derin bir nefes verdim.“Biliyorum…” dedim sessizce.
“Ama gördüm işte.”Başımı kaldırıp ona baktım.
“Hatta hâlâ hatırlıyorum.”“Siyah saçlarını…”“Esmer tenini…”“Yeşil gözlerini…”
İçimdeki huzursuzluk büyüyordu.“Aklımdan çıkmıyor işte.”
Bu cümleyi söylerken bile kendime yabancı hissettim.
Çünkü ben hiçbir zaman bir insana böyle takılıp kalan biri olmamıştım.Mantığım her zaman hislerimden güçlüydü.
Ama şu an…Sanki bütün düşüncelerimin merkezine o yerleşmişti.
Yavaşça ayağa kalktım.“Benim o kadını bulmam gerekiyor, Edams.”
Edams’ın çenesi gerildi.
“Efendim…”
“Onu tekrar görmeliyim.”
Edams birkaç saniye sustu.
Sonra bana biraz daha yaklaşıp kısık bir sesle konuştu.
“Ama efendim, biz buraya bir görev için geldik.”
“Bu… sizin kral olmanız için bir fırsat.”
Taht.Babamın beklentileri.Savaş.
Valeri’nin düşüşü.Bunların hepsi bir anda çok uzak geldi.
Edams devam etti:
“Kral Aragorn sizi buraya duygularınızın peşinden gidin diye göndermedi.”“Zayıflık göstermenize müsade etmez.”
Bu kelime içimde sert yankılandı.
Zayıflık.Babamın en nefret ettiği şey.Belki de bu yüzden yumruklarımı sıktım.Çünkü Edams haklıydı.
Bir yabancı kadının gözlerinin aklımdan çıkmaması…
zayıflıktı.Ama asıl korkutucu olan şuydu:
İlk kez umursamıyordum.Pencereye doğru yürüdüm.
Valeri’nin karanlık sokaklarına baktım.
Bir yerlerde o da bu gecenin altında yürüyordu.
Ve nedense içimdeki his susmuyordu.
Sanki yıllardır kör olan bir parçam ilk kez uyanmıştı.
“Edams…” dedim gözlerimi karanlıktan ayırmadan.
“Belki de hayatım boyunca ilk kez gerçekten bir şey görüyorum.”
“Handaki diğer kadınlara da bir baksanız efendim,” dedi Edams kuru bir sesle.
“Belki bu şehrin kadınlarında bir şey vardır da böyle oldunuz.”
Kaşlarımı çatıp ona baktım.“Saçmalama Edams,” dedim sertçe.“Sanki ilk kez kadın gördüm.”
Edams yüzünde o hafif alaycı ifadeyle bana baktı.
“Evet efendim,” dedi sakin sakin.“İlk kez gördüğünüzü siz söylediniz.”
Bir an durdum.
Sonra istemsizce burnumdan nefes verip başımı iki yana salladım.“O anlamda mı diyorum ben, Edams?”
Edams dudaklarının kenarını hafifçe kıvırdı.
Bu adamın en sinir bozucu özelliği savaşın ortasında bile alay etmeyi bırakmamasıydı.
“Elbette değil efendim,” dedi oturup kupasını kaldırırken.
“Ama yıllardır sizi tanıyorum.İlk kez bir kadın yüzünden aklınız dağıldı.”
Cevap vermedim.Çünkü haklıydı.
Ben savaş planları dışında hiçbir şeye böyle takılıp kalmazdım.
Edams bir yudum içti.“Belki de bu sadece meraktır.”
“Hayır.”Cevabı düşündüğümden hızlı vermiştim.
Edams kaşını kaldırdı.Nasıl açıklayabilirdim ki?Ben kusurlu prens ilk kez kusursuz bir şey görmüşdüm.İlk kez gerçekden birini görmüşdüm.
Bu yalnızca bir kadının güzel olması değildi.
Ama o…Onu gördüğüm anda içimde tuhaf bir his olmuştu.
Sanki yıllardır karanlıkta yürüyen biri ilk kez ışık görmüş gibi.
Ve ironik olan şey şuydu:Bu şehirde güneş yoktu.
Edams beni dikkatle izliyordu.“Ne hissediyorsunuz?”
Sorusu birkaç saniye havada asılı kaldı.
Sonra yavaşça cevap verdim.“Korkuyorum.”
Edams’ın yüzü ciddileşti.“Kadından mı?”
Başımı hafifçe salladım.“Hayır.”Derin bir nefes verdim.
“Kendimden.”Çünkü ben yıllardır kontrollü yaşamıştım.
Mantıklı.Soğukkanlı.
Şimdi ise bir çift yeşil göz bütün düzenimi bozuyordu.
Bu normal değildi.
Edams sandalyesine yaslandı.“Belki de kaderdir.”
İstemsizce güldüm.
“Kader mi?”
“Kralların başına en büyük felaketler hep kader yüzünden gelir efendim.”
Loş handa kısa bir sessizlik oldu.Sonra Edams bana dikkatlice baktı.“Peki ya o kadın gerçekten tehlikeliyse?”
Bir an gözlerimi kapattım.Aklımda yine onun yüzü vardı.
Ve nedense içimdeki ses aynı şeyi söylüyordu:
Tehlikeli olan kadın değildi.Ona baktığımda hissettiklerimdi.
Bölüm etkileşimi
