8. bölüm / 17
AŞEKA7. BÖLÜM: NİKAH
Bölümler 17Şu an: 7. BÖLÜM: NİKAH
- 1 GİRİŞ164 kelime
- 2 1. BÖLÜM: SIRLAR1.416 kelime
- 3 2. BÖLÜM: NEDEN?3.651 kelime
- 4 3. BÖLÜM: ÇABA4.307 kelime
- 5 4. BÖLÜM: ALIŞMAYA ÇALIŞMAK4.992 kelime
- 6 5. Bölüm: KARŞI TARAFLA ANLAŞMA4.180 kelime
- 7 6. BÖLÜM: TUTUKLANMA4.047 kelime
- 8 7. BÖLÜM: NİKAH5.385 kelime · Okuduğun bölüm
- 9 8. BÖLÜM: MEZARLIK4.199 kelime
- 10 9. BÖLÜM: DUYGU VEYA AKIL2.951 kelime
- 11 10. BÖLÜM: SEVMEKTEN KORKMA4.430 kelime
- 12 11. BÖLÜM: GÜVEN3.651 kelime
- 13 12. BÖLÜM: İHANET8.159 kelime
- 14 13. BÖLÜM: İHANETTEN KALANLAR4.579 kelime
- 15 14. BÖLÜM: GEÇMİŞİN İZLERİ2.873 kelime
- 16 15. BÖLÜM: KARŞILAŞMA4.939 kelime
- 17 16. BÖLÜM: KONU SENDİN5.011 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Bazen ne kadar yapmam diyeceğiniz şey varsa, konu zaaflarınız olunca her şeyi yapabiliyorsunuz. Ve ben tam olarak bunu yaşıyordum. Vural benim zaaflarımı kullanarak istediklerini yaptırıyordu. Şimdilik. Çünkü bu nikah olduktan sonra yapacaklarımı aklının ucundan bile geçiremeyecekti. O nasıl benim canımı yaktıysa ben daha beter şeyler yaşatacaktım ona.
Bana evleneceğiz demesinin üzerinden bir gün geçti. Bugün nikahımız vardı. Gündelik kıyafetlerimle çıkacağımı söylesem de en azından düz beyaz bir elbise giymemi istemişti. Magazinciler ve diğer dostlarıda olacağı için inandırıcı olması gerekiyordu. Böylece bana zarar veremeyeceklerini düşünüyordu. Çok beklerdi. Odamda camdan dışarıyı izliyordum. Bir saate nikah başlayacaktı ama ben bu bir saat içinde bir şey olsa da buradan kurtulsam diye bakıyordum. Derin bir nefes vererek bedenimi arkamdaki yatağıma doğru çevirdim. Yatağın üstünde düz, ip askılı uzun bir elbise duruyordu. Elbiseye bakıp bakıp iç çekiyordum.
Daha fazla zamanımın olmadığını anlayınca hızla elbiseyi giydim. Dolabımda düz beyaz topuklu ayakkabım olduğu için direkt olarak onları giydim. Saçımı maşayla biraz şekillendirdim. Makyajımı ise yine günlük olarak yaptım. Gerçi benim günlük makyajım da gelin makyajı gibiydi ama olsun. Benim için günlüktü. Elbisenin arkasındaki fermuara uzanamıyordum. Tam odadan çıkıp Aksa'yı çağıracaktım ki odamın kapısı tıklatıldı.
"Gel," dedim. Dolabımın aynasından bakışlarımı kapıya çevirdim. Gelen Vural'dı. Şık bir takım elbise giymişti. Saçlarını güzelce taramış ve geriye yatırmıştı. Dalgaları yoktu. Ceketinin cebinde küçük beyaz bir çiçek vardı. Takı olarak ise sadece gümüş bir saat tercih etmişti. Kravatı elindeydi. Kravatın altında tuttuğu beyaz eldivenler gördüm. Yüzümü ona döndüğümde kahe gözleri beni baştan aşağı süzdü.
"Hazır mısın?" dediğinde sadece başımı salladım.
"Aksa nerede? Şunun fermuarı çekilecek." diyerek tekrar aynaya döndüm. Yine uğraştım ama çekemedim. Kapıyı kapatarak yanıma geldi. Elindeki eldivenleri komidinin üstüne koydu.
"Ben yapabilirim istersen? Aksa'yı bende bulamadım. Kravatı bağlatacaktım. Ama rahatsız olursan Yıldız'ı-"
"Gerek yok. Çek." Yıldız'ı bekleyecek halim yoktu. Derhal nikahın olup bitmesini istiyordum. Arkama geçerek ellerini sırtıma dokundurmamak için özen gösterirken bir çırpıda fermuarı çekti. Bakışları gözlerimdeydi aynı zamanda.
"Sağ ol." diyerek yüzümü ona döndüm.
"Mutlu musun?" Bakışlarımla halimi gösterdim.
Sıkıntılı bir nefes alırken, "Mecburum. Mutlu falan değil. Yanımda, bu evde kaldığın sürece seni başka türlü koruyamam. Amacım sadece diğer düşmanlarımın korkması. Evet ben seni bir koz olarak kullanıyorum ama sana zarar vermiyorum. Peki ya onlar seni koz olarak kullansa böyle mi davranırlar sanıyorsun?"
"Nasıl davranırlarsa davransınlar." dedim sinirle. "Karşılık vermesini bilirim. Bu sahte. Ve böyle kalacak. Bana daha fazla zarar vermeyeceksin. Çünkü sıra bende." Kahvelerim yeşillerine tiksintiyle bakıyordu. Ama ondaki bakışı çözemiyordum. İyi de değildi kötü de değildi.
"Göreceğiz. Dediğim gibi. Bu nikah olmadan önce nasılsan, bu nikahtan sonra da öyle kalacaksın bu evde. Sadece dışarıya karşı oyun oynuyoruz."
Cevap vermedim. Gözlerini kaçırarak, "Neyse. Gidip Aksa'yı bulmam lazım." Kravatını bağlatmak için odadan çıkacakken aklıma Halil'in söylediği cümle geldi.
Seni sevmesini sağla.
Of hayır. Cidden mi!
"Ben yapabilirim." dedim zar zor. Şuan tuvalete gidip kusabilirdim! "Yani, istersen."
Kaşlarını çattı. "Temas edemiyorsun."
"Boynundan geçirip bağlayacağım. Sen ayarlarsın sonrasını."
Omuz silkerek elindeki kravatı bana verdi. Boynundan geçirerek önüne getirdiğim sırada birbirimize fazla yakın olduğumuzu farkettim. Bu kravat bağlama işi bu kadar uzun sürmemeli!
Gözleri yüzümü incelerken hızlı hareketlerle kravatı bağladım ve ellerimi geri çektim.
"Sağ ol." diyerek kravatı kendisi sıktı.
"Rica ederim. Ayrıca bir erkek nasıl olur da kravat bağlamayı bilmez?"
