AŞEKA kitap kapağı

5. bölüm / 17

AŞEKA

4. BÖLÜM: ALIŞMAYA ÇALIŞMAK

Vaveyla Yazarı: Melo ☆

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 17Şu an: 4. BÖLÜM: ALIŞMAYA ÇALIŞMAK

Eve gelir gelmez eşyalarımı yerleştirmek için odama çıktım. Aksa'da bana yardım ediyordu. O Kıyafetleri asarak dolaba yerleştirirken, bende makyaj malzemelerimi yerleştiriyordum. "Senin tarzın da benimkine çok benziyor." dedi sessizliği bozarak.

"Neva! Bu elbisen çok güzel." Başımı çevirerek hangi elbiseyi söylediğine baktım. Askılı bebek sarısı bir elbiseydi. Büyük bir hevesle almıştım ama sadece bir kez falan giymiştim. O da üniversite yıllarındaykendi. Uzun uzun baktım o an elbiseye

"Bu kiloyla o elbise olmuş mu hiç."
"Sen bol tişörtlerden devam et ya."
"Elbise patlamazsa iyidir."
"Pazardan almış belli ki."

"Neva?" Aksa'nın seslenmesiyle gözlerimi kırpıştırarak dikkatimi ona verdim. "Ee, evet. Ama giymedim pek. İstersen senin olabilir." Tekrar önüme döndüm. Çekmeceyi açarak saç kurutma makinesi, tarak, düzleştirici gibi eşyalarımı yerleştirdim.

"Saçmalama! Yani teşekkür ederim ama bunu giymelisin. Yani izin verirsen arada bende senin elbiselerinden giyebilirim. Sende benimkileri giyersin. Ama izin verirsen yani hayır dersen sıkıntı etmem." Kıkırdadım.
"Olur sıkıntı olmaz."

"Sana bir şey soracağım." dedim.
"Sor."
"Annen... sizinle yaşamıyor mu?" Duraksadı. "Annemi beş gün önce kaybettik." dedi buruk sesiyle. "Babamı da aynı gün içinde kaybettik. Bindiği uçakta öldürüldü. Halil Yalçın tarafından. Abim o yüzden bu mafya işlerinin başına geçti zaten. Bir kaç saat sonra da annem öldü. Kalp krizi dedi doktorlar. Bir gün sonra da... Sinan öldürüldü. Sonra abim seni bulmaya gitti zaten." dedi valizin fermuarını kapatırken.

"Özür dilerim. Keşke sormasaydım." dedim yanına ilerleyerek. Omuz silkti. "Sorun değil, istemesen de alışmak zorunda kalıyorsun. Abim de sana bunları anlatacaktı ama ailemizden bahsetmekte zorlanacağı için benim anlatmamı istedi."

Kafamı sallayarak onayladım. "Burada işimiz bitti. Bana atları gösterecek misin artık?" dedim ellerimi birleştirerek. Gülerek, "Hadi gel." dedi. Odadan çıkarken onu takip ettim. Aşağı indiğimizde Vural ve Pusat bir şeyler konuşuyorlardı. Benim geldiğimi görünce ikisi de sustu. "Abilerim, atlara bakmaya gidiyoruz. Gelen var mı?" dedi. İkisiniden de ses çıkmayınca Aksa ofladı. "Of çok sıkıcısınız."

"Sağ ol otistik kardeşim." dedi Pusat göz kırparak. Aksa onun kafasına vurarak bileğimden tuttu ve dış kapıya doğru koşmaya başladı. Beni de peşinden sürüklüyordu. "İçeri gelince yiyeceğin dayağı düşün!" diye bağırdı Pusat. Aksa gülerek dış kapıyı arkamızdan kapattı. Bana döndüğünde hâlâ eli bileğimi tuttuğunu farkedince hızla elini geri çekti.

