3. bölüm · Ay Işığı

3.Bölüm

İlayda

Merhabalaarr.

Nasılsınızzz?

Yine bu bölüm sana itihaf okurum Watyfanyazar

Bu bölüm barışın ağzından ve göreve çağrıldıkları geceden başlıyor.

İyi okumalaaarrr.

💖

BARIŞ'TAN:

Aslı uyumaya giderken bende yatmıştım. Tam uykuya dalmışken telefonumun sesi ile uyandım. Baktığımda komutanım arıyordu. Hemen doğruldum ve telefonu açtım.

"Emredin komutanım."

"Timini topla ve gel. Acil görev geldi. Görevin detaylarını karargahta konuşuruz."

"Emredersiniz komutanım."

Telefon kapanırken hemen apartmana çıkıp bağırdım.

"AY IŞIĞI TİMİ."

Hepsinin kapısı açılırken bana baktılar.

"EMREDİN KOMUTANIM."

"ACİL GÖREV. HERKES 5 DAKİKA İÇERİSİNDE AŞAĞIDA OLSUN. EĞER OLMAYAN OLURSA GÖREVDEN SONRA TUVALETLERİN HEPSİNİ O TEMİZLER."

Hepsi apar topar içeriye girerken bende girmiş ve kamuflajlarımı giymiştim. O sırada aslı korku dolu gözlerle yanıma gelmişti.

"Barış?"

"Görev geldi. Korkuttuysam özür dilerim."

"Önemli değil. Ama sen gidecek."

"Evet ben gideceğim. Biraz uzun sürebilir görev. Bu yüzden ben gelene kadar evde türkçe çalışıyorsun. Hatta istersen bana günlükte yazabilirsin. Ama Türkçe yaz. Benim dolabımda defter ve kalem var. Al ve yaz. Gelince okuyacağım."

"Gelecek sen değil?"
(Geleceksin sen değilmi?)

"Geleceğim. Geleceğim. Ama gitmem lazım. Allah'a emanet ol."

"Sende. Sende ol."

Kapıdan dışarıya çıkarken hazır olan timime baktım ve arabama bindim. Ardımdan tüm tim arabalara binerken karargaha ilerledik. Karargaha girdiğimizde hepimizde bir hüzün vardı. Her görevde olurdu.

Neden derseniz eğer size şöyle açıklayayım.

Asker demek yarının bile değil, saniyelerin belli olmadığı kişidir. Asker demek her yiğidin harcıda değildir. Mesela kimse ailesinden uzun süre ayrı kalamaz. Mesela kimse günlerce aç susuz kalamaz. Mesela kimse günlerce işkencelerle baş edemez.

Kısacası asker demek: aç susuz kalan, uykusuz kalan, sevdiklerini vatan uğruna bırakan, ve en önemlisi vatan uğruna canını hiçe sayan demektir.

Ve biz hepimiz bunları yapıyoruz. Ve biz hepimiz zorunlu eğtimler sonucunda asla vatanımıza ihanet etmemeyi öğrendik. Bu vatanın kolay kazanılmayacağını mesela.

Kimse demediki bize gel asker ol. Biz bunun sonuçlarına katlandık. Ve biz özel harekatız. Komutanımız çok acımasızdı ve bu bizim canımıza işliyordu.

O anları size şöyle anlatabilirim kısaca.

Bir gün kendimizi bir adada bulduk. Ceplerimizde not vardı ve hepsindede şu yazıyordu.

"Dün gece son akşam yemeğinizi yediniz. Özel harekat demek günlerce aç, susuz, uykusuz kalabilmeyi bilmelidir. Ama en önemlisi hayatta kalabilmektir."

O an anlamıştık ki dün akşamki verilen yemeklere uyku ilacı atılmıştı ve hepimiz uyuduktan sonra bizi buraya taşımışlardı.

Bir hafta boyunca hayatta kaldık fakat taa ki adada komutan görünene kadar.

Hepimizi bağlamış ve bize işkence uygulamıştı. Mesela bizi 4 dakikaya yakın veya daha fazla suyun altına sokmuş ve sadece 10 saniye nefes almamıza izin vermişti.

Kimilerinin vücutlarına iğne yapmış ve herşeyi itiraf etmelerini istemişti. Kimilerine elektirik, kimilerine uyuşturucu, kimilerinin ise meslekten vazgeçtirecek şeyler yapmıştı.

Bu zorlu eğtimde 20 kişiden sadece 5 kişi eğtimi tamamlayabilmişti. Çünkü herkes herşeyi itiraf etmişti ve bunun sonucunda hiçbiri eğtimi geçememişti.

