Bölümler 12Şu an: Yeni nesil özgürlük kavramı
- 1 Tanışma607 kelime
- 2 Buluşma253 kelime
- 3 Şıkırtı1.504 kelime
- 4 Galata: Toplumun unuttuğu ufak incelikler1.242 kelime
- 5 Günümüz teknolojisi347 kelime
- 6 Bozkırın Asenası846 kelime
- 7 Asimile : HUN İMPARATORLUĞU522 kelime
- 8 Geçmişten günümüze açılan portal !585 kelime
- 9 Galata ve kitap kokusu731 kelime
- 10 Yeni nesil özgürlük kavramı1.485 kelime · Okuduğun bölüm
- 11 Hata mı ? Seçenek mi ?761 kelime
- 12 Cadde-i Kebir: Güzel Anlar1.877 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mine ve gençler arabaya bindikten sonra Bulut, ilk olarak genç kıza oturduğu yeri sordu. Genç kız, “Beşiktaş’ta oturuyorum, arkadaşım da Beşiktaş’ta oturuyor. Taksim’den çıkın, ben size yolu tarif edeceğim.” dedi. Mine, bu cümleden sonra önce genç kıza, sonra genç delikanlıya, en sonunda da Bulut’a döndü. Bulut, Mine’ye bakıp “Ne oldu?” diye sordu ve tebessüm etti. Mine ise “Bir şey yok. Sadece aklıma bir şey geldi.” yanıtını verdi. Bulut, “Dikkat et, aklına gelen başına gelmesin.” diyerek gülümsedi.
Beşiktaş’a doğru ilerlemeye devam etti.
Mine, Bulut’un bu gülüşünden şüphelenmeye başladı. Beşiktaş’a girene kadar genç kızı ve delikanlıyı dikkatlice inceledi. Aklındaki şüpheyi Bulut’un yapamayacağına dair bir karar vermişti, ta ki Beşiktaş’a girene kadar. Genç kız, Beşiktaş’a girdikten sonra adresi tarif etmeye başladı. Mine, genç kızın tarif ettiği yerin kendisine tanıdık geldiğini fark etti ve merakla gitmelerini bekledi. Nihayetinde Bulut, genç kızın tarif ettiği yere ulaştı. Mine, adrese gelince yeri incelemeye başladı; tanıdık bir yerdi ama bir türlü çıkaramıyordu.
Tam o sırada genç kız arabadan indi ve teşekkür etmek için Mine’nin bulunduğu koltuğun camına geldi. Mine camı indirdiğinde, genç kız Mine’ye teşekkür ederken genç kızın boynundaki kolyeyi fark etti. Bu kolyeyi daha önce bir yerde gördüğünü biliyordu ama nerede olduğunu hatırlayamıyordu. Genç kız, “Teşekkür ederim, yaptıkların için.” dedi. Mine, “Önemli değil. Bir dahakine daha güvenli bir yer seçin. Doğru olanı savundunuz ama şu anda yanlışların içinde doğruların gözükmediği bir dönemdesiniz. Bunlar geçecek, ama geçene kadar doğru bildiğiniz şeyleri başınızı belaya sokmadan savunun.” dedi. Genç kız, “Tamam, iyi günler dilerim size.” diyerek uzaklaştı. Mine, genç kızı evine girene kadar izledi. Bulut, Mine’nin izlemesine izin verdi. Sonrasında Mine, Bulut’un beklediğini fark etti.
Mine, ne olup bittiğini anlamak için Bulut’a döndü. Bulut, genç delikanlıya gidip oturduğu yeri sordu. “Sen nerede oturuyorsun, delikanlı?” dedi. Delikanlı oturduğu yeri tarif ettiğinde Mine, hayatının şokunu yaşadı. Tarif ettiği yer, onun adresiydi. Arka koltukta oturan kişi ise Minenin babasıydı. Bu durumu anladığında arabadan inen kişinin de annesi olduğunu fark etti.