"Özür dilerim! Farkında değildim. Söz veriyorum bir kez daha dokunmayacağım. Ay ne aptalım!" Yavaşça koluna dokunarak susmasını sağladım. "Sıkıntı değil Aksa. Rahatsız olmadım. Kendimi yakın hissettiğim kişilerde rahatsız olmuyorum merak etme."
Elini göğsüne bastırarak derin bir nefes verdi. "Rahatladım." Gülerek arka bahçeye doğru ilerlemeye başladık. Yavaş yavaş görüş açıma bir ahır girdi. Çok küçük değildi ama aşırı büyük de değildi. Ahıra doğru ilerledik ve içeri girdik. Duvarın kenarında samanlar vardı. Ahırda üç tane at vardı. Üçü de büyüktü. Hepsinin yeri ayrıydı. Daha fazla yer de vardı ama o yerler boştu.

Sesimdeki heyecana engel olamayarak atlardan kahverengi olana yaklaştım ve yavaşça başını okşadım. "Aksa bunlar çok güzel! Hangisi senin?" dedim. Sevdiğim atı gösterdi. "O Pusat'ın. İsmi "Toprak." Yanındaki beyaz atı gösterdi. "O benim. Onun ismi de Badem." Bu sefer en sondaki siyah atı gösterdi. "O da Vural abimin. Asil." dedi.

Badem'e yaklaştım bu sefer. Onu da sevdim. "Hepsi çok tatlı ya." dedim.
"Binmek ister misin?" dedi ama başımı iki yana salladım. "Yok ya, hiç binmedim. Korkarım bir de ben."
"Sen bilirsin." dedi. Asil'e yaklaştım ama sinirle kişneyerek sevmeme izin vermedi. "O biraz kabadır. Abim dışında kolay kolay sevdirmez kendini kimseye. Bize bile. İçeri geçelim mi artık?"

Ahırdan çıkarak malikaneye doğru ilerledik. İçeri girerek arkadan kapıyı kapattığım gibi Pusat salondan çıkarak yanımıza koştu. Aksa çığlık atarak merdivenlerden yukarı çıkmaya başladı. Pusat arkasından onu yakalamaya çalışıyordu. "Bana vurmanın cezasını çekeceksin velet! Buraya gel!" diye bağırdı Pusat. Arkalarından gülerek salona geçtim. Hünkâr Sultan yine keşkül tatlısını yiyordu.

"O bağıranlara söyle! Ali Bey çok kızar onlara gelirse! Kulaklarından tavana asar bak." dedi bana söyleyerek.
"Söylerim anneanne merak etme." dedim. Tekrar tatlısını yemeye devam etti. Vural ortalıklarda gözükmüyordu. Ama benim canım sıkılıyordu of! Odasını karıştırsam kızar mıydı acaba? Artık çok geçti. Yukarı çıkmaya başlamıştım bile. Koridorda ilerleyerek Vural'ın odasını aramaya başladım. Aksa ve Pusat'ın sesini duydum. Aksa'nın odasında kavga ediyorlardı. Onlara görünmeden diğer odalara göz atmaya başladım.

Bir odanın kapısını daha açtım ve çalışma odası olduğunu gördüm. Sessizce içeri girerek arkamdan kapıyı aralık bıraktım. Kitaplık ve masa vardı yine. Kitaplıkta dosyalar falan vardı. Masaya ilerleyerek çekmecelere bakacaktım ki arkamdan duyduğum ses ile irkildim. "Beğendin mi?"
"Ay!" diyerek yüzümü kapının olduğu tarafa döndüm. Vural kapının pervazına yaslanmış ve kollarını göğsünde bağlamış beni izliyordu.

"Aptal herif! Korktum." diye çemkirdim. Tek kaşını kaldırarak, "O zaman çalışma odamda ne arıyorsun?" dedi. Bir elimle masaya yaslanarak,
"Evi geziyordum. Gezemez miyim?"
Cıkladı. "O zaman beni evime götür!"

"Sana bin kere söylediğim gibi yine söylüyorum. Evini unut. Burada kalacaksın." dedi bıkarak.

"Hep evde mi duracağım? Hiç mi dışarı çıkmayacağım?" dedim şaşkınca.

"Çıkarsın. Ama korumalarla. Yan oda senin çalışma odan. Pusat her şeyi hazırlamış, halletmiş. Tekrardan avukatsın yani. Müvekkillerinle o odada görüşebilirsin. Anlaşılmayan bir şey?"

"Yok!" dedim bağırarak. "Ben gidiyorum." Yanından geçip gideceğim sırada kolunu karnımın önünde tutarak geçmeme izin vermedi. "Nereye?"
"Alışverişe gideceğim. Canım sıkıldı."
"Aksa'da gidecekti. Pusat ve benim de işlerim var. Hep beraber gideceğiz."

