5. bölüm · Ay Işığı
5.Bölüm
Merhabbaaa.
Nasılsınızzz.
Umarım iyisinizdiiirr. Ben iyi olmaya çalışıyorum. Çünkü acı çekerken atıyorum bu bölümüüüü.
Bu satıra istediğiniz emojiyi koyun bakalımmmm.
İyi okumalaar dileerr bu kıvırcık yazaaarr.
💖
ASLI DİANA ÇELİK'TEN DEVAM:
Sabah uyandığımda kendimi yorgun hissediyordum. Ama bir o kadarda enerjiktim.
Evdeki sesleri dinledim fakat herhangi bir ses olmadığını farkettim. Yataktan kalkıp işlerimi hallettikten sonra odamdan çıktım. Tek tek odaları gezdim fakat komutanı bulamadım.
İşi vardır diye düşündüm. Sonuçta tek benimle uğraşmıyordu. Bütün ülkeyi, ülkenin insanlarını korumak için uğraşıyorlardı. Rahat yaşamamızın nedenlerinden bir taneside tam olarak buydu.
Onlar bizim için aç, susuz, uykusuz kalıyorlardı. Sırf bize bir zarar gelmesin, biz güvende olalım, sağlıklı yaşayalım diye.
Fakat birkaç ayaklanmadan dolayı malesef ki herkes birbirine düşüyordu.
Telefonum çalarken birden bire sıçradım. Çünkü düşüncelere dalmıştım ve birden çalınca irkilmiştim.
Arayan kişiye baktığımda komutan olduğunu gördüm.
"Efendim."
"Uyandınmı aslı?"
"Yok ben aslı değil. O uyuyor. Sonra arar sizi."
Nefes verdi ve öfkeli sesini duydum.
"Aslı dalga geçmenin zamanı değil. Öğretmenlik yapacağın köye gidip gözlem yapacağız. Orada bir okul varmış fakat tadilat edilmesi gerekiyormuş. Ne lazım olduğuna falan bakar alırız. Sende hem ne alman gerektiğine bakarsın."
"Çok iyi olur. Ben hazırlanıyor."
"Hazırlanıyorum."
Diye düzeltti beni.
"Hazırlanıyor."
"Bu Türkçe derslerine biraz daha ağırlık vermemiz lazım yoksa ciddi anlamda yanlış anlaşılıyor."
"Tamam yapar. Ben hazırlanıyor."
"Tamam almaya geleceğim. 10 dakikaya."
"Tamam."
Hemen koşarken üzerime siyah bir tayt, üzerimede bir gri sweat geçirmiştim. Onun üzerinede şişme yeleğimi giyerken saçımıda topuz yapmıştım. Hemen kahve yaparak kahvemi içtim.
Tam kahve fincanımı bulaşık makinesine koymuştum ki zil çaldı.
"Yess. Tam ayarlama."
Komutan çok sinirli göründüğü için hiç ona bulaşmadan yavaşça spor ayakkabılarımı giydim ve merdivenlerden indim. Komutanda arkamdan gelirken arabaya binmişti. Bende hemen onun arkasından binerken araba ilerlemeye başlamıştı.
Bu dönemin pop müziklerinden olan bir müzik açtım.
Hele bi elini elime al
Yüzünü güldürür bu aşk
Hele bi kalemi eline al
Neler yazdırır bu aşk
Neler yazdırır bu aşk.
Doğru. Hemde o kadar çok doğru ki.
Size bir şey söyleyeyim mi ? Evde oturuyorsunuz ve canınız sıkılıyor. Oyalanacak birşeyler arıyorsunuz fakat bulamıyorsanız bir şeyleri araştırın ve elinize kaleminizi alın.
Mesela aşkı araştırın. Aşk ne demek ? Sonrasında o bilgileri kalemi eline alarak dökmeye başlayın.
