10. bölüm · Ay Işığı

10.Bölüm

İlayda

Merhabaalaarrr.

Nasılsınızzzz¿?

Öncelikle geçen hafta bölüm gelmedi. Nedeni ise, benim sınav haftamın olması ve bölüm yazamamam oldu. Çok şükür ki bugün itibariyle bitirdim ve birinci kitabım olan Kendimize Bir Şans'ı düzenleyeceğim. (Yaklaşık 15 veya 20 bölüm düzenleyip atmayı düşünüyorum) haydi hayırlısı.

Bu arada kandilimizi en içten dileklerimle kutluyorummmmmmmm.

İyi okumalaaarrr.

💗

Sabah bir adet horlama sesiyle uyanmıştım. Pardon bir adet değil birkaç adet. Bir an korktum ve gitmek istemedim. Çünkü birileri beni almaya gelmiş olabilirlerdi. Hemen terliklerimi giydim ve elime komidinin üzerindeki makası alarak kapıyı sakince açtım. Sesin kaynağı birçok yerden geliyorken ilk olarak oturma odasına ilerledim. Elimdeki makası dahada sıkı tutarken kapıdan kafamı uzattım ve hemen gözlerimi kapattım. İçeride yaklaşık birkaç tane adam üzerlerinde birşey olmadan yatıyorlardı. O an ensemde soğuk bir metal hissettim. Ve kalın bir kadın sesi.

"Kimsin sen?" Soğuk metal enseme baskı yaparken makas yere düştü ve gürültülü bir ses çıkardı. Bunu duyan herkes ayaklanıp silahlarını bana doğrulturlarken barışta odadan elinde silahla çıkmıştı. Galiba bu kadar silaha alışık olmadığım için en son gözlerimin karadığını hissettim...

Aslı Baygınken Yaşananlar :

"Oğlum siz salakmısınız?" Barış odanın içerisinde volta atıyoren gözlerinden ateş, kulaklarından lav fışkırıyordu. "Kıza ters bir haraket yapmayın dedim. Kız benim evde dedim. Sizde kalktınız silah doğrulttunuz kıza." Barış çok sinirliyken tüm tim barışın karşısına oturmuş sanki küçük bir çocukmuş gibi başları önlerinde azarlarını dinliyorlardı.

"Şimdi ne diyeceğim ben komutana? Komutanım kusura bakmayın benim çok akıllı!! Timim Aslıya silah doğrulttular kızda korkup bayıldımı diyeceğim lan!"

Bütün tim kuzu gibi otururlarken barışın ne kadar bağırsada ne kadar azarlasada içindeki siniri geçmeyecekti. Sonra Aslının odasından bir ses duyuldu. Kapı açılma sesi. Barış merakla gözlerini oraya çevirdi. Aslı tam karşısında duruyordu.

"Aslı? İyimisin? Neden kalktın?" Ard arda sorduğu sorularla Aslı gözünü devirmişti. "Ne oldu bana komutan?" Dedi aslı. Barış timine ölümcül bakışlar attıktan sonra aslı'ya döndü. "Birşey olmadı sadece ufak bayılma." Dedi barış. Tim ise sesini çıkarmadan ne olacağını izliyordu.

ASLI'DAN DEVAM:

Uyanmak çok kötü bir şeydi. Veya histi. Kimine göre uyanmak bir kurtuluş yoluyken, kimine göre ölüm kalım meselesiydi. Eğer nasıl derseniz size şöyle açıklayabilirim.

Bir kişi uykuya daldığında eğer bu dünyada sevdikleri varsa bu dünyaya dönmeye çalışırdı. Fakat bu dünyada zulüm görüyorsa ve sevdikleri yoksa bu dünyaya hayatta gözlerini açmak istemezdi. Çünkü neden açsınki? Hâyal dünyası gerçek hayattan daha iyiydi. Mesela bir fakirin zengin olduğunu görmesi gibi veya bir zengininde mutlu olduğunu görmesi gibiydi.