"Ben kendim gitmek istiyorum. Nereye gidersem sizinle mi gideceğim ben ya!"

"Evet." dedi sakinliğini koruyarak. Ben odadan çıkmadan o benden önce çıktı. "Aksa ve Pusat kavga etmeyi bırakın yoksa akşama yatacak bir yeriniz olmayacak." diye seslendi.
Kavga sesleri o an durdu. Odadan çıkarak arkasından ilerledim. Aksa ve Pusat odadan çıktıklarında Aksa Pusat'ın omuzlarında nefes nefese kalmıştı. Şaşkınca ikisine baktım. "Bu kadar kavga etmenizin sebebi vurmak mıydı?"

Pusat başını salladı. "Bize alışman gereken konular var Nevacık." dedi dalga geçerek.
"Nevacık ne be. Ben sana ruh hastası diyor muyum hiç?"

Beni dinlemeden Aksa'yla beraber merdivenlerden indiler. Vural'ın güldüğünü duydum. "Ne gülüyorsun?" dedim. "Nevacık. Güzelmiş. Sevdim bunu." dedi.
"Bana Nevacık demeyi aklından bile geçirme!" Yanından geçerek merdivenlerden hızla indim. Bu evde kafayı yemezsem iyiydi.

🍃

Yaklaşık yarım saat sonra alışveriş merkezine geldik ve Aksa'yla beraber kıyafet seçip denemeye başladık. Vural ve Pusat bir kenarda bıkmışçasına bizi bekliyordu. Korumaların elinde poşetler ve kıyafetler vardı. Kabinden çıkarak aynaya baktım ve üstümdekine göz attım.

Kahverengi tonlarında, boyundan bağlı bir mini elbiseydi. Elbisenin kumaşı pamuk ve inceydi. Göğüs kısmında minik bir pencere detayı vardı. Sırt ve omuzlarım açıkta kalıyordu. Belimi ince göstermesini daha çok sevmiştim. Diz kapaklarımın biraz daha üstünde bitiyordu. Aksa'ya dönerek, "Bu nasıl sence?" dedim. O da lacivert bir elbise giymişti. Bakışlarıyla beni süzdü. "Şahane bu. Kesinlikle al."

Başımı sallayarak kabine döneceğim sırada Vural'ın sesini duydum. "Hanımlar sınırı aşmıyor musunuz acaba?" Aksa'yla birbirimize baktık ve aynı anda, "Yoo." dedik. Bana bakarak bir şey diyecek gibi oldu ama yutkunarak susmayı tercih etti. Omuz silkerek kabine girdim ve elbiseyi çıkardım ve sabah giydiğim kıyafetlerimi giydim. Kabindeki diğer elbiseleri de alarak kabinden çıktım. Kuzey'in yanına ilerleyerek kucağındaki elbiselerin üstünde elimdekileri de koydum. Kıyafetlerden yüzü gözükmüyordu.

"Bunları kasaya götüreyim mi Neva Hanım?" dedi zorlanarak. "Evet lütfen." dedim. Yekta'da Aksa'nın kıyafetlerini kasaya götürürken bende kasaya ilerledim. Kasanın yanında kolyeler, bileklikler ve parfümler vardı. Şöyle bir göz attım. Benim kullandığım beyaz, uzun bir parfum şişesine gitti elim. Aksa yanıma gelerek, "Onu mu alacaksın?" dedi.
"Yok ya, ben bunu kullanıyorum zaten. Bitince alırım tekrardan. Ama şu kolyeyi alacağım." diyerek gold zincirli, dikdörtgen çerçeve formunda, çerçevesi altın tonlarında kabartmalı ve hafif kıvrımlı, bir kolyeydi. İç kısmında ise açık pembe bir zemin üzerinde üç adet çiçek motifi vardı. Çiçekler çok açık pembe tonlarında ve ortasında küçük inci benzeri detaylardan oluşuyordu. Bir de pembe rengini tamamlayan küçük yeşil bir yaprak vardı.

