6. bölüm / 9
ASRABorcun var bana
Bölümler 9Şu an: Borcun var bana
- 1 Giriş✿643 kelime
- 2 1bölüm ✿1.484 kelime
- 3 Ateşin üzerine su değil benzin dökünce anlarsın nasıl Bir kız olduğumu!1.205 kelime
- 4 reha🐣911 kelime
- 5 güzel gözlü boşver be ✨807 kelime
- 6 Borcun var bana872 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 Leya623 kelime
- 8 "Muhammed Mirza✨"427 kelime
- 9 Kalite kontrol✨256 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Laboratuvardan çıkmak için önümüzde yalnızca bir kapı, arkamızda ise bizi öldürmekten çekinmeyecek bir adam vardı.
Bir de yanımda, ölümün kıyısında bile şaka yapmayı başarabilen yedi asker.
Gerçi asker demek biraz haksızlıktı. İçlerinden biri, az önce bizi kurtarmaya çalışırken duvara çarpmıştı.
Hem de dümdüz duvara.
"Milan, iyi misin?" diye sordum.
Milan başını kaldırıp bana baktı.
"İyiyim."
Reha hemen araya girdi.
"İyi değil. Duvarın psikolojisi bozuldu, adamın umurunda değil."
Dünya, kocasının koluna girerek onu ayağa kaldırdı.
"Reha, sus artık."
"Yenge, ben susarsam bu ekipte moral diye bir şey kalmaz."
Muhammed Mirza, elindeki silahı kontrol ederek başını kaldırdı.
"Hepinizin sesi kesilsin. Adam kendine geliyor."
İşte yüzbaşımızın en güzel özelliği buydu. Bazen insanın içini buz gibi yapan bir sesle konuşur, bazen de dünyanın en sakin insanıymış gibi davranırdı. Fakat o an yüzündeki ifadeden, sabrının sonuna geldiğini anlamak zor değildi.
Karşımızdaki adam yerde kıpırdanıyordu.
Birkaç dakika önce bizi burada tutmak için elinden geleni yapmış, çıkış yolumuzu kapatmıştı. Sonunda hep birlikte üzerine yürüyünce kendisini yerde bulmuştu.
Yedi asker, iki kız ve bir tane de bitmek bilmeyen enerjisiyle Reha.
Toplam on kişi.
"Yüzbaşım," dedi Reha, "adamı burada bırakıp gidelim mi?"
Muhammed Mirza ona döndü.
"Hayır, Reha. Adamı da arabaya alalım, senin yanına oturtalım. Yol boyunca sohbet edersiniz."
Milan kahkahayı bastı.
Ben bile gülmemek için dudağımı ısırdım.
Reha ise elini kalbine götürdü.
"Komutanım, yıllardır bu meslekteyim. İlk defa bir üstümün bana bu kadar değer verdiğini hissediyorum."
"Bir daha konuşursan seni bagaja koyarım."
"İşte bu yüzden sizi çok seviyorum komutanım. İnsana her zaman seçenek sunuyorsunuz."
Muhammed Mirza başını iki yana salladı.
"Yürü."
Kapıya ulaştığımızda dışarıdan gelen soğuk hava yüzüme çarptı.
Özgürdük.
En azından şimdilik.
Arabaların yanına vardığımızda Milan'ın eşi Dünya hemen onun elini tuttu. Yüzündeki endişeyi saklayamıyordu.
"Bir daha böyle bir şeye kalkışırsan seni kendim öldürürüm," dedi Dünya.
Milan gülümsedi.
"Beni kurtarmak için mi?"
"Hayır, akıllanman için."
Reha arkamızdan seslendi:
"Dünya, vallahi bu ailede bir tek senin mantığın var. Milan'ınkini de duvara çarptığında kaybettik."
"Reha!"
"Tamam, sustum."
Üç saniye sustu.
Sonra yeniden konuştu.
"Peki, kim hangi arabaya biniyor?"
Muhammed Mirza arabaların anahtarlarını dağıtırken hepimizi tek tek kontrol etti. Yaralananlar öne, diğerleri arkaya geçecekti.
Ben arka kapıyı açmıştım ki Reha önümde belirdi.
"Hanımefendi, yanlış arabaya biniyorsunuz."
Kaşlarımı kaldırdım.
"Nedenmiş?"
"Çünkü bu araba benim. Benim arabamda müzik seçme hakkı bendedir."
"Arabayı sen mi aldın?"
"Hayır."
"O zaman?"
Reha bir an düşündü.
"Ruhen benim."
Gözlerimi devirerek yanından geçtim.
"Seninle aynı arabaya binmeyeceğim."
"Bence de. Benimle aynı arabaya binenlerin ömründen beş yıl gidiyor."
Milan araya girdi.
"Beş mi? Ben on yıl yaşlandım."
Hepimiz gülerken arabaya bindik.
Fakat ben camdan dışarı bakarken aklımda tek bir şey vardı.
