7. bölüm / 17
AŞEKA6. BÖLÜM: TUTUKLANMA
Bölümler 17Şu an: 6. BÖLÜM: TUTUKLANMA
- 1 GİRİŞ164 kelime
- 2 1. BÖLÜM: SIRLAR1.416 kelime
- 3 2. BÖLÜM: NEDEN?3.651 kelime
- 4 3. BÖLÜM: ÇABA4.307 kelime
- 5 4. BÖLÜM: ALIŞMAYA ÇALIŞMAK4.992 kelime
- 6 5. Bölüm: KARŞI TARAFLA ANLAŞMA4.180 kelime
- 7 6. BÖLÜM: TUTUKLANMA4.047 kelime · Okuduğun bölüm
- 8 7. BÖLÜM: NİKAH5.385 kelime
- 9 8. BÖLÜM: MEZARLIK4.199 kelime
- 10 9. BÖLÜM: DUYGU VEYA AKIL2.951 kelime
- 11 10. BÖLÜM: SEVMEKTEN KORKMA4.430 kelime
- 12 11. BÖLÜM: GÜVEN3.651 kelime
- 13 12. BÖLÜM: İHANET8.159 kelime
- 14 13. BÖLÜM: İHANETTEN KALANLAR4.579 kelime
- 15 14. BÖLÜM: GEÇMİŞİN İZLERİ2.873 kelime
- 16 15. BÖLÜM: KARŞILAŞMA4.939 kelime
- 17 16. BÖLÜM: KONU SENDİN5.011 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1 Hafta sonra
Bu bir hafta içinde Halil'den hiç haber gelmemişti. Onun dışında her şey normaldi. Maalesef hâlâ bu evden gidememiştim. Halil piçi mesajlarıma görüldü atıp durduğu için ne yapacağımı da bilmiyordum! En son Akif'in burnunu kırmıştım herkesin önünde. Bir daha da eve gelmedi. Ama hâlâ onu gördükçe garip oluyordum. Sesi çok tanıdık geliyordu.
Müvekkillerim artmıştı. Artık işime daha çok odaklanmıştım. Tekrardan işime dönmek güzeldi. Adliyeye gitmeyi bile çok özlemiştim. Vural şaşırdığım bir şekilde bana iyi davranıyordu. Tamam bana güvenmesini istemiştim ama bu kadarı fazlaydı!
Yine hepimiz kahvaltı masasındaydık. Hafta sonu olduğu için Vural ve Pusat evdeydi. Kimsenin sesi çıkmıyordu ve sebebini anlamıyordum. Çok sıkıcıydılar cidden! Karşımda oturan Vural'a baktım göz ucuyla. Önündeki peynirle uğraşıyordu. "Vural, senden bir şey isteyebilir miyim?"
Bakışlarını tabağından çekerek bana çevirdi. "İste bakalım ne isteyeceksin?"
Boğazımı temizledim. "Açelya'yı bildiğini söylemiştin. Ben ona bir haftadır ulaşamıyorum. Mesaj attım tek tik gidiyor, arıyorum ulaşılmıyor. Merak etmeye başladım artık. Sadece iyi olup olmadıklarını bilsem yeter." Yanındaki peçeteyle ağzını silerken başını aşağı yukarı salladı.
"Tamam bizimkilere söylerim bir bakarlar." Tebessüm ettim. "Teşekkürler." Cevap vermedi. Kapı zilinin çalmasıyla Yıldız çaydanlığı masaya bırakarak dış kapıya ilerledi. Bir kaç saniye sonra kapı açıldığında polislerin sesini duydum. Herkes oturduğu masadan ayaklanarak kapıya ilerledi. Bende peşlerinden gittim.
"Buyurun?" dedi Vural polis memuruna.
"İyi günler Vural Bey. Neva İnci Soyhan, burada mı yaşıyor?"
Siktir. Ben ne alaka ya! Ne bok yedim ki?
"Buyurun, benim." dedim çekinerek.
"Neva Hanım, vergi kaçakçılığı, yasa dışı kazanç ve sahte evrak imzalamaktan sizi tutukluyoruz. Bizimle karakola kadar gelmeniz gerekiyor."
Şaşkınca polis memurunun yüzüne baktım. Ben ne diyeceğimi düşünürken Vural benden önce davrandı. "Bir saniye, ne kaçakçılığı? Açıklayabilir misiniz?"
"Müvekkiliniz Veli Bilge bir şirket açmak istemiş doğru mu?" Başımı salladım. "Evet ama, benimle ne alakası var anlamıyorum. Ben sadece avukatlık görevimi yaptım. Ayrıca imzaladığım şeyler de bir sıkıntı yoktu."
"Maalesef öyle görünmüyor. Tutuklusunuz Neva Hanım. Ayrıntıları size karakolda anlatırlar." Arkasında bekleyen diğer memura dönerek başıyla işaret verdi. Memur belinden kelepçeyi çıkararak içeri girdi ve bileğimi tutmaya çalıştı. Tepki veremiyordum.
Polis memuru daha kelepçeyi takamadan Vural'ın adamın bileğini tuttuğunu gördüm. Pusat onu durdurmaya çalışıyordu. "Dokunma. Ne gerek var bu kadar önleme? Avukat o. Gelecek işte, takmayın ondan." dedi Vural kendine hakim olmaya çalışarak.
