8. bölüm · Ay Işığı
8.Bölüm
Merhabaaaaa.
Nasılsınız öncelikleeeee?
Yeni bir bölümle geldiiimmmm.
İyiiiiiiiii okumalaaaarrr.
💖
Çok kötü bir baş ağrısı ile uyandım. Yani uyandımmı bilmiyorum. Gözlerimi zar zor açtım ve hemen tepemde dikilen özlemi farkettim.
"Neler oluyor?"
"Kız bir haftadır uyuyor. İlk kelimesi neler oluyor. Gerçi pekte şaşırmamak lazım. Sanada günaydın aslı."
"Günaydın. Cidden bir haftadır uyuyormuyum?"
"Evet uyuyorsun. İkinizin vücududa çok zayıf düşmüş. Komutan hemen atlattı fakat sen atlatamadın."
Yataktan hafif doğruldum ve gözlerimi etrafta gezdirdim.
"Komutan iyimi?"
"Evet. Hatta görevine bile başladı. Senide bugün taburcu edebilirler."
"Görevine başlamakmı? Delimi bu adam? Yeni bir tehlike atlatmışken göreve başlamakta neyin nesi?"
"Onu bilmiyoruz şekerim ama doktoru tehdit etti ve bir gece nezarethanede kaldı."
Gözlerimi patlattım ve özleme baktım. "Neden yaptı peki?" Nefesimi tutarak özlemin vereceği cevabı beklemeye başladım.
"Ne olacak. Yatmak istemiyormuş. Hastaneden çıktı fakat rapor alması gerekiyordu. Doktor 1 ay vermeyi teklif edince görev başındaki doktoru tehdit etti."
Başımı öne düşürerek ovalamaya başladım. Bu adam ciddi anlamda. Bu adam ciddi anlamda.
"Salak?"
"Ne?"
"Dışından mırıldanıyorsun. Sende ayrı salaksın."
"Offfff."
Kendimi geri yatağa atarken biraz daha gözlerimi kapadım. Açtığımda ise herşey çok hızlı ilerlemişti. Hemen hastaneden çıkış yapmış ve lojmana gelmiştik. Eve geldiğimizde bizi barış karşılamıştı.
"Hoşgeldiniz."
"Hoşbulduk barış. Nasılsın iyimisin biraz daha?"
"İyiyim özlem. Teşekkür ederim ilgin için."
"Ne demek görevim bu benim. Al bir deli daha getirdim sana. Zaten deli deliyi çekmiş. Tencere kapak gibi olmuşsunuz."
Özleme ters bir bakış atarak söylendim.
"O ne demek şimdi?"
"İkinizde delisiniz. Ve birbirinizi bulmuşsunuz."
"Benim ne deliliğimi gördün ya?"
Ben cırladığımda barış ve özlem kulaklarını tıkayarak bir adım geri gitmişlerdi. Barış ellerini bana doğru uzattı.
"Lütfen cırlama çünkü baş ağrım hâlâ devam ediyor."
Hemen ona doğru ilerledim ve elimi anlına koydum.
"Neden acaba iyimisin?"
"Başıma darbe aldım. O yüzden olmalı."
Biz oturma odasına girerken özlemde kapının pervazına yaslanmıştı. Ona döndüm. "Ne bekliyorsun orada otursana." Özlem kapının pervazından ayrıldı ve gülümseyerek bize baktı. "Ben artık gideyim. Köyde yardım etmem gereken kişiler var." Aklıma gelen şeyle ona döndüm. Ve ayağa kalktım. "Benim görevim ne oldu?" Özlem sırıtarak bana doğru geldi bir adım.
"Sen hazır olduğunda başla. Öğrencilerin seni bekliyor çünkü."
Gülümsedim ve doğruldum. Özlem ve barışa döndüm.
"Ben iyiyim. Ve hazırım. Öğrencilerimle tanışmak için can atıyorum."
Barış beni anlımdan geri ittirdi.
"Daha değil öğretmen hanım. Biraz iyileş öyle."
Ona kötü kötü bakışlar atarken aklıma gelen düşüncelerle hınzırca sırıttım. Komutanın karşısına dikilerek kollarımı bağladım. Bu haraketimle kaşlarını çatmıştı.
"Bunu bana doktoru tehdit ederek hastahaneden çıkan komutanmı söylüyor?"
