AŞEKA kitap kapağı

9. bölüm / 17

AŞEKA

8. BÖLÜM: MEZARLIK

Vaveyla Yazarı: Melo ☆

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 8. BÖLÜM: MEZARLIK

Yazardan, Neva'nın üniversite yılları...

"Evet, şimdilik bu kadar." Hocanın sözü bittikten sonra herkes toparlanmaya başlamıştı ama ben defterime bir şeyler karalamaya devam ediyordum.

"Neva?" Kafamı defterimden kaldırarak yanımda bekleyen Ece'ye döndüm. Sadece okulda konuşup sohbet ederdik. Daha doğrusu o benimle sohbet etmeye çalışır, ben soğuk bir şekilde herkesi olduğu gibi onu da terslerdim.

"Efendim."

"Ders bitti. Burada oturmaya devam mı edeceksin?"

"Kalkacağım şimdi. Git sen." Elimden geldiğince okuldan geç çıkmak istiyordum. Çünkü o sapıkla yine karşılaşmaktan korkuyordum. Ne kadar ondan korkmadığımı göstermeye çalışsam da umurunda olmadan yine peşime takılıyordu. Oflayarak defterimi ve kalemlerimi büyük kol çantama yerleştirdim ve ayağa kalkarak sınıftan çıktım. Okuldan çıkarken etrafıma bakarak ilerliyordum.

Polise gitmiştim ama yardımcı olmamışlardı. Karakola alındıktan yarım saat sonra serbest bırakılıyordu. Başımda ailem de olmadığı için kimseden yardım alamıyordum. Hem okula gidip hem de çıkışta evlere temizliğe gidiyordum. Daha sonra gece yarılarına kadar bir cafede yerleri silip bulaşıkları yıkıyordum. Yaşadığım öğrenci evimi geçindirmem için aynı anda iki işte çalışmam şarttı. Yurda verecek param olmadığı için buna mecburdum. Etrafıma bakarak kaldırımda ilerlerken çok susadığım için hemen gördüğüm ilk cafeye girdim. Çok güzel bir cafeydi. Rengarenk pastalar, kekler, kurabiyeler raflarda duruyordu.

Ama yiyemezdim. Eğer aldığım paralar kirayı ödememe yetmiyorsa gün içinde sadece suyla idare ediyordum. Eğer çok kötü olursam marketten bir iki şeyle duruyordum. Başka çarem yoktu. Yine ve yine. Kasaya ilerlediğimde neşeli bir kız bana gülümsedi. Benim yaşlarımda görünüyordu. Dalgalı kahve saçları güneş ışığının yansımasıyla o kadar güzel parlıyordu ki, saçlarına bakmaktan ne söyleyeceğimi unutmuştum. Yüzündeki gülümsemeyle yüzüme bakmaya devam etti.

"Hoşgeldiniz, ne isterdiniz?" Ellerimle oynarken çekinerek, "Sorun olmayacaksa ben sadece su alabilir miyim? İsterseniz kahve parası kadar ödeyebilirim."

Bakışları bir kaç saniyeliğine ellerime kayarken tekrar gülümseyerek yüzüme baktı. "Olur mu öyle şey? Su da veriyoruz tabii ki burada. Hemen veriyorum bir saniye." diyerek bana sırtını döndü. Dolaptan bir şişe su aldıktan sonra bana vermeden önce arkasını dönüp bir şeyler daha uğraştı. Tekrar yüzüme baktığında su dolu cam şişeyi ve pembe renkli bir kese kağıdı uzattı.

"Cam şişe her zaman daha kullanışlıdır, bu da misafirlerime ikramım. Benim özel kurabiyelerimdendir. Bayılacağına eminim! Adı da gökkuşağı kurabiyesi! Biraz komik olabilir ama gayet mantıklı." diye şakıdı neşeli sesiyle.

Gülümsemeye çalışarak "Teşekkür ederim. Ne kadardı?"

"On lira versen yeter." Pantolonumun cebinden on lira çıkararak kıza uzattım. Gülümsedi yine. "Yine beklerim! Kendine dikkat et."

Tebessüm ederek cafeden çıktım ve karşıya geçerek deniz kenarına ilerledim. Banklardan birine oturarak hızla paketten kurabiyeleri çıkardım. Tam üç tane kurabiye vardı. Cidden de gökkuşağı ismine uyumluydu. İki tane küçük beyaz bulutun arasına gökkuşağı çizmişti. Hızla bir ısırık aldım. Dünden beri sadece su içtiğim için ilk başta midem bulansa da hızlı bir şekilde ilk kurabiyeyi bitirdim. Dediği kadar tadı güzeldi cidden de. Diğer iki kurabiyeyi de yedikten sonra cam şişenin kapağını açarak suyu yarısına kadar içtim ve geri çantama koydum.

Kendi ayaklarımın üzerinde durmam için çalışmam gerekiyordu. O kız bunu başarmış ve sonunda o gülümsemeye sahip olmuştu. Bende olabilirdim. Bende gülebilirdim.

Belki biraz zaman alacaktı ama, buna değerdi. Sırf gülmek, kahkaha atabilmek bile buna değerdi...

🍃

Hayatım boyunca hep kaçan taraf oldum. Sevmek, güvenmek, âşık olmak... bunların hiçbirini bilmiyordum. Annem öğretir sanmıştım. Bu duyguları yaşarken belki annem yanımda olur diye düşünmüştüm. Ama yoktu, olmayacaktı, beni terk etmişti.