"Lütfen bırakın. Bize ne söyleniyorsa onu yapıyoruz." Vural tekrar itiraz edeceği sırada, "Vural tamam." dedim.
"Bırak görevlerini yapsınlar." Bileklerimi havaya kaldırarak kelepçeyi takmalarını bekledim. Mekanik ses kulaklarıma dolarken ben yaşadığım ihaneti düşünüyordum. Bunu Halil yapmadıysa ne olayım.
"Neva hemen arkandayız seninle geliyoruz." dedi Pusat. Başımı salladım. Polis memuru kolumdan tutmak isteyince refleks olarak kendimi geri çektim. Sırtım Vural'ın göğsüne çarptı.
"Dokunmadan götürün en azından. Kaçacak hali yok." dedi Vural. Polis memuru başını salladı. Bakışlarım Vural'a döndü. "Ben bir şey yapmadım." diye fısıldadım onun duyabileceği şekilde. O da fısıldadı, "Biliyorum."
Evden çıkarak beni arabaya bindirdiler. Vural, Pusat ve Aksa kendi arabalarına binerek arkadan bizi takip ediyorlardı.
Kahretsin! O Veli'yi bir elime geçireyim geberteceğim onu. Garip birisi olduğunu biliyordum işte! Onun yüzünden mesleğimden olursam o zaman biterdim. Bu iş bitince Halil'le olan anlaşmamı bozacaktım. Bana yalan söylemişti! Bunların hepsi onun planıydı.
Beni karakola getirdiklerinde direkt olarak nezarethaneye atmışlardı. Vural yukarıda neler olduğunu anlamaya çalışıyordu ama ben çoktan anlamıştım. Veli denen adam beni yasa dışı işlemler yaptığımı göstermişti, ve bana imzalattığı evraklar beni suçlu gösteriyordu! Daha dikkatli olmalıydım of!
Kendi kendime kızarak bir sağa bir sola doğru yürüyordum. Topuklularım sert zemine vuruyordu sinirle. Biraz sonra Vural girdi içeri. Heyecanla demir parmaklıklara tutundum. Tam karşımda durdu. "Ne oldu?" dedim.
Baş ve işaret parmağıyla şakaklarını ovuşturdu. "Seni hedef almışlar direkt. Suçlu gözüküyorsun. "Yarın savcılığa çıkarılacaksın. Bir avukat bulacağım sana merak etme."
"Bütün her şey beni gösteriyor şuan! Mesleği kötüye kullanma da var. Hakim tutuklama kararı verirse direkt olarak beni cezaevine gönderirler!"
"Sana mesleğini devam ettirmemeni söylemiştim! Nasıl kurtaracağım şimdi seni? Kolay mı sanıyorsun? Evrakları imzalamışsın bir de!"
Gözlerim dolmuştu. "Yardım etmeyecek misin?"
"Eğer cezaevine girersen sana yardım edemem. Girmemen için çabalayacağım." Başımı ard arda iki yana salladım.
"Vural delil yetersizliğinden cezaevine atarlar beni. Kurtar beni buradan ben yapamam Vural." Kimseye yalvarmazdım normal de ama şuan o kadar çok çaresizdim ki... mesleğimi kaybedecektim, cezaevinde yapamazdım. Vural cevap vermeden çıkıp gittiğinde yere çökerek ağlamaya başladım.
Bu Vural'ın beni ilk kez terk edişi değildi. Canımı ilk kez yakmıyordu.
Sen bana güvensen bile ben sana nasıl güveneceğim Vural?
Bu iki olmuştu. Bir kez daha çaresiz kaldığımda yanımda olmazsa, işte o zaman en acımasız halimle karşılaşacaktı. Onu asla affetmezdim. Onu öyle bir silerdim ki, aklından bile geçiremezdi. Yerden kalkarak göz yaşlarımı sildim ve kendime gelmeye çalıştım. Ağlamayacaktım. Buradan kendi kendime çıkacaktım.
🍃
Bir gün. Bir gündür buradaydım. Birazdan savcılığa çıkacaktım. Polislerin getirdikleri yemeğe dokunmamıştım. Sadece su içmiştim. Yere oturmuş, başımı duvara yaslamıştım. Bakışlarım duvardaydı. Boş boş bakıyordum. Bir gün bile burada durmak berbat bir şeydi. Bir polis gelerek anahtarla demir kapıyı açtı. "Savcılığa çıkıyorsun. Kalk." demesiyle avuç içlerimden destek alarak doğruldum ve yavaşça ayağa kalktım. Ayaklarım ağrıyordu. Bileklerimi uzatarak kelepçeyi takmasını bekledim. Daha sonra beraber nezarethaneden çıktık ve koridorda ilerleyerek karakoldan çıktık. Beni arabaya bindireceklerı sırada Pusat'ın sesini duydum.
"Neva!" Polisler beni durdurdu. Aksa'da buradaydı. Bana sarılmak istedi ama yanımdaki polis izin vermedi. "Temas yok."
"Avukatın seni adliyede bekliyor. Bizde şimdi oraya geçeceğiz. Tutuklanmayacaksın tamam mı? Söz veriyorum sana girmeyeceksin cezaevine." Sesi o kadar umut doluydu ki, bir an inanmak istedim. Tebessüm etmeye çalışarak başımı salladım ve arabaya bindim. İki yanımda da polisler oturuyordu.
Pusat'ın çabası beni duygulandırmıştı.
