7. bölüm · Ay Işığı

7.Bölüm

İlayda

Merhabaalaaarr

Nasılsınızz?

Geçen bölüm olaylı yerde bitirmiştiim.

O zaman kaldığımız yerden devam edeliim.

İyi okumalaarr.

💖

"Ne?"

Benim ağzımdan nida çıkarken diğerleri oflamışlardı.

"Komutanım ne yapalım?"

"Bilmiyorum kanarya. Bilmiyorum."

Anlını sıktıktan sonra geri kanaryaya döndü.

"Bomba çözebilirmisiniz?"

"Hayır komutanım. Hiçbirimiz bunun için deneyimli değiliz."

Barışın arkasından bir adım öne çıktım.

"Ben çözebilirim."

Hepsi bir anda bana döndü.

"Nasıl?"

"Beni kaçırdıkları zaman bana bomba sistemi göstermişlerdi. Eğer onlardan birisi ise yapabilirim. Yani üç çeşit bomba tipini biliyorum. Belki yapabilirim."

"Eminmisin hatırladığına?"

"Eminim. Güven bana."

"Güvenmesem şuan burada olamazdın."

Elimi tutarak döndü.

"O zaman biryer bulalım. Bizim geçebileceğimiz bir yer."

"Vardı şurada komutanım."

Hemen sağlık ocağının arka kısmına giderken cidden bir delik olduğunu farkettim.

"Oğlum ben nasıl sığayım buraya."

"Komutanım siz sığamazsınız ama öğretmen hanım sığar."

"Ya sabır."

Sonra bana döndü.

"Kendi basına yapabilirmisin?"

"Evet yapabilirim."

"Tamam o zaman hadi."

Hemen delikten yukarıya tırmanmaya çalıştım. Ama çıkamadım.

"Barış beni bacaklarımdan ittirirmisin?"

Bir hışırtı sesi duyuldu ardındanda barışın sesi.

"Bas omuzlarıma."

Omuzlarına basıp çıkarken oda deliğin izin verdiği kadarıyla kafasını sokmuş bana bakıyordu.

"Ben sana güveniyorum. Yapabilirsin."

Özlem ve yüzbaşıya baktım. Yüzbaşının ağzı yüzü dağılmışken özlemde pek bir şey varmış gibi gözükmüyordu. Yanlarına giderek nabızlarına baktım. Yüzbaşının daha yavaş atıyor gibi geldiğinde kendi nabzıma baktım. Evet yüzbaşının nabzı yavaş atıyordu.

"Komutan."

"Efendim."

"Yüzbasının nabzı bize kıyasla daha az atıyor."

"Tamam sen bombalara odaklan. Eğer çabuk çözebilirsen onlarıda ordan hemen çıkarabiliriz."

Hemen kafa sallayım kapının arkasındakine gittim. Tam dokunacaktımki hepsinin birbirine bağlı olduğunu gördüm. Yani bana bir kişi daha lazımdı.

"Komutan."

"Efendim."

"Kanarya buraya sığarmı? Bana bir kişi daha gerekiyor."

Kanarya bana kıyasla biraz daha uzun ve biraz daha yapılıydı.

"Denerim komutanım."

"Hadi. Güveniyorum size."

Kanaryanın yüzünü gördüğümde elimi uzatarak yukarıya çıkmasına yardımcı olmaya çalıştım. Hemen oda yukarıya çıkarken bana baktı.

"Ne yapacağız?"

"Şimdi hepsini iki düzeneğe bağlamışlar. O düzenekte kapıda ve camda. Yani birimiz kapıdakini keserken diğerimiz camdakini kesecek. Böylelikle diğer bombalarda etkisiz hale gelecek."

"Tamam. Peki hangi kablo?"

İlk kapıdakine ardındanda camdakine yaklaştım. Üç tane kablo vardı. Yeşil, sarı ve kırmızı.

"Kırmızıya dokunmaman gerekir aksi takdirde havaya uçarsın. Sarıyada dokunma. Sarıya dokunduğundada havaya uçarsın. Ama yeşil ve mavi var ise dağıtmadan kabloyu kes. Bütün düzenekler iptal olur."

Hatırladığım bilgiyle kanaryaya döndüm.

"Yeşil kablo."

"Tamamdır."