İlk anlamayan gözlerle baktı. Sonra ise anında gözlerini özleme çevirdi. Özlem omuzlarını silkti ve kapıyı kapatıp evden çıktı.
"O söyledi değilmi sana?"
"Şuan kimin söylediğiyle ilgilenmiyoruz sanıyorum komutanım. Yaptığımız haraketlerle ilgilenelim."
"Seni bağlayacak birşey değil. Ben asker adamım. Bağışıklığım yüksek. Ben hasta bile olmam. En son 10 yaşımda falan hasta olmuşumdur."
Kıkırdadım.
"Olurda hasta olursan yediririm ama o lafları sana."
"Kim kime yediriyormuş görüşürüz."
"Sen beni tehditmi ediyorsun komutan?"
Bana doğru yaklaştı. Aramızda çok az bir mesafe vardı.
"Sen nasıl algılarsan öğretmen hanım. Ama ben asker adamım. Amacım bu vatanın evlatlarını korumak."
"Bende öğretmenim. Bu vatanın evlatlarına eğitmekle görevliyim."
"Ne güzel birbirimizi bağdaştıran bir konu daha bulduk desene."
İşaret parmağımı ona doğru kaldırdım.
"Komutan canını yakarım."
"Yakarsın. Ama biz insanları korumakla görevliyiz. Can yakmak için değil."
"Dilin can yakıyor ya yetmezmi?"
"Senin hem dilin hem davranışların yakıyor biz birşey diyormuyuz?"
"Öylemi komutan? Sen bana kurban ol. Benim gibisini çok az bulursun."
"Sana hiç. Kurban falan olamam. Benim istediğim kadının hiçbir özelliği yok sende. Hem sen kız çocuğu gibisin."
Tam ağzımı açacaktım ki çekirdek çitleme sesi duydum. İkimizde kapıya doğru bakarken kapıda bizi izleyen özlem ve alaz vardı.
İkiside ellerinde çekirdek vardı. Omuzlarını pervaza dayamışlar, sanki film izliyormuşlar gibi bizi izliyorlardı.
"Hayırdır? Film mi çeviriyoruz?"
"Vallaha bundan eğlenceli ve heyecanlı film izlemedim ben. Sizce yüzbaşım?"
Hepimiz başımızı alaza çevirdik. Alaz elindeki çekirdeği bitirerek özleme döndü.
"Valla ben bu çifti çok sevdim. Bölüm falan gelirse söyle haberim olsun." Barış araya girerken öne doğru bir adım attı.
"Siktir lan ordan. Hayvan herif. Karşısında komutanı var. Adamdaki rahatlığa bak."
"Komutanım siz dememişmiydiniz biz aile gibiyiz. Ben sizin hem babanız, hem abiniz, hem kardeşiniz olacağım diye."
Parmaklarını anlına götürdü ve ovmaya başladı. Sonrada kısık sesle.
"O söyleyen dilimi sikeyim. O dediğim kelimeleri sikeyim."
Özlemle ikimiz aynı anda "Küfür etme." Diye bağırınca alazda barışta yerinde hafif irkilmişlerdi. Bu sefer ikimizde kahkaha patlatırken gülmekten yerlere yatıyorduk neredeyse. O sırada alaz ve barış "Ne var bunda?" Der gibi bakıyorlardı. Barış beni kolumdan tutup kaldırırken, özlemide alaz tutup kaldırmıştı. Bizim ikimizide koltuğa oturttuklarında ikisi sandalye çektiler ve ters bir biçimde oturdular.
"Hayırdır? Sorgudamıyız?"
Barış burnunu çekerek en sert bakışını attı bana.
"Evet sorgudasınız öğretmen hanım. Aynı zamanda sizde doktor hanım."
İkimizde gözlerimizi kısarken ben barışa yaklaşırken özlemde alaza yaklaşmıştı.
"Ben devlet memuruyum. Öğretmenim. Hiçbir güç beni sorguya çektiremez. Hele ki ortada bir suç yoksa."
Ardından özlem alaza dikti bakışlarını.
"Bende devlet memuruyum. Doktorum. Hiç kimse bana hesap soramaz. Hatalı olmadığım sürece."
İkiside gözlerini kısmış bize bakıyorlarken ikiside aynı anda sesleri yükseldi.