İki kardeşten biri acımasızken, diğeri benim için çabalıyordu. Pusat'a güveniyordum. Sinan'dan sonra o da abim gibiydi. O duyguyu hissetmiştim.
Adliyeye geldiğimizde beni bir koltuğa oturtarak savcının çağırmasını bekliyorlardı. Pusat'ın dediği avukat yanımdaydı. Kadındı ve sadece suçsuz olduğumu söyleyip gerisini ona bırakmamı söylüyordu. Pusat ve Aksa'da yanımda duruyorlardı. Savcının odasının kapısı açıldı. "Gelsin." Ayağa kalkarak son kez Pusat ve Aksa'ya baktım. Daha sonra içeri girdim avukatımla. İfadem alınacaktı.
"Evet, başlayalım. Neden hakkınızda işlem yapıldığını avukatınız size anlatmıştır. İfadenizi alacağım. Siz de avukat olduğunuz için ayrıntılara fazla girmeyeceğim. Bildiğiniz şeyler." dedi Savcı. Başımı salladım.
Boğazımı temizleyerek olayı anlatmaya başladım. "Müvekkilim olduğunu sandığım kişi, yani Veli Bilge, bana gayet normal bir şekilde yapacağı işten bahsetti. İmzaladığım evraklar normal duruyordu. Yasa dışı bir şey görmedim. Ama kendisi şüpheli davranıyordu. Acele etmemi istemişti benden. Yasa dışı işlemlerle alakam yoktur, tek amacım işimi yapmaktır Sayın Savcım." Kalemi dediklerimi yazarken bu sefer avukatım konuştu.
Benim ifadem bittikten sonra kimseyi dinlemedim desem yeridir. Daha sonda herkes sustuğunda bakışlarım savcıya döndü. Kararını verecekti. "Dosyada seni cezaevine gönderecek kadar yeterli delil yok. Bu yüzden serbet kalmana karar verdim." Aldığım nefesi rahatlıkla bıraktım. Avukatımla odadan çıktığımızda polis memuru bileklerimdeki kelepçeyi çıkardı. Aksa gülümseyerek hızla yanıma geldi. Kelepçeler çıktığında hızla Aksa'ya sarıldım.
"İyisin değil mi?"
"İyiyim." dedim. Ondan ayrıldıktan sonra Pusat'a baktım. Yanında Vural'da duruyordu ama göz ucuyla bile bakmadım yüzüne. Hafif sırıtarak göz kırptı ve daha sonra benden asla beklemeyeceği şeyi yaparak büyük adımlarla yanına ilerledim ve kollarımı boynuna dolayarak başımı omzuna koydum ve gözlerimi kapatarak, "Teşekkür ederim." dedim tüm samimiyetimle. "Beni kurtardığın için teşekkür ederim. Sana borçlandım."
Başımı kaldırarak yüzüne baktım. Şok olmuş olmalıydı ki bir kaç saniye idrak edemedi. Daha sonra o da bana bir abi gibi sıkıca sarıldı. "Sarıldın." dedi inanamıyormuş gibi. Güldüm. "Evet sarıldım. Rahatsız olmuyorum çünkü." Vural'ın bakışlarını üzerimde hissediyordum. Ona acı çektirecektim.
Geri çekilerek, "Gidelim artık. Bazı kişilerle aynı ortamda bulunmak istemiyorum." Avukatıma tebessüm ederek teşekkür ettim ve Vural'a ters bir bakış atarak Aksa'nın elinden tuttum ve dışarı doğru ilerlemeye başladım. Adliyeden çıkarak direkt eve geldik. Mutlu bir şekilde eve girerek salona geçtik. Başımı Aksa'nın omzuna yaslamış bir şekilde duruyordum. O da saçlarımla oynuyordu.
"Ben biraz odama çıkacağım. Yemekte görüşürüz olur mu?" dedim ayağa kalkarken.
"Olur canım dinlen sen." Aksa'ya uzaktan öpücük atarak merdivenlerden çıktım ve odama girdim. Ne kadar özlediğimi şuan farkediyordum. Hızla kıyafetlerimden kurtularak ılık bir duşa girdim. Duştan çıktıktan sonra dolaptan iç çamaşırlarımı giydim. Daha sonra bebek sarısı, salaş bir elbise giydim. Saçlarımı kurutmadan bağladım ve kendimi direkt yatağa attım. Telefonumu açar açmaz bir mesaj geldi.
Halil'den.
- Ee, hadi yine iyisin, kurtuldun.
Şerefsiz!
- Sen tuttun değil mi o kişiyi? Bana ihanet ettin!
- Hey, sakin. Bu plan seninle iş birliği yapmadan önce kurulmuştu. Sana söylemedim ki oyunculuğun daha gerçekçi olsun. Aldo'nun sana olan hisleri artıyor ha :)
- Ne diyorsun sen be pislik. Bir haftadır yazıyorum niye mesajlarıma bakmıyorsun? Hani plan? Ayrıca Vural'ın bana hisleri falan yok. Yardım bile etmedi.
- Benim adamım Veli'yi bulup suda boğmuş ama. Buna ne diyorsun?
Oha! O zaman niye bana mal gibi davranıyor bu adam!
- Her neyse. Plan var mı?
- Var ama sen sonra öğreneceksin. Bu plan aralarından en güzeli olacak. Arada olaylar olursa biraz eğlenmek isteyebilirim İnci Hanım. Korkma yani :)
- Siktir git.
