ASRA kitap kapağı

2. bölüm / 7

ASRA

1bölüm ✿

Vaveyla Yazarı: 𝒎𝒊𝒉𝒓𝒊 🐣

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 1bölüm ✿

En büyük savaş aklınla bildiklerin kalbinle hissetiklerinin Arasındadır):

İnsan bazen yalnızlığa alışır.
Hep yalnız kalmak ister.
Kimseye bir şey anlatmak, kimseye kendini açıklamak zorunda kalmamak ister. Çünkü zamanla anlar ki bazı duygular kelimelere sığmaz, bazı yaralar anlatmakla iyileşmez.

Sonra susmayı öğrenir insan.
İçinde kopan fırtınaları kimseye belli etmeden yaşamayı, gülümserken bile aklından binlerce şey geçirmeyi…

Ve bir gün, eskiden canını yakan şeylere bile tepki vermemeye başlar. İşte o zaman anlar ki insan her zaman iyileşmez; bazen yalnızca acısına alışır.

En kötüsü de nedir, biliyor musun?

Bir zamanlar uğruna saatlerce ağladığın şeylere, gün gelir tek bir damla gözyaşı bile dökmezsin. Çünkü kalbin yorulmuştur artık. Ne savaşacak gücü kalmıştır ne de bir şeylerin değişeceğine inanacak umudu…

İnsan bazen yalnızlığı seçmez.
Sadece kalabalıkların içinde kendini daha fazla kaybetmek istemez.

Ben aslında yalnız değildim.

Arkadaşım vardı; ihanet etti. Ailem dediğim insanlar, tek tek yok oldu.

Meğer benim ailem sandığım insanlar, aslında ailem değilmiş. Hepsi birer yalanmış. Ben, onları sevgi gibi görmüşüm; ailem sanmışım. Meğer o insanlar beni hiç sevmemiş.

Annem demiştim ben o kadına
Baba demiştim ben o adama
Abla demiştim be ben o kadına
Abi demiştim....
Ama aslında hiç öyle değilmiş
Ben onlara ailem demiştim. Çünkü insan, bir evin içinde büyüyorsa oradakilerin ailesi olduğunu sanırmış. Aynı sofraya oturunca, aynı soyadı taşıyınca, aynı çatı altında uyuyunca birbirine ait olduğunu düşünürmüş.

Ben de öyle düşünmüştüm.

Bir gün annemin kollarına sığınmıştım, dünyanın bütün kötülüklerinden beni koruyacağına inanmıştım. Babamın arkamda durduğunu sanmış, onun varlığıyla kendimi güvende hissetmiştim. Ablamın beni sevdiğini düşünmüş, abimin beni her şeyden koruyacağına inanmıştım.

Meğer ben, inanmak istediğim şeylere inanmışım.

Meğer bir insanın annem dediğin kadın olması, onun sana annelik yapacağı anlamına gelmiyormuş. Baba dediğin adamın aynı soyadını taşıması, seni evladı olarak göreceği anlamına gelmiyormuş.

Ve en acısı ne biliyor musunuz?

Ben onlardan sevgi dilenmemiştim. Ben yalnızca onların sevgisini hak ettiğime inanmıştım.

Bir çocuğun ailesine ait olmak için çabalaması ne kadar acıymış, bunu büyüdükçe anladım. Bir sofrada fazlalık gibi hissetmenin, kendi evinde misafir olmaktan bile daha ağır olduğunu öğrendim.

Ben hep bir gün değişirler diye bekledim.

Bir gün annem bana sarılır, bir gün babam başımı okşar, bir gün ablam beni kendinden biri sayar, bir gün abim arkamda durur diye...

Ama bazı insanlar değişmiyormuş.

Sen ne kadar seversen sev, ne kadar susarsan sus, ne kadar çabalarsan çabala; onların gözünde hep aynı yerde kalıyormuşsun.

Benim yerim de belliydi.

Onların arasında ama onlardan biri değil.

Aynı evde ama aynı aileden değil.

Aynı sofrada ama hiçbir zaman gerçekten doyurulmayan bir sevgiyle...

Ve o gün kendime ilk kez şu soruyu sordum:

"Ben bu kadar insanın arasında büyüdüm de neden hiçbirine ait olamadım?"

Cevabını bilmiyordum.

Belki de bazı soruların cevabı yoktu. Belki de bazı gerçekler, insanın çocukluğunu elinden alacak kadar ağırdı.

Ama artık bir şey biliyordum.

Benim annem dediğim kadın, belki hiçbir zaman annem olmamıştı.

Babam dediğim adam, belki hiçbir zaman babam gibi hissettirmemişti.

Ve ben, yıllarca ailem sandığım insanların arasında, aslında yapayalnız büyümüştüm.

Ve sonra bir kardeşim olduğunu öğrenmiştim. Ailemin, aslında gerçek ailem olmadığını da... O günden beri kardeşimi arıyordum. Hâlâ da arıyordum. Onu bulacaktım, buna inanıyordum.

Bugün Sevo’nun yemin töreni vardı. Onun bu özel gününü kaçıramazdım. Sevo...

