6. bölüm · Ay Işığı
6.Bölüm
Merhabaaalaaarrr.
Nasılsınızz benim güzel yavrucuklarımm??
Umarım iyisinizdiiirr.
Ben bir bölümle geldim ama sevinirmisinizzz üzülürmüsünüzzz onu bilemeeem.
Neyse çok konuşmayayımm.
İyi okumalar aşk bahçelerimm.
💖
A
SLI'DAN:
2 gün içerisinde toparlanmış ve işimin başına dönmeyi planlayan bir öğretmen olmuştum. Barışın bahsettiği kadarıyla çarşıya çıkmış ve alışveriş yapıyorduk. Sadece benim almak istediklerimi alıyorduk.
Şuan bir kırtasiyedeydik ve ben kalem, defter, boyama kalemi, okuma kitabı vb. Şeyler aldım. Ödemesine gelince kendini zorla komutan kabul ettirip almıştı. Ben ise diğer eksikler için başka sepet oluşturmuş ve onları almıştım.
Ardından o kırtasiyeden çıkmış bir alışveriş merkezine gitmiştik. Ben üzerime giyebileceğim uygun yollu elbiseler, kışlık kazaklar, pantalonlar gibi şeyler almıştım. Komutan ise sadece arkamda dolanıyor ve hiç itiraz etmiyordu.
En son olarak benim okuyabileceğim hikaye tarzı şeyler aramaya başladım. Birkaç kitap alıp onlarıda paketlettikten sonra alışveriş merkezinden çıkış yaptık. Yüzüme gelen hava ile daha çok sırnaştım kabanıma.
Birkaç gündür hava çok soğuktu ve dayanılmaz bir soğuktu bu. Hızlı adımlarla kendimizi arabaya atarken hemen komutan da arabayı çalıştırmış ve sürmeye başlamıştı.
Köyün yolunda olduğumuzu farkettiğimde ileride bizi bir ekip karşılamıştı. Komutan başını çıkardı.
"Devam edelimmi komutanım?"
"Edelim asker."
Komutan kafasını içeriye sokarken ona baktım.
"Onlarda bizimle geliyor?"
"Evet bizimle geliyorlar."
"Peki o tırlar?"
"Onlar köydeki hasta, çoluk, çocuk, yaşlı insanların ihtiyaçları."
"Anladım."
Yaklaşık 1 saat sonunda köye ulaşmıştık. Sanki evlerde kimse yoktu. Sanki herkes gizlenmişti. Komutanla beraber araçtan inmişken tam yanında durmuştum.
"Bizden korkmayın lütfen. Çıkın evlerinizden. Biz size yardımcı olmak için geldik. Türk askeriyiz biz."
Albayrağımızı havaya kaldırırlarken hâlâ kimse çıkmamıştı. Haklılardı. Herkes gelip böyle dese şuan yaşıyor olmazlardı.
Komutanı 2 adım geçtim ve tam ortada durdum.
"Ben öğretmenim. Okuma yazma bilmeyenlere okuma yazma öğretecek. Çocuklarımıza daha parlak bir gelecek sunmak için elimden geleni yapacak. Şuan burada üç güvenilir grup var. Birincisi Türk askeri, ikincisi doktorlar, üçüncüsü ise ben. Yani öğretmen. Lütfen bizden korkmayın. Size yardım etmek için geldik."
Arkamı döndüm ve arkamdaki kocaman kalabalığı gösterdim.
"Onları bilemem ama ben size okuma yazma öğretmek, yeni bir dil öğretmek için can atıyorum."
Ardından bir bebek ağlama sesi duyulurken o eve doğru ilerledim.
"Aslı dur."
Evin bahçe kapısına geldiğimde içeriden elinde silahla bir adam çıktı. Arkasındada eşi ve çocukları olduğunu tahmin ettiğim kişiler vardı.
"Şş sakin ol."
O sırada silahların sesi duyulurken arkamdaki herkesin silahlarını çıkardığını farkettim. Sonra ise adamın arkamda biryerde gözlerinin takılı kaldığını.
"Yaklaşma dur orda."
Aksanının farklı olduğunu fark ettim. Ardından yaklaşarak silahı anlıma dayadı. Kendinide benim vücuduma gizledi. Sırtım barışlara dönüktü.