Telefonu sinirle kapatarak yatağa bıraktım. Onun yüzünden bir günümü karakolda geçirmiştim ben! Tırnaklarım bile bozulmuştu. Peki Vural'ın yaptığı şeye ne demeli? Bu adamı hiç anlamıyordum ve anlamayacaktım. İyi mi kötü mü belli değildi. Anormal. Uyumak istiyordum. Sadece uyumak! İnşallah uyandığım zaman buradan gitmiş olurdum.
🍃
Uyandığımda güneş yeni batmaya başlamıştı. Uykum o kadar ağırdı ki, büyük ihtimalle Aksa beni uyandırmaya gelmiş ama uyanmamıştım. Yataktan kalkarak yeni kurumuş saçlarımı açtım ve tarayarak kremledim. Ortadan ikiye ayırarak açık bırakmayı tercih ettim. Telefonumu odada bırakarak odadan çıktım ve merdivenlerden inip salona geçtim. Herkes yemek masasındaydı.
Yanlarına ilerleyerek Pusat'ın yanına oturdum. "Neva uyandırmaya çalıştım ama uyanmadın. Bende sonra yersin diye zorlamadım." dedi Aksa pilavından yerken.
"Sıkıntı değil, uykum ağırdır. Uyandıramaman normal." dedim kısaca.
Önüme koyulan köfte, patates ve pilava baktım. Yine yemeyecektim. Sadece yayla çorbasından içecektim. Tabağımı çekerek çorba kasesini önüme aldığımda Pusat beni izliyordu. "Yemek neden yemiyorsun?"
Omuz silktim. "Çorba yeterli." Bu sefer beklemediğim bir şekilde Vural'ın sesini duydum.
"Başka bir şey istersen hazırlasınlar." Kaşığımı kasenin içine bırakarak alayla sırıttım ve Vural'a baktım.
"Olmayan vicdanını rahatlatmaya çalışıyorsun farkındayım ama yapma. Çünkü bir işe yaramıyor. Bana iyilik numarası da yapma." İğrenir gibi bakarak başımı yavaşça iki yana salladım. "Dışarıdan bakınca garip gorünüyorsun."
Tekrar önüme dönecektim ki masaya yumruğunu vurmasıyla hepimiz dışında anneannem irkildi. Onun irkildiğini farkedince kendini kontrol etmek istercesine, "Sabrımı zorlama." dedi. "İyi niyetimi suistimal etmeye çalışma sakın, yoksa aklının alamayacağı kötülükler yaparım sana."
"Daha ne yapabilirsin? Beni burada tutarak zaten yeteri kadar kötülük yaptın daha ne yapabilirsin!" Sesim git gide yükseliyordu ama anneannemin korktuğunu görünce kendime kızmıştım.
"Bağırmayın bağırmayın!" dedi tedirginlikle. "Ali Bey sizi görürse kızar çok kızar. Kavgayı gürültüyü hiç sevmez bağırmayın."
"Yıldız!" diyerek mutfağa seslendim. Bir kaç saniye sonra hızla yanıma gelerek başını hafifçe öne eğdi. "Anneannemi yukarı götür. Doymadıysa da yemeğini orada yesin. Anlaşılan bu akşam sakin geçmeyecek."
Yıldız beni onaylayarak anneannemi kolundan tutarak salondan çıkardı. "Ne olsun istiyorsun Neva? Huzur kaçırmak mı?" dedi Vural yine gergin bir ses tonuyla.
"Ben miyim huzur kaçıran? Bu evde ne oluyorsa hepsi senin yüzünden. Her şeyin sebebi sensin! Senden nefret ediyorum, tek istediğim beni bırakman!"
Sinirden terlemeye başlamıştı. Oturduğu yerden kalkarak daha çok bağırmaya başladı. "Her sofrada aynı şeyi yapıyorsun! Şunu o aklına sok, seni burada işimi gör diye tutuyorum! Amacım var ki burada kalıyorsun!"
Anında bende ayağa kalktım. "Başlarım senin amacına! Senin yüzünden mafya işlerine alet olduğum yetmiyormuş gibi, hapislere düşüyorum, bir piç yüzünden olduğum evde sözlü tacize uğruyorum, ameliyatlar geçiriyorum, patlamalara maruz kalıyorum! Daha ne olabilir!"
Hızlı hızlı nefesler alıp veriyordum.
"Daha ne olabilir hemen söyleyeyim sana." Diyecekleri beni korkutuyordu yalan yok ama en fazla ne olabilirdi?
"Evleniyoruz. Hem de yarın." Dudaklarından çıkan her bir kelime beynime işlerken tüylerim diken diken olmuştu. Göz bebeklerim titredi, kulaklarım çınladı. Yutkunamıyordum. Söylediği kelimeler bir bıçak kadar keskindi ve sanki her seferinde karnıma saplanıyordu. Midem bulanıyordu. Yine. Ve bu sefer bulanmakta haklıydı.
Kendimi kaybetmek üzereydim. "N-ne diyorsun sen?" Pusat ve Aksa'da şoktaydı.
"Abi ne saçmalıyorsun!" dedi Aksa.
"Vural, bokunu çıkarma yeter!" diyen Pusat'tı.
Vural'ın ise bakışları ciddiydi. Şaka yapmıyordu. Acı çekmem için söylemiş olabilir miydi? Çünkü başka bir açıklaması olamazdı.