Biz geçenler ise ödüllendirilmiştik. Ve başarıyla asker olmuştuk.

Gerçek hayata döndüğümde ise komutanıma bakıyordum. Planı anlatıyordu.

"Irağın kuzeyinde bir grup terörist beklemedeler. Sabah 7 'de yani gün yeni doğarken silah, bomba, uyuşturucu, yüksek miktarlı ilaçlar gelecek ve onları Türkiye'ye kaçak yollarla sokacaklar. Sizden istediğim bu şeylerin Türkiye'ye girmesi değil. Bu şeylerin o adamların eline geçmemesi. Aksi takdirde insanları zehirleyecekler."

Bize baktı.

"Bir sorusu olan varmı?"

Kimseden çıt çıkmazken doğruldu.

"Güzel. 5 dakika sonra helikopter havalanacak. 5 dakika içinde hazırlanıp pistte olun beyler."

Hemen ayağa kalktık ve selam verdik.

"Emredersiniz komutanım."

Hepimiz çıkarken hızla hazırlanmış ve pistte yerlerimizi almıştık. Komutanlara selam verdikten sonra helikoptere binmiş ve havalanmıştık.

Bölgeye geldiğimizde helikopterden inerek yürümeye başladık. Yaklaşık hiç durmadan 2 saat boyunca devam ettik. Denilen yere geldiğimizde çok fazla teröristle karşılaştık.

"Kanarya son durum bilgisi geç."

"Kanarya konuşuyor. Şuanda toplamda 3 araba ve 14 terörist var. Aralarından 1'i kadın. Ve hamile gibi gözüküyor. Kadın yaklaşık 24 dakika 45 saniyedir ağlıyor. Ama neden ağladığını bende çözemedim. Son durum bilgisi geçildi."

"Kadın rehin olduğu bilgisi verildimi?"

Hepsi aynı anda.

"Hayır komutanım. Verilmedi."

"O zaman o kadınada zarar gelmemesi için elimizden geleni yapacağız. O kadın suçlu bile olsa karnındaki can suçsuz. Çatal."

Kulaklıktan hemen sesini duydum.

"Emredin komutanım."

"Karargaha durum bilgisi geç. Bir kadın olduğunu söyle. Özellikle hamile olduğunuda belirt."

"Emredersiniz komutanım."

Karargaha durum bilgisi geçildikten sonra yaklaşık 3 saat kadar bekledik fakat hiçbir şekilde takas gerçekleşmedi. Bu işin içinde bir olay olduğunu anladığımızda çok geç kalmıştık.

Ensemize batırılan iğneleri hiçbirimiz farkedilmemiş uyutulmuştuk. Uyandığımızda ise zincirlerle bağlanmış şekildeydik. Günleri ise bize zehir etmişlerdi.

1. GÜN:

Bugün direkt olarak kanımıza uyuşturucu enjekte ettiler. Ama dayandık. Sabaha karşı geldiler ve sopalarla dövdüler. Sopaları biz bayılana kadar kişi değiştire değiştire dövdüler. En son bayıldığımızdada bizi bıraktıklarını hissettim.

2. Gün:

Kimimiz bu uyuşturucu işine alışamamıştı ama sabrediyorlardı. Aslında sabretmelerinin en temel nedeni bendim. Çünkü ben pes edersem timimde pes ederdi. Fakat ben buna izin vermeyecektim. O itlere karşı gelecektik.

Uyuşturucu verildikten sonra bizde bir halsizlik oluyordu ve bu hiç hoşuma gitmiyordu. Yine sopalarla içeriye girdiklerini fark ettiğimde bizi yine döveceklerini anladım. Yine bizi bayıltana kadar dövdüler.

3. Gün:

Bugün yanımıza birisi gelerek ben sizdenim ve sizi kurtaracağız dedi. Sadece biraz daha dayanmamızı dile getirdi.

Uyuşturuculara su karıştırıp bize öyle verdirttiğini söyledi. İşkencelerin çoğunada engel olduğunu söyledi fakat birkaç gün sonra bize elektrik vereceklerinide söyledi. O gün bize uyuşturucu vermediler ve tepkimizi beklediler. Biz onlarla dalga geçince sinirlenip bizi tekmelerle dövdüler.

4.GÜN:

Ağzımız yüzümüz kan içerisindeydi. Ve burada 4 gündür asılı şekilde duruyorduk. Hepimizin kolları uyuşmuş ve yaralardan dolayı vücudumuzu hissetmiyorduk.