Bir anne evladını terk edebilir miydi?
Bir anne evladına kıyabilir miydi?

Benim annem bana kıymıştı.

Annemin gözlerinin içine bakarak yalvarmıştım. Çünkü gözler yalan söylemez diye düşünürdüm hep. Ama o gün anladım ki, gözler de yalan söylerdi.

"Merhaba İnci, tekrar görüşebilmek ne güzel." Sertçe yutkunarak ağzımı kapatan elini hızla ısırdım. Bağırarak elini geri çekti. Hiddetle yüzüne baktım. Yere düşen telefondan hâlâ Vural'ın bağırma sesleri geliyordu.

"Ne istiyorsun! Derhal bırak bizi. Yoksa bir kez daha söylemeyeceğim." Arkadan Aksa'nın küfür ettiğini duyduğum için odaklanamıyordum. Onu tutan adamı hırpalıyordu.

"Seni gebertirim şerefsiz hayvan! O eline sıçarım senin! Ne diye elime dokunuyorsun? Ben senin doğduğun günü-" adam Aksa'nın ağzını kapatınca artık küfür sesleri kesildi.

"Seni istiyorum?" Kolumu daha sıkı tuttu.

"Beni istemekten bir vazgeçin artık ya! Ne bok varmış bende anlamıyorum ki. Ben sizi istemiyorum!"

Güldü. "Cümlelerin çok güzel, devamını evde dinlemek isterim." Aksa'yı tutan adama başıyla işaret verdi. "Arabaya." dediği gibi topuklu ayakkabımla erkekliğine sert bir şekilde vurdum. Kolumu tutan eli benden ayrılırken bu sefer çenesine doğru vurdum.

Acıyla bağırırken yere düştü. Arabanın yanındaki iki üç adam bana doğru gelirken hızla sol bacağımdaki silahı çıkardım ve tek seferde hepsini kafasından vurdum. Akif ayağa kalkacağı sırada bu sefer arkamdan bir silah patladı. Hızla arkama döndüğümde Aksa onu tutan adamı bacağından vurmuş olduğunu gördüm. Yerdeki telefonu alarak tekrar Vural'a seslendim.

"Vural!"

"Neva! Neva iyi misiniz? Neredesiniz Neva!" Sesi tedirgin geliyordu.

Kesik kesik nefes alıp verirken etrafıma baktım. "Bilmiyorum! Karanlık, yolun ortasında önümüzü kestiler."

Daha sonra sürücü koltuğundan yavaşça kalkmaya çalışan Kuzey'i gördüm. Kafası kanıyordu. "Kuzey!" diye bağırdı ki Aksa, arkasından gelen adam onu tutarak ağzına bir mendil bastırdı ve bayılmasını sağladı. Aksa'nın gözleri kayarken adam onu bir çırpıda kucağına aldı. Kuzey haykırdı bu sefer. "Aksa!"

"Hayır!" Tekrar silahıma uzanacağım sırada bu sefer Akif arkadan beni tuttu ve silahımı aldı. Aynı şekilde telefon tekrar yere düştü. "Artık uyku zamanı," ondan kurtulmaya çalışırken kulağıma fısıldayarak söylediği kelime beni olduğum yerde durdurdu. "İnci'm."

Hayır. Bu o olamazdı. O değildi.

"S-sen," dedim kekeleyerek. Güldü.

"Evet ben. Üniversite zamanlarında sana aşık olan, ama senin yüz vermediğin o çocuk. Akif." Dolan gözlerimden yaşlar tek tek dökülmeye başladı.

"Bırak onları." dedim sessizce. Başını iki yana salladı. "Az önce artistlik taslıyordun, n'oldu şimdi?" Çırpınmaya devam ettim. Aksa'yı tutan adama seslendi. "Mendili ver."

"Abi nasıl vereyim kucağımdaki kızla?"

"Hay yapacağın işi." diye bir küfür savurdu. "Neyse, sen böyle geleceksin o zaman. Şu adam bayılmak üzere zaten, bırak öyle kalsın. Gitmemiz gerekiyor." Bir kez daha çırpındığımda beni daha sıkı tuttu.

"Hareket edip durma! Gidiyoruz dedim!"

"Bende sana gelmeyeceğim dedim!" diye bağırdım. "Vural seni bulacak! Rahat bırak bizi!" Cevap vermeden beni arabaya doğru sürüklemeye başladı. Zorla beni ve Aksa'yı arabaya bindirdi. Aksa karşı koltukta baygın bir şekilde yatarken ben karşısında oturuyordum. Camlara vurarak bağırmaya başladım. Akif elinde bir iple bana doğru yaklaşınca daha çok bağırdım. Topuklu ayakkabımla karnına doğru bir tekme savurdum. Öne doğru büküldüğünde dudaklarından bir inilti döküldü.

"Bana sakın dokunayım deme! Gebertirim seni, yemin ederim seni kendi ellerimle gebertirim! Vural gelecek, Vural seni gebertecek!" Doğrulurken dediklerime cevap bile vermeden ellerimi zorla tuttu ve kalın iple bağladı. Aynı şekilde ayaklarımı da zorla tutarak bağladı ve hareketsiz kalmamı sağladı.

"İnsan gibi otur şurada!" Kapıyı kapatarak ön koltuğa yerleşti.