Sakin ol Neva.
Sakin ol.
"Ne diyorsun sen dedim!" Masanın etrafından dolanarak yanına ilerledim. Aksa beni tutmaya çalıştı ama hızla onu geri çektim. Gözlerimden ateş çıkmak üzereydi ama o sakin bir şekilde ellerini beline koymuş bana bakıyordu.
"Anlaşmalı olarak evleneceğiz. Yarın burada nikah memuru olacak, ve bizde resmi olarak evli olacağız. Çünkü başka türlü seni kontrol edemeyeceğim."
Kahkaha attım. Delirdiğimi düşünüyordu. Bakışları öyleydi. "Ne kontrolü ya! Ne kontrolü!"
Yine rahatlığını bozmadı. "Benim karım olduğunda öyle kolay kolay kimse sana dokunamaz. Ama bu şekilde devam ederse düşmanlarım direkt seni hedef alır ve ben seni koruyamam. Sana bir şey olursa ki, seni hedef olarak kullanamam. Seninle işim bittikten sonra boşanacağız. Sonra da gitmene izin vereceğim. İşim ne zaman biter onu hiç bilmiyorum. Halil'i bitirdiğim gün sende bitmiş olacaksın benim için."
Cümleleri o kadar rahat söylüyordu ki, her saniye daha çok kriz geçiriyordum. Keşke, keşke şuan yanımda silahım olsaydı da seni tam kalbinden vursaydım.
"Böyle bir şey olmayacak çünkü kabul etmeyeceğim. Evet demeyeceğim. Zorla mı evet dedirteceksin? Öldürecek misin? Öldür o zaman!" Avuç içlerimle göğsüne vurdum ard arda. Biraz bile sarsılmadı.
"Açelya ve kızı Duru. Yerlerini buldum." Duraksadım. Hayır. Bunu yapmazdı, bu kadar ileri gidemezdi. Cebinden sakince telefonunu çıkardı ve bir yerlere girdikten sonra ekranını bana çevirdi. Açelya ve Duru'yu gördüm ekranda. Deniz kenarında piknik yapıyorlardı. Duru kahkaha atarak annesine elbisesini gösteriyor, Açelya ona gülümsüyordu. İyilerdi. İkisi de iyiydi. Telefonu kapatarak tekrar cebine koydu.
"Eğer kabul etmezsen. Şuan tek bir hareketimle ikisini de öldürürüm. Bir saniye bile düşünmem. Bunu yaparım. Ha ama eğer, dediğimi kabul edersen, onlara dokunmam. Benimle evlendiğin sürece onlara dokunmam."
Kurumuş dudaklarımı yaladım. Bir kaç saniye sessiz kalarak ilk defa yalvararak yüzüne baktım. "Bu kadar," dedim. Sesim neredeyse çıkmıyordu. "Bu kadar acımasız olamazsın Vural." Başımı iki yana salladım. "Bu kadar kötü olamazsın. Bir insanın canını bu kadar yakamazsın."
Arkamdan Aksa'nın hıçkırık seslerini duydum. Nasıl göründüğümü bilmiyordum ama Aksa'yı bile ağlattıysam halimi düşünemiyordum. Vural'ın bakışları değişti ama nasıl baktığını anlayamıyordum. Bir şey diyecek gibi oldu ama yuttu. Sertçe yutkunarak geri çekildim.
"Madem öyle. Kabul. Ama," işaret parmağımı yüzüne doğru salladım. "Sana yapacaklarımı tahmin bile edemeyeceksin Vural Aldo Rossi." dedim bu zamana kadar en acımasız yüz ifadem ve sesimle. "Bu saatten sonra, sana acımayacağım. Bana yaptığın hiçbir şeyi unutmayacağım. Kabul ediyorsam sevdiklerime zarar gelmesin diye ediyorum. Onlar olmasa çoktan kendi canıma kıymıştım." Güldüm. "İnşallah bir gece o cesareti kendimde bulurum ve onu da yaparım. Böylece senden kurtulurum."
Tekrar bir şey diyecek oldu ama yine yuttu. Gitmeden önce son şovumu oynayarak bakışlarımı Vural'dan ayırmadan masa örtüsünden tuttum ve anında kendime doğru çekerek bütün yiyecek, tabak ve bardakların yere düşmesini sağladım. Büyük bir şangırtı koptu salonda. Sıcak çorbalar üstüme döküldü ama tepki vermedim. Vural'da tepki vermeden gözlerime bakıyordu. Bunu benden bekliyordu. Daha sonra sırtımı ona dönerek Pusat ve Aksa'nın yanından geçerek hızla salondan ayrıldım. Yanlarından ayrıldığım gibi gözlerim hızla doldu ve yaşlar akmaya başladı. Odama çıkmak yerine dışarı çıktım. Kuzey'e dönerek sağ elimi açarak ona uzattım. "Arabanın anahtarını ver."
Tedirgin gözlerle bana bakıyordu. "Neva Hanım iyi misiniz?"
Cümlemi tekrarladım. "Arabanın anahtarını ver. Bir kez daha söylemeyeceğim." Bakışlarıyla kıyafetlerimi işaret etti.
"İyi değilsiniz, bende sizinle geleyim. Tek başınıza-"
"Kimseye ihtiyacım yok! Ver şu anahtarı. Yoksa anında çekip vururum seni."