Hemen barışa doğru eğildim ve çakısını istedim. Oda hemen bana verirken kanaryada kendi çakısını çıkarmıştı. İkimizde birbirimize baktık. O sırada barış ve araf bize bağırdılar.

"Bunu yapabileceğinize inanıyoruz. Hadi yapın şu işi."

Kanarya ile birbirimize baktık.

"3'e kadar saydığımda kes."

Kafa salladı.

"1...2...3."

İkimizde aynı anda keserken gözlerimi kapattım. Hayır havaya uçmamıştık ve bombadan klik sesi gelmişti. Elimi kapı kulbuna götürerek açtım. Ve yere oturarak ağlamaya başladım. Çok stres yapmıştım ve bu vücudumdan ağlayarak geri çıkıyordu.

"Bitti komutanım gelebilirsiniz."

Hemen bir koşuşturma duyduğumda barışın bana doğru geldiğini hissettim. Geldi ve beni etrafımızda döndürmeye başladı. Sonra durdurdu ve kucağından indirdi.

"Ağlama. Bak yaptın. Arkadaşlarımızın hayatını kurtardın. Ağlama."

Onun göğsüne sokulurken ikisinide kontrol etmem gerektiğini farkettim. Hemen gözyaşlarımı silerek barıştan ayrıldım.

"Aranızda ilk yardım bilen varmı?"

Barış öne çıktı.

"Az uz biliyorum."

"Tamam o zaman bana yardım et. Araf ve kanarya sizde ikisini yandaki odaya getirin."

İkiside kafasını sallarken barışta onlara yardım etmek için gitti. Hemen elime eldivenleri geçirirken yüzbaşıyıda odaya getirdiler. Hemen sedyeye yatırırlarken bende hemen gözlerini kontrol ettim.

"Bilinci açık."

Yüzündeki yaralara baktım. Ardındanda vücuduna. Herhangi bir kurşun izi olmadığında sevindim. Ama sırtına doğru baktığımda ezilme olduğunu farkettim.

"Yüzbaşının sırtında ezilme var."

"Ne yapabiliriz?"

"İlk yardım yaparım. Gerisini hastahane halleder."

"Tamam."

Hemen oraya gereken eşyaları barış çıkardığında bende ilk tendiriyotla temizlemiş ardındanda sarmıştım. Yüzünede aynı şeyleri uygulaması için arafa verirken hemen özleme döndüm. Ondada pek bir şey gözükmüyordu ama.

Tüm vücudunda gezdirdim gözlerini ama herhangi birşeyle karşılaşmadım. Sonra barış yanıma geldiğinde ondan doğrultmasını istedim. Barış doğrulttuğunda ensesine baktım. Ensesinde bir kesik vardı ve içerisinde de minik bir şey vardı.

Barışı ve diğerlerini kolundan tutarak dışarıya çıkardım.

"Özlemin boynuna dinleme cihazı koymuşlar. Ne yapmamız gerekiyor?"

"Dinleme cihazı olduğunu nerden biliyorsun?"

Ellerim kollarım zincirliydi. Karşıma bir erkek getirdiler. Benim yaşlarımdaydı ve ağzı yüzü dağılmış biçimdeydi. İkimizinde ellerini bir anda çözdüler ve odadan çıktılar. Erkek benim önüme geldi ve ensesini gösterdi. Ardından yerdeki tahta parçasını alarak duvara yazdı. "Boynuma dinleme cihazı taktılar. Ve seni öldürmemi istediler. Ama bunu yapmayacağım merak etme." Erkek beni öldürmezken tam iki saat sonra adamlar gelmiş ve beni neden öldürmediğini sorarak o erkeği öldürmüşlerdi.

"Biliyorum işte biryerden."

"Tamam o zaman şöyle yapalım. Onu çıkarabilirmiyiz?"

"Özlemin bana yardımı lazım. Çünkü onu çıkarırken sinirlerine zarar verebilirim."

"O zaman özleme durumu yazarak anlatacağız ama özlem baygın."

"Evet baygın ve o dinleme cihazı galiba vücuduna radrasyon yaydığı için baygın."

"O zaman bunu yapmamız gerekiyor desenize."

"Evet. Ben yaparım ama sinirlere getiririm diye korkuyorum."

Barış yanıma geldi ve hemen kolunu omzuma attı.