Buradaki kalemi eline al cümlesini biliyorum. Burada şöyle bir anlam vardı: İki kişi arasındaki aşk, sevgi, tutkuyu nasıl anlatabilirsin ? Ben kolay kolay anlatamam mesela. Ama şöyle yapabilirsiniz. İçinden ne geçiyorsa yaz. Karşındaki içinden ne geçtiğini okusun. Anlamlı değildir, asla anlam yoktur fakat orada sen içini ona açmışsındır. Hani derler ya
"İçime sokmak istiyorum. O kadar çok seviyorum ki onu." Derler değilmi? Aslında buda bir nevi içine sokmak değilmi? Sen içini ona açıyorsun ve o seni anlıyor biliyor.
Bir yazı okumuştum geçenlerde "Birine kitabımı verirken ona kendimi veriyormuş gibi hissederim. Kitapta altını çizdiğim kelimeleri hissettiğim duyguları o da bilir ve beni tanır." Kimisi aşk der, kimisi dünya der, kimisi islam der, kimisi eğtim der, kimisi yalan dolan der. Ama herkes istediğini der. Senin kendini bulman önemlidir. Ve tabii burda önemli bir şeyde şudur ki karşındakinin seni anlaması, arkanda bir dağ gibi durması, düştüğünde seni ilk kaldırması demektir. Ama herkes bu yapmaz. Yapanlarda az birşey zaten.
O sırada korna sesinin gelmesi ile daldığım yerden doğruldum. Ve camı araladım biraz. Soğuk rüzgar yüzümü yalayıp arabanın içerisine yayılırken yüzümde tebessüm belirdi. Yüzüme değen rüzgarı çok seviyordum.
Adamın birisi bize korna çalarken camdan çıktı komutan.
"Ne var kardeşim sabahtan beri basıyorsun kornaya. Geç işte."
Sonra kafasını içeriye soktu ve mırıldandı.
"Sakin ol barış. Sakin ol. Sen Türk Silahlı Kuvvetlerinde askersin. Senin sivile bağırman hoş olmaz. Sakin ol ve düzgün bir dille uyar."
Tekrar camdan dışarıya kafasını çıkardı.
"Size deminki davranışımdan dolayı özür diliyorum. Ama lütfen hızlı olurmusunuz ? Benim acelem var."
Adam hâlâ bağırmaya devam ederken emniyet kemerimi çıkartıp arabadan indim. Barışta inerken ondan silahını alıp adamın yanına ilerledim. Silahı adama doğrulttum.
"Sıkıyosa o kornaya bidaha bas. Hadi bir daha bağır. Hadi bağırsana."
Komutan arkamda silahı almaya çalışıyordu.
"Nezaket öğren. Karşındaki bir Türk askeri ve senin yaşamanın sebebi. Gerizekalı. Sen sıcacık evinde otururken o seni korumak için dağda donuyor be. Sen ufacık iş yapıp yorulurken onlar günlerde yürüyüp, aç kalıp, uyumuyorlar. Yemin ederim seni vururum. Bu saatten sonra bütün insanlara gerekirse yukarıdaki kargaya bile saygı duyacaksın."
Adam bana patlamış gözlerle bakıyorken polislerin geldiğini farkettim.
"ANLADINMI?"
Kafasını sallayınca silahı komutanın beline geri taktım.
"Anladığım kadarıyla ifade için gideceğim."
"Evet. Ve sen sinirlenince Türkçeyi çok güzel konuşuyorsun."
"Farketmemiş ben."
Polisler bana yaklaşırken komutan benim yanıma geldi. Polisler tam karşımızda dururken komutan cebindeki rozetini çıkardı.
"Binbaşı Barış Ali Tünemez."
Polis başıyla selam verdi. Ve bana döndü.
"Siz?"
"Öğretmen Aslı Diana Çelik."
Komutan benim yerime konuşurken polis komutana anlamaz şekilde baktı.
"Neden kendisi söylemiyor komutanım?"
"Olayları emniyette anlatalım. Siz hangisine gideceğimizi söyleyin sizi takip edelim."
Polis memuru bize gideceğimiz yeri söyledikten sonra arabaya binmiş ve emniyete gitmiştik. Beni malesef nezarethaneye atarlarken komutanda eminim beni savunuyordur diye düşünüyordum.