Cebinden anahtarı çıkararak avucuma bıraktı. Avucumu kapatarak geri çektim. Bu sefer sol elimle belindeki silaha uzandım. Vermemek için direniyordu ama o sinirle bana bile karşı çıkamadı.
"Neva Hanım silah olmaz lütfen."
Bu sefer fısıldayarak kulağına yaklaştım. "Eğer karşı gelmeye çalışırsan ve peşime adam takarsan, o sırrı gider anlatırım. Söz verdim ama beni zorlama."
Bu sefer geri çekilerek sessiz kaldı. Silahı belime koyarak bir kaç basamaktan indim ve garaja ilerledim. Elimdeki anahtarla bir düğmeye basarak hangi arabanın olduğuna baktım. Çaprazımda duran Ferrari'nin anahtarıydı. Hızla sürücü koltuğuna binerek arabayı çalıştırdım. Son hızla malikaneden çıkarak doğruca Halil'in evine sürdüm. O gün Vural beni aldığında yolları hatırlıyordum.
Eğer bu iş onun altından çıktıysa bu sefer onu öldürmekten çekinmeyecektim. Ölümü benim elimden olacaktı. Bu saatten sonra kimseye acımayacaktım.
🍃
Halil'in evine geldiğimde avluya arabayı park ettim. Bütün korumaların bakışları bendeydi. Berbat bir haldeydim. Üstüm başım yağ içindeydi dökülen yemekler yüzünden. Gözlerim kızarmıştı. Umursamadan ağrıyan ayaklarıma rağmen topuklularımı çıkarmadan eve doğru ilerledim. Yanımdaki koruma bana eşlik ediyordu. İçeri girerek yukarı kata çıktık ve beni büyük ihtimalle Halil'e ait olan bir çalışma odasına getirdi. Daha sonra kendisi çıktı. Ayakta beklemeye başladım.
Bir kaç dakika sonra kapı açıldı. Gelen Halil sandım ama değildi. Bu... o gün beni sırtımdan vuran korumaydı. Neydi ismi?
"Uğur?" Kaşlarımı çattım. "Yine mi sen? Yollarımızı çoktan ayırdığımızı düşünüyordum."
İçeri girerek kapıyı kapattı ve sırıtarak bir kaç adım atarak karşıma geçti. "Maalesef Neva. Hayat bizi yine karşılaştırdı." Çenesiyle sırtımı işaret etti. "Geçti mi bari?"
"Geçti." Bende burnunu işaret ettim aynı şekilde. "Seninde burnun geçmiş anlaşılan."
Başını salladı. "Geçti."
"Halil nerede?"
"İşte buradayım. Ah, Neva. Ne çok özlettin kendini." Cümlemin ardından Halil'in sesini duydum Uğur'un arkasından. Spordan geliyor olmalıydı ki kombini ilk defa klasikti. Takım elbiseleri dışında giyecek eşyası da varmış demek ki.
"Sonunda. Uğur çık. Biz özel konuşacağız." diyerek kapıyı gösterdim ama çıkmadı.
"Kalsın Neva. Ondan sır çıkmaz." Halil masasındaki geniş koltuğuna otururken Uğur ona içki doldurarak önüne bıraktı ve Halil'in yanında durdu. İkisinin de bakışları bendeydi.
"Evet, anlat bakalım." Bakışları beni süzdü.
Niye herkes beni süzüyordu arkadaş!
"Halinden anladığım kadarıyla, bir şeyler olmuş."
"Bana oyun oynama! Vural anlaşmalı evlilikten bahsetti! Beni sevdiklerimle tehdit ediyor. Senin pis oyunların yüzünden aldı bu kararı! Bilerek yaptın değil mi? Haberin var mıydı bundan!"
Ellerini teslim oluyormuş gibi havaya kaldırdı. "Hey hey, sakin." Sesinde sahte bir telaş vardı. Ellerini indirdi. "Hayır böyle bir şey yapacağını düşünmemiştim. Aldo beni şaşırttı."
"Evlenemem Halil! Evlenirsem nasıl kurtulacağım ondan? Nasıl ortaklığa devam edeceğiz?" Ben sinirden delirirken ondaki rahatlık beni daha da sinirlendiriyordu!
Elini çenesine koyarak düşünüyormuş gibi yaptı. "Belki de bu evlilik senin için de koz olur. Onu kendine aşık et, sonra kaç. Sana aşıkken hiçbir şey yapamaz."
Anında gözlerim büyüdü. "Ne saçmalıyorsun! Niye her şeyi ben yapıyorum? Sen ne işe yarayacaksın? Güvenini sağla Neva, sana aşık olsun Neva... bu ne be!" Bir şey bulsam da şuan kafasına fırlatsam keşke!
"Başka türlü bir şey yapılamaz şuan. Sen onu kendine aşık ettikten sonra sıra bana gelecek merak etme. Sana güvenmeden, aşık olmadan ben nasıl onu bitireceğim? Madem anlaşma yaptık, her şey sırayla. Sabretmeyi öğrenmelisiniz İnci Hanım."
"Bana bir kez daha İnci dersen bu odadan cesedin çıkar, o yüzden kes sesini!" Sert çıkışımla sessiz kaldı. Düşünmekten kafayı yemek üzereydim!
Bir elimi şakaklarıma götürerek ovmaya başladım. "İyi de ben ne anlarım aşktan? Ayrıca dakika başı kavga ediyoruz, benden nefret ediyor zaten bana ne diye güvensin, ne diye aşık olsun?"