Bugünde ilaç verdiler. O ilaç çok ağırdı biliyorum ama hiçbir şey yapmadı bize o ilaç. Aksine güçlenmiş gibi hissedip kaçmaya çalıştık. Birkaç teröristi yere serdik fakat yine yakalandık ve joplarla dövülerek bayıltıldık.

5. GÜN:

Günleri sayıyorduk. Ve sevdiğimiz insanları düşünüyorduk. Mesela aslı ne yapıyordu acaba? Onlara haber vermişlermidir?

Kimimizin evinde bekleyen anası, babası, sevgilisi, nişanlısı, karısı, çocuğu vardı

Kundakta bebekler bekliyordu bizi. Onların başındada eşlerimiz.

Sevgilimiz, nişanlımız bekliyordu bizi. Gelecek ve yuva kurmamız için.

Anamız, babamız dillerinde hayır dualarıyla bekliyorlardı bizi. İçlerinden hep "Allahım onları koru." Deniliyordu.

Ama şehitte olsak, gazide olsak, başımıza bir iş de gelse diyecekleri tek kelime.

"Vatan sağolsun."

6. GÜN:

Bugün hiç yanımıza gelmemişlerdi. Belliki başka işleri vardı ama o kadının ağlama seslerini duymuştuk yine.

O hamile olan kadın.

Onu birkaç defa burda onlara hizmet ederken görmüş ve onlara acımıştım.

Bugün yanımıza geldi. Bizim uyuduğumuzu düşündü ve geldi. Ağladı ve bizden yardım istedi.

"Eşim bir terörist. Fakat ben bir terörist değilim. Kızımında böyle olmasına asla izin vermeyeceğim."

Burnunu çekti.

"Babam zorla verdi beni onlara. Zorla dokundu bana. Sizi kurtarsam beni ondan koruyabilecek güçtemisiniz acaba?"

Türkiye Cumhuriyeti o kadar büyük bir devlettir ki seni korumak ne kelime. Bebeğini bile koruyabilecek güçtedir. Senin ve bebeğinin kılına zarar gelmesine izin vermezler.

7. GÜN:

Bir hafta olmuştu bile. Gece yine tıkırtılar duymuştuk ve anında harakete geçmiştik fakat bunların sadece bir koşuşturma olduğunu anladık.

Tam geri uyuyacağımız anda içeriye bir oğlan çocuğu girmişti. Yaklaşık 5-6 yaşlarındaydı bizi görmemesi için uğraşırken bize bu sözleri söylemişti.

"Ben sizden korkmuyorum. Ama babamdan çok korkuyorum. Annemi öldürdü o. Siz Türk askerisiniz değilmi?"

Ben öne atıldım.

"Evet koçum biz Türk askeriyiz. Bize yardım edebilirmisin?"

"Dilan ile sizi kurtarmaya çalışıyoruz. Birdee abduyla birlikte. Sizi burdan çıkaracağız."

O sırada bir ses duyuldu.

"Ahmeett nerdesin aslanım?"

Bu bir erkek sesiydi ve çocuk sesi duyar duymaz korkmuştu. Göz bebekleri titremişti sesi duyunca. Hemen koşarak yanımızdan çıktı ve kapıyı kilitledi.

Bize birkaç ilaç verip yine uyuttular fakat bu sefer dövmediler.

8. GÜN:

Bugünde yanımıza uğramadılar. Nedenini bizde bilmiyoruz fakat birşeyler planladıkları belli. Bugün hiç ses duymadık. Ne o kadını gördük ne de o çocuğu.

En korktuğum şey onlara birşey yapmış olmaları.

9. GÜN:

Bugün birkaç sinirli ses duyduk ve her an tetikte bekledik. Bir adam geldi ve ağzımızı yüzümüzü dağıttı.

Zaten dağınıktı biliyorum fakat iyice gelip bizi benzetti. Bekledik ve o adamı gördük.

Birkaç gün önce bizi gelip kurtaracağını söyleyen o adam.

"Sizi almaya geliyorlar bugün. Sizin kilitlerinizi açacağım ve siz ormanda geniş bir araziye ulaşıp çeşmenin orada bekleyin."

Tek tek kilitlerimizi açtı. İlk olarak hepimiz yere düştük. Kalkamadık ama o adam bize destek olup bizi kaldırdı. Ben kalkınca tüm timimde kalktı zaten.

Hepimiz ormanlık alana doğru koştuk ve herhangi bir şekilde peşimizden gelen olmadı. O boşluktaki çeşmeye ulaştığımızda orada beklemeye başladık. Bir süre sonra bir helikopter indi ve içinden ilk olarak aslı indi.

