KADERLE İLK TANIŞMA

Vaveyla Yazarı: Mahur Yazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: KADERLE İLK TANIŞMA

ESMIRALDA

Gözlerimi açıp yatağımdan kalktım.
Yine karanlık bir güne uyanmıştım.Gerçi burada “gün” denilebilecek bir şey kalmamıştı artık.

Ben doğduğumdan beri güneş ülkemizi terk etmişti.
Gökyüzü daima geceydi.Ay ise hiç batmıyordu.
İnsan bir süre sonra karanlığa alışıyor sanır.Ama alışmıyordu.Sadece içinde yavaş yavaş çürümeyi öğreniyordu.

Penceremin önüne gidip dışarı baktım.
Sis, şehrin taş sokaklarını bir kefen gibi örtüyordu.
Uzak kulelerde siyah bayraklar dalgalanıyordu.
Valeri…
Bir zamanlar kutsal kemik soyunun en görkemli şehriydi.

Şimdi ise yaşayan bir mezarı andırıyordu.
Derin bir nefes verip aynanın karşısına geçtim.

Ve yine onu gördüm.Lanetlenmiş güzelliğimi.İnsanların korkuyla baktığı yüzü.Karanlığın kızı dedikleri kadını.

Belime kadar uzanan simsiyah dalqalı saçlarımı yavaşça taradım.Saçlarım gece gibi ağırdı.Bazı tutamları ince örgülerle topladım.Annem yaşarken saçlarımı hep böyle örerdi.Bir an ellerim durdu.Onu özlediğimi fark ettim.

Sonra bakışlarım tekrar aynaya kaydı.
Solgun tenim, koyu yeşil gözlerim ve yüzümde taşıdığım o hüzünlü sertlik…
İnsanlar güzelliğin nimet olduğunu düşünürdü.

Oysa benim yüzüm bir lanet gibiydi.Çünkü insanlar güzel şeylerden etkilenirdi.Ve etkilenmek… korkuyu daha da büyütürdü.

Bugün şehre inecektim.Bu yüzden asilzade kıyafetlerimi giymedim.Taçlar, işlemeli siyah elbiseler, kemik taşlı mücevherler…Hiçbiri bana ait hissettirmiyordu zaten.

Dolabın içinden sade koyu renkli bir elbise çıkardım.
Kalın kumaşlı, sıradan bir kıyafet.Beni halktan biri gibi gösterecek kadar basit.Çünkü bazen prenses olmak istemiyordum.

Bazen sadece… Emiralda olmak istiyordum.Kılıcımı belime taktım.Pelernimi omuzlarıma geçirirken koridordan gelen ayak seslerini duydum.
Hizmetkârlar beni görünce hemen başlarını eğdi.

Ama biri bile gözlerime bakmadı.Her zamanki gibi.
Çünkü insanlar beni gördüklerinde iki şey hissederdi:

Hayranlık.Ve korku.

Ve ikisi bir araya geldiğinde ortaya her zaman felaket çıkardı.
Pelerinimin başlığını başıma geçirip saraydan çıktım.
Soğuk gece havası yüzüme çarptı.
Valeri’nin taş sokakları her zamanki gibi sisle kaplıydı.
Uzaktan gelen fener ışıkları karanlığın içinde titriyordu; sanki şehir ölmemek için son nefesini vermeye çalışıyordu.

Kalabalığın arasına karıştım.

Bazı insanlar görünmek isterdi.
İsimlerinin duyulmasını, yüzlerinin hatırlanmasını…
Kalabalık döndüğünde gözlerin onları bulmasını isterlerdi.

Ben ise tam tersiydim.Saklanmak istiyordum.

Kimse beni tanımasın istiyordum.Kimse önümde diz çökmesin.Kimse arkamdan “lanetli prenses” diye fısıldamasın.

Bir anlığına yalnızca sıradan biri olmak istiyordum.
Ama kader bazen insanın yüzüne mühür gibi işlenirdi.

Sokaktan geçen yaşlı bir kadın omzuma çarpınca başını kaldırdı.Göz göze geldik.Ve o korkuyu yine gördüm.

Kadın hemen geri çekildi.
Dudaklarının arasında yarım kalmış bir dua vardı.Beni tanımıştı.İnsanlar çoğu zaman yüzümü unutamazdı.
Çünkü korku hafızaya kazınırdı.

Başımı biraz daha eğip yürümeye devam ettim.
Pazar yeri hâlâ canlıydı.Demircilerin çekiç sesleri gecenin içinde yankılanıyor, tüccarlar düşük sesle pazarlık yapıyordu.

Ama ben yürüdükçe sesler azalıyor gibiydi.İnsanlar önümden çekiliyordu.Bir çocuk beni uzun uzun izledi.
Annesi hemen onu kendine çekti.“Bakma,” diye fısıldadı korkuyla.İçimde ince bir sızı oluştu.