"Oturmuyorum! Ne yapacaksın? Oturmuyorum işte!" Bakışlarımı cama çevirdiğimde Kuzey'in arabadan destek alarak ayakta durduğunu gördüm. Biz uzaklaşırken sendeleyerek yere düştü. Büyük ihtimalle bayılmıştı. Zar zor ayağa kalktım ve zıplayarak Aksa'ya yaklaştım ayakkabılarımı kenara çıkararak uyanması için onu sarstım.

"Aksa, Aksa beni duyuyor musun? Uyanman gerekiyor Aksa!" Cevap vermiyordu. Belki de beni hiç duymuyordu. Oflayarak yere oturdum. Bunca şey şaka olmalıydı yoksa ben kafayı yiyecektim. Akif beni üniversitede taciz eden o sapıktı. Onu nereden tanıdığımı şimdi hatırlıyordum. Bunu evde veya daha güvenli bir yerde öğrenseydim büyük ihtimalle yere çöküp hıçkıra hıçkıra ağlardım ama şuan sırası değildi.
Bu manyaktan kurtulmam gerekiyordu. Ben bunları düşünürken Aksa'dan mırıltılar duyunca hızla ona baktım. "Aksa! Aksa uyan hadi!" Tekrar dürttüm. Bu sefer gözleri yavaşça açılmaya başladı. Nerede olduğumuzu farkedince hızla doğruldu ve oturur pozisyonuna geçti.

"Neva! İyi misin? Of bana n'oldu?" diyerek başını tuttu.

"İyiyim. Seni bayılttılar. Ellerimi çözer misin artık!" Bağlı olan ellerimi uzattığımda ipi hızla çözdü. Daha sonra ayaklarıma uzanarak o ipi de söktüm ve bir kenara fırlattım.

"Kuzey, Kuzey'e ne oldu? İyi mi o!" dedi telaşla.

"Biz giderken düşüp bayıldı. Ama merak etme Vural çoktan bulmuştur onu. Bizi de bulacak biliyorum. Ama o gelene kadar bu salaktan kurtulmamız lazım."

"Nasıl olacak o? Nereye gittiğimiz bile belli değil karanlıktan!"

"Gidene kadar bekleyeceğiz ne yapayım. Bıçakta almalıydım ama ben ya!" dedim dertli dertli dizlerimi karnıma doğru çekerken. Gözlerini devirdi Aksa. "Biraz erken oldu ya, iyi akıl ettin."

Ayağa kalkarak yanına oturdum ve elbisemin eteklerindeki tozları elimle çırptım. "Elbisem de tozlanmış zaten! İki bin lira verdim bu elbiseye! Parasını istiyorum derhal!" diye arkaya doğru bağırdım.

Aksa gülerek "Şu durumda bile beni güldürdün ya, bravo." dedi.

"Görevimiz tatlım." diyerek bende güldüm. Daha sonra araba bir yerde durdu. Gelmiş olmalıydık. Ön kapılar açılıp kapandıktan sonra Akif arka kapıyı açtı ve şaşkınca bana baktı. "O ipleri nasıl çözdün sen!" Bu sefer Aksa'ya baktı. "Sen ne zaman uyandın! Kızım deli misiniz siz? Ben sizinle nasıl başa çıkacağım?"

"Bir sus artık! Nereye getirdin bizi? Ne istiyorsun bizden!" diye bağırdım. Cevap vermeden diğer adamla beraber ikimizi de kolumuzdan tutarak arabadan indirdiler. Bahçeli evlerden birine gelmiştik.

"Hadi." diyerek Akif beni çekiştirmeye kalktığında aydınlanmışçasına bağırdım. "Ayakkabılarım arabada kaldı! Ver çabuk. Onlarsız yürümem! Ben onlara üç bin verdim, hâlâ taksidi bitmedi aptal!"

Akif şaşkınlıkla bana bakıyordu. "Sen harbiden delisin!" diye soludu sinirle. Arabadan ayakkabılarımı alarak önüme bıraktı. Hızla ayakkabılarımı giydim.

Deli falan değildim! Sadece malıma önem veriyordum.

"Yürüyün." Kolumu hızla geri çektim. "Dokunma!" diye bağırdım.

"Ne yaparsın?" Tekrar koluma dokunacağı sırada arkadan gelen Aksa bir anda Akif'in gömleğinin yakalarından tuttu ve öyle sert bir şekilde kafa attı ki, ben bile afallamıştım. Akif geriye diğru sendeleyerek burnunu tutarken acıyla bağırıyordu.

Aksa Akif'e en sert bakışını atarak tükürürcesine bağırdı. "Sana dokunma dediyse dokunmayacaksın kıt beyinli! Bir kez daha istemediğimiz bir şey yapacak olursan buradan ben senin cesedini çıkarırım haberin olsun!"

Olduğum yerde kahkaha attım. "Şahane bir insan olduğunu söylemiş miydim?" dedim gururlu bir bakış atarak.

Cilveli bir sesle, "Arada duyuyorum hayatım." dedi. Tekrar güldüm. Aksa'nın arkasındaki koruma hızla Aksa'yı tutarken Aksa kollarının arasından kurtulmaya çalışıyordu. "Rahat dur!" diye bağırdı adam gür sesiyle. Belinden bir silah çıkarınca Aksa bu sefer kıpırdayamadı. Akif hâlâ burnunu tutuyordu yerde oturarak.