Onu da kasadaki kadına uzattım ve çantamdan cüzdanımı çıkardım. "Ben ödedim." dedi Vural arkamdan. Kıyafetler çoktan poşetlenmiş, Kuzey ve Yekta'nın ellerinde duruyordu. Şaşkınca Vural'a baktım. "Benim kendi param var, neden ödedin ya?" dedim sinirle.
"Paran var biliyorum. Bu seferlik böyle olsun. Gidebiliriz." Ellerini pantolonunun cebine koyarak sırtını bana döndü ve dışarı çıktı.

Bo soforlok boylo olson. Çok biliyorsun sen. Salak. Öküz.

Park edilen arabalardan birine ilerledik Aksa'yla. Aksa binerken ben diğer taraftan binmek için arabanın arkasından dolandım. Vural'da arkamdan geliyordu ki tam o an bir patlama sesi duyuldu kulaklarımda. Vural hızla üstüme çökerek beni korumaya çalıştı ama ben çoktan yere düşmüştüm. Tiz bir çığlık attım. Arkamızdaki diğer araba patlamıştı. Her yer toz duman içinde kalırken acıyla inledim. Araba yanıyordu. Başımı çarpmıştım ve ayak bileğimi burkmuştum. Vural yanıma çöktü hızla.

"Neva iyi misin!" diyen tedirgin sesini duydum. Öksürerek başımı salladım.
Pusat'ı gördüm ardından. Vural başıma bakmak için elini yaklaştırdı ama dokunmamasını söylediğimi hatırlayınca elini yavaşça geri çekmek zorunda kaldı. Aksa arabadan inerek hızla yanımıza koştu. "Çekilin ben bakayım." dedi diz çökerek.

"Dokunma Aksa. Unuttun mu?" dedi Vural hızla.
"Benden rahatsız olmuyor abi." Aksa elimden tutarak beni oturur pozisyonuna getirdi. Elimi başıma götürdüm ve ağrıyan yere dokundum. Neyse ki kan yoktu. "Küçük bir şey. Evde hallederiz. Gitmemiz gerek." Kolumdan tutarak beni kaldırdı. Topallayarak hızla arabaya bindik. Nefes nefese kalmıştım. Bileğim acıyordu. Burkmuş olmalıydım.
Arkamızdaki araba kül olmuştu.

Araba Pusat'ın üstüne olduğu için onu orada bırakmıştık. Polislere yalan uyduracağını söylemişti. Kuzey, Vural ve Yekta'yla beraber eve gidiyorduk. Vural karşımda oturuyordu ve tedirgin bakışları üstümde dolaşıyordu. "Tamam ya iyiyim." dedim herkesi rahatlatmak için. "Bileğimi burktum sadece. Vural kim yaptı bunu?" diye sordum.

Elini uzamaya başlayan sakallarına götürdü. "Halil'dir. Kim olabilir başka?"

"Ne yapacağız abi?" diye sordu bu sefer Aksa.

"Pusat bir gelsin de. Bakacağız." diyerek konuyu kapattı.

Eve geldiğimizde Vural fazla sinirli bir şekilde salona geçti. Sinirle saçlarını dağıttı ve kravatını sertçe çıkararak yere attı. Ceketini de çıkararak salonun bir köşesine savurdu. Hünkâr Sultan yemek masasında yemek yiyordu ve Vural'ın bu hallerini görünce bir tedirgin olmuştu. Aksa ve ben otururken Vural salonda bir oraya bir buraya yürüyordu.

"Sana bundan bahsediyordum işte! Halil sıradan bir adam değil! Anladın mı şimdi neden eve gidemeyeceğini?" Burnundan soluyordu. Şaşkınca yüzüne baktım.

Elimle kendimi göstererek,
"Ben miyim suçlu?" dedim. "Orada sadece ben yoktum! Hepiniz yanımdaydınız. Ben kendimi koruyabilecek birisiyim anladın mı? Sana veya başkasına muhtaç değilim."

"Seni isteyerek koruduğumu falan mı sanıyorsun sen? Halil seni istiyor ki senin hakkında bir şeyler biliyor. Koz olsun diye tutuyorum seni yanımda! Amacım onu daha da yanıma çekip öldürmek! O ölünce sende yaşamayacaksın zaten."