Şuan Barışla ikimiz karşı karşıya oturuyorduk. Bütün tim gitmişti ve bizde tekli koltuklarda çay içiyorduk. Ardından aklıma gelen şeyle doğruldum. "Çocuklarım vardı benim." Barış gözlerini börtletirken ağzındaki çayıda püskürtmüştü. Ona anlamayan gözlerle bakarken o boğazını temizledi ve bana döndü. "Ne dedin sen?" Diye sordu. Bende anlamayan şekilde "Çocuklarım vardı benim dedim." Barış dahada kaşlarını çattı. "Ne demek çocuklarım vardı. Kızım sen evli değilsin ki?" Dedi. O an yanlış anlaşıldığını farkettiğimde kahkahayı basmıştım. Şuanda anlamayan şekilde bakan barıştı. "Ne gülüyorsun?" Dedi. Ben ise zar zor gülmemi durdurabilmiş ve doğrulmuştum. "Okuldaki yani köydeki öğrencilerimi kastetmiştim. Ama sen çok yanlış anladın olayı." Dedim. Barış ise Allah'ım sen bana sabır ver. Ne günah işledimde bütün delileri başıma verdin ya rab. Diye odadan çıkarken bende gülmüştüm arkasından.

Sonra ise sorumu cevaplamadığını farkettiğimde çay bardağımı elime alarak tam mutfağa ilerliyordum ki karşıma birden bire Barış çıktı. Çarpışacağımızdan dolayı ben çay bardağını fırlatırken Barışın üzerine düşmüştüm. Barışta bunu beklemiyor olacaktıki oda düşmüştü.

Şuanki pozisyonunuz nasılmı dersiniz?

Ben Barışın göğsünün tam üzerindeydim. Dudaklarımız arasında milimler vardı ve nefeslerimiz birbirine karışıyordu. Ben olayın şokundayken Barış boğazını temizleyince gerçekliğe dönüş yaptım. Hemen ayağa kalkarken üzerimi başımı düzelttim. Ardımdan barış kalkmıştı. "Ben özür dilerim. Seni farketmeden birden giriş yaptım." Dedim kendimi savunmaya çalışarak. Barışta ensesini kaşıdı ve bana baktı. "Benimde boşluğuma geldi galiba. Kiloluk adamlar atlıyor üzerimede bir şey olmuyor fakat sen gelince birden dengemi kaybettim." Derken oda çok mahcuptu. İkimizde sonunda ayrılırken ona baktım. "Soruma cevap vermedin." Dedim oda anlamayan gözlerle bana baktı. "Ne sorusuna cevap vermedim?" Derken bile anlamamıştı. "Hani dedim ya çocuklarım vardı benim diye. Okulda beni bekliyorlardır." Diye endişeyle konuştuğumda Barış elini omzuma koydu ve sıvazladı. "Bugünlük tatil. Yarından itibaren okul devam ediyor." Hafif kıkırdarken düwşüncelerimide onunla paylaşmış oldum. "Çocuklar tatile alışacaklar sonrada okula gelmek istemeyecekler." Dedim gülerek. Barış ise ciddi bir ton ve ifadeyle "Okuyacak ve adam olacak onlar. Kimsenin bilmediğini bilecek, kimsenin okumadığını okuyacaklar onlar. Ben bundan eminim." Dediğinde bende ciddi bir ifadeye büründüm. "Bende eminim." Dedim.

Barış yanımdan sıyrılıp giderken odasına girdi ve kapısını kapattı. Bende mutfağa girdim ve canım suffle istediği için suffle yapmaya karar verdim. Gerekli malzemeleri çıkarırken ilk olarak şeker ve yumurtayı çırptım. Ardından vanalin ve kabartma tozunu eklemiş ve çırpmaya devam etmiştim. En son ise un ve kakao'yu ekleyerek çırpmaya devam etmiştim. Kek harcım hazırdı. Fakat bir eksiğimiz vardı. O çamurdan yapılan tabaklarda olması gerekiyordu. Ellerim ıslak bir şekilde barışın odasının kapısına ilerledim ve tıklattım. Bir süre bekledim fakat cevap gelmeyince odaya girdim. Odada olmadığına kanaat getirdikten sonra tam arkamı döndüm çıkacaktım ki bir adet barışa tosladım.

Üzeri çıplak ve saçlarından sular akıyordu. Aynı zamanda sadece bir havluyla duruyordu. Hemen ellerimi gözlerime kapatırken arkamı dönmüştüm. O sırada arkamdan sabır dilenir bir ses duyulmuştu. "Noldu göçmen kızı?" Dedi fakat ben yerimde kımıldayamadım bile. Birkaç hışırtı sesi gelince giyinmeye başladığını anladım. "Gözlerini açıp benimle iletişim kurabilirsin göçmen kızı." Gözlerimi açmış ve arkama döndüğümde barışın altını giymiş olduğunu farkettim. "Ben çamurdan yapılmış kaseleri soracaktım." Barış kaşlarını çattı. "Ne çamuru, kasesi? Göçmen kızı kafan yerindemi senin?" Barışı es geçerek mutfağa gittim ve bilgisayardan açtığım tarifteki tabakları gösterdim.