"Biz Türk Silahlı Kuvvetleri."
"Ben Barış Ali Tünemez. Bu vatanı korumak için görevlendirildim. Hiçbir güç bana istediğim müddetçe birşey yaptıramaz. Ve hesap vermem."
Ardından alaz konuşmaya başladı.
"Ben Alaz Enver. Bu vatanı ve evlatlarını korumak için görevlendirildim. Hiçbir güç bana komutanlarım hariç emir veremez. Ve bende neden yaptığımı asla açıklamam."
Özlemle birbirimize baktık. Sanki bu adamlar fazla ciddiydi.
"Şaşırdınız galiba hanımlar."
"Şaşırmak? Yeri geldiğinde sizden daha cesaretli olabileceğimizide es geçmemek lazım komutan."
"Ona ne şüphe."
Alazla özlem sadece birbirlerine bakarlarken barışta bana bakıyordu. Bu bakışma devam ederken birden bire tüm vücudumu kavrayan bir ağrı girdi. Ağzımdan "Ah." Nidası çıkarken hepsinin odağı ben olmuştum. Özlem elimi tutarken arkama yaslandım.
"Ne oldu?"
"Ağrı girdi. Hemde tüm vücuduma."
Barışa döndü ve karşıdaki battaniyeyi işaret etti.
"Barış verebilirmisin?" Hemen barış alıp özleme verirken özlem vücuduma örttü.
"Soğukta çok uzun süre kaldığınız için kemiklerin ağrıyor. Merak etme bu normal. Olabildiğince vücudunu sıcak tutmaya çalış. Birde bol bol yürü."
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim ne demek. Şimdi birde sana sıcak çikolata yapayım."
Barış ve alaza döndü.
"Siz istermisiniz?"
"Yok. Sende yap kendine."
"Tamam."
Özlemin sorusuna barış sesli yanıt verirken alaz kafa sallamakla yetinmişti. Yaklaşık 10 dakika sonunda özlem odaya gelmişti. O 10 dakika boyunca barışında alazında bakışları benden ayrılmamıştı. Özlem elindeki sıcak çikolatayı yavaş yavaş bana içirdikten sonra bir rahatlama geldi ve ayaklarımı uzatarak koltukta yatar konuma geldim.
Bir süre sonra etraf sanki sessizleşti ve ben soyutlandım.
Birkaç fısıltı duyuyordum. Çok yakınımdan konuşuluyordu.
"Ateşi tahmin ettiğimizden dahada yüksek çıktı. Eğer buraya getirmezeydiniz ciddi sonuçlar doğurabilirdi. Şuan iyi. İlaçlar onu biraz uyutur ve dinlendirir. Tekrardan geçmiş olsun."
Kapı kapanma sesi duydum ve hemen ardındanda barışın sesini.
"Yapma be öğretmen. Sadece ufacık bir şeyde böyle oldun. Burda kalırsan eğer dahada kötü olacak. Seni gönderemiyoruz. Sana git de diyemiyoruz. Ama kendini bu tehlikeden kurtar be kızım."
Barışın sesinden sonra tekrar soyutlandım o dünyadan. Barış bana git diyemiyordu. Ama aynı zamanda kal da diyemiyordu. Çünkü ben terörist bir anne ve babanın çocuğuyum. Onlar benim peşimdeyken ne kadar sağlıklı olabilirdim ki?
Ama komutanın yanında kendimi korunmuş olarak hissediyorum. Nedensizce o bana bir zarar gelmesini önleyecek gibi geliyordu. Asker olduğundan kaynaklıydı galiba.
Biraz daha oturduktan sonra özlem ve alaz evden ayrılmışlardı. Alaz çok yorulduğu ve biraz dinlenmesi gerektiğini söylemişti. Özlemde köydeki sağlık ocağında birkaç işi olduğunu söylemişti. Şuan ben koltukta oturuyorken barış mutfağa gitmişti. Biraz zaman sonra elinde tepsiyle bir adet barış belirdi kapının önünde. Tepsiyi bacaklarımın üzerine koydu ilk. Sonra bir sehpa çekmiş ve kucağımdaki tepsiyi alarak onun üzerine koymuştu. Ben onun gözlerine bakarken galiba açıklama ihtiyacı hissetmiş olmalıki karşımda duran sandalyeye oturdu.