"Geri zekâlı! Yarım saattir neredeydi bu silah?" Ayağa kalkarak burnundan akan kanı umursamadan başıyla evi işaret etti. "Götür bunları, içeride bağla."

Herhangi bir hareketimizde silahla bize sıkabileceği için mecburen eve doğru ilerledik. Ben ise kendi kendime konuşmaya devam ediyordum. "Ama Vural sizi gebertecek göreceksiniz. Elbisem çamur oldu zaten. Saçlarım ve makyajım da dağılmış! Sanki siz ödüyorsunuz bunların parasını! Ayrıca bu ev ne? Küçücük. Burada dört kişi kalamayız, zaten Vural gelecek de neyse!"

"Neva ama bir sus be kızım!" dedi Aksa bıkarak. Benden daha çok yorulmuş gibi bir hali vardı. Koltuklara otururken, "Susmayacağım." dedim. Karşımızda şömine vardı. Ev iki katlıydı. Üst katında odalar olmalıydı. Adam silahını bize doğrultmaya devam ederken Akif içeri dört tane halatla girdi.

Yanımıza yaklaşarak, "Kıpırdamaya çalışırsanız anında sıkarım, hiç acımam. Söyleyeyim." dedi tehditkar bir sesle. İlk olarak Aksa'nın ellerini ve ayaklarını bağladı. Daha sonra da benim. O kadar çok sıkmıştı ki hareket ettirmeye çalışınca ağrımaya başlıyordu. İkimizi de bağladıktan sonra ayakta durarak karşımıza geçti ve gözlerini bana dikti.

"Ne bakıp duruyorsun?" diye sordum gergin sesimle.

Omuz silkerek nefesini verdi. "Hiç, biraz sohbet edelim ne dersin?"

Anında "Hayır." dedim. "Zaten seni gördükçe kusacak gibi oluyorum bir de sesine tahammül edecek halim yok. Birazdan gelir Vural bekle işte sessizce."
Güldü. "Ama üniversite yıllarından sohbet edicez. Özlemişsindir." Elleri cebinde salonun ortasında dolanmaya başladı. "Beni gördüğün an tanımanı beklerdim ama hemen şüpheleneceğini beklemiyordum açıkçası. Zeki kızsın İnci."

Gözlerimi kapatarak dişlerimi sıktım. "Neva."

Umursamadı. "Eğer biraz olsun benimle ilgilenseydin buralara kadar hiç gelmezdik İnci. Ayrıca Vural'la evlenmek de nereden çıktı? Bundan hiç hoşlanmadım." Aksa'ya baktı bu sefer de. "Biz aslında çok güzel ilerliyorduk ama İnci-"

Hızla oturduğum yerden bağırmaya başladım. "İnci yok dedim sana! İnci yok! Aptal mısın da anlamıyorsun? Neva. Neva Soyhan! Biraz aklın var diyordum ama o da gitmiş! İlerleme falan da yoktu anladın mı? Alıyor mu o beynin? Sen! Bana! Zorla! Yaklaşmaya çalıştın! Anla artık! Biz diye bir şey yok, sen diye bir şey yok! Ama bunlar yanına kalmayacak, geberteceğim seni. Son nefesimde bile seni öldürmeyi düşüneceğim duydun mu!"

Bağırmaktan boğazım ağrımıştı. Yutkunarak derin derin nefes alıp vermeye başladım. Önüme gelen saçlarımı geriye ittirdim. Ben sakinleşmeye çalışırken o sırıtmaya devam ediyordu.

"Bana bak," diyen Aksa'ya döndü bakışlarım. Akif'e ölümcül bakışlar atıyordu. "Yavşak gibi sırıtıp durma, yemin ederim kalkıp yerden yere vururum seni. Emin ol Neva bile elimden alamaz seni!"

Bu sefer kahkaha attı. Sıçtığımın iti!

"Beni çok güldürdünüz. Ama en çokta sen İnci. Bak aklıma gelmişken ne diyeceğim sana," bir kaç adım atarak yanıma geldi ve çenemi parmaklarıyla kavradı. Hızla yüzüne tükürdüm. Gözlerini kapatıp sakinleşmeye çalışırken bu sefer yanındaki adama işaret verdi. Adam arkama doğru geçerek omuzlarımdan tuttu ve beni hareketsiz bıraktı. Akif ceketinin iç cebinden bir mendil çıkararak sinirle yüzünü sildi ve tekrar bir eliyle çenemi kavradı. Gözlerini gözlerime dikti.

"Annen, özlüyor musun onu?" Gergin bakışlarım değişir gibi oldu ama duruşumu bozmadım. Hayır Neva. Seni annenden vurmasına izin verme.
Cevap vermeyeceğimi anlayınca bu sefer de, "Peki annen seni özlüyor mudur?"

Dudaklarımı yalarak oturduğum yerde biraz daha dik oturdum. "Orasını bilmem de, senin annen seni özlemiyor orası kesin." Güldüm. "Gerçi annene hak veriyorum. Evlat olsan sevilmezsin."

"Of bu kız tam yerinde laf sokuyor ya bayılıyorum." dedi Aksa hayret eder gibi.

Akif ise damarları sinirden belirginleşirken ne diyeceğini bilemeyerek sinirle bana bakıyordu. Sertçe çenemi bırakarak geri çekildi ve koltuğun etrafından dolanarak arkama geçti. Vücudum gerilmeye başlıyordu. Kulağıma doğru eğilerek sessizce fısıldaması o an hareketsiz kalmama sebep oldu.