Mine, annesini ve babasını çocukken kaybetmişti. Onları yalnızca evdeki resimlerden tanıyordu. Az önce genç kız yanına gelince dikkatini çeken kolye de o resimlerde vardı. Mine, annesini ve babasını canlı canlı ilk defa görmüştü. Boşluğa düşmüş gibi hissetti; gözleri doldu. Bulut, Minenin bu halini görünce onu dürttü. Vites takıp arabayı hareket ettirdi. Mine, önüne dönüp dikiz aynasına takılı kaldı. Uzun uzun babasına bakarken eve geldiklerini fark etmedi bile. Genç delikanlının evine varınca, delikanlı Mine’ye elini uzatıp teşekkür etmek istedi. Mine, elini tutmak istemedi. Biliyordu ki elini tutarsa, onunla beraber eve gitmek isteyecekti. Delikanlı, Minenin tepki vermediğini görünce sözlü olarak teşekkür edip arabadan indi.
Mine, eve girene kadar babasını izledi. Eve girince Bulut arabayı çalıştırdı ve ilerlemeye başladı. Evden uzaklaşana kadar Mine, uzun uzun evine baktı. Sonrasında Bulut’a dönüp “Neden bunu yaptın?” diye sordu. Bulut, “Mutlu olman için yaptım. Kötü mü yaptım?” dedi. Mine bu olaya hem üzülmüş hem de sevinmişti. Onları görmek mutlu etmişti; ama bir daha göremeyecek oluşu onu üzmüştü. Bu nedenle Bulut’un sorusuna cevap vermedi.
Aslında Bulut’un bunu sadece kendisini mutlu etmek için yapmadığını biliyordu. Konuyu bir yere bağlayacağını düşündüğü için Bulut’u uğraştırmadan sordu: “Bırak bu ayakları, sen asıl konuya gel. Yine bir şeyler anlatacaksın. Biliyorum.” dedi. Bulut, “Evet, Cadde-i Kebire gelince anlatacağım.” dedi. Mine, Cadde-i Kebir kelimesini ilk defa duyduğu için “Cadde-i Kebir neresi?” diye sordu. Bulut, “Sizin deyişinizle İstiklal Caddesi.” diye yanıtladı. Bu cevaptan sonra Mine, Bulut’un çok geçmişten geldiğini anladı ve dönüp “Sen hangi zamandansın?” diye sordu.
Bulut, “Çok az kaldı, zamanı gelince onu da anlatacağım.” dedi. Bu konuşmalar olurken İstiklal Caddesine gelmişlerdi. Bulut arabayı durdurdu ve anlatmaya başladı: “Gelecekten geçmişe geldiğinden beri bazı şeyleri inceleme şansı buldun. Ne kadar şeyin değiştiğini gördün, değil mi? İnsanların, caddelerin, giyim kuşamın ve en önemlisi inançların değişimini. Çoğu şeyi gördün ama hepsini değil. Şimdi hepsini anlatacağım sana.” dedi.
“Bak, ilerideki kalabalığa! Hepsinin Allah inancı var. Hayat onları ne kadar zorlarsa zorlasın, mutlu olmanın bir yolunu buluyorlar. Çünkü ümitsizliğe düşmüyorlar. Ümitsizliğin şeytandan geldiğini biliyorlar. En önemlisi de hepsi birbirine saygı duyuyor. Herkesin bir imajı var! Kendi gelenek ve göreneklerini temsil ediyorlar. Başka toplumun değil, kendi gelenek-göreneklerini. Hepsinin bir toplumu temsil ettiğinin farkındalar! Ona göre giyiniyorlar, ona göre kuşanıyorlar. Bak, dövme yaptıran biri var mı? Ya da başka bir millete özenip onların gibi giyinen biri var mı?” dedi. Mine, Bulut’un bu açıklamasına çok sinirlendi.