"Korkma. Hepsini hallettiğin gibi bunuda halledeceğine eminim."

Hep beraber içeriye geçerken barışın çakısını tekrar aldım. Özlemi doğrulttuklarında hemen saçlarını geriye ittim. Boynuna baktığımda çakıyı en zararsız şekilde nasıl halledebilirim diye düşünürken birden aklıma gelen şeyle ayağa kalktım. Ve makedonca konuştum. Makedonca konuşmam onların anlamaması içindi.

"Zaboravivme da go dezinficirame džebniot nož. Vednaš najdete nešto kako kolonska voda." (çakıyı dezenfekte etmeyi unuttuk. hemen kolanya gibi bir şey bulun.)

Hemen barış harakete geçerken kısa bir süre sonunda bana kolanya getirmişti. Hemen sıkıp dezenfekte ettikten sonra tekrar yerime oturdum.

Ellerim titrerken nefes egzersizi yaptım. Ve gözlerimi açtım. Çakıyı boynuna yaklaştırıp dinleme cihazının olduğu yere koydum. Özlemin canı yanmış olacak ki birkaç şey mırıldanırken ben hemen aldım dinleme cihazını. Peçeteye sarıp barışa uzattım. Barışta bana bir not kağıdı uzattı.

"Alazda da olabilir. Alaza da bir bak istersen."

Hemen alaza dönmüş ve arkasına geçmiştim. Alazın ensesinde böyle birşey yokken vücuduna baktım. Vücudunda herhangi biryerdede olmadığı için derin bir oh çektim.

Barış hemen elindeki peçeteyle çıkarken dinleme cihazını yok edeceğini biliyordum.

Odanın içerisinde biraz beklerken ilk alaz ardındanda özlem uyanmıştı. Özlemde sadece baş ağrısı mevcutken alazın çok acı çektiği belliydi. Özlem yerinden kalkarak yaptığımız pansumana baktı.

"Doğru yapmışsınız. Ama kaç saat dayanır orasını bilmiyorum. Serum takalım sana rahatlatır."

Hemen serumu hazırlarken damar yolu açmış ve ilacı vermişti. Alaz biraz uyurken barış gelmediği için endişelenmiştim. Arafa döndüm.

"Araf."

"Emredin öğretmen hanım."

"Bana silahını verebilirmisin?"

Yüzünde şaşkın ifade varken eli silahını tuttu.

"Neden öğretmen hanım?"

"Barış hâlâ dönmedi ona bakıp geleceğim."

"Ben bakıp gelirim."

"Hayır. Onlar daha kendilerini toplayamadılar. Herhangi bir baskında dayanamazlar. O yüzden sen onlarla kal ama bana silahını vermen gerekiyor."

Araf verip vermemek arasında kalırken kanarya silahını uzattı. Hemen elinden alırken hepsine gülümsedim ve sağlık ocağından çıktım. Şuan akşam sularıydı ve hava kararmaya başlamıştı. Ormana doğru giderken bir ses duydum.

Yumruk sesi.

Daha da dikkat kesildim. Belki yanlış duymuşumdur diye. Ama tekrar yumruk sesi duydum. Ve gülüş sesi.

Ağaçların arkasından gizlenerek sesi takip ettim. Sesin kaynağını bulduğumda gözlerim hemen barışı buldu. Üç adam onu tutmaya çalışırken biriside ona yumruk atıyordu. Ağzı yüzü henüz dağılmamıştı ama dağılması yakındı. İlk olarak aklımı kullandım ve kaç kişi olduklarını saydım.

7 kişi. Hemen önümde bir terörist duruyor. Kimsenin onu farketmiyeceğini eminim.

Hemen adamın arkasından boğazını kestim. Ağzım yüzüm kan olurken üzerindekileri çıkararak adamı çalıya attım. Bir yandanda barışı kontrol ediyordum. Sağlık ocağına gidip neden haber vermiyorsun derseniz eğerde şu cevabı verebilirim size. Benim sağlık ocağına gitmem 15 dakika ve o 15 dakikada barışa ne yapacaklarını kestiremediğim için kendim halletmeliyim bu işi.

Hemen adamdan çıkardığım üstleri üzerime geçirdim. O sırada barışın silahının olduğu yerde birşey titredi. Hemen eğildim ve telefonu buldum. Telefondan mesaja baktım.