Ayağa kalktım sinirle. Tam karşısında durdum. "Beni öldürmene izin mi vereceğim sanıyorsun? Bu kadar kolay yani sizin için bir insanı öldürmek? Sen kim bilir kaç masum insanı kopardın hayattan?"

Yüzüme yaklaştı. "Ben öldürdüğüm kişilere acımam, üzülmem. Senin gibi ağlamaklı duygularımız yok bizim."

"Annen cidden kalp krizi mi geçirip öldü?" dedim sınırımı aşarak. Kaşlarını çattı. "Ne diyorsun sen?"

Omuz silktim. "Ben annenin normal bir şekilde öldüğünü düşünmüyorum. Çok basit geliyor bana o düşünce. Babanla aynı gün içinde ölüyor bir de." Dudağımı büzdüm. "Tuhaf."

Bir anda eli kolumu sıktı. Alnındaki ve kollarındaki damarları belirginleşti. "Sınırını aşıyorsun farkında mısın?" dedi.

Kolumu tutan eline bakarak güldüm. Diğer elimle eline uzandım ve anında çevik bir hareketle elini ters çevirerek kolumu kurtardım. "Senden korkmamı, ağlamamı falan bekliyorsan daha çok beklersin. Bunun yerine kendi işimi kendim görürüm. Az önce olanlar gibi."

Salondan çıkıp giderken arkamdan kendi kendine söylendiğini duydum. Umurumda değildi. Ayağım ağrıyordu ama yürüyemeyecek kadar değildi. Merdivenlerden çıkarak odama ilerledim. Odaya girince kapıyı arkamdan kapatarak kilitledim. Kafayı yedirteceklerdi bana yakında!

Bileğim için kendi kremlerimden birini sürdüm ve küçük bir sargıyla sardım. Bu böyle olmayacaktı. Kaçmam gerekiyordu. Hemde hemen. Ama nasıl kaçacaktım? Güvenini kazanmam gerekiyordu.

Adamın ağzına sıçtın Neva! Nasıl güvenecek sana?

Bir şekilde güvenmesi lazımdı.

Telefonumu alarak cebime attım ve kilidi çevirerek odadan çıktım. Merdivenlerden indim. Aksa'yı mutfaktan çıkarken gördüm. O da beni farkederek bana baktı. "Bende seni çağıracaktım." dedi. "Yemek hazır, hadi gel." Peşinden ilerleyerek salondaki yemek masasına ilerledim. Vural yoktu. Pusat baş köşedeydi. Hünkâr Sultan'a yemeğini Yıldız yediyordu. Aksa'nın yanına oturdum.

Türlü yemeği ve pilav vardı. Salata olarak sadece marul, domates ve soğan vardı. Çok az tabağıma aldım hepsinden. Onlar ayran içerken ben sadece su içtim. Bakışlarım tabağımda gezinirken, "Özür dilerim." dedim Pusat ve Aksa için. "Vural'ı kırmak istemedim. Ama o da benim damarıma basmıştı. Dayanamadım."

Pusat cevap vermedi. "Sıkıntı yok." dedi Aksa. "Ben mafya işlerine önemli olmadıkça karışmıyorum. Annem önemli evet ama, abim istesem de karışmama izin vermez zaten. Aranızda ne varsa kendiniz çözün."

"Aynen," dedi bu sefer Pusat içimi rahatlatarak. "Sebepsiz yere sana kızamıyorum Nevacık. Aksa gibi hissettiriyorsun. O yüzden şanslısın." dediğinde güldüm. "Bana Nevacık demekten vazgeçersen anlaşabiliriz ruh hastası."

"Tamam Nevacık." diyerek yemeğini yemeye devam etti. Aksa'da güldü ardından.

"Akşam bara gidelim mi lütfen!" dedi Aksa. Pusat içtiği suyu üstüme püskürtünce ağzım açık bir şekilde ona baktım.

"Ne barı kızım! Yaşın kaç senin?" dedi.

"Sence sorun şuan Aksa'nın bara gitmek istemesi mi!" diye bağırdım ve ayağa kalktım. "Şu halime bak! Ruh hastası! Saçım ve makyajım bozuldu geberteceğim seni!" Anında ayağa kalkarak masanın etrafından dolandı ve dış kapıya doğru koşmaya başladı. Arkasından koşacağım sırada Hünkâr Sultan seslenince durdum.