"Gidin buradan. Onlar sizin burada olduğunuzu öğrenirlerse yakarlar canımızı."
Güven vermek istercesine gözlerimi karşımdaki adama ve arkasındaki tir tir titreyen çocuklara diktim.
"Kimse sizin canınızı yakamaz. Onlar bizden daha güçlü değiller. Biz Türk devletiyiz. Mazluma hep el uzattık. Uzatmayada devam edeceğiz."
"Nerden inanayım sana?"
"İzin verirmisin?"
Başını salladı. Cebimden adım yazılı olduğu rozetimi çıkardım.
"Bak ne yazıyor?"
Öğretmen Aslı Diana Çelik.
Adam bana bakarken arkamdaki kişilere baktı.
"Söyle komutan onlara. İndirsinler silahını. Bebelerim ve eşim korkar.
Şimdimi geldi Allah aşkına bebeklerinin ve eşinin korkması. Biz burda size yardım etmek isteyelim sizde bana silah çek.
Tabii kendilerine göre haklı sebepleri vardır. Ama işte.
Barışın arkamda olduğunu biliyordum. Bir adım geldiğini hissettim. Ardındanda bağırmasını.
"SİLAHLARI İNDİR ASKER."
Herkes silahlarını indirmiş olmalıki kafamdaki silahta indi. Ardından bir el sıkıca kolumu kavrayarak beni geri çekti. Birinin göğsüne yaslandığımı farkettiğimde kokusundan Barış olduğunu farkettim.
"Korkma güvendesin."
"Senin olduğun hiçbir yerde korkmuyorum ben."
Biraz zaman sonra herkes dışarıya çıkarlarken bizde yardım etmeye başlamıştık. Ben mesela çocukları etrafıma toplamış oyun oynuyordum.
"Al satarım bal satarım. Ustam ölmüş ben satarım. Ustanın kökü sarıdır. Satsan onbeş kiladı zambak zumbak dön arkana iyi iyi bak."
Hep bir ağızdan söylediklerimizle herkes arkasını döndü ve kontrol etti. Adının iclal olduğunu öğrendiğim kızın arkasına koymuştu mehmet. İclal kalkarken birbirlerini kovalamaya başlamışlardı. En sonunda iclal ebelenirken bir ses geldi.
"Bizde oynayabilirmiyiz."
Bu sesin sahibi kim diye cidden merak ediyormusunuz? Ehh merak ediyorsunuz o zaman söyliyeyim.
Türk Silahlı Kuvvetleri
Koca koca adamlar oyun oynamak istediklerini söylüyorlardı.
Çocuklara döndüğümde onlarında bana döndüklerini farkettim.
"Ee napalım alalımmı asker abileride."
"EVEET."
Hepsi bir ağızdan söylerken barışlarda boş buldukları aralara yerleşmişlerdi. Barış gönüllü ebe olduktan sonra bizde tekerlemeyi söylemeye başladık. Tekerleme bittiğinde herkes arkasına bakmıştı. Gördüğüm mendille hemen ayağa kalkarak barışı kovalamaya başladım. Bir an yağız silahından dolayı sendelerken benimde ayaklarım birbirine dolanmıştı.
Ne oldu diyemi soruyorsunuz?
Tabii ki barış üstümde ben altında yere düştük.
Çocuklar gülmeye başlaşlarken hemen barışı üzerimden itmiş ve oyuna devam etmiştik. Gece yarısına kadar kaldığımız köyde malesef hava karardığı için geri dönememiştik. Köyde bizi misafir etmeye karar vermişlerdi. Güzel bir şekilde yemeklerimizi yedikten sonra bize kalacağımız evleri söylemişlerdi. Her eve iki asker yerleştirme şartı ile evlere dağıldık. İki kız, iki erkek aynı odada kalacaktık.
"Araya perde gerin evladım. Rahatsız olmazsınız."
Yaşlı kadının samimiyeti karşısında gülümsedim.
"Biz hallederiz teyzem. Sen merak etme."
"Allah rahatlık versin yavrularım."