Üsteğmen Oğuz Çolak (Araf):

Komutanım aslı hanım sizi aramaya gelmişti fakat daha geri dönmedi. Buraya teröristler baskın yapmak üzere etrafımızı sardıkları için sağlık ocağından çıkmak zorunda kaldık. Herhangi bir eve sığınacağız. Kendinize dikkat edin.

Orayada baskın yapmışlardı. Ve şimdi tek başımaydım. Barışı kurtarmam gerekiyordu. Adamın boynundaki şalıda çıkarıren ağzıma sardım. Sadece gözlerim gözükecek şekilde. Sessizce biraz ileriye gittim.

Koşa koşa oradaki bölgeye ilerledim. Biraz sesimi kalınlaştırdım.

"Başkan buraya geliyorlar. Türk askeri geliyor. Çok kalabalıklar."

Başkan dediğim adamın eli ayağı birbirine dolanırken arkasına bakmadan kaçmaya başladı. Aynı zamanda itleride. Bende arkalarından kaçıyor gibi yapmıştım. Onlar kaçarlarken barışı yere fırlatmışlardı. Onların bayağı ilerlediğini farkettiğimde silahın emniyetini açarak bir el havaya ateş ettim. Daha da bağırma sesleri gelirken uzaklaştıklarına eminim.

Hemen barışa koştum ve onu sırt üstü yatırdım. Buz gibi gözleri ile bana bakarken birden eli yüzümdeki türbente kaydı ve anında çekti yüzümden. Bütün yüzüm açılırken derin bir oh çekti.

"Delimisin kızım sen?"

"Neden?"

"Bunca teröristin arasına tek kişi dalınırmı?"

"Vallaha daldım ve birşey olmadı hadi seni kaldıralım gel."

"Türk kadını olduğu nasılda belli. Yaradan rabbim nasılda yaratmış Türk kadınlarını."

Fısıltısıyla beraber gülümsedim. Hemen onu kaldırırken teröristlerin koştuğu yerin aksi tarafına yürümeye başladık. Baya ilerlediğimizi düşünmüştüm fakat hâlâ ormandaydık ve galiba kaybolmuştuk. Barışın hali yokken telsizini çıkardı ve birkaç deneme yaptı. Fakat telsizini ezdikleri için çalışmıyordu.

"Diğerleri. Diğerleri nerde?"

Nefesi kesilirken çantamdan su çıkarıp birkaç yudum içirdim.

"Onlar en son mesaj atmışlar sana. Orayada baskın yapmışlar ama kaçabilmişler. Herhangi bir eve girip sığınacağız demişlerdi. Suanda burda teröristlerle köşe kapmaca oynuyoruz."

"O zaman sen ne yapıcaksın?"

Ne yapacağım der gibi kafamı salladım. Elini yüzüme uzattı ve önüme gelen saçları kulağımın arkasına sıkıştırdı.

"Gideceksin yardım istiyeceksin."

"Ben yardım isteyesiye kadar beni öldürürler. Aynı zamanda senide. Birlikte olmamız gerekiyor. Her an geri gelebilirler."

"Ben seni yavaşlatacağım. O yüzden koşup köye ulaşırsan illa bir asker bulursun."

"Hiçbir asker yok köyde. Hepsi sivilleri alıp burayı terk etti. Arabalarda donduğu için helikopterlerle çoktan uzaklaşmışlardır."

"Bir araba bulalım. Yoksa gece soğuktan donarak ölürüz."

"Olur paşam olur. Sıcak evde isteyelim istersen. Gel omzuma yaslanda hadi gidelim."

Adımlarımız dikkatliyken ağaçların aralarından yavaş yavaş geçmeye başladık. Barış hep tetikteydi ve olabildiğince ağaçların aralıklarından gidiyorduk. Kolay hedef olmamak için.

"Barış. İleride bahçeli iki ev var."

Güldü ve boğazını temizledi. Canı acımış olsada bozuntuya vermedi.

"Biz istedik bir göz. Allah verdi iki göz desene."

Anlamayarak yüzüne baktım.

"O ne be."

"Senin Türkçe olmadığı kadar atasözleride yok."

"Yani az uz biliyorum ama o kadar çok değil."

