15. bölüm / 17
AŞEKA14. BÖLÜM: GEÇMİŞİN İZLERİ
Bölümler 17Şu an: 14. BÖLÜM: GEÇMİŞİN İZLERİ
- 1 GİRİŞ164 kelime
- 2 1. BÖLÜM: SIRLAR1.416 kelime
- 3 2. BÖLÜM: NEDEN?3.651 kelime
- 4 3. BÖLÜM: ÇABA4.307 kelime
- 5 4. BÖLÜM: ALIŞMAYA ÇALIŞMAK4.992 kelime
- 6 5. Bölüm: KARŞI TARAFLA ANLAŞMA4.180 kelime
- 7 6. BÖLÜM: TUTUKLANMA4.047 kelime
- 8 7. BÖLÜM: NİKAH5.385 kelime
- 9 8. BÖLÜM: MEZARLIK4.199 kelime
- 10 9. BÖLÜM: DUYGU VEYA AKIL2.951 kelime
- 11 10. BÖLÜM: SEVMEKTEN KORKMA4.430 kelime
- 12 11. BÖLÜM: GÜVEN3.651 kelime
- 13 12. BÖLÜM: İHANET8.159 kelime
- 14 13. BÖLÜM: İHANETTEN KALANLAR4.579 kelime
- 15 14. BÖLÜM: GEÇMİŞİN İZLERİ2.873 kelime · Okuduğun bölüm
- 16 15. BÖLÜM: KARŞILAŞMA4.939 kelime
- 17 16. BÖLÜM: KONU SENDİN5.011 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Beş altı yaşlarındayken bir gece anneme, 'Babam beni sevmiyor mu?' diye sormuştum. Annem ise bu soruma kızarak beni terslemişti. 'Seviyor ama belli etmiyor. Babalar sevgisini gösteremez.' demişti. Babamı her gördüğümde bu cevap kafamın içinde dönerdi. Ya derdim, bir baba nasıl olur da sevgisini belli edemez? Ben onun kızı değil miyim? Sırf belli etmemesi için sürekli sinirli olması mı gerek? Annem babamın da küçükken ailesinden sevgi görmediği için böyle olduğunu söylerdi. Ama değişebilirdi. Değişmeyecekse ben neden kızıydım ki?
Sonra bir gün yine sormuştum anneme. 'Babam bana kızıp kızıp sonra pişman oluyor, iki gün sonra yine sövüyor bağırıyor.' demiştim. Annem ise yine onu savunarak, 'Babalar hem kızar hem sever.' demişti. Hayır. Babalar kızardı. Benim babam bana sövüyordu. Ben o lafları haketmiyordum ki. 'O senin baban.'
Ama ben de kızıyım.
Sonra yine bağırırdım anneme sinirlenip.
'Benim evlendiğim adam kızına böyle davranmayacak! Beni de, kızımı da sevecek!'
Evlendiğim adamı bilmiyordum ama, kızım olsaydı ben severdim.
Yine at çiftliğindeydim. Luna'nın saçlarını örüp tokalarla süslüyordum. Birazdan da diğer atlara bakımını yapacaktım. Günlerim böyle geçiyordu. İşim bittikten sonra da yaşadığım yerin altındaki cafeye gider, oradaki teyzelerle, amcalarla sohbet ederdim.
"Noa! İşin bitti mi?" Luna'nın sırtına hafifçe vurarak ilerlemesini sağladıktan sonra çitin diğer tarafındaki büyükbabama doğru ilerledim.
"Evet! Bu aralar Luna yoruyor beni. Fazla stresli." Güldü bu sözüme.
"Senin üzüldüğünü hissediyor."
Omuz silktim. "Üzgün değilim ki. Sadece huzursuzum. Sanki tekrar huzurum bozulacak gibi hissediyorum."
Kaşlarını çattı. Sırtını ve dirseklerini çitlere yaslayarak bıyık altından sırıttı. "Türkiye'ye dönmekten korkuyorsun."