"Kravat takmaktan nefret ederim. Gerektiği zamanlar takarım. Aksa bağlar genelde."
Mırıldanarak dediğini onayladım. Ardından odanın kapısı tıklatılmadan açıldığında irkildim ama neyse ki gelen Aksa'ydı. Uzun bebek sarısı bir elbise giymişti. Şık makyajı ve saçıyla çok uyumlu duruyordu. "Nikah memuru gelmiş. Sizi bekliyoruz."
"Tamam geliyoruz." dedi Vural. Aksa odadan çıkıp kapıyı kapattı.
Vural bana dönerek, "Elimi tutmak istemezsin diye eldiven diktirdim sana. Eğer yine istemezsen koluma girersin. Rahatsız olursan tutma ama." Benim temas konusuna gelince anlamadığım bir şekilde çok fazla telaşa kapılıyordu. Ses tonundan ve bakışlarından anlamıştım.
"Eldivenlerle olur. Bir kaç saate bitecek. Sabredebilirim." Yatağımın yanındaki komidinin üzerinden beyaz kalın eldivenleri aldım ve yavaşça ellerime giydim. Dirseğime kadar gelen eldivenlere aynada şöyle bir baktım. Çok güzellerdi.
"Dün ki halim için mi bana acıyorsun? İstersen, yapabilirim, edebilirim... böyle şeyler söylemezsin sen." dedim alayla.
Başını iki yana salladı. "Acımıyorum. Acınacak bir halin yok. Fazla ileri gittim evet. Daha düzgün konuşarak anlaşabilirdik seninle."
Güldüm. "Ama ben sana acıyorum." Gözlerimi gözlerine diktim ve en derinine baktım. "Böyle bir adam olduğun için sana acıyorum." Dudakları aralandı ama bir şey demedi. Sustu. Konuşmak yerine elini uzattı tutmam için. Eldiven olduğu için pek rahatsız olmadan elini tuttum. Aynı hızda ilerleyerek odadan çıktık ve koridoru geçerek merdivenlerden yavaşça inmeye başladık. Nikah bahçede olacaktı. Dış kapıdan çıktığımızda bakışlarım bahçeyi incelemeye başladı.
Havuzu kapatmışlardı. Sağ tarafımda sandalyeler yerine sadece kokteyl masaları dizmişlerdi ve konuklar ayakta durarak bizi alkışlıyorlardı. Sol tarafımda ise nikahın olacağı yer vardı. Arka planda tahtaları beyaz tüllerle süslemişlerdi. Aynı şekilde yine sadece kokteyl masası koymuşlardı. Nikah memuru masanın yanında bekliyordu. Şahitlerimiz Kuzey ve Aksa'ydı. Pusat'ın neden şahit olmadığını anlamamıştım ama o en köşede durarak bizi izliyordu. Magazincilerde fotoğraf ve videomuzu çekmeye çalışıyorlardı. İkimizin yüzünde de sahte gülümsemeler vardı.
Çok mutluymuşuz gibi nikah memurunun yanına ilerledik. Kokteyl masasının arkasına geçtik. Magazincilerden birisi, "Bir fotoğraf alalım." dediklerinde Vural yavaşça kulağıma eğildi. "Rahatsız olduğun an söyle." diyerek fısıldadı.
Sol elini yavaşça belime atarak bedenimi bedenine yaklaştırdı. Sahte bir şekilde kameraya gülümsedik.
Bu nikah bir saate bitmezse şuan burada kim varsa hepsini öldürecektim. Belki sinirim geçerdi!
Nikah memuru elindeki mikrofonla klasik konuşmayı yaptıktan sonra soru sorma faslına geçti. "Sayın Neva İnci Soyhan, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi hür iradenizle Vural Aldo Rossi ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Hayır diyip herkesi göt etmek vardı şuan ama belki başka zamandı.
İsteksiz bir sesle mikrofona yaklaşarak "Evet," dedim. Konuklar alkışladı. Bu sefer Vural'a sordu.
"Sayın Vural Aldo Rossi, hiçbir baskı altında kalmadan, kendi hür iradenizle Neva İnci Soyhan ile evlenmeyi kabul ediyor musunuz?"
Lütfen kafana saksı düşmüş olsun ve hayır de. Hayatta bir kere bir boka yara Vural lütfen ya!
"Evet," dedi aynı isteksiz sesiyle. Yine alkış sesleri.
Kafana sıçayım senin!
Şahitlere dönerek, "Sizler de şahitlik ediyor musunuz?" dediğinde Kuzey ve Aksa aynı anda "Ediyoruz." dediler. Yine alkış.
Ne meraklıymış bunlarda alkışlamaya ya! Hamburger olsa da yesek keşke. Pusat gel ve beni al götür buradan acil!
"Ben de, belediye başkanı adına bana verilmiş yetkiye dayanarak sizleri karı koca ilan ediyorum. Hayırlı uğurlu olsun." Gülümseyerek defteri imzaladık. Daha sonra Vural ceketinin iç cebinden iki tane küçük siyah kutu çıkardı ve birini yavaşça açtı. Kutunun içindeki alyansları çıkararak elini açtı ve elimi uzatmamı bekledi. Mecburen sol elimi uzattım. Alyansı yüzük parmağıma taktı. Daha sonra diğer yüzüğü de ben alarak onun sol eline, yüzük parmağına taktım. Daha sonra diğer kutuyu açtı. Bu sefer kutunun içinde parlayan bir tektaş vardı. Onu da çıkararak yine aynı şekilde yüzük parmağıma taktı. Kimsenin duyamayacağı bir şekilde dudaklarımın arasından "Yüzükler gerçek mi? Hayır yani sahte şeyleri pek sevmem de o yüzden söyleyeyim dedim."
"Gerçek Neva, gerçek." Sessizce kıkırdadım.
"Gelini öp-" nikah memurunun konuşmasına izin vermeden kimse görmeden yavaşça topuğumla ayağına bastım. Acıyla ayağına eğildiğinde sanki yanlışlıkla basmışım gibi, "İyi misiniz?" dedim. Başını sallayarak geri doğruldu ve nikah cüzdadını bana vererek gitmek için geri çekildi.
Nikah cüzdanını aldığım gibi önümdeki masaya yavaş ama hızlı bir hareketimle iğrenerek bıraktım. Vural bir elini belime koyarak tekrar kulağıma eğildi. "Fazla mı belli ediyorsun acaba?"
Gülümseyerek sadece onun duyabileceği bir sesle, "Bu daha başlangıç." dedim. Bozuntuya vermemek için o da gülümsedi. Ardından elini uzattı tutmam için. Elim avucunun içinde kaybolurken kokteyl masasının yanından geçerek dans etmek için ortada durduk. Bir elim omzundayken diğer elim elinin içindeydi. Vural'da bir elini neredeyse hiç yokmuş gibi belime yerleştirdi. Şarkı bir melodiydi. Ne olduğunu bilmiyordum.