"Kızım niye deminden beri güveç kasesi demiyorsun?" Kaşlarımı çattım ve ellerimi belimin iki yanına koydum. "İsmini bilsem zaten söyleyecek. Bilmediğim için sana sordum salak komutan." Barış anında gözleri patlattı ve bana baktı. "Ne dedin sen?" Dedi. Bende başımı kaldırarak. "Salak komutan dedim." Barış anında harakete geçerken bende kaçmaya başladım. Evin içerisinde ben kaçıyorken barış beni yakalamaya çalışıyordu. Uzun süren konuşmanın sonunda barış alnını kapıya vurmuştu ve alnı yaralanmıştı.

Korkuyla yanına koşarken oda elindeki kana bakıyordu. "Komutan iyimisin?" Dedim fakat cevap vermedi. "Komutan korkuyor ben. Cevap ver bana." Dediğim andada komutan yere düşmüştü. Gözleri baygınken alnından kanlar akıyordu. Çok korkmuştum ama soğuk kanlı olmam gerektiğini bildiğim için barışın telefonunu aramıştım. Buluncada zaten komutanın aradığını farketmiştim. Hemen kulağıma dayadım.

"Alo. Ben Aslı. Aslı Diana Çelik. Komutan barış. Yerde yatıyor." Hemen sonra komutanın sesi duyuldu. "Biz görevdeyiz. Onu söylemek için aramıştım barışı. Şimdi Aslı sakin oluyorsun ve 112'yi arıyorsun. Tamammı?" Dedi. Başımı salladım ve telefonu komutanın yüzüne kapattım. Hemen 112'yi tuşlarken bağlanmasını bekledim. "Buyrun 112 acil servis. Size nasıl yardımcı olabilirim?" Dedi telefonun ucundaki kadın. "Ben Aslı Diana Çelik. Ben askeri lojmanda kalıyor. Komutan. Binbaşı Barış Ali Tünemez. Kafasına yara aldı ve şuanda yerde baygın yatıyor." Dedim. Sesimi oldukça anlaşılır yapmaya çalışmıştım. "Aslı hanım siz sakin olun. Barış beyin baygın olduğundan eminmisiniz?" Dediğinde hemen cevap verdim. "Evet eminim."

"Aslı hanım öncelikle kan kaybı durumunu öğrenmek istiyorum sizden. Çok şiddetlimi kan akışı." Dediğinde birkaç saniye kan akışını izledim. Evet hızlıydı. "Evet hızlı. Çok kan kaybediyor." Dediğimde kadın bir ambulans göndereceğini ve adres istediğini söyledi. Buranın sadece askeri bir lojman olduğunu bildiğimi söylemiştim. Yaklaşık 10 dakika içerisinde ambulans gelmiş ve barışı sedyeye yatırmışlardı. Barışla beraber bende ambulansa binerken bizi doğruca hastaneye götürmüşlerdi. Hastaneye girdiğimizde bizi özlem karşılamış ve barışla ilgilenmişti.

Bir saat içerisinde barışın alnına dikiş atılmıştı. Sadece aldığı darbeden dolayı bayıldığı ortaya çıkmıştı. O gece hastanede kalacağımız kesinleşince bir odaya almışlardı bizi. Ben refakatçi olarak kalmıştım.

Gece boyu ikimizde uyumazken barışın ara ara gözü kayıyordu ve ben onunla uğrasıyordum.

"Komutan Barış Ali Tünemez."

"Emredin Öğretmen Aslı Diana Çelik."

"Size ikinci bir emire kadar uyumama emri veriyorum komutan." Dedim çok ciddi bir şekilde.

"Emredersiniz öğretmen hanım."

Bundan sonrası ise hiç gözünü bile kırpmamıştı. En sonunda ben uyuyakaldığımda kendimi barışın yattığı yerde bulmuştum. Barışı ise benim oturduğum koltukta. "Barış ne işin var senin orda?" Barış anlamaz şekilde kaşlarını çattı.

"Nasıl ne işim var burda. Hastayım ya ben kızım." Dediğinde kafamı onaylamaz şekilde iki yana salladım.