"Her şeyi nasıl bu kadar iyi biliyorsun." Gülerek sakallarını düzeltti.
"Seni tanımak zor değil Noa. Ama bana kalırsa..." duraksayıp düşündü. "Türkiye'de olmak sana daha iyi gelir. Orada doğup orada büyüdün. Korkularından, travmalarından kaçamazsın bunu sen de çok iyi biliyorsun evlat."
Oflayarak nefesimi verdim. "Haklı olmandan nefret ediyorum. Neyse. Şuanlık işim yok. Eve uğrayıp üstümü değiştireceğim, hem de Duru'yu görmüş olurum."
"Tamamdır. Dikkatli ol evlat."
"Merak etmee." Yanından ayrılarak arabama doğru yürüdüm. Hızla şoför koltuğuna yerleşerek çiftlikten uzaklaştım. Yollar o kadar güzel ve sakindi ki, farklı bir huzur kaplıyordu içimi. Tabi acılarımı da hatırlıyordum. Buraya geldiğimde çok yalnızdım. Sonradan sonraya yalnızlığın en iyi tercih olduğunu hatırladım.
Sinan'ın evine geldiğimde arabayı park ettim ve apartmana ilerledim. Merdivenlerden dördüncü kata çıkarak kapıyı çaldım. İçeriden baya sesler geliyordu. Bir kaç saniye sonra kapı açıldı ve Duru'yla göz göze geldim.
"Halacım!" diyerek kollarımı açtım. Gülümseyerek sarıldı. "Baban içeride mi?"
Geri çekilirken başını salladı ve içeri girdi. Kaşlarımı çatarak arkasından ilerledim ve kapıyı kapattım. Salona doğru ilerledik. Sinan arkası bana dönük bir şekilde evin eşyalarını paketliyordu. Salon resmen bomboş kalmıştı.
"Sinan?" dedim. Hızla bana döndü.
"Neva? Sen ne zaman geldin?"
"Az önce geldim de," etrafı inceliyordum bir yandan. "Buranın hali ne?"
Bir elini alnına götürerek sıkıntıyla ovuşturdu. "Gidiyoruz Neva." Başta idrak edemiyor gibi sadece suratına baktım.
"Anlamadım. Ne demek gidiyoruz?"
"Türkiye'ye dönüyoruz." Bu cevaba şaşırmadım desem yalan olurdu.
"Neden?" Sinan yerine Duru cevap verdi.
"Babamın yine işleri çıkmıştır hala. Ne olacak sence?"
"Duru. Yapma kızım."
"Ben odama gidiyorum." diyerek sinirle salondan çıktı Duru.
"Sinan ne oluyor? Düzgünce anlat şunu." Cebinden bir kağıt çıkardı ve bana uzattı. "Bil bakalım bunu kim gönderdi."
Dörde katlanmış kağıdı elime alarak açtım. Duru ve Sinan'ın burada olan bir fotoğrafıydı. Bugün çekilmiş bir fotoğrafa benziyordu. Altında ise küçük bir yazı vardı.
Yeni eviniz hayırlı olsun. Bir kahve içmeye geliriz artık.
Okuduğumu idrak etmeye çalışarak başımı kaldırdım ve Sinan'a baktım.
"Halil yaşıyor mu?" diyebildim sadece. Sessiz kaldı. Ben Sinan'ın gözlerinde ikinci kez çaresizlik görüyordum. Bu bile beni korkutmuştu.
"Biliyordun değil mi?" Kağıdı avucumda buruştururken hızla yere fırlattım. "YAŞADIĞINI BİLİYORDUN DEĞİL Mİ!"
"Neva sakin olur musun."