Magazinciler biraz daha bizi çekmeye devam ederlerse o kamerayı alıp münasip bir yerlerine... neyse Neva. Sakin ol. Bitecek az kaldı. İki dakika dans ettikten sonra geri çekildik. Herkes alkışlarken artık sadece melodilerden oluşan şarkılar çalıyordu. Yiyecek içecekler servis edilip sohbetler edilecekti. Vural'ın bakışları bir yere kitlenince arkamı dönüp nereye baktığına baktım. Kahretsin!
Halil buradaydı!
Simsiyah giyinerek siyah bir gözlük takmıştı. Elindeki kadehi Vural'a kaldırarak güldü.
Bozuntuya vermeden Vural'a dönerek, "Şuan olmaz. Herkesin içinde olmaz. Vural beni dinliyor musun?" Hâlâ Halil'e bakıyordu. Bir eli yumruk olurken her an gidip onu dövecekmiş gibi duruyordu.
Eldivenli elimle yumruk olan elini tuttum yavaşça. O an bakışları bana döndü. Bocalamıştı.
"Şuan olmaz Vural. Sakin ol. Pusat'ın yanına gideceğim, sende misafirlerle konuş. Boşver onu." Alt dudağını dişleyerek başını salladığı an elimi çektim ve sırtımı ona dönerek garajın orada duran Pusat'a ilerledim.
Kollarını göğsünde birleştirmiş, siyah gözlüğünü takmış bizi izliyordu. Onun da üzerinde şık bir takım vardı. Saçlarını taramak bile istememiş olacak ki dağınık bırakmıştı. Beni görünce gözlüğünü çıkardı ve kafasına taktı.
"Neden yanıma gelmedin? Vural'ın şahidi sen olursun diye düşünmüştüm." dedim dudağımı büzerek. Omuz silkti.
"Dün seni o halde gördükten sonra sen istesen bile gidip Vural'ın şahidi olmam Neva. Senin yerin Aksa'dan farklı değil benim için. Sen o halde gittikten sonra Vural'la kavga ettik. Dudağındaki yara bana ait. Yumruklarım serttir."
Vural'ın dudağındaki yarayı o yapmıştı. Beni kardeşi olarak görüyordu.
Gülerek hızla kollarımı boynuna doladım ve sıkıca sarıldım dostça. Aynı şekilde o da bana sarıldı. "Teşekkür ederim. Ama iyiyim ben. Eldivenlerim nasıl? Yüzükler gerçekmiş biliyor musun? Belki kaçarsam bunları satarak makyaj malzemesi alırım kendime. Malum mesleğime pek devam edemiyorum Vural yüzünden ama olsun hâlâ müvekkillerim var." Yine güldüm ama o suratsız bir şekilde bakmaya devam ediyordu.
"Neva, iyi değilsin. Yaralısın." Gözlerindeki korkuyu görünce gülüşüm soldu.
"Ne?" diyebildim.
"Her anlamda. Psikolojin de bedenin de bu acıyı daha fazla kaldıramayacak. İyiymiş gibi davranıp gülme. Sen asla çorba, patates, salata... ne bileyim ev yemekleri dışında yemek yemezsin. Ve sen dün bir dilim pizzayı yiyerek geri kustun onu." Başını korkuyla iki yana salladı. "Senin için endişeleniyorum. Aksa tekrar bahsedince ciddiye aldım konuyu."
Gözlerimin dolduğunu hissediyordum ama görmemesi için gökyüzüne bakarak derin bir nefes vererek tekrar yüzüne baktım. "Neden bu kadar çok korkuyorsun ki?"
Sertçe yutkundu. "Çünkü bir zamanlar sevdiğim kıza da aynı kaderi yaşatmaya çalıştılar da ondan." Şaşırmıştım. Konuşmakta zorlanıyor gibiydi.
"Sevdiğin birisi olduğunu bilmiyordum. Hiç bahsetmedin. Sonra ne oldu? Adı ne kızın?"
Gözleri titredi acıyla. "Ayça'ydı adı. Ayça öldü. Sevdiğim kızı kurtaramadım ve öldü. Bu kalp bir daha sevmemek için durdu." Gözünden bir damla yaş yavaşça yanağından aşağı doğru süzüldü.
Pusat Ayça'sız bir hiçti.
Destek olmak istercesine bir elimle yavaşça kolunu sıvazladım. "Başın sağ olsun. Sonra konuşuruz." diyerek sırtımı ona döndüm ama arkamdan seslenince durmak zorundan kaldım.
"Kendine acı çektirme Neva. Acıyı kendine değil başkalarına çektir. Çünkü biraz daha böyle gidersen hiç iyi olmayacaksın." Yutkunarak yürümeye devam ettim. Dolan gözlerimden yaşlar akmamak için çaba gösteriyorlardı. Misafirleri umursamadan direkt olarak eve ilerledim. Magazinciler çoktan dağıldığı için artık kimin hakkımda ne dediği pek umurumda değildi. İçeri girer girmez merdivenlerden yukarı çıkacaktım ama salonda oturan anneannemin sesini duyunca ona baktım.
"Ah kızım! Gel de bir bakayım sana. Yoruldum da içeri girdim ben." Ağrıyan ayaklarıma rağmen topukluları çıkarmadan yanına oturdum. Ellerimi tutarak beni baştan aşağı süzdü.
"Olmuş muyum anneanne?"
"Ay çok güzel olmuşsun! Kaderin güzel olsun kaderin. Ali Bey gecikmeseydi o da görürdü seni! Yüzüklerin de çok güzelmiş!"
Derin bir iç çekerek, "Amin." dedim. Evli kalmayacaktık ama yine de amin. Gülümseyerek yanından kalktım ve yukarı çıkmak için merdivenlere yöneldim. Hızla odama girerek kapıyı kapatmadan yatağıma oturdum ve üstümdeki takıları çıkarmaya başladım. Ben bunları yaparken Vural'ın odaya girdiğini gördüm aynadan. Kaşlarını çatarak yanıma geldi.
"Neden yukarı çıktın? Bir şey mi oldu? Temastan mı rahatsız oldun?" İğrenerek başımı hayır anlamında salladım.
"Bir şey olmadı. Bitti işte yeter. Gönder herkesi rahatsızlandı de bir şey de. Uyumak istiyorum." Sinirle ayakkabılarıma uzandım ama iplerini açmakta zorlandığım için daha da sinirleniyor ve hırslanıyordum.
"Aksa'yı çağırayım mı yardım etmesi için?"
"Gerek yok." Sonunda ipini açmıştım. Diğer tekinin ipini de çözerek kenara fırlattım. "Kendim halledebilirim. Ayrıca Aksa'yla muhatap olmak istemiyorum."
"Neden?"