Çocuklar yalan söylemezdi.Onlar korkmayı büyüklerden öğrenirdi.Adımlarımı hızlandırdım.
Şehrin alt sokaklarına doğru ilerledim.Buralar sarayın ihtişamından uzaktı.Nem kokuyordu.Taş duvarlar yosun tutmuştu.Ama nedense ben burayı seviyordum.

Çünkü insanlar burada hayatta kalmaya çalışıyordu.
Rol yapmaya değil.Tam bir köşeyi dönecekken sert bir omuza çarptım.

Refleksle geri çekildim.Karşımdaki adam uzun boyluydu.
Yabancıydı.Bunu hemen anlamıştım.Çünkü Valeri halkı korkuyla yaşardı.Ama bu adamın duruşunda korku yoktu.

Ve en garibi…İlk kez biri bana bakarken geri çekilmemişti.
“Biraz dikkat etmelisiniz,” dedim soğuk bir sesle.

Başlığım yüzümün büyük kısmını saklıyordu ama adamın bakışları yine de üzerimde kaldı.

Sarı, dağınık saçları vardı.Sanki rüzgâr bile onlara dokunmaya çekinmiş gibiydi.Gözleri ise..masmavi.

Bir anlığına donup kaldım.
Valeri’de insanların gözleri genelde gece gibi olurdu; gri, koyu ya da karanlık.Ama onun gözleri okyanusu hatırlatıyordu.Derin.Yabancı.Ve fazlasıyla canlı.
En tuhafı ise korkmamasıydı.

İnsanlar bana baktığında genelde iki şey görürdüm: korku ya da nefret.Ama onun gözlerinde yalnızca şaşkınlık vardı.

Keskin yüz hatları, hafif sert çenesi ve rahat duruşuyla oldukça yakışıklı bir adamdı.Ama yakışıklılığından çok başka bir şey dikkatimi çekiyordu.Sanki bulunduğu yere ait değildi.

Dudakları hafifçe yukarı kıvrıldı.“Afedersiniz hanımefendi” dedi sakin bir sesle.“Birden önüme çıkınca dikkat edemedim.”

Ses tonu bile farklıydı.Valeri halkı gibi sert ve boğuk değildi.Daha netti.Daha sıcak.

Tam cevap verecekken yanındaki adam öne çıktı.
“Efendim, gitmeliyiz.”Onu görünce istemsizce dikkat kesildim.

Adam iri cüsseliydi.Uzun boyu kalabalığın arasında bile tehdit gibi yükseliyordu.Saçları kulağının biraz altına kadar iniyordu.Simsiyah gözünün üstünde eski bir yara izi vardı.Ve bakışları…Bir asker bakışıydı bu.

Etrafı sürekli kontrol eden, tehlikeyi bekleyen insanların bakışı.Belindeki kılıcı sıradan görünmeye çalışsa da taşıyış biçimi onu ele veriyordu.Bu adam savaş görmüştü.
Hem de çok fazla.

Mavi gözlü adam kısa bir an bana baktı.Sanki bir şey söylemek istiyor gibiydi.Sonra başını hafifçe eğdi.
“Tekrar özür dilerim.”

Yürümek için döndüklerinde içimde garip bir huzursuzluk oluştu.Çünkü ilk kez biri bana bakmıştı…Ve lanetlenmiş gibi davranmamıştı.

Ama daha kötüsü şuydu:Onun gözlerine baktığım anda içimdeki karanlık sessizleşmişti.Oradan uzaklaşıp deniz kenarına geldim.Burası Valeri’de nefes alabildiğim tek yerdi.

Dalgaların siyah kayalıklara çarpışını dinlemek içimdeki sesi susturuyordu bazen.Deniz karanlıktı burada.
Gökyüzü gibi.Ama yine de huzurluydu.

Rüzgâr dalqalı saçlarımı savururken gözlerimi kapatıp derin bir nefes aldım.Tuz kokusu ciğerlerimi doldurdu.
Tam o sırada biri gözlerimi arkadan kapattı.

“Bil bakalım ben kimim?” dedi neşeli bir ses.
İstemsizce güldüm.“Elly… tabii ki.”Arkamdaki eller çekildi.“Nasıııl hemen bildin?” diye sordu sahte bir kırgınlıkla.

Arkamı dönünce yüzündeki o sıcak gülümsemeyi gördüm.
Elly, bu karanlık şehirde hâlâ ışık gibi kalabilen nadir insanlardandı.Tarçın rengi saçları rüzgârda dağılıyor, ela gözleri her zamanki gibi canlı parlıyordu.

“Senden ve Kaspiandan başka kimsem yok da ondan,” dedim hafifçe gülümseyerek.