"Bilerek ortaya çıkmadı değil mi?" Sinirle üstüne yürüdüm. "Ben onu öldü diye biliyorken nasıl olur da yaşadığını bilip bana söylemezsin? Ya buradaki sevdiklerime zarar verirse? Sinan sen ne yapmaya çalışıyorsun!"
"Bağırma Neva! Bağırma!"
"Bağırırım!" Sesim bütün salonu bastırıyordu. "Derdin ne Sinan!"
"Yaşadığını bilseydin ne olacaktı! Ne yapacaktın sanki Neva!"
"Öldürecektim onu! Öldürecektim!" Kelimeyi bastırarak söylemiştim.
"O kadar basit değil! Bilmediğin çok şey var. Sana söylemiyorum Neva çünkü seni de kaybedemem anlıyor musun? Ben karımı bu sırlar yüzünden toprağa vermişken ne seni ne de kızımı toprağa veremem."
Zorla yutkundum. "Sinan oyun oynamaya devam ediyorsun." Başımı iki yana salladım.
"Bu oyunun içinde tek değilsin." İsmini söylemek istemediğim için gözlerimi kapattım. "Onunla bir planın var değil mi? O da bu işin içinde."
"Vural'ı mı kastediyorsu-" lafını hızla kestim.
"O işte adını duymak istemiyorum! Bir ben bilmiyorum ama oyunun içinde ben de varım. Bana kafayı yedirteceksiniz artık!"
"Seni dışarda tutmaya çalışıyorum işte! Ama yaşıyor ve eminim ki senden de intikam alacak. O gece... çok şey oldu. O gece kim oradaysa hepsinden intikam alacaktır. Halil'den bahsediyoruz. Ve her şey bunlardan ibaret değil."
"Söyle o zaman!" Bir ayağımı sertçe yere vurdum. "Susma söyle o zaman niye zorlaştırıyorsun!"
"Benim bildiğim şeyleri şuan bilmek zorunda değilsin! Seni alaka etmiyorsa boşver Neva." Başını iki yana salladı. "Zaten bu sırlar yüzünden bu haldesin. O yüzden boşver."
Ağlamamak için dudağımı ısırdım. "Nasıl iş birliği yapıyorsun hâlâ onunla? Bu işleri bıraksan olmuyor mu?"
"Pis işlerini biliyoruz çünkü hepimiz. Geri döndüyse intikam almak için saldıracak bunu da biliyoruz. Tekrar zarar verecek. Burada durursam güvendeyim diyemiyorum çünkü tekim. Bir sen bir ben başka kimse yok. Ama Türkiye'de, orada ortaklarımız var. Bu işlere çok önce dahil oldum ve artık bırakma şansım yok."
"Benim kimsem yok ne ortağından bahsediyorsun sen! Sen onunla arkadaş olabilirsin, hepsiyle bir geçmişin var onu anladım ama benim yok! O arkadaşım dediğin kişi bana neler yaptı senin haberin yok! Ruhun duymadı lan. Ne ortaklığından bahsediyorsun!"
Sessiz kaldı. Bir kaç dakika salonda derin bir sessizlik oldu. Çok saçmaydı. Dediği şeyler saçmalık ötesiydi. Ya onlar çok şey biliyordu ya da benimle başka bir derdi vardı Halil'in. Bu nottan bana da gelirse ne yapacaktım? Büyükbabamı kaybedemezdim, ona da zarar verirdi. Sevdiğim herkese zarar verene kadar durmayacaktı.
"Neva, Halil'in gücü artıyor. Yeraltı mafyalarının en güçlüsü. Evet geçmişim... iyi değil. Mafya işlerine bulaştım ve çıkmam artık mümkün değil farkındayım. Sen burada kalmaya devam edebilirsin ama senin de yerini biliyor. En azından Türkiye'ye dönersen orada Vu-"
"Sakın!" dedim hiddetle. Parmağım havalandı. "Benim kimseye ihtiyacım yok. Sen gitmek istiyorsan git. Ama Duru'yu orada koruyamazsın anlıyor musun beni? Duru'yu orada koruyamazsın. O çocuğu bu işlere alet edemezsin."