O, benim ev arkadaşımdı. Onun da kimsesi yoktu; yetimhanede büyümüştü. Belki de bu yüzden birbirimize bu kadar sıkı bağlanmıştık. İkimiz de hayatta tutunacak bir dal aramış, birbirimizde o dalı bulmuştuk.

Kütüphaneden çıkıp eve doğru yürümeye başladım. Birinin beni izlediğine dair tuhaf bir his vardı içimde. Adımlarımı hızlandırmadım, arkamı dönüp bakmadım. Hissettiğim şeyin yalnızca kuruntudan ibaret olduğunu düşündüm ve yoluma devam ettim.

Belki de hata yapmıştım. Hem de büyük bir hata...

Eve girip kapıyı arkamdan kapattım. Üzerimdeki yorgunluğu atmak için hemen duş aldım ve hazırlanmaya başladım. Düz, siyah, bol paça pantolonumu giyip belime bir kemer taktım. Üzerime siyah bir crop giydim. Ardından siyah deri ceketimi alıp üzerime geçirdim. Kumral saçlarımı açık bıraktım, son kez aynadan kendime baktım ve evden çıktım.

Bugün Sevo’nun günüydü. Ne olursa olsun, onun yanında olacaktım.
Anahtarı çantama atıp saate baktım
10 dakka kalmıştı
"Hay aksi!"
Hızlı adımlarla binadan çıktım. Arabamın kapısını açıp içeriye geçtim. Emniyet kemerimi takarken telefonum çaldı. Arayan Sevo'ydu.
"Efendim, komutan hanım?"
"Asra! Nerede kaldın kızım? Tören başlayacak, sen hâlâ ortalarda yoksun!"
Gülerek başımı iki yana salladım.
"Geliyorum be kadın! Sanki seni evlendireceğiz, alt tarafı yemin edeceksin."
"ASRA!"
"Tamam, tamam! Bağırma kulağımın dibinde. On dakikaya oradayım."
"Beş dakikan var."
"Senin gibi bir manyağın arkadaşı olmak da kolay değil."
Kahkaha attı.
"Çabuk gel, seni bekliyorum."
Telefonu kapattım. Yüzümdeki gülümseme bir süre daha kaldı. Sevo, hayatımda sahip olduğum nadir güzel şeylerden biriydi. Bazen bir insanın ailesi olmak için aynı kanı taşımak gerekmiyordu. Bunu bana o öğretmişti.

Motoru çalıştırdım ve yola çıktım.

Hava serindi. Rüzgâr yüzüme çarparken kaskımın vizörünü biraz daha indirdim. Şehrin kalabalık caddelerinden geçip törenin yapılacağı askerî birliğe doğru ilerliyordum. Bugün Sevo'nun günüydü. Aylarca beklediği, uğruna gecesini gündüzüne kattığı o gün...

Onun yanında olmalıydım.

Çünkü bazı insanlar vardır, hayatınıza bir gün girer ama yıllardır yanınızdaymış gibi hissettirir. Sevo benim için öyleydi. Kan bağımız yoktu belki ama birbirimizin yaralarını ezbere bilecek kadar yakındık.

Bir de benim hiç bilmediğim bir ailem vardı.

Daha doğrusu, gerçek ailem olmadığını öğrendiğim bir hayatım...

Bir kardeşim vardı. Yüzünü bile hatırlamadığım, nerede olduğunu bilmediğim ama varlığını kalbimin en derininde taşıdığım biri. Onu bulacağıma inanıyordum. Bazen bu inanç beni ayakta tutuyor, bazen de gecelerimi uykusuz bırakıyordu.

Ama bugün bunları düşünmeyecektim.

Bugün Sevo'nun günüydü.

Birliğin önüne geldiğimde motoru uygun bir yere çektim. Kaskımı çıkartıp saçlarımı elimle düzelttim. Etraf, tören için gelen ailelerle doluydu. Kimi elinde çiçek tutuyor, kimi heyecanla telefonunun kamerasını hazırlıyordu. Anneler oğullarının üniformalarını düzeltmek için sabırsızlanıyor, babalar gururlarını belli etmemeye çalışıyordu.

Bir an durup onları izledim.

İnsan, sahip olmadığı şeyleri başkalarında görünce tuhaf hissediyordu. Kıskançlık değildi bu. En azından tam olarak değildi. Sadece insanın içinde bir yer sızlıyordu. Bir gün benim de birileri tarafından böyle beklenip beklenmediğini merak ediyordum.

Acaba annem beni hiç aramış mıydı?

Acaba kardeşim büyürken beni merak etmiş miydi?

Ya da ben onlar için çoktan unutulmuş bir hatıradan mı ibarettim?

Başımı hafifçe iki yana salladım.

"Bugün değil, Asra." diye fısıldadım kendi kendime. "Bugün kendini üzmek yok."

Telefonumu çıkartıp Sevo'yu aradım. Birkaç saniye sonra açtı.

"Efendim, hanımefendi?"

Sırıttım.

"Hanımefendi dediğin kişi kapıda bekliyor, asker ."

"Ne? Geldin mi sen?"