Elly’nin yüzündeki ifade bir an yumuşadı.Sonra omzuma vurdu.“Drama kraliçesi olmayı bırak artık.”Gülmemek elde değildi.

Çünkü Elly benim çocukluğumdu.
İnsanların benden korkmayı öğrenmediği zamanlardan kalan son parça gibiydi.

“Kaspian nerede?” diye sordum etrafa bakınarak.
“Her zamanki yerde.”Kaşlarımı kaldırdım.“Kavgada mı?”

Elly kahkaha attı.“Elbette kavgada o tam bir serseri.”
Başımı iki yana salladım.
Kaspian sorunları konuşarak çözebilen biri değildi.
O yumruklarıyla düşünen insanlardandı.

Birlikte limanın alt tarafındaki taş yola doğru yürümeye başladık.Uzaktan bağırış sesleri geliyordu bile.

“Elly…”

“Hm?”

Bugün karşılaştığım o yabancıyı düşündüm.
Mavi gözlerini.Korkusuz bakışını.

“Hiç… birini ilk kez gördüğünde tuhaf hissettiğin oldu mu?”

Elly bana sinsice baktı.“Bu soruyu soruyorsan kesin yakışıklıydı.”

Gözlerimi devirdim.“Ciddiyim.”

Elly’nin gülümsemesi hafifçe azaldı.“Nasıl bir tuhaflık?”

Bir an sustum.Sonra denize baktım.
“Sanki onu daha önce tanıyormuşum gibi…” dedim sessizce.“Ama imkânsız olduğunu bile bile.”

Rüzgâr o anda sert esti.Ve nedense içimde bir his fısıldadı:
İmkânsız olan şeyler…kehanetlerin en sevdiği şeydi.
“Nereden tanıyabilirsin ki?” dedi Elly kaşlarını kaldırarak.

Başımı hafifçe iki yana salladım.“Bilmem… saçmaladım galiba.”Sesim düşündüğümden daha yorgun çıkmıştı.
Dalgalara baktım.Karanlık su kıyıya vurup geri çekiliyordu.Sanki deniz bile bir yere ait olmak istemiyordu.

“Hem…” dedim sessizce.“Yakında Arthur’la evleneceğim zaten.”Başkası hakkında düşünmem doğru olmaz.
Bu cümleyi söylerken içimde garip bir boşluk oluştu.
Ne mutluluk vardı ne heyecan.

Sadece boğuluyormuşum gibi hissediyordum.
“Evliliği düşündükce sanki nefes alamıyorum.”

Elly yüzüme baktı.“Niye? Çirkin mi?”

İstemsizce güldüm.“Yoo, aksina oldukça yakışıklı.”
“Benim gibi yeşil gözleri var. Kumral saçl,uzun boylu....
Arthur gerçekten kötü biri değildi.Nazikti.Kibar konuşurdu.Bana hiçbir zaman kaba davranmamıştı.

Ama sorun da buydu zaten.
Onunla ilgili hissettiğim her şey… olması gerektiği gibiydi.
Ve bazen insanın ruhunu öldüren şey nefret değil, hiçbir şey hissedememekti.

“Peki sorun ne o zaman?” diye sordu Elly.

Derin bir nefes verdim.“Biz çocukluğumuzdan beri birbirimizle evlendirilmek için yetiştirildik.”
“Bir aşk gibi değil…” dedim acı bir gülümsemeyle.
“Bir proje gibi.”Bu kelimeyi söylerken bile midem sıkıştı.

Çünkü doğruydu.Ben ve Arthur hiçbir zaman iki insan olmadık.İki krallığın anlaşmasıydık.İki soyun devamıydık.
Doğmadan önce yazılmış bir kaderin kuklalarıydık.

Elly sessizce beni dinledi.“Arthur sana âşık mı bari?” diye sordu sonra.Bir an düşündüm.“Sanırım.”

“Sen?”

Cevap veremedim.Çünkü Arthur’a baktığımda huzur görüyordum.Güven görüyordum.Ama yangın görmüyordum.Az önce karşılaştığım o yabancının gözlerinde hissettiğim şeyi… hiç görmüyordum.

Bu düşünce bile suç gibi hissettirdi.

Başımı eğdim.“Belki sorun bendedir,” dedim sessizce.
“Belki ben sevilmek için yaratıldım ama sevmek için değilim.”

Elly hemen omuzumu tuttu.“Böyle konuşma.”

Gözlerimi ona çevirdim.İçimde yıllardır taşıdığım korku dudaklarımdan döküldü.“Ya bu lanet dokunduğu herkesi mahvediyorsa?”

Rüzgâr sert esti o anda.Deniz karardı.
Ve ilk kez içimdeki korkunun yalnızca kehanetten olmadığını fark ettim.
Ben birini seversem…onu kaybetmekten korkuyordum.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

75okunma 33beğeni 10yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.