Başımı kaldırarak yüzüne baktım. "Pusat senin şahidin değildi. Garajın oradan izledi bizi." Çenemle dudağındaki yarayı işaret ettim. "O yapmış ben gittikten sonra." Güldüm. "Bana üzülüyor. İlk geldiğimde bana sinirle bakan Pusat, şuan bana üzülüyor, beni kardeşi olarak görüyor, iyi olmadığımı söylüyor. Ama Aksa'ya bakıyorum, biraz bile sesini çıkarmadı. Özenerek giyinip bir de şahidim olarak çıktı oraya."
Sinirle soluduğumda tepki vermeden beni dinlemeye devam etti. "Sen zaten bambaşka bir haldesin. Hayatımı mahvettin. Al. Mutlu musun halimizden? Ne oldu durdu mu düşmanların? Bana zarar vermeyecekler mi bir daha? Aa, doğru sen varken kimse bana bir şey yapamaz değil mi doğru. Ama gelipte benim fikrimi soran olmadı! Ben kendimi koruyabilirim diyorum sana! Bu saçma oyuna beni alet etmene gerek yoktu!" diye bağırdım en sonunda.
Sinirlenmemeye çalışarak, "Bak. Anlamak mı istemiyorsun? Ben sana kendini koruyamazsın demedim. Ama mafyalar ya bunlar hani mantıklı mı düşünse? Hayatın değişmeyecek. Yine bu odada kalacaksın, yine ne istesen yapacaksın. Sadece kağıt üzerinde evli gözükeceğiz o kadar. Benim de bir sabrım var sınırını bil Neva. Daha fazla açıp durma şu konuyu."
Odadan çıkarken duyabileceği bir ses tonunda, "Sabrını sikeyim senin." dedim. Sinirle soluyarak odadan çıktı ve kapıyı kapattı. Arkasından bağırmaya devam ettim. "Bana küfür ettirdin ayrıca durduk yere! Geri zekâlı!" Kendi kendime söylenirken elbiseyi çıkardım ve günlük kıyafetlerimden giydim. Makyajımı silerek daha günlük bir makyaj yaptım. Eldivenleri de çıkararak çekmecenin içine koydum.
Oflayarak telefonumu açtım ve Halil'e mesaj attım.
- İlk plan ne çabuk söyle yoksa ben
daha fazla dayanamayacağım!
Anında cevap geldi.
- Sakin ol Neva. Öncelikle hayırlı olsun :) Vural'ın gözleri hep sendeydi. Plan yapmadan önce senin kendini Vural'a aşık etmen gerekiyor.
- Saçma sapan konuşma! Bu aylar alır!
Belki de yıllar. Belki de hiçbir zaman
aşık olmayacak ne biliyoruz?
- O zaman aşık olmasını sağla? Bunu yapman için öncelikle o sinirini ve hırsını bir kenara bırak ama dikkat de çekme. Planı ben sana hazır olunca anlatırım. Şimdilik hoşçakal. Kocana benden selam söyle :)
- Siktir git.
Telefonu kapattım. Uğraş bakalım Vural'la uğraşabilirsen! Balkon kapısını açarak bahçeye baktım. Konuklar dağılmaya ve ortalık toparlanmaya başlamıştı. Daha sonra sağ elimdeki alyansa ve tek taşa baktım. Kim tahmin edebilirdi ki böyle bir şey olacağını? İçeri girerek balkon kapısını kapattım. Odadan çıkarak aşağı indim ve salona geçtim. Herkes salondaydı. Vural'da çoktan kıyafetlerini çıkarmış, rahat bir şeyler giymişti. Aksa hâlâ elbisesiyle duruyordu. Pusat ise köşede oturmuş kimseyle muhatap olmuyordu. Bakışlarım yemek masasında oturan anneanneme takıldı. Yıldız ona keşkülünü yediriyordu. Tebessüm ederek tekli koltuğa ilerledim ve oturdum.
"Bakıyorum da nikah erken bittiği için üzülmüş gibisiniz." dedim hem Vural'a hem de Aksa'ya bakarak.
"Bana kızgın mısın Neva?" dedi Aksa.
"Bilmem. Kızgın mı görünüyorum. Tek sana değil ben Pusat dışında buradaki herkese kızgınım orası başka."
"Neva yeter. Başlama yine." dedi Vural burun kemerini sıkarak.
"Bana bir daha o kelimeyi söylersen seni gebertirim! Başladığım falan yok!" Aksa'ya baktım bu sefer. "Bak Pusat'a, nikahı bile en arkadan izliyordu. Ama sen bana biraz bile destek çıkmadan bir de nikah şahidim oldun. Sende aynı Vural gibisin, tek bir farkın yok ondan."
"Neva ben," Aksa'nın sözünü kestim.
"Dinlemek istemiyorum. Gerekirse bu evde kimse benimle muhatap olmasın. Herkes kendi işine baksın." Koltuktan kalkarak bahçe kapısını açtım ve oradan çıkarak oturma köşesine ilerledim.
Koltuğa oturdum ve başımı geriye doğru yaslayarak gökyüzüne baktım.
İki dakika dinlenemeden Aksa'da bahçe kapısından çıkarak yanıma geldi hızla. Başımı çevirerek yüzüne baktığımda yanıma oturdu.
Derin bir nefes alırken, "Seni savundum. Abime bu yaptığının doğru olmadığını söyledim. Ondan korkmuyorum ama, abilerimden başka kimse yok Neva." Dudaklarını birbirine bastırarak omuz silkti. "Karşı gelsem de benim sözüm geçmiyor onlara. Ama susmadım. Şık giyinmemin sebebi ise hayata ne olursa olsun pozitif bakmaya çalışmak oldu hep. Evde bile elbise giyen birisiyim. Özür dilerim."
"Sana patladım." Elini tutarak hafifçe sıktım. "Vural'a söyleyemediklerimi size söylüyorum. O abin, ben daha yeni tanıştığın birisiyim. Tabii ki ona güveneceksin. Sinirliyken bana aldırma olur mu?" Gülümseyerek o da elimi sıktı.
"Olur. Üstümü değiştireceğim. Gel sende birazdan." Başımı salladım. O uzaklaşırken bende ayağa kalkarak bahçe kapısından girmek yerine giriş kapısına ilerledim. İçeri girmeden önce Kuzey'e bakarak, "Sana kötü davrandığım için özür dilerim. Sırrınızı da kimseye söylemeyecektim. Sadece o an istediğimi yapman için seni ikna etmeye çalışıyordum." dediğimde gülümsemeye çalıştı.
"Sorun değil Neva Hanım." Tebessüm ederek içeri geçtim. Salona geçerek anneannemin yanına oturdum. Vural'da karşımda oturuyordu.
"Şimdi sana bir şey diyeceğim ve sinirlenmeyeceksin." dedi Vural vereceğim tepkiden korkarak.
Kollarımı birleştirerek geriye yaslandım. "Söyleyeceğin şeye bağlı."
"Neva!"
"Of tamam. Söyle."
Duraksadı. "Akşam kurul toplantısı var. Herkes eşiyle gidecek. Yemek yenildikten sonra iş konuşulacak. Halil'de orada." Sustuktan sonra ne tepki vereceğimi bekliyordu.
