ASRA kitap kapağı

4. bölüm / 7

ASRA

reha🐣

Vaveyla Yazarı: 𝒎𝒊𝒉𝒓𝒊 🐣

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: reha🐣

İyikiler ve keşkelerr...

İyikiler ve keşkeler…

İnsanın hayatında ikisi de olurdu. Bazen bir an, bir insan, bir söz… İyi ki dersin. Bazen de aynı anı hatırladığında için burkulur, keşke hiç yaşanmasaydı diye düşünürdün.

İnsan geçmişte yaptığı şeyleri o günün aklıyla mantıklı bulurdu. O an doğru olduğunu düşündüğü kararların, yıllar sonra nasıl bir pişmanlığa dönüşeceğini bilemezdi.

Ama iyikiler de vardı.

İyi ki tanımışım dediğin insanlar, iyi ki yaşamışım dediğin anılar, iyi ki vazgeçmemişim dediğin hayaller…

Belki de hayat, bütün keşkelerimize rağmen iyikiler biriktirebilmekti.

Çünkü insan bazen birini kaybettiğinde onun kıymetini, bazen bir yere geç kaldığında doğru zamanın ne olduğunu, bazen de sustuğunda söylemesi gereken sözleri öğrenirdi.

Ve en kötüsü de ne biliyor musunuz?

Bazı keşkelerin telafisi vardı, bazılarınınsa yalnızca hatırası…

İnsan da en çok, değiştiremeyeceği şeyleri düşünürken yorulurdu.

Yine de hayat devam ederdi. Güneş doğar, günler geçer, insanlar değişir, yollar ayrılırdı. Bir zamanlar onsuz yapamam dediğin şeylere bile alışırdın.

Belki de büyümek buydu.

Her şeyi düzeltemeyeceğini kabul etmek, herkesi yanında tutamayacağını anlamak ve bazı soruların cevabını hiçbir zaman öğrenemeyeceğini bilerek yaşamaya devam etmek…

Ama yine de insanın içinde küçücük bir umut kalırdı.

Bir gün, geçmişe dönüp baktığında canının yanmadığı bir gün…

Keşkelerinin arasından bir iyiki bulabildiği bir gün…

Ve o gün kendine şöyle derdi:

“Her şey istediğim gibi olmadı belki ama yaşadığım hiçbir şey beni ben olmaktan alıkoyamadı.”

"BIRAK BENİ AMINAKODUĞUMUN PİÇİ!"
veyran'nın şirketinin bir kısmını patlatmıştım
Tam çıkıp gidecekken beni zorla biyere getirmişti heryer pas kokuyordu
Çok karanlıktı tek odalı bir depo gibi biyerdi hiç ışık yoktu .
Veyran'ın beni buraya getirmesi yetmezmiş gibi bir de karşımda dikilip keyif yapıyordu. Karanlık deponun içindeki tek ses, ayakkabılarının beton zeminde çıkardığı yankıydı.
"Ne oldu Hüma? Şirketimi yakarken bu kadar cesur değildin sanki."
Dudaklarımı alayla kıvırdım.
"Senin şirketin mi? Kusura bakma, ben orayı terk edilmiş bir çöplük sanmıştım."
Veyran'ın çenesi kasıldı. Birkaç adım atarak bana yaklaştı. Gözlerindeki öfkeyi saklamaya çalışsa da yüzündeki o sinir bozucu gülümseme kaybolmamıştı.
"Senin şu dilin bir gün başına bela olacak."
"Senin de şu egon bir gün seni mezara sokacak, Karataş."
Bir an sessizlik oldu.
Sonra Veyran kahkaha attı.
"Allah aşkına, seninle uğraşmak neden bu kadar eğlenceli?"
"Çünkü psikoloğa verecek paranı bana harcıyorsun."
Gülümsemesi biraz daha büyüdü. Sinirlerim tepeme çıkıyordu. Ellerimi arkamda birleştirip etrafı incelemeye başladım. Kapı, Veyran'ın arkasındaydı. Pencereler demir parmaklıklarla kapatılmıştı. Harika! Resmen kaçış odasına düşmüştüm ama bu odanın tek bulmacası, karşımdaki psikopatın dikkatini dağıtmaktı.
"Şimdi beni buraya neden getirdiğini söyleyecek misin, yoksa bütün gün yüzüne bakıp güzelliğinden mi kusacağım?"
Tek kaşını kaldırdı
"Güzelliğim"dedi evet güzeldi bizde güzele güzel derlerdi
Ama bu onun kötü ve onurlu olduğunu (onurlu demeye bin şahit)olduğunu değiştirmiyordu
"Bizde güzele güzel derler siktaş"
Küfürü duyunca piç gibi sıtmaya başladı
Hoşunamı gidiyordu benim ona böyle yapmam sabır!
"Sende çok güzelsin"dedi sırıtarak
Konu nerden nereye gelmişti!
"KES SESİNİ ÇIKAR HEMEN BENİ BURDAN" bağırdığımda hemen dibimde
Bitti ve beni kendine çekti eliyle ağzımı kapattı
"Şu sesini kes seni burada beceririm ve kimse duymaz birdaha sakın bana sesini yükselterek konuşma"
Koca eli ağzımı kapatınca sırtım ürperdi. Gözlerimi korkuyla yüzüne diktim. Nefes almakta bile zorlanıyordum. Beni duvara sıkıştırmış, kaçabileceğim bütün yolları kapatmıştı.
Elini ağzımdan çektiği an bütün gücümle onu ittim.
“Bana bir daha dokunma!” diye bağırdım.
Dudaklarının kenarında sinir bozucu bir gülümseme belirdi.
“Demek hâlâ akıllanmadın.”
“Sen kimsin de bana böyle davranıyorsun? Bırak beni, yoksa—”
“Yoksa ne olacak?” diye sözümü kesti. Bir adım daha yaklaştı. “Ne yapacaksın? Bağıracak mısın yine?”
Gözlerimden yaşlar süzülürken yumruklarımı sıktım.
“Senden nefret ediyorum!”
Yüzündeki gülümseme bir anda silindi.
“Bana bak!” diye sertçe çıkıştı.
Başımı çevirdim.
“Yüzüme bak dedim!”
“BAKMIYORUM!” diye haykırdım. “Senin gibi birinin yüzüne bakmaktansa kör olmayı tercih ederim!”
Bir an sessizlik oldu.
Söylediklerimin onu daha da öfkelendirdiğini yüzünden anlayabiliyordum. Fakat artık korkuma yenilmek istemiyordum. Ne kadar korkarsam korkayım, ona boyun eğmeyecektim.