Omuzları çöktü. "Başka çarem yok. Oyunun sonu gelene kadar başka çarem yok."
Sinirden gözlerim dolmuştu ama yaş akmıyordu. Ağlayamıyordum. "Duru'ya zarar verirlerse ne yapacaksın Sinan! Onu da kaybedemem, sen de kaybedemezsin Allah kahretsin ya! Nefret ediyorum sizden nefret ediyorum!" Ellerimi saçlarıma geçirdim. Siz derken Sinan ve ondan bahsediyordum.
"Özür dilerim." dedi sessizce. "Ben elimden geldiğince kızımı sonuna kadar koruyacağım."
"Açelya," dedim. Yutkundu sertçe. "Ölmeden önce, onu bana emanet etti. Tabi ki babası olarak onu benden de iyi korursun biliyorum. Konu Duru olunca her şeyi yakıp yıkabilirsin. Ama ben Açelya'ya söz verdim. Ne Duru'yu ne de seni bu şekilde yollayamam oraya."
Sinan hızla bana sarıldığında ben de ona sarıldım. Ağlamadım, ağlayamadım. Hislerimi kaybetmiş gibiydim. Hissedemiyordum ki.
"Teşekkür ederim Neva. Yanımda olduğun için." Sessiz kaldım.
Keşke sen de benim yanımda olsaydın Sinan.
🍃
Sinan'ın evinden ayrılarak biraz yürüyüş yapmaya karar verdim. Hava kapalıydı. Yine her zaman geldiğim yerlerden birine geldim. Burası Bosque Finlandés orman parkıydı. Her yer ağaçlarla doluydu. Ormanın ortasında küçük bir gölet vardı. Göletin üzerinden geçen küçük ahşap köprü, parkın en güzel yanlarından biri olabilirdi. Köprüden bakınca suyun içinde yüzen balıkları ve ördekleri görmek beni mutlu ediyordu.
Yine kuş sesleri dışında sessiz ve sakindi. Köprünün üstünde oturarak suyu izliyordum. Türkiye'ye dönmek iyi bir fikir değildi. Olamazdı. Aksa ve Pusat'ı ne kadar özlesem de onlara hâlâ kırgındım. Onlar da benden Sinan'ın yaşadığını saklamışlardı. Ama onlar kırgın olduğumu bile bilemezlerdi. Çünkü Neva affederdi. Hep böyle derlerdi. Ben affederim. Kimse özür dilemese bile, içimde kendi kendime herkesi affederim.
Ben bunları düşünürken bir anda arkamda bir karaltı hissettim. Yavaşça bana doğru yaklaştığını hissedebiliyordum. Haberim yokmuş gibi beklemeye devam ettim. Karaltı yaklaşınca hızla bedenimi geriye doğru çekerek ayağa kalktım. Ama her kimse benden daha hızlıydı. Bir kolunu boğazımdan geçirerek boğazımı sıktı ve diğer eliyle ağzımı kapattı. Etrafta kimse yoktu. Bu tuzaktı. Beden kulağıma doğru yaklaşarak fısıldadı.
"Sesini çıkarayım deme." Erkek sesiydi. Halil'in adamı olduğu belliydi. "Burada iyi vakit geçirdin. Halil Bey'in sana selamı var." Sertçe yutkundum. Hareket etmeye çalıştım. Bu sefer boğazımı biraz daha sıktı. Nefes alamıyordum. "Rahat dur." dedi sertçe. "Halil Bey sana iki seçenek sundu. Ya burada kalıp, masum sevdiklerinle ölürsün, ya da geri dönüp yüzleşirsin. Karar senin."