İçkisinden bir yudum aldı. "İlk aşklar kavgayla başlar derler Neva'cım." Sinsice kıkırdadı. "Emin ol, aşık olunacak kadar şahane bir bayansın. Dışarıdaki korumaların sana olan bakışlarını görmedin mi hiç? Onlar böyleyse Aldo'yu düşünemiyorum. Sadece zamana ihtiyacınız var. Kavga etmemeye çalış. Nikahtan sonra yine sana saldırılar düzenlerim. Seni korumak isteyecek. O zaman işte duyguları değişecek. Bekle ve gör."
Cümlelerinin arasından tek bir kelimeye takılmıştım. Sırtımı dönüp odadan çıkmadan hemen önce, "Bayan değil kadın. Sen ilk önce bunu öğren." Odadan çıkarak kapıyı sertçe yüzlerine kapattım.
Merdivenlerden inerken kendi kendime, "Şerefsiz." diye mırıldandım. Diğer konuda haklıydı. Başka şansım yoktu. Buradan gitmem için bana güvenmesini ve aşık olmasını sağlayacaktım. Ne kadar hoşlanmadığım şeyler olsada kendim için bunu yapmak zorundaydım.
Evden çıkarak hızla arabaya yürüdüm. Etrafımdaki korumaların pis bakışlarını hissettiğimde daha fazla dayanamayarak belimdeki silahı çıkardım ve havaya bir el ateş ettim. Bana bakan çoğu koruma irkilerek önüne döndü. "Önünüze bakın yoksa o Halil bile cesedinizi bulamaz haberiniz olsun!"
Arabaya binerek hızla evden ayrıldım. Üstümü değişirmem gerekiyordu. Bana en yakın mağaza neredeyse oraya girecektim. Mağaza ararken kendi kendime söylenmeye başladım. "Daha ne olabilir acaba bugün! Daha ne olabilir! İnşallah bu sinirle birini öldürmem. Aslında yapsam bütün sinirim hafifleyecek ama yapamıyorum! Vural'ı öldürmem gerek benim rahatlamak için. Böyle büyük bir gücüm olsa da yerden yere vursam keşke onu! Ay daraldım yeter!"
Direksiyona vurdum sertçe. Çok sıcaktı bir de of! En yakın mağazaya gelerek arabayı park ettim ve hızla mağazaya girdim. Beğendiğim bir kaç parça kıyafeti alarak kabine girdim ve üstümdeki elbiseyi çıkartarak başka bir elbise giydim. Siyah düz bir elbiseydi. Diz kapaklarımda bitiyor, belimi ve kalçamı ortaya çıkarıyordu. Sarı elbisemi verdikleri çantaya koyarak aldığım elbisenin ödemesini yaptım ve oradan da ayrılıp bu sefer makyaj malzemesi almaya yöneldim. Neyse ki yan tarafta işimi görecek şeyler vardı.
Kapatıcı, ruj, güneş kremi, rulon, saç sabitleyici, sünger, fırça... sanki bunların hiçbiri bende yokmuş gibi bir de bunları alarak kendime masraf çıkarmış oldum aferin bana!
Hepsini arabaya koyarak arabayı eve doğru sürdüm. Hâlâ gergindim ve sinirim geçmiyordu. Yine çaresiz olduğum anlardan birindeydim. Kaçsam, illaki beni bulurdu. Bulamasa bile Açel ve Duru'ya zarar verirdi. Yapardı biliyordum, gözlerinde merhamet dışında her duygu vardı. Halil'in bahsettiği plan dışında şuan hiçbir şey yapamazdım. Mesleğim dışında şuan elimde hiçbir şeyim yoktu.
Eve geldiğimde arabayı garajın oraya park ederek arabadan indim. Kuzey ve Aksa beni bekliyor olacaklar ki, benim geldiğimi görünce hızla bana doğru ilerlediler. Anahtarı uzaktan Kuzey'e fırlattığımda hızla yakaladı. Arka kapıyı açarak alışveriş poşetlerini aldım ve dirseğimle kapıyı kapattım. Aksa'nın endişeli bakışlarını görünce yüzüne baktım.
"Neva, iyi misin? Nereye gittin?" dedi.
"Alışveriş yaptım. Şimdi odama çıkıp hepsini deneyeceğim. Bir sürü yeni şey çıkmış biliyor musun? Gel beraber bakalım istersen?" Hâlâ endişeliydi. Cevap vermeyince yanından geçerek eve ilerledim. İçeri girerken o da arkamdan geliyordu. Yıldız kapıda beni karşılarken elimdeki poşetleri ona uzattım. "Bunları odama götürür müsün?" Hızla başını sallayarak poşetleri aldı ve yukarı çıkarak gözden kayboldu.
Daha sonra arkamdan Kuzey'in sesini duydum. "Yemeğinizi salona bıraktım Neva Hanım."
"Tamam sağ ol." Salona geçtim. Anneannem hariç herkes yine salondaydı. Pusat beni görünce ayağa kalktı. Vural ise baş köşede oturmaya devam ediyordu. Yemek masası toplanmıştı. Kendi yemek poşetim yemek masasındaydı. Hızla masaya oturdum ve poşetteki yemeğimi çıkardım.