Beni elimden tutuğu gibi odadan çıkardı
Koridorda yürürken insan çığlığı duyuyordum bir kadının çığlığıydı
Noluyordu burda!?
Bir odanın önüne geldik kapıyı açı açmaz beni yere fırlattı
Yere yüz üstü düşünce kollarımdan destek alıp kalktım burnum kanıyordu
Etrafıma bakmadan
"Seni geberticem Karataş"
Dedim tıslarcasına kapıyı sertçe kapattı
Başımı kaldırdığımda
Burada bağlı 7 maskeli asker vardı
Birtanede kadın vardı yüzü morluklarla doluydu
Etrafıma daha bakındıkça buranın bir
Laboratuvar olduğunu gördüm
Heryerde kablolar vardı şişelerde garip Garip sıvı şeyler vardı
Ve çok büyük bir makine
Şaşkınlıkla gözümü açtım
Gördüğüm manzara karşısında adeta donakalmış, ne yapacağımı bilemez bir halde duruyordum.
Gözlerim, yüzü morluklarla dolu kadına kaydı. Bakışları çaresiz ama bir o kadar da yardım çığlığı atar gibiydi. Bağlı durumdaki 7 maskeli asker ise hareketsizce duruyor, gizemli havayı daha da ağırlaştırıyordu.
"Neler oluyor burada?" diye fısıldadım kendi kendime.
Büyük makinenin üzerindeki göstergeler birden yanıp sönmeye, etraftaki garip sıvılar şişelerin içinde fokurdamaya başladı. Karataş'ın beni buraya sürüklerken neyi amaçladığını anlamak zordu, fakat bu laboratuvarın karanlık bir sırrı sakladığı ortadaydı.
Ayağıma dolanan kablolardan sıyrılıp kadına doğru bir adım attım.
Ve kadının kızarmış ellerini çözmeye başladım
Ağzındaki bantıda çekince derin bir nefes aldı
"İyimisin"
Gözleri korkuyla irileşmişti. Bir süre nefes nefese yüzüme baktı, tam bir şeyler söyleyecekken dışarıdan gelen sert ayak sesleri onu susturdu
Ayak sesleri uzaklaşınca tekrardan derin bir nefes aldı
"Askerleride çöz "diyince aklıma dank etti bağlı askerleri çözmemiştim
Akyaz olan sanki yeni anladığımı anlamışta
Kafasını sallayıp bu mal işareti yapmıştı
Sikik
Sabır!
Tek tek hepsini çözmeye başladım
Bitanesinin bandını ağzından çektiğimde
"Ne hayvan gibi çekiyorsun be" diye çemkirmişti
"Sende ne çıt kırıldım bişey çıktın be bir bant sadace "
Yanındaki akser kalkıp
Bağıran askerin kafasına bitanne vurdu
Oh olsunn!
"Bizim derdimize bak sen burda kavgaya tutuluyorsun Allah'ın belası reha "
Bu o gün kütüphanedeki adamdı
Sesinden tanımıştım

Bölüm sonu beğenmeyi ve yorum yapmayı unutmayın seviliyorsunuz 🐣

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

74okunma 32beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.