Bir elini ağzımdan çekerek elini cebine götürdü. Cebinden küçük keskin bir bıçak çıkardı. "E gitmeden sana hediyeni vereyim. Biz de boş göndermek olmaz." O kadar kuvvetliydi ki bedenimi hareket ettiremiyordum. Bıçağı yavaşça boynuma yaklaştırdı ve hafifçe dokundurarak çizmeye başladı. Acıyla inledim. Kahretsin yanıma hiçbir şey almamıştım. Üstüne bedenimi çok sıkı tutuyordu. Daha sonra bir silah sesi yankılandı kulaklarımda. Arkamdaki adam bir anda elleri bedenimden ayrılarak çığlıklar eşliğinde önüme yığıldı. Omzundan vurulmuştu. Bir elimle boynumu tutarak dizlerimin üstüne çöktüm ve öksürmeye başladım. Boğazımı o kadar çok sıkmıştı ki nefes alamıyordum. Kurşun karşıdan gelmişti. Köprünün diğer ucundan. İyi de onu vuran kimdi?
Ayakkabısının çıkardığı sesten anladığım kadarıyla kadındı ve siyah topuklularıyla bana doğru yaklaşıyordu. Hâlâ öksürdüğüm için başımı kaldırıp bakmamıştım. Kadın en sonunda ayak ucumda durarak bordo ojeli elini bana uzattı. "İyi misin?" Başımı kaldırarak karşımdaki kadına baktım. Turuncu dalgalı saçları göz alıcıydı. Makyajı oldukça yoğundu. Üstünde ince askılı, siyah bir bluz vardı. Göğüsü biraz açıkta kalmıştı ve oldukça şık görünüyordu. Altında ise beyaz kumaş pantolon vardı. Siyah topuklularıyla oldukça resmî görünüyordu. Sert bir yüz yapısı vardı. Daha fazla incelemeyi bırakarak elini tutmadan ayağa kalktım. Kızaran ve sızlayan boynumu bırakarak boğazımı temizledim.
"Sen kimsin?"
"Eski KOM Başkomiseri Vera Vance. Memnun oldum Neva İnci Soyhan. Seninle iyi anlaşacağız."
Hadi buyrun bakalım. Bir bu eksikti.
"Ne diyorsun? Beni nereden tanıyorsun?"
"Anlatacağım. Ama önce şunun icabına bakmam gerekiyor." diyerek başını yerde yatan adama çevirdi. Adam hâlâ uyanıktı ve yanındaki bıçağa uzanmaya çalışıyordu. Vera isimli kadın bir ayağını adamın eline bastıraraj bıçağı almasını engelledi. Adam acıyla bağırdı.
"Senin neden burada olduğunu biliyorum. Daha da adamın vardı burada. O yüzden derhal buradan git." Ayağını sertçe çekerek bıçağı yerden aldı ve cebine koydu.
"Daha sakin bir yerde konuşalım mı?" dedi tekrar bana dönerek.
"Sen de birinin adamısın değil mi? Ne istiyorsun benden!"
"İzin verirsen anlatacağım Neva. Ama önce şuradan uzaklaşalım."
Şaka gibiydi. Aklımı sıyırmama ramak kalmıştı. Ciddi anlamda hem de.
🍃
Ormandaydık. Yol üzerinde rastegele bir ormanda durmuştuk. Özellikle kimsenin olmadığı bir yerde konuşmanın daha güvenli olacağını söylemişti.
"Konuş artık. Kimsin sen?" dedim hiddetle. Neredeyse kıza saldıracaktım.
"Eski KOM Başkomiseriyim."
"Burada ne işin var o zaman? Eski diyorsun üstelik."
Turuncu saçlarını geriye attı. "Halil Yalçın. Yıllardır ekibimle beraber onun peşindeyim. Bir sürü suçtan aranıyor. Onu tanımayan yoktur. Ama, dosya kapandı." Başını iki yana salladı. "Ben karşı çıktım, aramaya devam etmek istedim ki yaptım. Ama kapanan bir dosyaya devam edemezdim. En azından mesleğime devam ediyorken. Sonra istifa ettim."