“O zamanlar gibi giyinirsek ne olacak? Dövme yaptırırlarsa ne olacak? İnsanlar istediği şeyi yapamazlarsa özgür hissedemezler.” diye karşılık verdi. Bulut, Mine’nin cevabına şöyle yanıtladı: “Dövme yaptırınca bir insan ne kadar özgür hissedebilir? Ya da ne kadar süre özgür hissedebilir? Vücudunda yer kalmayıncaya kadar mı? Özgürlük kavramı sonsuz bir kavram değil mi? Dövme yaptırmak özgürlükse, ne kadar süre özgürsün? Vücudunda yer kalmayıncaya kadar mı?” Mine, Bulut’un bu açıklamasına şok olmuştu. Bulut devam etti: “Benim için özgürlük kavramı hissetmektir. Bence insan, hissettiği yerde özgürdür. Rüzgârı saçlarında hissederken özgürsündür, huzurlu hissederken ya da hüzünlü hissederken. Mine, sen hissettiğinde özgürsündür! Severken özgürsündür, aşıkken özgürsündür, mutluysan özgürsündür. Dövme yaptırırken değil! Bizi işte bu şekilde mutsuz ettiler. Benliğimizi bozup kendi kültürlerini bize dayattılar. Bize âşık olmayı, sevmeyi, hissetmeyi unutturdular. Bu güzel şeyler yerine bizi paraya, arabaya, kendilerinin cafcaflı hayatlarına özendirdiler. Biz ise elimizden kayıp giden şeylerin farkına bile varamadık. Dövme yaptırmayı özgürlük diye tanıtırken, asıl korumamız gereken örf ve adetlerimizi unuttuk.
Bize yıllarca vücudumuzun bazı yerlerini açmayı veya dövmeyle kapatmayı özgürlük diye savundurarak kendimize odaklandırıp kendimize esir bıraktılar. Bu sayede ise içimize kapandık, güvenmeyi unuttuk!” dedikten sonra Bulut, elini şıkırdatarak Mine’yi gelecekteki İstiklal Caddesi’ne getirdi. Sonrasında, bir daha elini şıkırdatınca restoranlardaki gibi herkes dondu. Bulut kalabalığın içine girdi ve konuşmasına devam etti:
“Bak, sizin özgürlük diye savunduğunuz şeyler bize neleri getirdi,” dedi. Sonra bir gencin yanına gidip genci göstererek, “İçine kapanan, siyah giyinen,” dedi. Ardından şöyle devam etti: “Burnuna demir taktırdı. Koluna dövme yaptırdı. Eski zamanlarda siyah nerede giyinirdi biliyor musun? Cenazelerde! Bak şimdi, bütün nesil siyah giyinip, siyah geziyor. Hepsi karamsar, hepsi ölü gibi. Hepsi en çok âşık olan bendim, en çok üzülen de benim diyor! Akşamları üzülmek yerine, şeytana uyup, gidip alkol içiyorlar. En çok âşık olan insan çabalar! Dener. Gider Allah’a dua eder. Gidip mıymıntı gibi bir köşede alkol içip, kavuşamamış insanların şarkılarını dinlemez. Hatta yazılarını bile okumaz. Eğer ben birini çok seviyorsam; kavuşamamış insanların hikayelerini okumam! Gidip onlar gibi davranmam. Bak, bu gençler böyle yapıyorlar. İnançları yok. Çünkü kendi başlarına olduklarını düşünüyorlar. İlahi inançlarını kaybetmişler. Ne kendisine ne karşısındakine güveniyorlar. En kötüsü de bu konuda haklılar. Çünkü yanlış insanlara özeniyorlar. Yanlış şeyleri seviyorlar. Karısını aldatan bir futbolcu gibi saçlarını boyayıp, karşısındaki insandan sadakat bekliyorlar. Satanistler gibi giyinip, hayvan haklarını savunuyorlar. Eskiden savunduğumuz şeyler bize bir şey katardı. Annenle babanın savunduğu şeyi gördün mü? Kitap! Şimdi ise dön bir bak etrafına. Yeni nesil savunduğumuz şeyler bize ne katmış?” dedi.