Dudaklarımı yalayarak gözlerimi kapattım ve derin bir nefes verdim sinirle. "Yani klasik bir şekilde, sende gelmek zorundasın diyorsun öyle mi?"
Başını salladı.
"Tamam. Sen ne işle uğraşıyorsun tam olarak sorabilir miyim acaba Vural Bey?"
"Anlatsam anlayacak mısın sanki? Saat yedide aşağıda ol."
Oflayarak ayağa kalktım ve anneannemin yanından geçerek yukarı çıktım. Odama girdiğim gibi kendimi yatağa atıp yastığı yüzüme bastırıp çığlık atmam bir oldu.
"Allah'ım sabır ver! Delirtecek bu adam beni!" Hızla telefonumu açarak Halil'e mesaj attım.
- Akşam ne yapmayı planlıyorsun?
Anında cevap geldi.
- Bilmem. Sen ne yapmak istersin?
-Oradaki adamları kışkırtmak?
- Ben sana Vural'ı kendine aşık et diyorum sen daha çok nefret ettirmeye çalışıyorsun.
- Olabilir böyle şeyler.
- Orada kavga çıkacak, ondan eminim. Oradaki kadınlar hırçındır biraz. Vural'ı koruyacaksın onlara karşı. Yanına silah al. Lazım olabilir.
- Bu oyunu nereye kadar
devam ettireceğiz?
- Vural sana aşık olana kadar :)
Ki bu zor bir şey değil.
- Tamam sus.
Mesajdan çıkarak telefonu kapattım. Yataktan kalkıp dolabıma ilerledim. Hızla kıyafetlerime bir göz attım. Kırmızı uzun bir elbise giyecektim. Elbiseyi hızla giyerek aynanın karşısında durdum. Şarap renginde bir kırmızıydı. İp askılı ve dekolteli bir elbiseydi. Göğüs kısmı v şeklindeydi. Sol bacağımda ise derin bir yırtmaç vardı. Elbiseye uygun takıları taktım. Ayakkabı olarak ise Christian Louboutin Stiletto markalı topuklu ayakkabıları giydim. Biraz rahatsız ediciydi ama çok şıktı. Saçımı ise bu sefer topuz yapacaktım. Güzelce ıslatarak aşağıdan şık ve sıkı bir topuz yaptım. Mor lale kolyemi boynumdan çıkararak çekmeceme koydum. Bu elbiseye uygun hiç kolyem yoktu. Aksa'ya soracaktım. Makyajımı da yaptıktan sonra en son olarak siyah eldivenleri giydim. Elimi tutacağı için bu eldivenler şarttı.
Çanta olarak ise yeni aldığım Clutch markalı siyah çantamı aldım. Artık hazırdım. Saate baktım. Altı buçuktu! Bu kadar uzun süre hazırlandığımı düşünmemiştim. Neredeyse unuttuğum silahımı çekmeceden çıkardım. Şarjörü kontrol ettim.Tamame doluydu. Silahı çantama yerleştirdim. Odadan çıkarak Aksa'nın odasına ilerledim ve kapıyı tıklattım.
"Gel!" Odaya girince makyaj masasında oturduğunu gördüm. Rujunu sürüyordu. Aynadan şaşkınca bana baktı.
"Neva! Çok güzel olmuşsun ama sen!" Rujunu bırakarak sandalyesini geriye çekti ve ayağa kalktı. Gülerek bende onu inceledim. O ise kısa siyah bir elbise giymişti. Üst kısmı straplezdi. Sanırım straplez tarzı kıyafetlere bayılıyordu. Alt kısmı ise biraz daha beline oturmuştu. Aynı şekilde bel kısmında gümüş taşlardan oluşan kalp deseni, ve aşağı doğru yandan sarkıtılmış, çok uzun olmayan bir kuyruğu vardı. Siyah ipli topuklu ayakkabıları ve dalgalı saçlarıyla şahane bir uyum katmıştı.
"Asıl kendine bak! Sende çok güzelsin."
Samimi bir şekilde güldü. "Teşekkürler. Gidiyor muyuz onun için mi geldin?"
"Ha yok, elbiseme uygun bir kolyem yokta, sende varsa verebilir misin diyecektim."
"Ay sorman hata!" Sırtını bana dönerek çekmecesini açtı ve eliyle beni yanına çağırdı. "Gel seç istediğini."
Yanına ilerleyerek çekmecedeki kolyelerine göz attım. Cidden çok zevkli bir kızdı. Her çeşit kolyeden vardı. Gümüş bir kolyeyi elime aldım. Ucunda bordo renkli bir taş vardı. "Bunu takacağım." Başını sallayarak kolyeyi elimden aldı ve takmak için arkama geçti. Daha sonra bir şey hatırlamış olacak ki duraksadı.
"Aa, anneannemin keşkülünü vermeyi unuttum! Dur abimi çağırayım o taksın kolyeyi." Gözlerim büyüdü anında.
"Hayır dur! Ben takarım gerek yok." desem de beni dinlemedi. Kolyeyi almaya çalıştım ama vermedi.
"Aa olmaz! Çok güzel oldu bu sana. Kopar falan, bekl-" tam o an Vural kapının önünden geçti. "Abi!" diye bağırınca Aksa, Vural tekrar odanın önünde durdu.
"Söyle güzelim?"
"Acil aşağı inmem gerekiyor. Şu kolyeyi takar mısın Neva'ya?" Tekrar hayır diyecektim ki Aksa hızla elindeki kolyeyi Vural'ın eline tutuşturdu ve koşarak merdivenlerden aşağı indi. Vural odaya girerek sakin adımlarla yanıma yaklaştı.
Şık siyah bir takım elbise giymişti. Saçlarını yine taramıştı. Hiç yakışmıyordu bu saç ona.
Ay ne diyorsun Neva! Sana ne!
"Gerek yok ben takarım." Kolyeyi vermesi için elimi uzattım ama vermedi.
"Arkanı dönde takayım hemen. Gideceğiz."
Bıkkınlıkla aynaya döndüm yüzümü. Arkama geçerek kolyeyi iki eliyle boynumdan geçirdi ve arkada iki ucunu birleştirdi. O an nefesini hissettim boynumda. Bedenim kasıldı ama o gayet rahattı. Aynadan onu izliyordum. Kolyeyi takarak geri çekildiğinde bende hızla yüzümü ona döndüm. "Sağ ol."
Başını salladı. "Orada adamların eşleri de olacak. Elinden geldiğince onlarla muhatap olmamaya çalış."
"Neden? Eğlenceli olurdu aslında."
"Neva! Beni sinir etmekten vazgeç." Gözlerimi devirerek yanından geçip odadan çıktım. Aynı şekilde o da arkamdan geliyordu. Ayakkabılar yüzünden merdivenlerden inerken zorlanıyordum. Bu yüzden yavaş iniyordum. Vural bir anda yanımda belirerek bir elini belime sıkıca sardı.