BARIŞ ALİ TÜNEMEZ'DEN:
"Ya sen hatalısın. Öğretmen hanımda sinirlerine hakim olamayıp benim silahımı aldı. Yaraladımı seni kardeşim? Öldünmü veya?"
"Umrumda değil komserim şikayetçiyim."
Dizlerimde olan ellerimi sıktım. Sakin olacaktım. Sakin. Zaten günüm az sinirli geçmiş gibi birde bunlara uğraşıyorum ya.
"Komutanım bu durumda yapabileceğimiz bir işlem yok. Biraz içeride misafir edeceğiz öğretmen hanımı."
"Tamam komserim. Kolay gelsin size."
Dışarıya çıkarken adamı beklemeye başladım. Adam arabasına bindikten sonra bende arabama binerek adamı takip etmeye başladım. Issız biryere arabayı sürerken hemen önüne kırıp arabayı durdurttum. Bu sefer silahımı çıkararak adama doğrulttum.
"İn lan aşağıya."
Adam indi ve ellerini kaldırdı havaya. Ensesinden tutup arabanın kaputuna yapıştırdım.
"Şimdi. Birazdan gidiyorsun ve şikayeti geri alıyorsun. Anladınmı beni?"
"Cık."
Kafasını kaldırıp kaputa sert bir şekilde vurdum.
"O kız içeride kalmayacak. Şikayetini geri alıyosun anladınmı beni?"
"Cık."
Kaputtan kaldırdım ve olabildiğince geri gelmesini sağladım.
"SANA SEÇENEK SUNDUMMU LAN BEN? HE SANA SEÇENEK SUNDUMMU? GİDİYORSUN VE ŞİKAYETİNİ AL. TAMAMMI?"
"Tamam be adam bırak beni."
Adamı bırakırken arabama doğru yürüdüm. Ama içimdeki siniri atamadığım için geri dönüp yüzüne yumruk attım.
"TÜRK ASKERİNEDE BUNU YAPTIRTMAYIN AMINA KOYAYIM YA."
Arabaya binerken adamla birlikte emniyete gittik. Adam içeriye girerken bende bahçede beklemeye başladım. Çünkü birazdan aslı gelecekti ve eve gidecektik.
Biraz sonra 4 polis memuru yanıma geldi.
"Binbaşı Barış Ali Tünemez?"
"Evet benim?"
"Hakkınızda şikayet var."
Hassiktir. Beni de şikayet etmişti bu adam. Beni kolumdan tutarlarken nezarethaneye sokmuşlardı. Aslının yanındakine hemde.
Aslı bana anlamaz gözlerle bakarken bende ona baktım.
"Hayırdır aşıkmı oldun?"
"Sen neden girdi buraya?"
"Birşeyler oldu."
"Ne oldu?"
"Adamı dövdüm şikayeti alsın diye ama bendende şikayetçi olmuş."
Gözlerini patlattı ve bana vurmaya çalıştı.
"Sen delimisin? Sen salak. Sen manyak."
"He gülüm hepsinden var bende. Hangisinden istersin."
Kafamı duvara yasladım. Gözlerimi açarken kaç saattir burda olduğumuzu bilmiyordum ama gündüz olmuştu. Yan tarafa baktığımda aslının uyuyakaldığını farkettim.
Kimse bizi farketmemişmiydi acaba? Ayaklanarak birkaç esneme haraketi yaptım. Sonra parmaklıklara dayandım.
"Bakarmısınız buraya?"
Diye bağırırken polis gelmiş bana bakmıştı.
"Günaydın komutanım."
"Günaydın. Bizi almaya gelen kimse olmadımı?"
"Adam şikayetini aldı fakat albay içeride kalsınlarda az akılları başlarına gelsin dedi. Çıkarabiliriz şimdi."
Anahtarı çıkararak kapıyı açtı. Aslının kapısını açarken hemen yanına gidip kucağıma aldım. Vücudu buz gibi olduğunu farkettim.
"Neden sevmedin beni baba?"