"Kavga edip durmayın. Ali Bey sizi görürse çok kızar bak! Tansiyonu var adamın."

"Ali Bey kim Allah aşkına." dedim Aksa'ya bakarak. Güldü. "Ölen dedem. Kocasını unutamadı hâlâ."
"Tamam anneanne şunu bir döveyim susacağız." diyerek bende dış kapıdan çıkarak bahçeye koştum.

Kapıda duran Kuzey'e baktım. "Pusat nerede?" dedim. Bakışları üstümde gezindi. "B-bilmiyorum Neva Hanım." dedi panikleyerek.
"Bak Kuzey, yemin ederim Pusat'ın nerede olduğunu şuan söylemezsen şu halimin on katını sana uygulamak zorunda kalacağım!"

Cevap vereceği sırada arkadan Pusat'ın sesini duydum. "Çocuğu tehdit edip duracağına beni bulmayı deneseydin şimdiye bulmuştun zaten Nevacık." Hızla arkamı döndüm. Duvara yaslanmış sırıtarak beni izliyordu.

"Seni geberteceğim!" Yanına doğru koşmaya başladım. Anında arka bahçeye ilerledi. "Önce o topukluları çıkar ayağından. Sekerek geliyorsun resmen!" diyerek kahkaha attı. Haklıydı! Yürüyemiyordum bile. Topuklu ayakkabılarımı çıkararak kenara narin bir şekilde bıraktım ve bu sefer daha hızlı koşmaya başladım. Ayağım ağrıyordu ama koşamayacak kadar beni zorlamıyordu.

"Ruh hastası buraya gel çabuk!" diye bağırdım.
"Gelsem de bana dokunamazsın ki." diyerek bir kaç adım ötede durarak bana baktı. Bende durdum ve yerden büyük taşları avucuma toplarken, "Dokunamayacağım seni dövmeyeceğim anlamına gelmiyor ruh hastası." Hızla taşları fırlatmaya başladım. Arkasını dönüp kaçarken taşlardan birisi sırtına birisi de kafasına gelince anında kendini sırt üstü yere attı.

Kahkaha atarak yanına koştum ve başımı eğerek yüzüne baktım. "Abartma be! O kadar büyük değildi taşlar."

"Kafamı kırdın otistik!" Bir eliyle sızlanarak başını tuttu ve ayağa kalktı. "Sana dokunabilseydim şuan ölmüştün Nevacık." dedi sinirle.

"Ama dokunamıyorsun!" dedim dalga geçercesine. Gülerek malikaneye ilerledik. İçeri girdiğimizde Aksa koltukta telefonuyla oynuyordu. Hünkâr Sultan ise televizyonu açmış Müge Anlı izliyordu.

"Abicim bir sarsılmış gibisin." diyerek gülmeye başladı Aksa. Pusat hâlâ kafasını tutuyordu.
"Bana bak, kes çeneni Neva'yı dövemedim seni döverim ha."

İkisine de gülerek baktım. Hünkâr Sultan bacağıma dokunarak televizyonu işaret etti. "Bak bak! Kızı öldürmüşler görüyor musun! Ah ben orada olacaktım da ağzına sıçacaktım o adamın." dedi sinirle. "Ah keşke anneanne." dedim sırtını sıvazlarken.

"Vural nerede?" dedim Aksa'ya bakarak.
"Odasında. Bir ara bakmaya gittim ama ses vermedi. Senin odanın çaprazında kalıyor odası." Dudaklarımı birbirine bastırarak koltuktan kalktım ve hiçbir şey demeden salondan çıkarak merdivenlere ilerledim. Yukarı çıktığımda Aksa'nın dediği odaya ilerledim.

Hadi bakalım Neva. Başlıyoruz. İnşallah bizi gebertmez.

Kapıyı tıklatarak bir kaç saniye sonra yavaşça açtım. Elinde bir fotoğraf vardı ve yatakta oturuyordu. Sırtı bana dönüktü. Odaya girerek arkamdan kapıyı kapattım ve yanına ilerledim.

"Geleyim mi?" dedim yatağa oturmadan önce. Başını fotoğraftan kaldırıp bana baktı ve beni görünce hızla elindeki fotoğrafı yastığın altına sakladı.