Tepkisizce suratına bakıyordum. "Yalan söylüyorsun."
"Yalan söylemiyorum!" Bir elini kumaş pantolunun cebine atarak cüzdan çıkardı ve kimliğini yüzüme doğru tuttu. Doğru söylüyordu.
"Beni tanıyor musun? Benden ne istiyorsun?"
"Araştırdım. Dosya kapandığında seni veya diğerlerini tanımıyordum. Tek bilinen kişi Halil Yalçın'dı. Sonra ben kendimce araştırmaya devam ettim. Herkesten haberim var."
"Benimle konuşmak için mi geldin yani?"
"Ben zaten İspanyalıyım. Sonradan Türkiye'de okuyup mesleğimi devam ettirdim."
Şaşkınlığım giderek artıyordu. "Sinan'ı falan hep tanıyor musun yani?"
"Sadece isim olarak biliyorum. Ve diğer ortaklarınızı da. Onlar da Halil'in gerçek yüzünü ortaya çıkarmak için uğraşıyorlarmış. Sen de aynı şekilde. O yüzden, izin ver ortaklık yapalım."
Kaşlarımı çattım. "Ne ortaklığı ya? Bu ortaklıktan sadece sen faydalanacaksın. Benim ne işime yarayacaksın?"
"Eski meslektaşlarımdan yardım alıyorum. Tamam artık polis falan değilim ama onu bitirmeniz için yardım ederim. Size yol gösteririm. Mafya işlerinde çok fazla bildiğim şeyler var."
"Sana nasıl güveneceğim?"
"Neva ben seninle ortak olmak istiyorum. Sinan veya başka birisiyle değil, seninle. Başka bir derdim olsaydı o adamdan kurtarmazdım seni." Maalesef ki haklıydı. Ama işler giderek zorlaşıyordu. Ve burada kalmaya devam edersem kendimi koruyamazdım. Sevdiklerime zarar gelirdi, onları koruyamazdım. Sinan gitmekte kararlıydı. Duru'yu tek bırakamazdım. Ama o eve gitmek istemiyordum.
Oflayarak Vera'nın yüzüne baktım ve başımı salladım. "Tamam. Kabul ediyorum. Ama öncelikle, bilmen gereken şeyler bunlarla sınırlı değil."
Vural Aldo Rossi
"Ölebilirdi! Kafayı mı yediniz siz! Ona bir şey olabilirdi!" Sinirden gözüm dönmüş durumdaydı. Elimdeki telefonu sertçe duvara fırlattım. Telefon paramparça olurken içeri Aksa ve Pusat girdi.
"Abi!" diyerek yanıma koştu Aksa. Sinirle burnumdan soluyordum. Ellerimi masanın üstüne koyarak sakinleşmeye çalıştım. "Abi ne oldu?" Beni kolumdan tutarak sandalyeye oturttu.
Bir kaç saniye sonra sırayla ikisinin yüzüne baktım. "Neva," dedim kısık sesle. " az önce Halil'in adamlarından biri Neva'yı öldürüyordu."
"Ne!" dedi ikisi de aynı anda.
"İyi mi şuan?"
"Bir kadın kurtardı onu. Kim bilmiyorum. Ama bu işlerke alakası olan biri. Ama o olmasaydı az daha kaybediyordum Neva'yı! Ramak kalmıştı!" Elimi sertçe masaya vurdum.
"Halil ona orada zarar vermeye devam edecek. Sinan ikna etmiş Türkiye'ye dönmesi için. Ama," diyerek başını iki yana salladı Pusat. "Buraya geleceğini zannetmiyorum."
Haklıydı. O kadar şeyden sonra buraya asla gelmezdi. Buraya gelecekse ben ona gözükmezdim ki. Yeter ki gelsindi. Varlığının en azından burada olduğunu bilirdim, güvende hissederdim. Tekrardan nefes aldığımı hissederdim.