"Özlem yaptı çorbayı. İçmek istersin diye düşünmüştüm."
Başımı salladım ve bir yudum su içtim.
"Teşekkürler. sen iyimisin biraz daha?"
Başını salladı ve başıyla çorbayı işaret etti. Kaşığı elime alarak çorbayı içmeye başladım. Barış birkaç defa ekmek atma girişiminde bulunsada ben onu engellemiştim. Çünkü eğer ekmek yersem ciddi anlamda kusabilirdim. Çorbayı bile yarısına kadar içerken tepsiyi alarak sehpanın üzerine koydum. Barışda birşey söylememişti. Biraz sonra sehpanın üzerindeki tepsiyi alarak odadan çıktı.
Yanı başımdaki telefonumu alarak biraz kurcalamaya başladım. Sadece birkaç mağaza bildirimi gelmişti. Telefonumu geri bırakırken ayağa kalktım. Mutfağa girmek için haraketlenirken barışın biri ile konuştuğunu farkettim. Cama doğru baktığı için beni farketmemişti.
"Evet komutanım şuanda içerde dinleniyor."
"..."
"Herhangi bir şeyi yok komutanım. Bende iyiyim. Merak etmeyin."
"..."
"Emredersiniz komutanım."
Telefonu kapattıktan sonra arkasını dönmüş ve beni görmüştü. Telefonu kenara bırakırken tezgaha ilerledi ve bulaşıkları yıkamaya başladı. Bir süre sessizce işinin bitmesini bekledim. İşi bittiğinde bir adım öne geldim.
"Biraz dolaşmak için çıkabilirmiyiz?"
Aklıma işinin olabileceği geldiğinde hemen ekledim.
"Tabii işin yoksa."
Başını sallayarak onaylayınca bende giyinmek için odama ilerledim. Bir sweat ve eşofman çıkarırken hemen üzerime geçirdim. Askıda duran montumuda elime aldım. Kapıya çıkarken barışın çoktan beni beklediğini farkettim. Dikkatlice üzerime montumu giydim. Barışla beraber kapıdan çıkarak ayakkabılarımızı giydik. Ellerimi cebime koyarak merdivenlerden indim.
Lojmandan çıkarak yürümeye başladık. İkimizde yan yana yürürken birbirimize bakmıyorduk. İkimizin elleride cebindeydi ve sessizdik. Hafif çiseleyen karla beraber yürümek çok iyi hissettirmisti. Yüzümü kaldırdım ve gözlerimi kapattım. Bu his çok güzeldi.
O sırada barışın telefonu çalmaya başladı. Barış cebinden telefonunu çıkarırken kimin aradığını görmüştüm.
Doktor Özlem.
Hemen kulağına götürdü.
"Buyrun doktor hanım."
"..."
"Aslıyla biraz yürüyüş yapmak için çıkmıştık ne olduki?"
"..."
"Tamam yarım saate döneriz. Alazda gelecekmi?"
"..."
"Tamam doktor hanım. Sizi bekliyor olacağız."
Telefonu kapatırken meraklı gözlerle ona döndüm.
"Ne oldu?"
"Bize geliyorlarmış yarım saate. Şuradaki marketten bir şeyler alalımda dönelim eve."
Başımı sallayarak ilerideki markete ilerledik. Markete girdiğimizde barış bana istediğimi almamı söylemişti. Aklıma gelen şeyle barışa döndüm.
"Barış."
"Efendim aslı?"
"Birkaç malzeme alabilirmiyim?"
Sonuçta onun parasıydı ve istediğimi alamazdım. Sormam gerekiyordu.
"Neden soruyorsun? Gerekli olanları al işte."
"Bu gerekli olan bir şey değil ama."
"Ne alacaksın?"
"Sıcak çikolata."
"E şurda vardı al gitte."
Pakette olan sıcak çikolataları gösterirken. Beni dinlemedi ve reyonun önüne giderek bana uzattı.
"Bunlar değilmi?"
"Hayır. Ben kendim yapacağım sana doğal."
"Allah Allah. Onun doğalıdamı oluyormuş?"
"Evet. Malzeme alabilirmiyim?"
"Al bakalım."