"Odamda ne işin var?" dedi ters bir şekilde.
"Özür dilemeye geldim."
"Ne için?"
"Seni kırdığım için."

Yatağa oturdum. "Bak, damarıma çok basmıştın, bu yüzden bir tık acımasızlaşmış olabilirim. Özür dilerim." dedim sesime duygusallık katmak istercesine.

"Sen hep böyle misindir?" dediğinde anlamsızca yüzüne baktım. "Nasıl?"
"Böyle işte." dedi omuz silkerek. "Agrasif, egolu."
"Oo, hoşuma gitti." dedim saçımı arkaya doğru savurarak. "Evet böyleyimdir. Ve ben bu halime bayılıyorum biliyor musun? Neyse, özür diledim. İster kabul et ister etme." Ayağa kalkarak sırtımı ona döndüm ve kapıya ilerledim.

"Kolyen," diyerek beni durdurdu. "Kolyenin anlamı ne?" dedi bir anda. Dudaklarımı yalayarak yutkundum. Hiç çıkarmadığım küçük mor bir laleydi. "Annemin bana ilk ve son hediyesiydi."

Yıllar önce...

Küçük Neva, annesi ve babasıyla birlikte bir yurda gelmişti. Ne olduğunu bilmediği ve anlamadığı için bir koltukta oturmuş, anne ve babasının odadan çıkmasını bekliyordu. Bir kaç dakika sonra odadan ilk annesi çıktı. Hızla ayağa kalkarak annesine koştu küçük Neva.

"Anne! Evimize gidelim hadi. Ben sevmedim burayı." dediğinde annesi çaresizce eşine baktı. Eşi yanlarından hızla giderken annesi Neva'nın boyuna gelecek şekilde dizlerinin üstüne çöktü ve kızının saçlarını okşadı. "İnci'm," dedi yanağından öperek.

"Artık burada kalacaksın. Babanla benim işlerim var. Sonra gelip seni alacağız tamam mı?" Neva anında başını iki yana salladı ve annesine sıkıca sarıldı. "Hayır anne gitme. Bırakma beni burada. Kimseyi tanımıyorum ki ben, sen olmadan yapamam anne gitme!" Hıçkırarak ağlamaya başladığında annesi de ona sıkıca sarıldı.

"Söz veriyorum ben hep seninle olacağım. Alacağım seni annecim." Boynundaki mor lale kolyesini çıkardı ve Neva'ya taktı. "Bu kolye artık senin. Baktıkça beni hatırla. Seni seviyorum İnci'm. Hoşçakal." Son kez Neva'ya sarıldı ve hızla ayağa kalkarak Neva'ya arkasını döndü ve yurdun çıkışına ilerledi. Neva arkasından koşmak istedi ama yurt müdürü onu tutarak gitmesine engel oldu.

Neva'nın hıçkırık sesleri arttı. "Anne!" diye bağırdı annesinin arkasından ama annesi durmadı. "Anne gitme! Yapamam anne! O kadar büyümedim ki ben." dedi çaresizce. Annesi yine durmadı. Arkasına bakmadı bile.

"Gitme..." dedi son kez Neva. Çaresiz kalmıştı. Onsuz yapamazdı, daha çok küçüktü. Annesine ihtiyacı vardı.

Ama annesi gitmişti.
Evladını düşünmeden, gitmişti.

🍃

"İnci?" Olduğum yerde sıçrayarak yerde olan bakışlarımı yanımda olan Vural'a çevirdim. "Dalmışım." dedim. "Ayrıca, İnci yok." Cevap vermesini beklemeden odada çıktım. Bende ona soru soracaktım ama vazgeçtim. Merdivenlerden inerek salona ilerlediğimde bir adam vardı. Kumral saçları ve kahverengi gözleri vardı. Boyu Pusat kadar yoktu. Sakalları onu bir tık yaşlı gösteriyordu. Aksa'nın yanına ilerledim ve koltuğa oturdum.

"Bu kız," dedi Pusat'a bakarak. "Tanıştırmayacak mısın?" Sesi... bir an fazla tanıdık gelmişti. Yüzü de tanıdık geliyordu.