Hepimiz iyi geceler derken yağız ve ismini bilmediğim arkadaşı araya perde germişlerdi. Hepimiz kafalarımızı yastıklara koyduk fakat hiçbirimiz uyuyamadık. Benle beraber yanımdaki kadın doktorda kalkarken ikimizde birbirimize baktık. Fısıldayan sesimle konuştum.
"Uyku tutmadımı senide?"
"Tutmadı. Bu ara tanışmamıştık ben Özlem."
"Memnun oldum özlem. Bende aslı."
"Buraya gönüllümü geldin?"
"Yok. O olaylar çok farklı ve uzun."
"Anlat sonuçta gece uzun."
Ben anlattıkça özlem hüzünlenmiş ve destek olmak ister gibi omzumu sıkmıştı. Bir süre sonra perdenin arkasından ses geldi.
"Hanımlar müsaitseniz eğer perdeyi çekelimmi?"
"Olur."
Barışı ve yanındakinin isminin alaz olduğunu öğrendiğim kişiyle karşımıza oturdular.
"Sizide uyku tutmadı galiba."
"Evet. Yerimizi yadırgadık galiba."
"Biz her an tetikte olduğumuz için ama tabii sizin yerinizi yadırgadığınız içindir."
Uzun bir muhabbetten sonra bizim uykumuz gelirken beylerin hâlâ uykusunun gelmediğini farkettim. Özlemde yatmak isetediğini söyleyemeyince ben girdim araya.
"Biz biraz yatsak dinlensek olurmu?"
"Olur hadi birkaç saat uyuyun sonra yola çıkarız zaten."
"Tamam iyi geceler."
"İyi geceler."
Perdeyi geri çektiklerinde özlemle ikimiz kendimizi yataklara attık. Uyumaya çalışmama bile gerek kalmadan direkt uyuyakalmıştım...
Güne sabah ezanıyla başlamıştık. Özlemin biraz ötemde namaz kıldığını farkettim. Namazını bozmamak için yerimden kalkmadım. Namazı bitirdiğinde ayaklandım ve gülümsedim.
"Günaydın."
"Günaydın. Uyandılarmı acaba?"
Barışları gösterirken bend eomuz silktim ve perdeyi çektim. Çoktan yataklar toplanmıştı bile.
"Allah Allah nerdeki bu adamlar sabahın köründe?"
"Bilmiyorum."
İkimizde odadan çıkarken dünki o tatlı teyzeyi gördük.
"Günaydın yavrularım."
Benim konuşmam iyi olmasada ikimizde günaydın dedik ve evde komutanları aradık. Fakat herhangi bir şekilde evde bulamayınca bizde kahvaltı hazırlanmasına yardım ettik. Kahvaltı hazırlandığında komutanları çağırmak için ikimizde kapının önüne çıktığımızda barış ve alaz ellerinde silahlarla nöbetteymiş gibi duruyorlardı.
Ki bencede nöbetteydiler.
"Günaydın komutan."
Bize ikiside başlarını döndürüp delici bakışlarıyla baktılar. Ardından yüzlerindeki maskeyi indirip gülümsediler.
"Günaydın hanımlar."
"Neden burda bekliyorsunuz?"
Derin bir nefes aldı, sıkıntılı bir şekilde geri verdi nefesini.
"Dün gece teröristler buradaki köylerden birine uğramış. Ordaki köylülerde askerlerin geldiğini dile getirince gece birkaç terörist uğradı köye. İhbar alınca hepimiz köyün etrafını çevirdik. Korkmayın halledilir bir şey."
"Eminmisin? Çünkü sesin ve gözlerin hiç bunu söylemiyor komutan."
"Biraz sıkıntılı. Siz içeriye geçin ve yemeğinizi yiyin. Birazdan da yola çıkılacak zaten."
"Başka bir köyemi?"
"Hayır. Şehire dönüp eksikleri halletmemiz lazım. Seninde hemen okulu açman gerekiyor."
"Tamam o zaman hiç kahvaltı yapmadan çıkalım."
"Arabaların motorlarında donma mevcut. Sabah -17'ye kadar düştü. O yüzden yürüyerek ilerleyeceğiz. Güzelce yemeklerinizi yiyin. Yarı yoldan bizi arabalarla alacaklar."