"Ama hatırlatmak isterim ki, annen seni terk etti İnci. Hem de arkasına bile bakmadan, gitti. Kim bilir hangi adamın koynuna girdi. Belki de yeni çocuğuyla çok mutludur ha ne dersin? Seni o yüzden mi bıraktı? Zavallı."

Yutkunamadım. Bedenim kasıldı. Tüylerim diken diken oldu. Yine eskiye gittim sanki. Küçük Neva'nın hıçkırık sesleri kulağıma geldi.

Anne gitme!

O an irkildim çünkü bir anda arkamızdaki büyük cam kırılmıştı. Camlar tuzla buz olurken irkilerek arkamı dönmek istedim ama Aksa diğer koltuktan hızla kalkarak yanıma doğru geldi ve üstüme eğilerek beni korudu. Akif'in küfür ettiğini duydum.

"Siktir!"

Sesler kesilince başımızı kaldırarak arkamıza döndük. Evet bu Vural'dı. Gelmişti. Üstü başı dağılmış, saçları bozulmuştu. Camı kıran oydu. Bahçeden bir eşyayı fırlatarak kırmış olmalıydı. Pusat' da hemen arkasındaydı. Vural'ın bakışları bendeydi. Ama tepki veremiyordum.

Akif ve yanındaki adam silahlarını çıkararak ikisine ateş etmeye çalıştılar. Pusat ve Vural kendilerini korumaya çalışırken Akif bağırıyordu. "İnci'yi alacağım! Gerisi sende!" diye bağırdı ve yanıma koştu. Ben daha hamle yapamadan Aksa Akif'in özel bölgesine ayağıyla tekme atarak öne doğru bükülmesine sebep oldu. Kafamda sürekli küçük Neva'nın hıçkırık sesleri yankılanıyordu.

Anne gitme!

Pusat Aksa'ya uzaktan bir bıçak fırlattı. Aksa bıçağı tekte avucunun içine alarak bileklerini ve ayaklarını halattan kurtardı. Daha fazla dayanamayarak ipleri zorladım ve kulaklarımı ellerimle kapattım. Dizlerimi de karnıma kadar çekerek koltuğa cenin pozisyonunda yatarak hıçkırarak ağlamaya başladım.

Neva şimdi olmaz, şimdi duyamazsın o sesleri. Kalkıp savaşman gerek Neva...

Yapamıyordum. Kitlenmiş gibi sadece yatıyordum. Kafamda ise yalvarış seslerim yankılanıyordu. Akif ayağa kalkmaya çalışarak tekrar üzerime yürüyecekti ki yüzünde patlayan yumrukla tekrar yere yığıldı. Vural ard arda yumruklarını yüzüne indiriyordu.

"Eğer o elini bir kez daha karıma uzatırsan seni ben değil, onun öldürmesine izin veririm. Duydun mu beni! Seninle daha işim bitmedi dua et, yoksa şuan yaşamıyordun. Bir kez daha karımın bir metre ötesinde bile görmeyeceğim seni." Tehditkar sesiyle cümlesini bitirerek ayağa kalktı. Pusat'a başıyla bir işaret yaparak yanıma ilerledi ve önümde diz çöktü. Pusat Akif'i sürükleyerek gözümün önünden götürdü.

Ben hâlâ aynı pozisyonda durup sayıklarken Vural'ın çaresiz bakışları gözlerimdeydi. "Neva," dedi sesi kısık çıkarak. Elini yavaşça havaya kaldırdı ama sonra geri indirdi. "Neva bana bak, gideceğiz buradan. Götüreceğim seni... İzin ver yardım edeyim."

Yüzüne baktım ama ellerimi kulaklarımdan çekmemiştim. Cevap vermiyordum. Annemi istiyordum sadece. O beni götürürdü. Vural ayağa kalkarak arkada bekleyen Pusat'a baktı ve geri çekilerek Aksa'ya sarıldı. "İyi misin?" diyerek saçlarından öptü. "İyiyim ama Neva değil, atak geçiriyor olabilir mi?"

Pusat yavaş ve sakince belimden ve ayaklarımdan kavrayarak beni sakince kucağına aldı. "Neva iyi misin? Sadece bir şey söyle Neva?" Pusat kucağında benimle beraber dış kapıya ilerlerken sorularına cevap vermemiştim. Annemi istiyordum.
Evden çıkarak arabaya doğru yürüdü. Arkadan Vural ve Aksa'da geliyordu. Arka kapıyı açarak beni koltuğa yavaşça bıraktı. Ardından yanıma Vural bindi. Aksa ise öne binmeyi tercih etti. Vural yanıma otururken takım elbisesinin ceketini hızla çıkararak yavaşça omuzlarıma bıraktı.

"Neva beni korkutuyorsun, lütfen, tek bir kelime söyle bari." Sesindeki çaresizliği duyunca bakışlarımı yüzüne çevirdim. Bekemiyordum ondan bu tepkiyi, tepkileri.

Yutkunarak sadece "Annemi istiyorum." dedim. "Annem gelecek mi Vural?"

Dudaklarını yaladı. "Anneler evlatlarını bırakmazlar ki, tabi ki gelecek."