Aksa'nın gözleri doldu. "Buraya gelecek yani." Mutlulukla gözyaşlarını silerek Pusat'a sarıldı. "Evinde kalır. Evini o gelmeden toparlarım ben. Söylemeyiz hiç. Bilmez bile. Yeter ki dönsün."
Hepimiz ona o kadar çok alışmıştık ki, bir ihtimal bile bizi sevindiriyordu.
"Aksa," dedi Pusat korkulu bir ses tonuyla. "Neva'nın bizi affettiğini nereden biliyoruz? Bence hâlâ kırgın bize Sinan'ın yaşadığını söylemediğimiz için."
"O da size Halil'le iş birliği yaptığını söylemedi." dedim bir anda.
Pusat'ın kaşları çatıldı. "Bize söyleseydi sanki biz gelip sana söylemeyecek miydik? Bunu bildiğinden söylemedi herhalde."
Haklıydı.
"Olsun, zamanla affeder belki." dedi Aksa. "Affetmese de, burada olduğunu biliriz." Başını sallayarak onayladı Pusat.
Aksa bir anda aydınlanmış gibi bağırmaya başladı. "Ben size bir şey söylemeyi unuttum!"
"Bağırma be kızım! Söyle. Neyi unuttun?"
"Ama sakin olacaksınız söz verin."
"Söyle artık Aksa." dedim. Aksa bir bana bir Pusat'a bakarak ellerini havada birleştirdi ve gözlerini kapattı.
"Kuzey bana evlenme teklifi etti." dedi ve sağ elini havaya kaldırarak yüzük parmağındaki tek taşı gösterdi.
"Ne!" diyerek Pusatla aynı anda bağırdık.
"Lan zaten zor kabullendik! Ne evliliği. Ağzına sıçacağım ulan onun." Pusat kapıya doğru yürüyünce Aksa hızla kolundan çekerek geri yerine çevirdi.
"Pusat! Saçmalama. Böyle bir tepki beklemedim herhalde sizden."
"Çok sevindim abiciğim," diyerek hızla Aksa'ya sarıldım. Aksa bu tepkime daha çok sevinerek sıkıca sarılarak karşılık verdi. Normalde olsa aşırı derecede kızar, kıskançlık yapardım ama son zamanlarda çok sakin davranıyordum. Her konuda.
"Pusat, hadi ama ya."
Pusat göz devirerek Aksa'ya sarıldı ama hâlâ bu haberden memnun değildi. "Gözüme gözükmeyin lütfen. Kaldıramayacağım yoksa." diyerek odadan çıktı Pusat.
Aksa gülerek bana döndü. "Abi, nişanı yakın bir zamanda yaparsak, Neva da gelir belki. Tabi sana da uygun olursa."
"Nasıl istersen."
Aksa haklıydı. Belki de Neva gelirdi. Ama onun karşısına çıkacak yüzüm yoktu. O cesareti kendimde bulamıyordum.
Günümüz
Sinan'ı arayıp olanları kısaca anlatmış, hemen bana gelmesini söylemiştim. Sinan ise bir çırpıda gelmişti. Duru'yu ise, aşağıdaki cafenin sahibi olan çok tatlı bir teyzeyle oynaması için bırakmıştı.
"İyisin ama değil mi Neva, boynun çok mu kötü?" Sinan tekrar boynuma bakmak için elini uzattığında hızla elini çektim.
"Ya iyiyim Sinan merak etme." Sinan Vera'ya baktı. "Yani hepimizi tanıyorsunuz ve iş birliği yapmak istiyorsunuz doğru mu anladım?"
Vera başını sallayarak onayladı. "Siz diye hitap etmene gerek yok. Ve evet, ama dediğim gibi güvenmemeniz çok normal. Sizi çok iyi anlıyorum. Ama aynı kişinin peşindeyiz, amacımız aynı. Emin olun takım halinde ilerlediğimiz sürece her şey daha kolay olacaktır."