Ne yaptığını soracaktım ama ben sormadan cevap verdi. "Düşmemen için. Biraz daha yavaş yürürsen gece yarısına orada olacağız."
Alayla baktım yüzüne. "Çok biliyorsun sen." Merdivenlerden inince elini belimden çekti. Pusat ve Aksa'da salondan çıkarak yanımıza geldiler.
"Vayy," dedi Pusat ellerini iki yana açıp beni gösterirken. "Bu ne güzellik Neva Hanım." Bir elimi tutarak beni kendi etrafımda döndürdüğünde güldüm.
"Sende çok şıksın bakıyorum da." O Vural'ın aksine daha rahat giyinmişti. Kumaş siyah pantolon ve siyah gömleği vardı. Ceket giymemişti.
"Her zaman ki halim."
Vural kapıyı açtığında karşımızda bizi bekleyen iki siyah araba duruyordu. Kaşlarımı çattım. "Neden iki araba?"
Vuram sırıttı. "Hani evliyiz ya malum. Magazinciler olacak orada, bu karısıyla kardeşlerini aynı arabaya bindiriyor derler sonra."
"Salak mı bunlar? Ne var aynı arabaya biniyorsak? Ayrıca şu evlilik konusunu hatırlatıp durma. Aklıma geldikçe sinirleniyorum."
Arabaya binmeden önce gözleriyle sağ elimdeki alyansı işaret etti. "Yakışmış."
"Bak benimle oynama, şuan çıkarıp atabilirim bunu!" Sol elimle sağ elimdeki alyansa uzanıyordum ki elimi hızla çekti.
"Tamam Neva! Sana da iki şaka yapılmıyor."
"Şakaların çok kalitesiz, bu benim sorunum değil." Sabır çekerek arka kapıyı binmem için açtı. Arabaya bindiğimde o da yanıma oturdu. Kuzey'de sürücü koltuğuna binerek arabayı çalıştırdı. Düşündüğümden daha uzun bir süre yolda ilerliyorduk. Anlaşılan baya uzaktı.
"Bu kurul nerede toplanacak?" diye sordum başımı ona çevirerek.
"Şehir kulübünde. Genellikle bizim gibilerin toplantı yapıp yemek yemesi için açıldı. İki katlı. Üst katında da toplantı yapılabiliyor. Buyük bir teras var. Alt katta oturacağız ve sende yanımdan ayrılmayacaksın."
Yoo ayrılacağım.
"Tamam." Tekrar başımı cama çevirdim. Çantamdaki telefonuma bildirim gelince çantamı açtım ve telefonumu açarak kimden mesaj geldiğine baktım. Halil'di. Zaten sana başka kim yazacak Neva?
- Masada ben, ve Vural'la beraber altı adam var. Vural ve Pusat'ı beraber sayıyorlar. Aynı şekilde sen ve Aksa'yla beraber altı kadın. Malum benim eşim yok :) kadınlar çok uyanık tiplerden ama çoğu önemli değil. Adamlarda aynı şekilde. Senin bilmen gereken dört isim var.
- Neymiş o dört isim?
- Harun, İlhan, Zafer ve Faruk. Harun'un sevgilisi var, diğerleri evli. Adamlarla beraber karıları da çok sinsidir. Kızlar çok önemli değil ama adamlara dikkat et.
- Kız değil kadın Halil KADIN!
Şu adamın kadın dememesine sinir oluyordum
- :/ Orada görüşürüz :)
Psikopat sapık.
Telefonu kapatarak çantama attım. Çoktan gelmiştik. Kuzey arabayı park ederken Vural'a dönerek, "Ne işi bu? Hiçbir şey bilmiyorum bari bunu söyle." dedim.
Bana bakmadan "Mal işletiyoruz Neva. Adamlarla anlaşma yapıp para karşılığında mallar alıyoruz." dedi.
Kaşlarımı kaldırdım. "Kaçak iş yapıyorsun yani? Suç değil mi bu? Ve farkındaysan senin karın bir avukat?"
Bu sefer bana baktı. "Mafyayız ya hani? Ne bekliyordun? Ayrıca karım bir avukatsa belki bana bir ayrıcalık yapabilir diye düşünüyorum." Kolunu koltuğa doğru uzatarak yüzüme yaklaştı. Geri çekilerek iğrenerek yüzüne baktım.
"İğrençsin. Daha önce söylemiş miydim?" Kuzey kapımı açarak inmem için kenara çekildiğinde hızla arabadan indim. Vural'ın sinsice güldüğünü işittim. O da inerek yanıma geldi ve elimi tuttu. Magazinciler çoktan bizi çekmeye başlamışlardı. Şehir kulübüne girmeden önce kenarda durarak poz vermemizi istemişlerdi. Vural bir elini belime atıp beni kendine doğru çekerken sahte bir şekilde gülümsüyordum kameraya.
"Bir iki soru sorabilir miyiz İnci Hanım?" dedi magazinci bir adam. Ağzımı açtığım gibi kapanması bir oldu.
"Neva. İnci denmesini sevmez. Sadece Neva. Soruları sonra cevaplarız, iyi akşamlar sizlere." dedi Vural elimi tutup beni kulübe ilerletirken.
"Bende cevap verebilirdim. Neden konuşmama izin vermedin?"
"Kendini iki üç geri zekâlı için yormana değmez." dedi kısaca. Cevap vermedim. Arkamızdan Pusat ve Aksa'da geliyordu. Kulübe girdiğimizde etrafı inceledim. Büyük bir yerdi. Ortada kocaman yuvarlak bir masa vardı. On üç tane de sandalye dizilmişti. Herkes gelmiş ve yerlerine oturmuşlardı. Etrafta garsonlar servis yapmak için dolaşıyorlardı. Yukarıyı tam göremiyordum. Yukarıya çıkan merdivenler ikiye ayrılıyordu. Uzun koridorlu gibiydi. Ortadaki geniş masaya doğru ilerledik ve diğer kurul üyeleri ayağa kalkarak bizi selamladılar. Bakışlarım Halil'deydi. Yine içkisini yudumluyordu.
"Güzelim," dedi Vural bana bakıp gülümseyerek. Gülüşü neden hiç sahte gibi görünmüyordu? "Seni kurulla tanıştırayım." Masanın etrafından dolanarak sırayla herkesle tanışmaya başladım.
İlk başta sarışın bir adam vardı. Vural gibi uzun boyluydu ve aynı zamanda sakalları uzundu. Lacivert bir takım elbisesi vardı.
"Harun, karım Neva." dedi bir bana bir Harun dediği adama bakarak. Harun elini selamlaşmak adına uzattı. Oyunu bozmamak için ne kadar rahatsız olsam da elimi sıkmak için uzatmıştım ki Vural elimi tutarak geri indirdi.