"Ama annem beni bıraktı." Başımı ağır ağır salladım kendimi onaylamak istercesine. "Arkasına bile bakmadı." Dudakları titredi. Geçirdiğim ataktan dolayı yavaş yavaş mayışmaya başlamıştım. Ve bir anda yavaşça başımı Vural'ın dizine koydum ve yine cenin pozisyonunda koltuğa uzandım. Ne yaptığımın farkında mıyım, değil miyim bilmiyorum ama şuan huzurluydum. Parfümün kokusu burnuma kadar geldiğinde derin bir nefes alarak içime çektim. Bir koku beni ancak bu kadar rahatlatabilirdi. Vural... huzur doluydu. Dizine yattığımdan beri hiç bir tepki vermediği gibi nefesini bile tutmuş olabilirdi. Asla kıpırdamıyordu. Elleri havada kalmıştı. Benimde gözlerim kapanmaya başlıyordu. Uykuya dalmadan önce son bir cümle çıktı sessizce dudaklarımdan.

"Kokun... huzur..."

🍃

Dün ne olduğunu doğru düzgün bile hatırlamıyordum. Akif'in söylediği şeyler yüzünden atak geçirdiğimi ve yanlışlıkla Vural'ın dizine yattığımı hatırlıyordum! Kimse de beni uyarmamıştı! Pusat direkt olarak beni yatağıma bırakıp yarın konuşacağımızı söyleyerek gitmişti. Daha yeni duştan çıkmış ve kıyafetlerimden kurtulmuştum. O kadar yorgundum ki süslenmekle bile uğraşmadan direkt olarak siyah bir crop ve siyah bir eşofman giymiştim. Saçlarımı ise yukarıdan dağınık bir topuz yaparak bırakmıştım.

Odadan çıkarak aşağı indim. Yıldız kahvaltı masasını çoktan kurmuştu. Sofra da Vural ve anneannem dışında herkes vardı. Sessizce yanlarına ilerleyerek yine her zaman ki yerime kuruldum. Masadaki kimseden ses çıkmıyordu. Sessizliği bozan yine ben oldum.

"Dün çok mu kötü geçti ya? Pek hatırlamıyorum." Önümdeki portakal suyunun yarısını içtim.

"Yoo," dedi Aksa keyifle. "Çok iyi dövmedik mi ama Akif'i. Abi biliyor musun Neva reflekslerimi çok beğendi. Bence baya ilerledim!" Pusat'a heyecanlı sesiyle anlatışı beni ister istemez güldürmüştü. Pusat ise Aksa'nın saçlarını karıştırarak,

"Böyle devam güzelim." dedi. Onlar kendi aralarında gülüşürken arkamdan adım sesleri işittim. Assolistler en son gelirdi tabi. Vural kimseye günaydın dahi demeden hızla yerine kuruldu. İlk defa rahat takıldığını farkettim. Siyah bir tişört ve siyah kumaş pantolon giymişti. Saçlarını taramıştı. Taramasını hiç sevmiyordum, dağınık daha güzel duruyordu.

Neva ne diyorsun bir sus ya!

"Ben mezarlığa gideceğim yemekten sonra." Tabağımdaki salatalıklardan birini çatala saplayarak ağzıma attım.

"Bende geleceğim." dedi Vural bir anda. Ters ters baktım.

"Sebep?"

Omuz silkti. "Annemi ziyaret edeceğim. Ayrıca artık her yere tek başına gidemezsin. Unuttun mu?" Sol elini kaldırarak yüzük parmağındaki alyansı gösterdi. "Evliyiz artık. Sonra beraber şirkete geçeriz." O kadar rahat konuşuyordu ki ağzım bir karış açık kaldı.

"Şaka yapıyorsun herhâlde. Benim ne işim var şirkette! Evde yatacağım ben. Ayrıca müvekkillerim ile görüşeceğim."

Anında cevap verdi. "Şaka yapmıyorum. Hep evde duramazsın Neva. Ayrıca hatırlatırım evde olduğun için pek müvekkilin yok. Boşanmalar dışında."

Elimi sertçe masaya vurdum. "O zaman beni rahat bırakta adliyeye gideyim! Senin yüzünden rahatça işimi yapamıyorum. Davalarım için adliyeye bile göndermiyorsun! Müvekkillerimin çoğu senin yüzünden benim avukatlıklarını yapmamı istemiyorlar!"

Ben gerilmeye başladıkça o daha da keyifleniyor gibiydi. "Kahvaltını yaptıysan üstünü değiştir mezarlığa gidelim. Sonra şirkete geçeriz. Pusat sen önden git. Aksa sen evde misin?"

"Hayır abi. Arkadaşlarımla buluşacağım siz gittikten sonra." Vural sadece başını salladı. Sinirle oturduğum yerden kalktım.

"Kime ne anlatıyorsam ben!" İşaret parmağımı yüzüne doğru salladım. "Ben işime eskisi gibi devam edeceğim ve sende bana karışmayacaksın Vural. Yeter be her şeyin de bir sınırı var. Ben avukatlığa devam edeceğim!" Arkamı dönerek hızla salondan çıktım. O da arkamdan bağırdı bana doğru.

"Tehlikeli diyorum Neva!"