Sinan'la birbirimize baktık. İkimiz de emin değildik ama, en kötü ne olabilirdi yani? Ben risk almayı severdim ve Sinan bunu bildiğinden dolayı istemese bile kabul etti.
"Türkiye'ye ne zaman döneceksiniz?"
"Yarın. Ve seni artık burada tek bırakamam Neva. Hele ki bu olaydan sonra."
Derin bir nefes verdim. "Tamam. Ama ben kendi evime döneceğim. Sen oraya mı gideceksin?"
Başını sallayarak onayladı. "Duru için de en güvenlisi bu."
Vera'ya baktım. "Peki sen?"
"Benim orada evim var. Hem de onun evine çok yakın. Neydi adı..."
"Vural Aldo Rossi." dedi Sinan. Bu ismi duymayalı uzun zaman olmuştu. Sinan'ın bakışlarının üzerimde olduğunu biliyordum ama tepki vermedim.
"Hah! Evet, Vural. Onun evine çok yakınım. Neva, sen neden orada kalmıyorsun?"
"Önemli bir konu değil. Oradaki kimseyle alakam kalmadı artık." Ortamda derin bir sessizlik olunca oturduğum yerden ayaklandım. "Ben eşyalarımı toplamaya başlayayım." diyerek salondan çıktım.
Odama geçip kapıyı arkamdan kapattım. Biraz sonra ikisinin de gittiğini anlayınca dolabıma ilerleyerek kapaklarını açtım ve alt raftaki küçük mor kutuya uzandım. Benim anı kutumdu.
Yere oturarak kutuyu kucağıma koydum ve kapağını açtım. Kutunun içinde beni ilk karşılayan şey annemdi. Beraber pasta yaptığımız bir fotoğraftı. Onu o kadar çok özlemiştim ki... Elim istemsizce boynumdaki lâle kolyesine gitti. Kolyeyi sıkıca kavradım.
"Mezarın nerede onu bile bilmiyorum anne," sesim titredi. "Babam beni hiç aramadı değil mi anne? Hiç sevmedi değil mi?" Keşke fotoğraftan çıkıp yanımda olabilseydi. Ağlamak istemediğim için fotoğrafı bırakarak kenara koydum. Sonraki fotoğraf Duru'yla olan bir fotoğraftı. Sonra ki Duru ve Sinan'laydı. Diğer fotoğrafa geçtiğimde gülümsedim. Açelya ve benim sarılarak çekindiğimiz bir fotoğraftı. Düğünü olduğu zamandı. Bembeyaz bir gelinlik içindeydi, gözlerinin içi parlıyordu. Sıkıca sarılmıştık birbirimize. Nereden bilebilirdik sonumuzun böyle olacağını.
Diğer fotoğrafa geçtiğimde ise afalladım ve gülümsemem soldu. Fotoğrafta ben ve o vardı. Evin bahçesinde koltuklarda oturuyorduk. Sırtımda bir battaniye vardı ve ona bakarak kahkaha atıyordum. O ise tebessüm ederek bakıyordu. O kadar kırgındım ki ona... anlatamazdım. Nasıl affedecektim ki onu, affetmek istediğimi bile sanmıyordum. Onunlayken de olmuyordu, ama onsuz da olmuyordu. Bu acıyı tarif edemezdim. Yüreğimi, kalbimi sızlatan bir acıydı.
Türkiye'ye döndüğümde ne olacaktı? Nasıl karşı karşıya gelecektik, nasıl aynı ortamda bulunacaktık. Cesaretim yoktu, korkuyordum. Korkmamın sebebi sevgime yenilmekti. Tekrar ona âşık olmaktan korkuyordum.
Aşk, insanı yıpratırdı.
Bölüm etkileşimi