"Eşim temas etmeyi pek sevmez Harun. Böyle daha iyi." Sesindeki ciddiyet masadaki samimiyeti uçurup götürmüştü ama Harun yüz ifadesini bozmayarak "Ha öyle mi? Sıkıntı yok Aldo." dedi ve sadece bana gülümsedi. Bende tebessüm ettim. Bu sefer yanında oturan kadına çevirdim bakışlarımı. Kumral saçları yüzünü kapattığı için yüzünü göremiyordum. Harun kadına dönerek, "Hayatım, Aldo'nun eşiyle tanış." dedi. Kadın bu sefer saçlarını yüzünden çekerek yavaşça sandalyesini geriye doğru ittirdi ve ayağa kalktı. İlk Vural'a, sonra ise bana baktı. Vural'ın aldığı nefesi veremediğini farkettim. Kadın bana bakarak, "Merhaba Neva, ben Elzem. Harun'un nişanlısıyım. Memnun oldum." Sesi çok inceydi.
Uzattığı elini sıktım samimiyetle. "Merhaba Elzem, bende Vural'ın eşiyim. Bende memnun oldum." dedim. Makyajı baya sadeydi. Yüzü bebek gibi olduğundan, belki de makyaj yapma gereği duymamıştı. Elbisesi kısa ve siyahtı. Aynı zaman da baya dekolteli bir elbiseydi. Daha sonra Vural'a döndü tekrardan. "Biz Vural'la eskiden tanışıyoruz. Kurul olduğundan beri yani. Bayadır görmemiştik birbirimizi. Sana da merhaba Vural."
Vural ise bir şey demeden sadece başını salladı. "Ben bir dışarı çıkıp geliyorum. Pusat seni diğerleriyle tanıştırsın." dedi ve elimi bırakarak yanımdan uzaklaştı. Bir şey olmuştu. Emindim. Diğerleriyle de tanıştıktan sonra yerime oturdum. Diğer adamlar İlhan, Zafer ve Faruk'tu. Eşleri ise Nigar, Hülya ve Müjgan'dı.
Samimi kadınlara benziyorlardı. Vural'da gelip yanıma oturduğunda Halil konuştu. "Evet, artık toplantıya başlayabiliriz."
Vural'a dönerek sessizce fısıldadım. "İyi misin?" Beti benzi atmış gibiydi ve sık sık nefes alıp veriyordu.
"İyiyim. Bir şey yok." Başımı sallayarak önüme döndüm. Halil konuşmaya devam etti.
"Şimdi anlaşarak tekrar mal getirip götüreceğiz. Biliyorsunuz ki her hafta iki kişi bu görevi üstleniyor. Bu hafta yapanlar Aldo ve Pusat'tı. Haftaya kimler üstlenecek bu görevi?"
Faruk elini kaldırdı. "Bu mallar baya kaliteli. O yüzden bu işi iyi yapabilecek kişiler seçelim. Biri ben olabilirim."
Bu sefer Harun elini kaldırdı. "Sana güvendik de ne oldu? En son malların yarısını yakalatmıştın. Bırakın bu sefer ben tek başıma halledeyim. Kimse yapamıyor."
Vural konuştu bu sefer. "Farkındaysan bu kurul ortaklaşa işler için kuruldu. Tek başına yapıp parayı tek sen mi alacaksın? İki kişi yapacak dediysek iki kişi yapacak. Kendine fazla güvenme ayrıca Harun."
Harun'a bakarken Elzem'in bakışlarının bende olduğunu farkettim ve ister istemez bende ona baktım. Bana garip bakıyordu. İntikam almak istermişçesine?
"Sende çok iddialı konuşuyorsun Aldo? Onu ne yapacağız?" Vural güldü.
"Sakin olun." Halil ortalığı yumuşatmaya çalışıyordu. "Harun, Aldo haklı." Vural'a bakarak göz devirdi. "İlk ve son defa. Ortaklaşa yapıyoruz bu işleri. Ayrıca tek gidersen tehlikeli olabilir. En fazla bir kişi daha olsun diye anlaştık."
Harun bıkkınlıkla nefesini verdiğinde başını salladı. "İyi tamam. Kim geliyor benimle?"
"Ben gelirim." dedi Zafer. Harun omuz silkti farketmez dercesine. "Hem bu iş olursa, güzel bir yemek yeriz. Eşlerimizi de gelir. İyi anlaşacak gibi duruyorlar. Bizim gibi."
Halil kahkaha atmak istercesine kendini tutuyordu. Dudaklarımı birbirine bastırarak bende gülmemeye çalıştım. Komikti ama ne yapayım.
"Aynen," diye sırıttı Harun. Bana bakıyordu. "Neva Hanım pek sevmedi gibi ama, emin olamadım."
O kadar kişinin içinde uğraşacak bir beni buldun değil mi yavşak.
Alayla gülümseyerek yüzüne baktım. "Daha tanışalı yarım saat bile olmadı Harun Bey. Hem ben, bu tarz işlerden pek hoşlanmıyorum."
"Mesleğiniz avukattı değil mi?" dedi İlhan Bey. Yüzümü ona çevirerek başımı salladım.
"Vayy!" Vural'a baktı Harun. "Aldo, karın bizi şikayet etmesin. Aman dikkat." diye güldüğünde diğer üyelerde güldü. Diğer yanımda oturan Aksa kulağıma doğru fısıldadı. "Sakin ol. Biraz mal bu adam, aldırış etme."
"Bazıları gibi değildir benim karım. Merak etme sen." Birine gönderme mi yapmıştı şimdi bu? Harun'a mı Elzem'e mi baktığını anlamamıştım. Elzem'e karşı bir tuhaftı.
Vural'a baktım. "Ben bir lavaboya gideceğim."
Başını salladı. "Üst katta." Sandalyemi geriye çekerek ayağa kalktım ve arkamızda duran merdivenlere doğru ilerledim. Baya uzun bir merdiven olduğu için elbisemin eteklerini yukarı doğru toplayarak yavaşça merdivenleri çıktım. Koridordun sonunda duran tuvalete ilerleyerek içeri girdim ve kapıyı arkamdan kapattım. İşimi hallederek eldivenleri çıkardım ve ellerimi yıkadım. Peçeteyle kuruladıktan sonra eldivenleri tekrar elime giyerek tuvaletten çıktım. Aşağıdaki sohbet beni sarmadığı için aşağı inmek yerine geniş balkona çıktım.
Manzara baya güzeldi. Biraz durduktan sonra aşağı inmek için balkondan çıkacaktım ki arkamda bir anda beliren Elzem'i görünce irkildim. Güldü. "Korkuttum mu?"
"Biraz. Aşağı iniyordum, geliyor musun?" dedim yanından geçip giderken.
"Vural'ı seviyor musun? Nasıl gidiyor evlilik?" Bir anda sorduğu soruyla olduğum yerde durdum ve yüzümü ona çevirdim. Bir kaç adım atarak karşısında durdum.
"Güzel gidiyor da, seni ilgilendiren ne ben onu anlamadım?"