"Öf kes be! Kes! Sıçarım senin tehlikene. Korurum ben kendimi sana ne oluyor?" Merdivenleri çıkarak bende bağırıyordum. Bana karışmasından bıkmıştım! Aptal, it! Ayı! Beni de günaha sokup duruyordu küfür ettirerek! Odama girerek kapıyı hızla çarparak kapattım. Sinirden delirecektim artık bu evde! Sinirle giysi dolabımın kapaklarını açarak kıyafet aradım. Giyeceğim kıyafetlere karar verdikten sonra hızla üstümü değiştirdim ve saçımı yapmak için aynanın karşısına geçtim. Üstümde Omuzları açıkta bırakan, kayık yaka tarzında, uzun kollu beyaz bir bluz vardı. Nedensizce bugün üşüdüğüm için uzun kollu tercih etmiştim. Altımda ise yüksek bel bir pantolon vardı. Gri rengindeydi. Pantolonun dökümlü ve salaş duruşu çok hoş gözüküyordu.

Saçımı tarayarak klasik bir fön çektim. Saç kremi ve yağı da sürdükten sonra makyaja geçtim. Canım pek makyaj yapmak istemiyordu ama yine de güneş kremi, allık tarzı şeylerden kullanacaktım. Bunu da hallettikten sonra gümüş takılarımı taktım. Dolabımın alt rafından siyah uzun topuklularımı da alarak giydim. Son olarak kahve tonlarındaki küçük çantamı da aldım. Telefonumu içine atarak odadan çıktım. Merdivenlerden inerek salona geçtim. Anneannem yeni uyanmış olmalı ki kahvaltı masasında yemeğini yiyordu. Adım seslerimi duymuş olacak ki hızla kafasını çevirerek bana baktı kaşlarını çatarak. Yıldız'a, "Bu kız kim?" diye sordu. Gülerek yanına ilerledim. "Aşk olsun anneanne. Benim, Neva."

"Vural'ın karısı mısın sen?" İster istemez başımı sallayarak onayladım.

"Hayır hayır!" Kızar gibi bir hâli vardı. "Vural'ın karısı-"

"Anneanne!" Kafamı çevirdiğimde Vural takım elbisesinin düğmelerini ilikleyerek bize doğru yaklaşıyordu. "Benim karım Neva anneanne. Karıştırıyorsun." Hünkâr Hanım tekrar yemeğine döndü.

"Hazırsan çıkalım?" Başıyla kapıyı işaret etti. Tamam diyecektim ki, arkadan bana kaş göz yapan Aksa'yı görünce duraksadım. Büyük ihtimalle Kuzey'i görmek için benden yardım isteyecekti.

"Ya şey," of ne diyecektim ki şimdi?

"Ney?"

"Dün Kuzey iyi görünmüyordu. Beni de korumaya çalıştı. Gitmeden onu da bir göreyim diyorum. Nerede? Evinde mi?"

Vural kaşlarını çattı. "Sonra görürsün, ne gerek var şimdi?"

"Ay teşekkür edeceğim Vural! Buna karışma bari!" Bıkkınlıkla, "Tamam." dedi.

"Evine göndermedim. Baya hasar almış. Yukarıda, misafir odasında. Beş dakikan var."

"Tamam." Yanından geçerek merdivenlerde duran Aksa'ya yukarı çıkmasını işaret ettim. Sessizce arkasından ilerleyerek misafir odasına ilerledik. "Çok teşekkür ederim Neva ya, dünden beri görmek için odaya girmeye çalışıyorum ama doktor veya abilerim hep beni yakalıyor."

"Rica ederim, her zaman. Hadi girelim hemen. Beş dakikayı tutuyordur Vural Bey." Odanın kapısını açarak içeri girdi. Arkasından girerek kapıyı kapattım. Odanın içi çok ferahtı. Benim odama benziyordu. Renkler ve dekorasyon hariç. Camın yanındaki yatakta Kuzey yatıyordu. Kolunda serum, kafasında bandaj, yüzünde yara izleri. Bizi görünce doğrulmaya çalıştı. Aksa hızla yanına ilerledi.

"Kuzey!" Yatağın kenarına oturarak hızla Kuzey'e sarıldı. Kuzey'de ona sıkıca sarılarak saçlarını kokladı. "Aksa'm. İyi misin? Bir yerinde bir şey var mı?"

Aksa başını iki yana salladı. "Hayır ben iyiyim. Asıl sen nasılsın? Bir türlü gelemedim, Neva sayesinde buradayım." Gülümseyerek Kuzey'in elini tuttu. Kuzey bana baktığında bende yanlarına ilerledim. Karşısında dikildim.

"Çok sağ olun Neva Hanım. Siz de iyi misiniz?" Tebessüm ettim. "İyiyim iyiyim. Asıl benim sana teşekkür etmem gerekiyor. Bizi korumak için elinden geleni yaptın. Geçmiş olsun, bir de bana siz diye hitap etme lütfen. Kendi aramızda sen diye hitap et."

"Ne demek görevim." Tekrar Aksa'ya baktı hasretle.

"Seni çok özledim."

"Bende, bende seni çok özledim." Tekrar sarıldılar.

Kolumdaki saate bakarak, "Bu güzeller güzeli aşkınızı bozmak hiç istemezdim ama gitmem gerek, aşağıda süre tutan bir öküz var da." dedim gülümseyerek. İkisi de güldü.

"Görüşürüz canım, iyileşmeye çalış." Yataktan kalkarak gülümsedi Aksa. Arkamı dönerek hızla kapıya ilerledim ve yavaşça açarak koridora göz attım. Kimse yoktu.