Ne alaka diye düşündüm ve yüzüne baktım. Terlemişti. Dizimle destek vererek anlına baktım. Ateşi vardı hemde çok fazla.
"Burada bakabilecek birisi varmı?"
"Malesef doktor bey izinde ama dışarıda ambulans var isterseniz."
"Olur. Çok ateşi var."
Hemen onu kucaklayarak çıktım oradan. Herkes kucağımdaki aslı ve bana bakarlarken umursamadan çıkışa koştum. Hemen ambulansın kapısı açılırken aslıyı sedyeye yatırdım.
"Nesi var?"
"Bilmiyorum. Çok yüksek derecede ateş var. Sayıklıyorda aynı zamanda."
"Ölçelim hemen."
Ateşini ölçerlerken aslı elimi tuttu ve acayip sıktı.
"Beni neden sevmedin anne, neden saçımı okşamadınız anne, baba"
Dediklerini anlarken ona baktım. Hemen baş ucuna giderek saçlarına dokundum. Saçlarını sevdim ve anlının üzerine dudaklarımı koydum.
"Onlar senin annen baban olmaya layık değiller. Onlar okşamadılar. Onlar senin canını yaktılar ama ben hayatına girdim ve artık onlar sana dokunamıyacaklar."
"Nikoj ne može da me zaštiti od niv. Oti pak ḱe dojdat da me tepaat. pak ḱe me prodada."
(Beni kimse koruyamaz onlardan. Çünkü onlar yine beni dövmeye gelecekler. Onlar beni yine satacaklar.)
Hemşire çekilmem gerektiğini söylediğinde geri çekildim. Damar yolu açıp serum verirlerken başında durdum aslının.
Hastaneye geldiğimizdede hemen acile almışlardı. Aslı biraz daha sakinleşirken ateşide yavaş yavaş düşmeye başlamıştı. Birkaç saatin sonunda aslı uyanırken doktorlar başına gelmişlerdi.
"Aslı hanım kendinizi nasıl hissediyorsunuz?"
"Ben nerede? Komutan nerede?"
Hemen elini tuttum.
"Burdayım korkma."
Doktor boğazını temizleyerek aslıya döndü.
"Aslı hanım size birkaç soru sorabilirmiyim?"
Kafasını sallamakla yetindi. Hem hastalığının hem de ilaçların etkisiyle çok fazla uykusu gelmiş olmalıydı.
"Burası neresi?"
"Türkiye."
"Peki kaç yaşındasınız?"
"26 yaşındayım."
"Komutanın ismini hatırlıyormusunuz?"
"Binbaşı Barış Ali Tünemez."
Bana döndü ve gülümsedi.
"Çok yüksek ateşte malesef ki hafıza kaybı yaşanabiliyor. O yüzden aslı hanımı denedim fakat böyle bir şey yok. Yani taburcu olabilirsiniz geçmiş olsun."
"Sağolun doktor bey."
"Asıl siz sağolun kendi canlarınızı bizim için hiçe sayıyor ve bizi yaşatıyorsunuz."
"Sizi yaşatmak benim görevim doktor bey."
"Sizi yaşatmak benim görevim binbaşı."
İkimizde gülümserken doktor odadan çıkmıştı. İkimizde hayat kurtarıyorduk değilmi? Biz onları o alçakların ellerinden kurtarıyorduk. Onlarda bizi tedavi ediyorlardı.
Aslında doktorlarında hakkı yenilmezdi. Sonuçta biryerin ağrısa veya acısa anında onların yanında alıyordunuz soluğu. Bizdende yardım istediğiniz gibi. Onlara ne olduğunu söylüyordunuz ve onlarda sizi tedavi ediyordu. Bizim tedavi yöntemimiz yoktu fakat sizin için üzerinize kendi bedenlerimizi sarıyor ve sizi korumaya çalışıyorduk.
Hepimiz bu alanda can veriyorduk. Bazılarımız unutuluyor, bazılarımız heryerde yaşatılıyordu.