Evlere yakınlaştığımızda benden uzaklaştı. Elimdeki silahı alarak kontrol etti ve baktı.

"Bir eve ben, diğer evede sen gireceksin. Lütfen kendini koru. Kendine zarar gelmesine izin verme."

Kafamı salladım ve ikimizde evlere girdik. Kontrol ede ede girerken bir ses duydum. Öksürük sesi. Hemen kendimi duvara gizlerken bir erkek ve bir kadın gördüm. Terörist oldukları belliydi. Ama kadın sanki değildi. Kadına tecavüz ediyor gibi duruyordu. Ve kadın haraketsizdi. Silahımı kaldırdım ve adama nişan aldım. Adam sanki beni duymuş gibi haraketlerini keserken hiç beklemeden silahı ateş ettim.

Hâlâ yerde kıvranmaya devam ederken birkaç el daha sıktım. Ve elimi ağzıma kapatarak duvara çöktüm. İlk defa birini öldürmüştüm. Bu bir ilkimdi ama masum birini öldürmemiştim ki. O bir teröristti. O bir haindi. Onu ben öldürmeseydim o beni ve başka masum canları öldürecekti.

Barış geldi aklıma. Herhangi bir ses duymamıştım. Hemen evden çıkarak yan eve koştum. O sırada bir silah bana doğru ateş etti. Dahada hızlı koşmaya başladım. Hemen eve girince barışın üzerinde iki adam vardı ve boğazını sıkmaya çalışıyorlardı. Silahımı kaldırdım yine. Ve besmele çektim. Ardından nişan alarak birini indirdim. Öbürü bana silah doğrulturken barışa baktım. Yerde nefes almaya çalışıyordu. Terörist bana bakarken bir yandanda dudaklarını yalıyordu.

Bana ateş edeceğini anladığım anda erkekliğini nişan alarak tam orasından vurdum. Adam yerde kıvranırken elindeki silahtan bana ateş etti tam omzuma gelirken bende onun gelebilecek heryerine ateş ettim. Hemen sonra kendime gelerek barışa koştum. Omzumdan kan akmaya devam ediyordu ama barış nefes alamıyordu.

"Barış iyimisin?"

Herhangi bir tepki vermedi bana. Onu kaldırıp silkeledim.

"Barış. Ses veririmisin bana bak korkuyorum."

Gözlerini hafif aralarken benden destek alarak ayağa kalktı.

"Birazdan burda olacaklarını söylediler. Hemen çıkalım."

Ayağa kalkmasına yardımcı olurken arka pencereden ilk onu çıkardım. Hemen ardından ben çıkarken evin içine girdiklerini hissettim. Hemen barışın kolunu omzuma atıp koşturtmaya çalışırken yaklaşık yarım saat kadar koştuk. En sonunda bir yola geldiğimizde yolun orada durduk. Cebinden telefonunu çıkardığımda çektiğini farkettim. Hemen arafın numarasına tıklayarak aramaya başladım.

"Emredin komutanım. İyimisiniz?"

"Ben öğretmen Aslı Diana Çelik. İkimizde yaralıyız ve pesimizde bir terörist sürüsü var. Siz ne durumdasınız?"

"Bizi bir ekip almaya geldi. Hemen sizide bulalım. Bana konum atın öğretmen hanım."

Hemen atarken telefonu kapattım. Ama teröristlerin sesi çok daha yakından gelmeye başlamıştı. Barış beni ağaca yaslarken kendini bana siper etti. Başı saçlarımın üzerindeyken iki elide belimi tutuyordu. Bacaklarımıda olabildiğince kendime çekerken bir yandanda barısıda kendime doğru çekiyordum.

Sanki onu kendime doğru çekersem koruyabilecekmişim gibi.

"Aslı."

"Efendim."

"Eğer burdan sağ çıkarsan çok mutlu ol olurmu?"

"İkimiz beraber çıkacağız burdan anlaşıldımı komutan?"

"Emredersiniz komutanım."

En son duyduğum şey bu olmuştu. Sonrası ise derin bir karanlıktı...

💖

Bölüm sonuuuu.

Bu bölüm baya baya uzun olduuu.

Yani bol bol okuyabilirsiniiizzz.

Bölüm nasıldıııııı?

Birr sonraki bölüme kadar hoşça kalınn görüşmekk üzereee.