"Aksa hadi, kimse yokken çıkaralım seni." Aksa yanıma gelerek önümden geçti ve odadan çıktı. Son kez Kuzey'e döndüm. "Dikkat et." Cevap vermesini beklemeden bende odadan çıkarak kapıyı kapattım.

Aksa uzaktan öpücük atarak odasına ilerledi. Bende merdivenlerde indim ve salonda bekleyen Vural'a döndüm. "Hadi gidelim."

Bedenini bana çevirerek gözlerini kapatım açtı. Evden çıkarak arabaya bindik. Koruma yerine arabayı Vural sürmeyi tercih etmişti. İkimizde sessizdik. Acaba anneannemin diyeceği kadın kimdi? Benden önce evliliği olmuş muydu? Tam ağzımı açıp soracakken vazgeçerek tekrar yerime kuruldum ve boğazımı temizledim.

"Sor." dedi bir anda. Başımı çevirerek yüzüne baktım. "Ne?"
"Bir şey soracaksın belli. Kıvranıp duracağına sor."

"Yoo, sormayacaktım ki. Ama madem dedin. Sorayım. Anneannem bana senin karın olmadığımı söyleyecekti ama sözünü kestin. Neden?"

Bakışlarını bir kaç saniyeliğine yüzüme çevirip tekrar yola baktı. "Ne dediğini bilmiyor zaten Neva, kim bilir kimi söyleyecekti."

Derin bir nefes aldım. "Bak, eğer başka biri varsa ve söylemiyorsan... bir de beni bu dertle uğraştırma Vural."

"Başka biri falan yok Neva. Yeter bu kadar hesap sormak. Ben sana hesap soruyor muyum?"

Öyle mi bakışı atarak önüme döndüm ve çantamdan telefonumu çıkararak kamerasını açtım ve poz vermeye başlayarak kendimi çektim. Kaşlarını çatarak bana bakıyordu. "N'apıyorsun sen?"

"Sosyal medya içim fotoğraf çekiyorum. Bir sorun mu var?"

Bir şey diyecek oldu ama yuttu. "Yok." Sırıtarak çekinmeye devam ettim ama hâlâ bana baktığını farkedebiliyordum. Daha sonra çekindiğim fotoğrafları paylaştım ve telefonu kapatarak çantama attım. Mezarlığa geldiğimizde hızlı adımlarla Sinan'ın mezarlığına doğru yürüdüm. Vural ise bir adım arkamdan geliyordu.

Mezarının başında durarak mezar taşına dokundum çaresizce ve sessizce fısıldadım. "Ben geldim Sinan. Beni özledin mi?" Mezar taşına oturarak toprağına dokundum bu sefer de. Vural uzaktan beni izliyordu.

Gözümden bir damla yaş süzüldü. "Seni çok özledim Sinan, nasıl devam edeceğim ben böyle? Sen gittikten sonra neler oldu bir bilsen... Açelya ve Duru'yu çok özledim. Bana kızma olur mu? Duru'ya sahip çıkamadım Sinan... Açelya götürdü, mesaj attım, aradım, ulaşamadım. Ama yemin ederim gitmeseydi asla bırakmazdım onları. Duru'yu bırakmazdım Sinan, n'olursun kızma bana. Ben sana kızmıyorum biliyor musun." Omuz silktim görmese de. "Şimdi burada olsan asla kızmazdım sana."

Gözyaşlarımı silerek topraktaki kurumuş otları elimle toplayarak yere attım. Arkamdan Vural gelerek su dolu bidonu bana uzattı. "Sen su dök istersen." Burnumu çekerek bidonu aldım ve toprağını suladım. İşimiz bittikten sonra, "Sen anneni ziyaret etmeyecek misin?" dedim.

"Ettim."

"Ne zaman?"

"Sen Sinan'la konuşurken. İlk annemin toprağını suladım zaten. Neyse, iyiysen gidelim." Başımı salladım ve gitmeden son kez Sinan'ın mezarına baktım ve sessizce fısıldadım. "Seni seviyorum kardeşim."

Tam gideceğimiz sırada karşımdaki ağacın arkasında bir gölge gördüm. Karaltı hatta. Duraksayarak ağaca doğru baktım. Karaltı hâlâ oradaydı. "V-Vural,"

"Neva? Ne oldu?"

Karşımdaki ağacı gösterdim. "Birisi var orada. Hâlâ oradaydı. Bana bakıyordu. Orada birisi vardı. Siyah bir kapüşon geçirmişti kafasına. Yüzünde de siyah bir maske vardı. Erkek gibiydi. Ama kimdi o?

"Görmüyor musun? Orada birisi var, bize bakıyor Vural, görmüyor musun!" Elimle ağacın orayı gösterdim ama hâlâ anlamsızca bakmaya devam ediyordu.

"Neva... orada kimse yok."

Ne?

Hayır. Orada birisi vardı. Bana bakıyordu, gözleri... Sinan'ın gözlerine benziyordu. Sinan olabilir miydi?

Selammm herkeseee okul açıldığı için doğru düzgün bölüm atamıyorum maalesef ama elimden geldiğince yazmaya çalışacağım. Sizleri seviyorum iyi okumalarrr yorumlarinizi da bekliyorumm🫂💕

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

53okunma 9beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 144

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk Aşkıdark romancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramdüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceenemies to loversFantastikGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıkaderKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurtadamKüçük KasabaLanetliseLise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanpolisPolisiyePolitik EntrikapsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenkul Hobi Yazar:MaviduslersokagimSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18