Pizza söylemiştim. Paketi açtım ve bölünmüş bir tanesini elime alarak büyük bir dilim ısırdım. Aksa ve Pusat yanıma gelerek beni izliyorlardı. Yemek yiyordum ne vardı bunda?
"Neva bırak şunu." Pusat elimden pizzayı almaya çalışınca sertçe eline vurdum. "Yemek yiyorum bırak. İsterseniz oturun yiyin." Bir dilim daha ısırdım.
Daha sonra Vural'ın da yanıma geldiğini gördüm. "Neva, bırak hadi onu. İyi değilsin şuan." Kahkaha attım ağzımdaki lokmayı yutarken.
"Yoo, gayet iyiyim. Alışveriş yaptım hatta. Sizin bu araba baya iyiymiş arada bana verin. Bu pizza da iyiymiş. Artık hep oradan sipariş vereceğim." Bir dilim daha ısıracağım sırada duraksadım. Elimdeki pizzayı kutusuna geri bırakırken midem bulandığı için hızla bir elimle ağzımı kapatarak masadan kalktım ve tuvalete koştum. Arkadan bağırışlar duydum ama anlamadım.
Tuvalete girdiğim gibi hızla klozete eğildim ve yediğim pizzayı çıkardım. Arkadan Aksa gelerek önüme düşen saçlarımı toplayarak geri çekti. Pizzayı çıkarmış olsam da öğürmeye devam ediyordum. Derin nefesler alıp verirken başımı kaldırdım ve bu sefer çeşmeyi açarak ağzımı yüzümü yıkadım. Başım dönüyordu. Hayır. O pizzayı yememeliydim.
"Bu kadar yeter. Pusat, Neva'yı kucağına al." diyen Vural'ın sesini duyduğumda ben daha ne olduğunu anlamadan Pusat beni bir çırpıda kucağına aldı. Konuşacak gücüm olmadığı için beni bırakmasını söyleyemiyordum. Başım omzuna doğru düştü. Gözlerim açıktı ama yavaş yavaş kayıyordu. Pusat benimle beraber üst kata çıktı ve odama girdi. Aksa yatağımdaki örtüyü çekerken beni yavaşça yatağa yatırdı. Örtüyü karnıma kadar örterken geri çekildi ve bu sefer Vural'ın Aksa'ya bir şeyler söylediğini duyuyordum.
"Etkili bir serum getir ameliyathaneden. Ağrı kesici koy içine." Aksa odadan hızla çıkarken başımı iki yana salladım ve zar zor konuştum. "İs-istemiyorum."
Vural bir elini alnıma yaklaştırdı ama anında geri çekti. Gözleri yüzüme baktı. "Ateşinin olup olmadığına bakacağım. Sadece iki saniye tamam mı?" Sadece gözlerimi kapatıp açtım. Soğuk eli alnımdaydı ve dediği gibi iki saniye sonra geri çekti. Aksa odaya girerek serumu Vural'a uzattı. Onlar serumu takamadan benim çoktan gözlerim kapanmıştı.
Kendime zarar veriyordum.
Kendime bilerek zarar veriyordum.
🍃
Gözlerimi açtığımda Pusat ve Aksa başımdaydı. Koluma serum bağlamışlardı. Yerimden doğrulduğum an ikisi de beni durdurmaya çalıştı. "Neva dur." dedi Pusat. "Bitmedi daha. Yat dinlen hadi." Dinlemedim. Sol elimle serumu hızla çıkardım ve yere attım. Sağ kolumun kanamasını umursamadan bacaklarımı yataktan aşağı sarkıttım ve ayağa kalktım. "Ne zamandan beri uyuyorum ben?"
"Bir kaç saattir." Saate çevirdim bu sefer bakışlarımı. Saat gece on birdi.
"Yarın olmasın," dedim başımı çaresizce iki yana sallayarak. "Evlenmek istemiyorum yarın olmasın Pusat." Bu seferde ona çevirdim yüzümü. O da Aksa gibi ilk defa bu kadar üzgün bakıyordu. İkisinin de bir şey demeyeceğini anlayınca yavaş adımlarla odadan çıktım ve merdivenlerden aşağı inerek salona geçtim. Vural bahçe kapısından dışarıyı izleyerek içkisini yudumluyordu. Sırtı bana dönüktü.
"Yalan yaptım de." dedim fısıldayarak. Bedenini bana doğru çevirdi. "Yalan yaptım de. Evlenmeyeceğiz de. Yarın olmayacak de." Sesim git gide kısalırken yeşil gözleri koyulaştı.
"Evleneceğiz Neva İnci Soyhan." Cümleleri kalbime battı. "Başka çaresi yok. Yarın olacak, ve biz evleneceğiz." Gözlerimi kapattım sıkıca. Dolan gözlerimden o an döküldü yaşlar tek tek.
Bu yaşadıklarım gerçek olamazdı. Ben kendi halimde çalışan bir avukatken, sakin hayatımı sürdürürken, ne oldu da bu hayatın içine düşmüştüm? Nasıl düzeltecektim bu olanları? Ve kim bilir daha neler olacaktı...
Merhabaalarrr^^ bölümü nasıl buldunuz bakalım? Bu bölüm Neva tamamen kendini yönetti biliyor musunuz yani tamamen kontrolümden çıktı qwyşğdpzmxbdhskx Sonraki bölümde görüşmek üzere yorumlarınızı bekliyorumm🫂
Bölüm etkileşimi