Gerekli olan malzemeleri almıştım. Kakao, süt, bal, birazda sütlü çikolata. Ben bunları alırken barış beni dikkatle izlemişti. Kasaya gidip aldıklarımızı kağıt torbaya koyduk. Birini ben alırken diğer iksinide barış almıştı. Benim alabileceğimi teklif ettiğimde "Ben asker adamım kızım. İki torba taşımak zor gelmez yani." Kendini her fırsatta övmesine sinir olsamda arada haklılık payının olduğunu biliyordum.
Eve vardığımızda mutfağa geçmiştik direkt. İlk olarak çay suyu koymuş ve yanına ikramlıkları hazırlamıştım. Hazırlamış derken kendim yapmadım. (Zaten çoğu şeyi bildiğim söylenemez.) Marketten aldıklarımızı tabaklara yerleştirdim sadece. Misafir odasında olan masa aklıma geldiğinde barısın yanına ilerledim. Ayaklarını koltuğa uzatmış telefonuyla ilgileniyordu.
Vücudunun çok yorgun olduğuna emindim. Çünkü ben bile çok büyük yaralar almamama rağmen uyuduysam o hiç uyumamış direkt hastaneden çıkıp göreve gitmişti. Barışın korkacağını sanarak kapıyı tıklattım.
"Girebilirmiyim?"
Beni farkedince hemen toparlandı ve üzerine bir bakış attı. Ardından gülümsiyerek bana baktı.
"Tabii. Ne oldu?"
"Hiç bozma rahatını lütfen. Hani misafir odasındaki küçük masa varya. Onu buraya alabilirmiyiz diye soracaktım."
"Tabii. Ben getiririm."
"İkimiz tutsak daha sağlıklı olur sanki."
Biraz itiraz etsede zorla kabul ettirtmiş ve masayı içeriye beraber taşımıştık. Bir zaman sonra özlem ve alaz gelirken onları hemen içeriye davet etmiştim. Biraz muhabbetin ardından çayları ve ikramlıkları getirmiştim. İkramlıkları getirmemle beraber sohbet iyice koyulaşmış ve gece yarısını bulmuştu.
"Şöyle salep içmeye falanmı çıksak komutanım?"
"Geç oldu. Bu saatte hem açık bir yer yoktur. Hemde riskli."
Özleminde alazında heycanları içlerinde kalırken ayaklandım.
"Belki salep olmaz ama sıcak çikolata isterseniz hemen yapabilirim. Hemde ev yapımı."
Hepsi kafasını sallarken bizde özlemle mutfağa geçtik. Tam malzemeleri çıkarmıştımki barış ve alaz mutfak kapısında belirdiler.
"Siz otursaydınız."
"Nasıl yapacağını merak ettik. O yüzden."
"Tamam o zaman."
Malzemelerin hazır olduğunu anladığım an besmele çektim ve sesli bir şekilde anlatarak yapmaya başladım.
"Şimdi ilk biraz çikolatayı eritiyoruz. Sonra kaç kişilik yapacaksak eğer o kadar fincan süt ekliyoruz. Bir 4 fincan süt ekliyoruz."
Sütü cezveye ekleyip ocağa koydum. Sonrasında sesli anlatarak kakaoyu 2 tatlı kaşığı attım. Birazda bal sıktıktan sonra erittiğim çikolatalrı içine atarak karıştırdım.
Hepsi şaşkınlıkla bana bakarken bende güzelce fincanlara koyup içeriye götürmüştüm. Hepsi tadına bakarken çok beğenmişlerdi.
"Aslında bunun bir hikayesi var."
Hepsi bana baktı ve barış bir yudum aldıktan sonra bana baktı. "Nedir hikayesi?" Bende bir yudum alırken ne kadar güzel olduğunu söylemişlerdi. Bir yudum daha aldıktan sonra fincanı sehpanın üzerine koydum ve arkama yaslandım. Konuşacağım şeyleri kafamda tarttıktan sonra derin bir nefes alarak başladım...
💘
Ya barışım çok sempatik değilmiiii?
Aşk böceğim o benim yaaaa.
Bir sonraki bölüm hikayeyi anlatacağım.
Ve bu hikayenin ufak bir kısmı yaşadığım bir anı.
Neyse çok konuştum.
Fikirlerinizi belirtip oy verin lütfeenn.
Sizi seviyorum 💘