Bulut, ilerlemeye devam etti. Mine, bazı şeyleri daha net anlamaya başladı. Bulut’un arkasından giderken donuk insanlara baktı ve her bir insana baktığında gözüne bir şey takıldı: kulaklıklar, yalnızlıklar, mutsuzluklar.
Bulut’un arkasından her adım attığında ayrı bir ümitsizlik görüyordu. Biraz ilerledikten sonra Bulut bir kafeye girdi ve oturdu. Bulut’un kafeye girdiğini gören Mine de kafeye girdi. Bulut bir masaya oturdu, Mine de masaya yanaştı. Masada iki çift vardı. Bir çift telefonla fotoğraf çekiliyordu. Bulut çocuğun elindeki telefonu aldı. Sonrasında konuşmaya devam etti: “Bak, bu ikisi sevgili; ama bu ikisi iki kişiden ibaret değiller!” dedi. Sonrasında şöyle devam etti: “Şu gördüğün kız, bu delikanlının dördüncü sevgilisi,” diyerek telefondan WhatsApp’a girdi. Bir konuşmayı gösterip, “Bu da üçüncü sevgilisi,” dedi.
Mine çocuğa çok sinirlendi. Bulut, Minenin sinirlendiğini görünce, telefondan çocuğun başka bir kızla çok eski tarihli bir konuşmasını açıp Mine’ye gösterdi. Konuşmada, “Kanka ne yapacağımı bilmiyorum. Âşık olduğum kızla kavga ettik. Bir ay oldu düzelmedi. Ne yapmalıyım sence?” yazıyordu. Cevap olarak ise; “Boş ver kanka. Sen hayatına devam et. Zaten imkânsız senin iş. Sana kız mı yok?” yazıyordu. Bulut, konuşmaları Mine’ye gösterdikten sonra; “Sen bu çocuğa bir kadın olarak kızamazsın. Bu halle gelmesini sağlayan da bir kadın. O konuştuğu kız böyle konuşmasa belki de böyle olmayacaktı,” dedi.
Bulut, bunları dedikten sonra devam etti: “Eğer o kızın Allah inancı olsa, imkânsız diye bir şey olmadığını bilirdi. Git dua et derdi. Bekle derdi. Ya da arkadaşını daha olumlu şekilde yönlendirebilirdi,” dedi. Sonrasında hemen masadaki sigarayı aldı. Bir sigara yaktıktan sonra karşısındaki delikanlıyı göstererek devam etti: “Şu karşımda gördüğün delikanlı ise liseyi başarılı bir şekilde bitiren bir öğrenciydi. Sigara bile içmezdi. Sonrasında üniversiteyi kazandı. Arkadaş ortamına girdi. Herkese sigara içiyor diye o da içmeye başladı. Arkadaşları alkol içiyor diye o da alkol içmeye başladı. Şimdi ise alkolik bir işsiz. Üniversiteyi bile bitiremedi. Böyle ortamlarda gezip duruyor. Yanındaki kız ise sevgilisi. Ama çocuk kaçıncı sırada olduğunu bilmiyor. Kız ise bununla oyalanmak için alkol içmek için dolaşıyor. Ama önceden o da öyle değildi. O da aşk acısı çektiği için kendini böyle ortamlara attı,” dedi.
Bulut sigarayı söndürdü. Mine, Bulut’un bu anlattıklarından sonra masaya oturdu. Gençlere uzun uzun bakmaya başladı.
Sonrasında ise Bulut’la göz göze geldiler. Bulut, Mine’ye tebessüm edip şöyle dedi: “Biliyorum için karardı. İstiyorsan seni bu karamsarlıktan çıkarıp tatlı bir ana götürebilirim?” dedi. Mine, etrafına baktıktan sonra kafasını tamam der gibi salladı. Bulut ise elini tekrardan şıkırdattı.
Bölüm etkileşimi