"Binbaşı olurken beyninimi kaybettin komutan? Hasta olduğunu bende biliyorum. Fakat hasta yatağında neden ben varım?" Dediğimde ise sinirli bir şekilde baktı.

"İlk olarak aklımı kaybetmedim yerinde. Bana verilen görevi yerine getiriyorum. İkincisi ise kızım sen bana emanetsin. O yüzden gece senin iki büklüm yatmana gönlü-. Eee yani şey. İki büklüm yatıyordun. Boynum ağrıdı diye şikayet edecektin. Komutanda tabiri caizse benim ağzıma sıçacaktı. O yüzden gece ben kalkıp oraya aldım seni." Kafamı iki yana sallayarak yataktan çıktım. Yok ciddi anlamda bu adam binbaşı olurken akılını kaybetmişti.

O sırada içeriye doktor girmiş ve taburcu olabileceğimizi söylemişti. Ben bu habere sevinirken binbaşımız bu olayda pek mutlu değildi. Doktora kuru bir teşekkür etmişti.

Hastaneden çıkıp taksiye binmemiz ve ardından eve gitmemiz çok kısa sürmüştü. Eve geldiğimizde ilk olarak barışı odasına yatırmak ve internetten bakarak çorba yapmaya çalışmıştım. Çalıştım diyorum. Çünkü sadece denemekle kaldım.

"Bu ne olmuş böyle yaa. Ne kattım ben bunun içine zehirmi?" İçerisine çok fazla tuz ve nane katmamın sonucunda zehir gibi bir şey olmuştu. "Vallaha zombi salgını falan başlasa üzerlerine bundan döksek ölürler bu ne ya?" Kendi kendime söylenerek yemeği çöpe dökmüştüm.

Tekrar yaptığımda başarılı sonuçlanmıştı. Hemen tabağa koymuştum. Biraz bekletirken tepsiye koymuş ve barışın odasına götürmüştüm. Barış üzerinde yine hiçbirşey yok şekilde uyurken tepsiyi yanındaki komodine koymuş ve yatağın ucuna oturmuştum. "Barış." Dediğim ve omzuna tutunduğum anda yatakta barışın altına girmiş ve kafama silah dayamıştı.

"Makedon kızı?" Kafamı salladım ama gözlerim hâlâ patlamış durumdaydı ve kalbim anın verdiği korkudan hızla atıyordu. "Benim. Benim. Aslı Diana Çelik." Gözlerini kapadı ve kendini sırt üstü yatağa attı.

"Allahım. Aklımı kaçıracaksın sen birgün. Niye kapıyı tıklatıp girmiyosun kızım sen?"

"Uyuyodun ne yapabilirim yani. Komutan ben seni uyandırmaya geldim uyan mı diyeyim?"

"Gerekirse de. Bir gün yanlışlıkla ya kafana sıkacağım ya da zarar vereceğim sonrada komutan beni yok edecek."

"Tamam istemiyosan girmem."

"Tripte atma aşamasına gelmişiz. Allahım sen sabır ver."

"Verir verir. Kalkda çorbanı iç." Sonra doğruldum ve kapıdan çıktım. Mutfağa giderken kendime çorba koymuş ve yemiştim. Bir zaman sonra hışırtı sesleri duyarken kapı girişindeki barışa baktım.

"Barış." Sesim tedirgindi. Çünkü birden bire ayaklanmış ve üniformalarıyla karşımda dikiliyordu.

"Makedon kızı." Nefes aldı ve verdi. Tekrar derin bir nefes aldı. "Otururmusun lütfen şuraya." Sesi çaresiz çıkıyordu. Sanki bir şey var da bana söyleyemiyor gibi bir hali vardı.

"Söyleyince nasıl bir tepki vereceğini bilmiyorum. Belki ağlayacaksın belki sinirleneceksin belkide tam tersi tepki vermeyeceksin. Ama ben bunu sana söylemek zorundayım." Dediğinde nefesimi tuttum. Oda benimle beraber tuttu ve tek nefeste söyledi.

"Öz annen ve baban kaçırıldığını ve seni almak için Türkiyeye geldiklerini söylemişler."

🖤

Ünlü bir söz vardır;
Doğurmakla ana olunmaz,
Doğutturmakla da baba olunmaz.

Bu sözü her zaman haklı bulurum ben. Şuandada aslının yaşadığı durum tam anlamıyla bu.

Neyseeeeee.

Nasıldı bölümmm ?

Bir sonraki bölüme kadarr hoşça kalınnn görüşmek üzeree 🤍