Ne aslımı?

Evet cidden aslı.

Bana doğru koştu ve sarıldı. Onu itmeye çalışsamda benden uzaklaşmadı. Komutanımda rahat der gözleriyle baktı.

"İyimisiniz çocuklar?"

"İyiyiz komutanım."

"Baya iyi gördüm sizi."

Oradan sarı hemen lafa atladı.

"Bu en iyi halimiz komutanım. Bence daha daha iyi halimizi siz düşünün."

"Hadi binin helikoptere de gidelim buradan. Zaten yaklaşık 10 gündür yoksunuz. İlk hastane sonrada ailelerinize."

Aslıyı yine uzaklaştırmaya çalıştım fakat uzaklaştıramadım. Sakince sırtını okşayarak kulağına fısıldadım.

"Aslı. Ben iyiyim güzelim. Komutanıma saygısızlık oluyor böyle."

"Ben çok korktu. Sen gelmeyecek diye."

"Biliyorum. Ama beni bırakman gerekiyor."

Aslı beni bırakırken bu seferde serçe parmağımı tutmuştu. Komutanım "Sorun yok o bir misafir ve bilmemesi çok normal." Gibi bir bakış attıktan sonra bende rahatladım.

Helikoptere bindirildikten sonrada aslı hiç elimi bırakmamıştı. Helikopter hastane pistine iniş yapmış ve bizi sedyelerle birlikte hastaneye taşımışlardı.

Bu zaman dilimindede aslı asla elimi bırakmamıştı.

Herkesin kontrolü yapıldıktan sonra evlere gitmemiz için izin verilmişti. Aslı hemen taksi çağırmış ve bizi bindirmişti. Ben öne o arkaya binerken lojmana gitmesini istemiştim.

Lojmana geldiğimizde hemen taksiden inmiş ve apartmana ilerlemiştik. Evime girdiğimde çok güzel kokular sardı etrafımı.

Mesela börek ve kek kokusu sardı ilk. Sonra bir temizlik kokusu yani deterjan kokusu geldi burnuma ve bu kokular benim en sevdiğim kokulardır.

Aslıda girerken hemen beni mutfağa itti.

"Şimdi. Burada yemek var. Sen bunları yiyor. Ve güçleniyor. Anlaştık."

"Hâlâ tam anlamıyla Türkçe konuşamıyosun değilmi?"

"Hayır. Ama çalışıyor."

"Türkçe günlüğümü yazdınmı peki. Okuyacağımı söylemiştim."

"Evet ben yazdı. Hatta Türkçeyi biraz daha kolay öğreniyor. Ben günlük yazmaya devam edecek."

"Okumamı istediklerini okurum. Okumamı istemediklerini okumam."

"Sen ye. Ben getirecek sana."

Mutfaktan çıkarken bende yemekleri yemeye başlamıştım. Bir zaman sonra aslıda gelmiş ve yemeği yemeye oda başlamıştı.

Yemek bittikten sonra bulaşıkları ben toplamayı teklif etmiştim fakat aslı bunu sert bir dille reddetmişti.

Ben içeriye geçerken aslıda mutfağı toplamıştı. Sonra koltuktaki yerini almış ve bana bakmaya başlamıştı.

"Ne oldu?"

"Hiç. Ben yatmak istiyor. Yatabilirmi?"

"Gidip yatabilirsin. Bunu sormana bile gerek yok."

"Günlük. Masanın üzerinde. Oku."

"Tamam okuyayım."

"İyi geceler."

"İyi geceler aslı."

Aslı çıkıp giderken bende biraz oturdum daha sonrasında ise odama geçtim. Masamın üzerinde defter duruyordu ve tahminen günlük odamda yazılmıştı.

Nereden anladın derseniz eğerde. Kalemlerimin yeri değişmişti. Sandalyemin duruşu değişmişti. Ve sanırım yanlışlıkla masama kalem değdirmişti.

Defteri alarak yatağıma oturdum. Defterin kapağını açtığımda kocaman bir yazı karşıladı beni.

"Komutanı çok seviyorum. Çünkü o benim hayatımı kurtardı."

Makedonca yazmıştı benim okuyabilmem için. Diğer sayfayı çevirdiğimde yazdığı şeyleri okumaya başladım...

💖

Bölüm sonuuuu.

Bölüm nasıldı aşk bahçelerim?

Fikirlerinizi yorumlarda belirtin lütfeenn.

Oyda vermeyi unutmayalımm.

Bir sonrakii bölümde görüşmek üzeree.

Sizi çok seven yazarınız. Layda.