"Yok, ruhum geldi. Kendim yoldayım."

"Asra, yemin ederim bir gün seni boğacağım!"

"Kıyamazsın."

"Kıyarım!"

"Tamam, tören bitince denersin. Şimdi çık da seni göreyim."

Telefonun diğer ucundan telaşlı bir nefes sesi geldi.

"Dur, gelemiyorum. Tören alanına geçmemiz gerekiyor. Sen içeri gir, yerini al. Sakın geç kalma!"

"Emredersiniz, komutanım."

Kahkaha attı.

"Salak!"

Telefon kapandı.

Yüzümdeki gülümsemeyle girişe yöneldim. Görevli kimliğimi kontrol ettikten sonra beni tören alanına yönlendirdi. İçeri girdiğimde gözlerim istemsizce üniformalı askerlerin arasında Sevo'yu aradı.

Ve buldum.

Sıraların arasında dimdik duruyordu. Üniforması üzerindeydi, yüzünde alışık olduğum o ciddi ifade vardı. Beni henüz görmemişti. Çenesini hafifçe kaldırmış, komutanını dinliyordu.

Gülümsedim.

İşte benim Sevo'm buydu.

Ne kadar yorulursa yorulsun pes etmeyen, düştüğünde kendi kendine ayağa kalkmayı bilen, canı yansa bile kimseye belli etmeyen o inatçı kız...

Elimi kaldırıp ona işaret etmek istedim ama vazgeçtim. Tören başlamıştı.

Yerime geçip oturdum.

Komutanın sesi alanda yankılanırken herkes ayağa kalktı. Ben de ayağa kalktım. Askerlerin aynı anda yaptığı hareketleri izlerken içimde tarif edemediğim bir gurur hissettim. Sevo'nun bu an için ne kadar emek verdiğini biliyordum.

Sonra yemin başladı.

Sesler bir ağızdan yükseldi.

O an, gözlerim yeniden Sevo'yu buldu.

Dudakları diğerleriyle aynı anda hareket ediyordu. Yüzü ciddiydi ama gözlerinin içindeki heyecanı buradan bile anlayabiliyordum.

Gözlerim dolacak gibi oldu.

"Yapma," diye mırıldandım kendime. "Bir de burada ağlama başımıza."

Ama bazı anlar insanın kalbine dokunuyordu işte. Ne kadar güçlü olmaya çalışırsan çalış, sevdiğin birinin hayalini gerçekleştirdiğini görmek seni savunmasız bırakabiliyordu.

Yemin bittiğinde alkışlar yükseldi.

Ben de ellerimi birbirine vurdum. Hem de bütün gücümle.

Sevo başını çevirdiğinde göz göze geldik.

Beni gördü.

Ve o ciddi asker ifadesinin yerini bir anda kocaman bir gülümseme aldı.

Dudaklarımı kıpırdattım.

**"Gurur duyuyorum seninle."**

Beni duyduğunu sanmıyordum ama dudaklarımdan okumuş olmalıydı. Çünkü başını hafifçe eğdi, sonra yeniden önüne döndü.

Tam o sırada komutanın sesi yeniden duyuldu. Tören sona ermişti. İnsanlar askerlerin bulunduğu alana doğru ilerlemeye başlamıştı.
Bedenim burdaydi ama ruhum değildi
Kendimde değildim ama

Önce Sevo.

Kalabalığın arasından Sevo'ya doğru yürüdüm. Beni görür görmez kollarını açtı.

"Asra!"

Boynuma sarıldığında ben de ona sıkıca sarıldım.

"Başardın, be kızım!"

"Başardık!" diye düzeltti beni. "Sen olmasan ben bu kadar dayanabilir miydim, bilmiyorum."

Geri çekilip yüzüne baktım.

"Bak, ağlatma beni. Rütbeni söküp eve götürürüm, bir daha da törenlere gelmem."

Kahkaha attı.

"Senin gibi bir manyağın arkadaşlığını çekmek de kolay değil."

"Çok şanslısın o zaman."

"Fazlasıyla."

Bir süre öylece birbirimize baktık. Sonra Sevo'nun yüzündeki gülümseme biraz soldu.

"İyi misin sen?"

Şaşırdım.

"Niye?"

"Bilmem. Bir şey oldu gibi duruyorsun."

Gözlerimi kaçırdım.

"İyiyim sen beni merak etme"

"Sen öyle diyorsan tamam"
Dedi ve gülümsedi
Başka tarafa bakıp
"Ben bir selam verip gelicem" diyip ayrıldı yanımdan
Bende bir köşeye çekilip oturdum
Sevoyu bekliyordum

Sonra bir arkadaş grubu gördüm
3 kişiydiler biri geçen kütüphanede karşılaştığımdı
Biri çok enerjik gözüküyordu
Ve...
Kız olan çok tanıdıktı gözleri benimki gibi koyu kahveydi saçları siyaha yakın bir renkti yüz hatları bana benziyordu
Kız yanında o çok konuşan fırlamaya gülüyordu

Bölüm sonu beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayınizzzz🐣

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

103okunma 34beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.