7. bölüm / 12
ASİMİNEAsimile : HUN İMPARATORLUĞU
Bölümler 12Şu an: Asimile : HUN İMPARATORLUĞU
- 1 Tanışma607 kelime
- 2 Buluşma253 kelime
- 3 Şıkırtı1.504 kelime
- 4 Galata: Toplumun unuttuğu ufak incelikler1.242 kelime
- 5 Günümüz teknolojisi347 kelime
- 6 Bozkırın Asenası846 kelime
- 7 Asimile : HUN İMPARATORLUĞU522 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 Geçmişten günümüze açılan portal !585 kelime
- 9 Galata ve kitap kokusu731 kelime
- 10 Yeni nesil özgürlük kavramı1.485 kelime
- 11 Hata mı ? Seçenek mi ?761 kelime
- 12 Cadde-i Kebir: Güzel Anlar1.877 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Mine, Bulut’tan kafasını çevirdiğinde yine atın üstündeydiler ama yer ve mekân değişmişti. Sadece yer ve mekân değişmemişti; üzerlerindeki elbiseler de değişmişti. Bulut ve Mine’nin yüzlerinde peçe, üstlerinde ise eski çağlarda takılan kürkler vardı. Mine, üzerlerindeki elbiselerden geçmişe geldiklerini anlamıştı. Bu detayları gördükten sonra her zamanki gibi etrafı incelemeye başladı. Biraz ilerilerinde han gibi bir yapı vardı ve oraya doğru gidiyorlardı.
Mine, hanı görünce Bulut’a dönüp, “Burası neresi?” diye sordu. Bulut ise Mine’ye dönüp, “Sessiz ol, handan geçene kadar fazla sesli konuşma! Peçeni de sakın açma!” dedi. Mine, “Tamam.” dedi. Sonrasında ise hana girdiler. Hana girince Mine, etrafındaki insanların çekik gözlü olduğunu gördü. Hanın içinde canlı hayvanlar satılıyordu. Mine, hayvanları ve çekik gözlü insanları görünce Çin’e geldiklerini anladı.
Biraz ilerledikten sonra insanların az olduğu bir yerde Bulut’a sessizce, “Neden bizi Çine getirdin?” dedi. Bulut, Mine’ye biraz daha yaklaşarak sessizce cevaplamaya başladı: “Burası ÇİN değil! Burası TÜRK vatanı olan BÜYÜK HUN İMPARATORLUĞU!”
Bulut bu cevabı verince Mine, Bulut’a dönüp, “Neden Türk yok?” diye sordu.
Bulut ise, “Metehan, Çini alınca kendi halkı onlara benzemesin diye kendi halkından kimseye Çin’den toprak vermedi. Kısacası, halkı ASİMİNE olmasın diye. O yüzden TÜRK yok.” diyerek Mine’ye bakıp güldü. Mine, Bulut’un kelime oyunu yaptığını fark etmedi. Neden güldüğünü anlamaya çalışırken neyin yanından geçtiğinin de farkında değildi. Bir iki saniye sonra ise Mine, yanından geçtiği tezgâhtaki kıpırdamaları fark etti.
Mine, Bulut’la konuşmaya daldığı için fare tezgâhının önünden geçtiğini fark etmemişti. Fark ettiğinde ise ortalık karıştı. Kıpırdamaları fark eden Mine, kafasını çevirip tezgâha baktı ve ardından bağırmaya başladı.
Minenin bağırmasından sonra etraftaki insanların hepsi onlara baktı. Handaki herkes, onların yabancı olduğunu anlamıştı. Bulut, böyle bir şey olabileceğini hiç hesaba katmamıştı. Mine, atı tezgâhtan uzaklaştırmaya çalışırken Bulut, tezgâhın arkasından bir Çinlinin üstüne doğru atladığını gördü. Bulut, atını çevirip Çinliye havada bir yumruk attı. Çinli, olduğu gibi tezgâhın üzerine yığıldı. Kalabalık, tezgâhın üzerine yığılan Çinliye yönelirken Bulut, sağ tarafında kılıçların satıldığı tezgâhı gördü. Hemen oradan bir kılıç aldı. Mine’nin atının geminden tutup, gelen Çinliler kılıç almasınlar diye Mine’yi kılıç tezgahına doğru çekti.
Bulut, hem kılıç savuruyor hem de Mine’yi korumaya çalışıyordu. Bulut’un çabasını gören Mine de kalabalığa kılıç çekti. Atın üstünde kılıç savurdukları için kimse yanaşamıyordu. Şimdilik avantajlıydılar. Ancak Bulut, bu avantajın fazla sürmeyeceğinin farkındaydı. O yüzden Mine’ye dönüp, “Atını açık yere doğru sür! Ben arkanı kollayacağım!” diye bağırdı.
Mine, hemen gözüne bir açıklık kestirdi. Kalabalığın az olduğu taraftan, kılıcını sallaya sallaya kalabalığı yararak gitmeye başladı. Bulut ise Mine’yi arkasına aldı. Kalabalığa doğru kılıç sallayarak geriye doğru geriledi. Bulut, geri geri giderken kılıç tezgâhının önünü açmış oldu. İnsanların kılıç aldığını gören Bulut, atını çevirip hızlanmaya başladı. Mine, handan çıkmış, çok hızlı bir şekilde düzlükte ilerliyordu. Bulut ise handan çıkmak üzereydi.
Bulut, handan çıkmak üzereyken arkasına döndüğünde askeri birliklerin geldiğini gördü. Aralarında okçular da vardı. Okçular, yaylarını çıkarıp sıraya geçmeye başladılar. Bulut, arkasını dönüp okçuların sıralandığını görünce mesafenin çok kısa olduğunu fark etti. Bu devrin en kötü askeri bile ıskalayamayacağı bir mesafe olduğunu biliyordu. O yüzden kılıcını yere attı. Elindeki eldivenleri çıkarmak için uğraşmaya başladı. Tam o sırada okçular yaylarını çıkartıp nişan aldılar. Bulut eldivenlerini çıkardı. Okçular ise oklarını havaya fırlattılar. Bulut’un eli havada! Oklar havada! İşte tam o sırada beşinci şıkırtı duyuldu. “Şık!” diye.
Bölüm etkileşimi