Yıllardır aradığım kız kardeşim.
Adını bile tam olarak bilmiyordum. Nerede olduğunu, nasıl göründüğünü, hayatta olup olmadığını bilmiyordum.
Ama onu bulacağıma inanıyordum.
Çünkü bazı insanlar, insanın hayatından hiç çıkmamış gibi özlenirdi.
Ben hiç tanımadığım birini özlüyordum.
Ve bunun nasıl bir şey olduğunu kimseye anlatamıyordum.
Aradan haftalar geçti.
Laboratuvarda yaşadıklarımız yavaş yavaş geride kalırken herkes kendi hayatına döndü.
Muhammed Mirza görevlerine devam etti. Milan, Dünya'yla birlikte kendi düzenini kurdu. Diğer askerler birliklerine dağıldı.
Reha ise...
Reha'nın ne yaptığını tahmin etmek zor değildi.
Muhtemelen bir yerlerde konuşuyor, birilerini güldürüyor ve hiç kimsenin istemediği hâlde insanların hayatına giriyordu.
Ben de yazılarıma geri döndüm.
Bir yazarın en büyük düşmanı bazen kelimeler değil, kendi hayatıydı.
Çünkü başkalarının hikâyelerini yazmak kolaydı.
İnsan kendi hikâyesine gelince susmayı öğreniyordu.
O gün yeni kitabım için bir kafeye gitmiştim. Masamda kahvem, önümde defterim vardı.
Tam bir cümle yazacaktım ki kapının üzerindeki zil çaldı.
Başımı kaldırdım.
İçeri girenleri görünce kalemim parmaklarımın arasından kaydı.
Bir an nefes almayı unuttum.
geçen günkü Milan reha yüzbaşı girdi
REHA'NIN AĞZINDAN
Hayatımda iki şeyden nefret ediyordum.
Birincisi, sabah erken kalkmak.
İkincisi, Muhammed Mirza'nın beni sabah erken kaldırması.
Tahmin edin o sabah ne oldu?
Saat sekizde telefonum çaldı.
"Reha, neredesin?"
Yüzbaşımın sesini duyunca gözlerimi açtım.
"Komutanım, fiziksel olarak yatağımdayım. Ruhsal olarak da yatağımdayım. Başka bir yerde bulunmuyorum."
"Yirmi dakikaya hazırlan."
"Komutanım, bir insanın yirmi dakikada hazırlanması için önce kendisiyle barışması gerekir."
Telefon kapandı.
İşte böyle bir adamdı.
Bir gün beni madalya almaya götürecek, ertesi gün de kendi elleriyle toprağa gömecekti. Aramızdaki ilişkinin özeti buydu.
Hazırlanıp kafeye girdiğimde yüzbaşımı uzaktan gördüm.
Yanında Milan vardı.
Dünya da oradaydı.
"Günaydın, aile toplantısı mı var?" dedim.
Milan bana baktı.
"Sen gelince aile toplantısı cenazeye dönüyor."
"Kardeşim, sevgini böyle gösterme. Duygulanıyorum."
Tam masaya oturacaktım ki yüzbaşımın bakışları arkamdaki bir noktaya kaydı.
Ben de merak edip döndüm.
Ve onu gördüm.
Hüma.
Yıllar önce küçücük bir kız çocuğuyken tanıdığım, birlikte büyüdüğüm, sonra hayatın elimizden çekip aldığı Hüma.
Bir an olduğum yerde kaldım.
Saçları değişmişti. Yüzü büyümüştü. Bakışlarında eskiden olmayan bir yorgunluk vardı.
Ama oydu.
Onu binlerce insanın arasına koysan yine tanırdım.
Çünkü bazı insanları hafızan değil, kalbin saklardı.
"Hüma..."
Beni tanımıyordu.
Yutkundum.
Sonra her zamanki gibi davranmaya karar verdim. Çünkü ben Reha'ydım. Duygularımla başa çıkmak yerine onları şakaların arkasına saklamakta üstüme yoktu.
Elimi kaldırıp seslendim:
"Hüma Asra Hanım! Borcunuz var!"
Milan'ın ağzı açık kaldı.
"Ne borcu?"
"Çocukken bana verdiği şekeri geri vermedi."
Hüma gözlerini kıstı.
"Siz beni nereden tanıyorsunuz?"
İşte o an içimde bir şey sessizce kırıldı.
Beni hatırlamıyordu.
Yine de gülümsedim.
"Ben insanları kolay kolay unutmam," dedim. "Hele bana borçlu olanları hiç."
Hüma'nın yüzünde küçücük bir gülümseme belirdi.
"O zaman faizini de ödemem."
Bir saniye sessiz kaldım.
Sonra kahkaha attım.
"Yüzbaşım! Bu kızı ekibe alıyoruz. Benden daha tehlikeli çıktı!"
Muhammed Mirza hafifçe gülümsedi.
Bölüm etkileşimi