"Peki siz yemiyecekmisiniz?"
Özlemin sorusu ile bende onaylar anlamda kafamı salladım.
"Biz yemiyeceğiz. Siz yiyin ve hazırlanın."
"Tamam."
İçeriye girdik ve kahvaltı sofrasına oturduk. Biz yedik ama aklımız Barış ve Alazdaydı.
Ellerimize bir ekmek aldık ve içerisine peynir koyduk. İkisinide ben alırken özlemde çayları alarak dışarıya çıkardık. Barış ve alaz hemen bize dönerlerken onlara çay ve ekmekleri uzattık. İkiside bize anlamaz şekilde baktılar.
"Bunlar nedir hanımlar?"
"İçimiz rahat etmedi. Biraz sizde yiyin istedik."
"Sağolun ama biz bunlar alışığız biliyorsunuz."
İkimizde kafa sallarken barış ve alaz kapının önündeki kütüğe oturarak yemeklerini yemeye başladılar. İkimiz ayakta dikilirken barış biraz yana kayarak yanını gösterdi. Hemen yanına otururken özleminde alazın yanına oturduğunu gördüm.
"Ben çok aç kaldım. Yani hepimiz kaldık. Çeşitli işkenceler gördük. Daha binbaşı olmadan önce yani eğtimdeyken bizi 1 hafta boyunca aç bırakmışlardı. Birde elektrik vermişlerdi tabii. Vücudumuz dirençsiz kalmış ama herşeye rağmen savaşmayı öğretmişlerdi bize. Binbaşı olduğumdan yaklaşık 1 sene sonra teröristin eline düştüm. Beni yaklaşık 3 gün bulamadılar. Aynı eğtimde gördüğümüz şeyleri bizlere uyguladılar. Ve o zaman anlamıştım. İlla biryerde işimize yarayacağını."
Ekmeğinden bir ıssırık aldı. Çayındanda bir yudum aldı. Ardından özlem ve benim üzerimde gezindi bakışları.
"İkinizde silah kullanmayı biliyormusunuz?"
İkimizde kafamızı onaylamaz şekilde salladık. Özlem yerinde dikleşti.
"Benim dövüş becerim var. Küçükken hayranlık duyardım dövüş sanatlarına. O yüzden hepsine gittim. İlk hastaneye geldiğimde hemen bir hasta gelmişti. Teröristlerin evlerine yaptığı saldırıda yaralanmıştı. Herkesde bir panik vardı ve doktor hastaneye gelemiyormuş. Kollarımı sıvayarak hemen ben koştum yardıma. Adamı kurtardıktan sonra hastane ekibiyle tanıştım falan. Sonraki gün bir adam geldi odama daldı." Derin bir nefes alarak devam etti. "Bu ne saygısızlık demeye kalmadan adam bana silah doğrulttu. Dünki o kurtardığım adamı vuranda aslında bu adammış. Sen neden kurtardın diye beni aklında vurmaya gelmiş. İlk olarak yüzüme korku dolu bir ifade yerleştirdim. Sonra zaten adamın boşluğundan faydalanarak yere sermiştim. Buda benim işime yaramıştı."
Hepimiz hayranlıkla özleme bakarken benim böyle birşeyim olmadığını farkettim. Çünkü ben terörist bir anne babanın elinde doğmuş ve büyümüştüm. Sonrasında beni evlatlık vermişlerdi. O evlatlık verildiğim ailem çok zenginlerdi ve beni ellerinden geldikçe okutmaya çalışmışlardı. Ben öğretmen olduktan sonra üvey ailem malesef vefat etmişlerdi. Bunu duyan aile fertlerim ise bana para kaldığından dolayı beni teröristlere satmışlardı.
Hiçkimsenin kolay bir hayatı olmazdı fakat bazande insanın zoruna giderdi. Belki onlarında mutlu aile tabloları yoktu ama onlar aileleri tarafından teröriste satılmamışlardıki.
"Aslı. Aslı duyuyormusun beni? Aslı."
Daldığım yerden anında sıyrılırken önümde duran barışa baktım.
"Ne?"
"Ne değil efendim. Noldu birden daldın gittin?"
"Şey ben eskileri düşündümde."