Kollarını göğsünde bağlarken dudaklarını yaladı. "Öyle sormak istedim. Pek mutlu görünmüyorsun da, o yüzden."
Tek kaşımı kaldırarak yüzüne baktım. "Gayet mutluyum. Değilsem de kimseyi ilgilendirmez diye düşünüyorum. Ayrıca sen nişanlınla ilgilensene, sana ne bizden?"
"Vayy," kaşlarını kaldırarak şaşkınca yüzüme baktı. "Kendini de savunabiliyormuş hanımefendi. Senden hiç hoşlanmadım. Anlaşılan hiçbir şey bilmiyorsun." Başını aşağı yukarı salladı. "O zaman ben sana anlatabilirim." Biraz daha yaklaştı. Tam ağzını açıp bir şey diyecekti ki bir anda bakışları arkaya doğru döndü. Başımı çevirerek nereye baktığına baktım.
Vural elleri cebinde bizi izliyordu. Hatta sinirle Elzem'e bakıyordu. "Bu kadar yeter." Sesini hiç bu kadar sert duymamıştım. Yanımıza gelerek benim elimi tuttu ve geriye doğru çekti. "Karımdan uzak dur."
Elzem'in neredeyse gözleri dolacaktı. Gözleri ellerimize kaydı. "Pardon Vural Bey, pardon." Yanımızdan hızla geçerek gözden kayboldu. Vural bedenini bana doğru döndürerek yüzüme baktı.
"İyi misin? Bir şey dedi mi?" Başımı iki yana salladım. Sesinde korku seziyordum.
"Vural, benim bilmediğim bir şey mi var? Elzem beni tanıyor mu? Seninle derdi ne?"
"Harun'la Halil kadar düşmanız. Ama sadece iş konusunda. O yüzden Elzem'de benden nefret ediyor. Şimdi sende çıkıp geldin ya, ondandır. Neyse boşver. Hadi eve gidiyoruz." Tekrar elimi tutarak beni ilerletmeye çalıştı ama hareket etmedim.
"Vural," dedim fısıldayarak. Başımı yavaşça iki yana salladım. "Bana yalan söyleme. Bana bir kez daha yalan söyleme olur mu?"
Göz bebekleri titredi. Bir kaç saniye sessiz kalırken sonra dudaklarını yaladı ve başını salladı. "Gidelim." Bu sefer peşinden ilerledim. Elimi o kadar çok sıkı tutuyordu ki bırakmaya niyeti yok gibiydi. Bacağımdaki silah artık rahatsız etmeye başlamıştı. Halil salağı yüzünden boşu boşuna almıştım bunu da!
Merdivenlerden indiğimizde Pusat ve Aksa'da çoktan ayaklanmıştı. Onlar bize bir şeyler söylerken benim bakışlarım hâlâ oturmaya devam eden Halil'deydi. O da bana bakıyordu. Daha fazla bakmadan önüme döndüm. "Vural şirkette bir sıkıntı çıkmış. Oraya gitmemiz gerekiyor." dedi Pusat bir yandan kolundaki saatine bakarken.
"Acil mi şuan? Kızlar ne olacak?"
"Acil Vural. Kuzey bırakır onları. Diğer arabayı ben kullanırım. Gitmemiz gerek hadi." Pusat hızla önden yürürken bizde arkasından dışarı çıktık. Vural hâlâ elimi bırakmıyordu. Kuzey hızla arabanın kapısını açarken Aksa arka koltuğa yerleşirken ben Vural'ın ne diyeceğini bekliyordum.
"Dikkat et tamam mı? Kurul yeni ayrıldı buradan, o yüzden güvenmiyorum."
"Hey, silah kullanabiliyorum. Bana neden güvenmiyorsun ki?"
"Senden biraz bile bahsetmemiştim ama neyse." dedi sırıtarak. "Yine de dikkat et." Elimi bırakarak Kuzey'e bakışlarıyla işaret verdi. Bende arka koltuğa yerleşirken Vural yanımızdan ayrılarak diğer arabaya bindi. Aksa'ya baktım. "Ne oluyor? Neden herkes gergin?"
"Kuruldan dolayıdır. Harun arayı bozmaya çalışıyor ya, çok aldırma. Bizimle alakalı değil." Başımı sallayarak sırtımı koltuğa yasladım. Kuzey arabayı çalıştırmadan önce Aksa öne doğru uzanıp Kuzey'in yanağından öptü.
"Gidelim artık. Karnım ağrıyor." Kuzey anında başını tedirgin bir şekilde Aksa'ya çevirdi.
"İlaç alayım mı? Doktora gidebiliriz. Ateşine bakayım." Bir elini Aksa'nın alnına dokundururken kıkırdadım.
"Ya hayır canım. İyiyim. Strestendir. Gidelim hadi." Aksa'nın da güldüğünü işittim.
Kuzey arabayı çalıştırırken başımı cama doğru çevirdim ve yolu izlemeye başladım. O kadar çok uykum gelmişti ki tam gözlerim kapanacakken arabadan gelen garip bir sesle başımı hızla kaldırdım ve Kuzey'e baktım.
"Ne oluyor?" Direksiyonu kontrol edemiyorz araba bir sağa bir sola doğru kayıyordu.
"Bilmiyorum! Fren tutmuyor. Kemerinizi takın çabuk."
Aksa'yla aynı anda kemeri taktık. Camdan etrafa baktığımda karşıdan gelen arabayla göz bebeklerim büyüdü. "Bu bir tuzak! Kuzey tuzak bu!"
"Siktir." diye mırıldandı.
"Abimi arıyorum!" dedi Aksa telefonunu çantasından çıkarırken. Gözlerimi kısarak karşıdaki arabalara baktım. Hayır... bu Akif'ti.
"Abi!" Aksa tam telefonu açmışken çığlık sesim arabayı doldurdu. Araba bir ağaca çarpmıştı. Uzun bir sessizlik olurken cama çarpan başımı kaldırdım. Alnım kanıyordu. Aksa iyiydi.
Kemerimiz takılı olduğu için iyiydik ama Kuzey başını direksiyona çarpmıştı. Telefondan Vural'ın sesi geliyordu.
"Aksa! Ne oluyor Aksa!" Telefonu alarak Vural'a seslendim.
"Vural! Akif burada. Vural Kuzey yaralı. Bir şey-" cümlemin devamını getiremeden kapı açıldı ve birisi kolumu tutarak hızla beni arabadan çıkardı.
Çığlık atacaktım ki bir eliyle de ağzımı kapatarak yerimde durmamı sağladı. Bu Akif'ti. Sırıtarak yüzümü inceliyordu. "Merhaba İnci. Tekrar görüşebilmek ne güzel."
🍃
SELAAMMM CANLARIMM bölümü nasıl buldunuzz düşündüğümden de uzun bir bölüm oldu nasıl ilerliyorum bilmiyorum ama güzel bölümler bekliyor sizleri hdksnxhsjmsbd sonraki bölümde görüşmek üzereee🩶
Bölüm etkileşimi