Aslının haraketlenmesi ile bende yardım ettim ve yataktan inmesine yardımcı oldum. Beraber çıkışı yaparken arabaya binmiş ve lojmana gelmiştik. Aslı direkt odasına gidip yatarken bende hemen yüzbaşı'yı aradım.
"Emredin komutanım."
"Nasılsın yüzbaşım?"
"İyiyim komutanım siz nasılsınız?"
"İyiyim bende. Tanıdığın bir kadın varmı?"
"Ne için komutanım?"
"Hani köy okulu vardı ya. Aslı hanımın yerleştiği okul. Orası yaklaşık 30 senedir kullanılmıyormuş. Çok eksik vardır ama biz geri kafalıyız anlamayız böyle şeyleri yani kadınlar düşünürler yanımızda birinin gelmesi mantıklı olur diye söyledim."
"Var komutanım. Benim kız kardeşimin arkadaşı var. Hemde iç mimarlık okuyor. Ona haber veririm. Hemenmi çıkacağız?"
"Olur. Ama ne zaman müsaitse o zaman çıkalım. İşlerindende alıkoymayalım."
"Emredersiniz komutanım."
Telefonu kapattıktan sonra salona giderek koltuğa uzandım. Vücudum şuanda bayram ediyordu. Çünkü birkaç gündür yine doğru düzgün yatak yüzü görmüyordum. Biraz dalar gibi olurken çok şiddetli şekilde ağlama sesleri duyunca koşarak aslının odasına ilerledim. Aslı yatağında oturmuş ağlıyordu.
"Aslı."
"Komandant."
(Komutan.)
"Burdayım korkma."
Hemen bana atılıp sarılırken bende ona sarıldım.
"Ne oluyor Aslı dünden beri? Kabusmu görüyorsun?"
"Ben şey."
"Sen ney?"
"Anne ve babanın beni almaya geldiklerini görüyor. Seni vurup alıyor beni. Ben seni çok kaldırmaya çalıştı ama sen uyanmadı. Ben çok korktu. Ben çok korktu. Beni onlara verme olur?"
"Seni onlara vermeyeceğim korkma."
Derin bir nefes verirken bana yine sıkı şekilde sarıldı. Birkaç dakika boyunca omzumda ağladıktan sonra sakinleşmiş olmalı ki geri çekildi.
"Teşekür eder."
"Teşekkür ederim."
"Teşekkür ederim."
"Rica ederim peri kızı."
Tekrar yatağa yatarken güzelce üzerini örttüm ve odadan sessizce çıktım. Odanın kapısını aralık bırakırken salona ilerledim. Telefonumun ekranını açtığımda yüzbaşından mesaj geldiğini farkettim.
Gönderen: Yüzbaşı Alaz Enver (BİTMEZ):
Komutanım kız bugün müsait olmadığını söyledi. Aynı zamanda 2 gün boyuncada müsait değilmiş. Ne yapmamı istersiniz?
Siz:
Aslı hanım hasta olduğu için demiştim. Ama Aslı hanım 2 güne toparlar o zaman gidebiliriz. Teşekkür ettiğimi ilet ve yarın içtima yaptır. En ağırından.
Gönderen: Yüzbaşı Alaz Enver (BİTMEZ):
Emredersiniz komutanım. Biraz kaslarımız gevşemişti zaten sıkılaştırmamız iyi olur :)
Yüzbaşına görüldü atıp sohbetten çıktım. Telefonu yanıma koyarken gözlerim kapıya doğru kaydı. Herhangi bir ses olduğunda duyabileceğime kanaat getirdim ve gözlerimo kapadım. Bir saat uyusam bile uykumu alabilirdim...
💖
Bölüm sonuuuu.
Bölüm nasıldı peri kızlarımmm ?
Neyse neyse.
Sanki barışımız biraz romantik gibi.
Veya ormantikmi demeliydim???
Neyseee ilerleyen zamanlarda göreceğiz zaten. Belkide göremeyeceğiz orası kesin değill...
Oy vermeyi ve yorum yapmayı kesinlikle unutmayınnn.
Görüşürüzz.