"Düşünme. Bak Türkçende yavaş yavaş düzelmeye başladı."
"Evet. Ama hâlâ zorlanıyorum."
"Normaldir."
Alaz ve özleme baktım ama onları göremedim.
"Alaz ve özlem nerede?"
"Özlemin buradaki sağlık ocağına uğraması gerekiyormuş. Zaten burdaki sağlık ocağına geleceğini söyledi. Doktor yokmuş burda. İlaç varmı falan diye bakmaya gitti."
Kafamı salladım.
"Hadi sende hazırsan bizde çıkalım. Herkes köy ortasında toplanmıştır bile."
"Tamam."
Hemen eve girdim ve o teyzeyle vedalaştım. Ardından eşyalarımı alarak evden çıktım. Barış elimdekileri almak istesede vermedim. Köyün ortasına geldiğimizde herkesin toplanmış olduğunu gördüm. Hemen bizde aralarına karışırken özlem ve alaz hâlâ gelmemişti. Bir süre daha beklediğimizde gelmemişlerdi. Barış yanımda telsizi çıkardı.
"Komutanım. Yüzbaşı Bitmez ve Doktor Özlem Opak sağlık ocağını söylemişler ve 1 saat 27 dakika önce bizden ayrıldılar ve hâlâ gelmediler. Gidip bakmamızı istermisiniz?"
Biraz bekledikten sonra telsizden cevap geldi.
"Binbaşı Zemheri. Sağlık ocağına gidin bir kontrol edin. Öğretmen Aslı Diana Çelik sizinlemi?"
"Evet komutanım. Sizin yanınıza göndermemi istermisiniz?"
"Hayır onuda götür beraberinde. Yanına bir kişi daha al."
"Komutanım öğretmenin gitmesi daha iyi olmazmı?"
"Seninle gelsin. Biz yola çıkacağız ve herkesin görevli olduğu bir kişi var. Onuda kendinle beraber götür asker."
"Emredersiniz komutanım."
Telsizi geri koyduktan sonra bana döndü.
"Gelmeni hiç istemiyorum ama emir büyük yerden."
Ardından montumun fermuarını dahada yukarıya çekti. Çok soğuktu ve şimdiden kıpkırmızı olmuştum bile. Barış arkasını döndü.
"Araf." Olan tüm gücüyle bağırırken aralarından bir tane asker koşarak geldi. Asker selamı verdi.
"Emredin komutanım."
"Bizimle geliyorsun."
"Emredersiniz komutanım."
Ardından emin olamamış gibi telsizi tekrar eline aldı.
"Komutanım."
"Söyle binbaşı."
"Komutanım kanaryayıda alabilirmiyiz?"
"Al binbaşı."
"Emredersiniz komutanım."
Kanarya dedikleri kadın askerde yanımıza gelirken hep beraber ilerlemeye başladık. Ben barışın yanındayken iki askerinde ortasındaydık. Hep beraber sağlık ocağına ilerlediğimizde heryerin boş olduğunu farkettik. Barış bana döndü ve cebinden çıkardığı maskeyi bana geçirdi.
"Bunu asla yüzünden çıkarma. Yalnızca gözlerin gözüksün. Ve sakın arkamdan ayrılma. Sakın."
Kafamı salladığımda sadece gözlerim görünecek şekilde yüzümü kapattı. Ellerimi tutup beline koyarken bende sımsıkı tuttum. Askerlere kafa sallarken hep beraber sağlık ocağına girmiştik. Her odayı gezdiğimizde yerde yatan teröristlerin olduğunu farkettik. Son bir oda vardı ve o odanın kapısı kapalıydı. Lakabı araf olan asker kapının altından ayna uzattı. Ve ardından geri çekti.
"Komutanım."
"Söyle araf."
"Odada 5 bomba düzeneği var. Cama ve kapıdada 2 tane dahil olmak üzere. İçeridede doktor hanım ve yüzbaşım var."
💖
Olaylı sahne yazmak istediim yaaa.
Neyseeemmm.
Bölüm sonuuuuu.
Nasıldı sizcee bölümmmm?
Bir sonrakiii bölüme kadaaarr hoşça kalınn görüsmek üzeree. 🤍