"Neva Aksa'nın arkadaşı." Bana baktı bu sefer Pusat. "Neva, bu da Akif. Şirketten arkadaşımız." dediğinde ismi yine tanıdık gelmişti ama çıkaramıyordum.

"Bir yerden tanışıyor olabilir miyiz?" dediğimde kaşlarını çattı.
"Hayır. Sizi ilk defa görüyorum. Memnun oldum Neva." Elini uzattı ama ben aynı şekilde durmaya devam ettim.
"Bende." dedim kısaca. "Temastan pek hoşlanmıyorum kusura bakmayın." Hafifçe başını eğmekle yetindi. Sonrasında görüş açıma Vural girdi. Akif'le tokalaştılar.

"Hoşgeldin." dedi Vural.
"Hoşbuldum. Bayadır gelmiyorsunuz şirkete. Dedim bir gelip göreyim."
"Yarın geleceğiz. Cenaze falan olunca gelemedik. Sonra da işler çıktı." dedi Vural soğuk bir ses ile.

"Yukarıda konuşalım mı biraz? Malum işler." Vural Akif'i onaylayarak ayağa kalktı. Akif'te ayağa kalkarak Vural'ın arkasından salondan çıktı ve üst kata yöneldiler. Onlar gidince anında Pusat'a döndüm. Telefonuyla ilgileniyordu.

"Pusat, bu Akif... hiç güvenmiyorum. Bir şey var onda." dedim tedirgin sesimle. Telefonuyla ilgilenmeye devam etti.
"Ne gibi?"
"Bilmiyorum ama midem bulanıyor. Sesi de bir tanıdık geldi zaten. Pusat burada bir şey anlatıyorum bırak şu telefonu!" diye bağırınca Pusat oflayarak telefonu koltuğa bıraktı.

"Ne yapayım şimdi Nevacık? Ayrıca midenin bulanmasıyla ne alakası var?"

"Bir şey hissettiysem ya da bir şey olacaksa kesinlikle midem bulanır. O adam benden uzak dursun. Selam bile vermesin gerekirse." dedim gerginlikle.

"Aman neyse. Hadi bara gidelim!" diyerek konuyu dağıttı Aksa. Pusat'ın sert bakışları tekrar Aksa'ya döndü. Tam bir şey diyecekti ki Vural'ın sesini duyduk.

"Ne barı o?"

"Abi lütfen ya, canım sıkılıyor. Hep beraber gidelim işte. Biraz durur geliriz." Başını yana eğerek üzgün üzgün Vural'a bakınca Vural gözlerini kapatarak, "Tamam. Ama çok durmayacağız." dediğinde Aksa yerinden kalkarak hızla Vural'a sarıldı. Daha sonra yanımızdan ayrılarak odasına gitti.

"Akif gitti mi?" dedim Vural'a bakarak.

"Gitti. Neden?"

Omuz silktim. "Hoşlanmadım. Bir tuhaf oldum onu görünce. Sesi çok tanıdık geldi." Başımı iki yana sallayarak, "Neyse." dedim. "Bende üstümü değişireyim."

Ayağa kalktım. Yanından geçeceğim sırada kolunu karnımın önünde tutarak beni durdurdu. Yine.

"Bir daha bu eve girmez o zaman. Yani, sen rahatsızsan vardır bir bildiğin. İçin rahat olsun." dediğinde afallamadan edemedim. Başımı sallayarak onu onayladığımda kolunu geri çekti. Ondan beklemediğim bir hareketti. Acaba güvenini kazanıyor muydum? Bana güvenmesi iyiye işaretti ki kaçma planım başarılı ilerleyecekti.

Odama girerek dolabıma yöneldim. Daha bugün aldığım elbiselerden birini giyecektim. Hızla giyerek makyaj masama oturdum ve hafifçe makyajımı tazeledim. Saçım zaten iyi olduğu için yapma gereği duymamıştım. Dolabın kapağındaki aynadan kendime baştan aşağı bir göz attım.

Tek parça siyah mini bir elbise giymiştim. Vücudumu tamamen kaplıyordu. Yine diz kapaklarımın üstünde bitiyordu. Göğüs kısmında çapraz askı detayları vardı. Karnımın biraz daha üstünde pencere detayı vardı. Sırtımın yarısı açıkta kalıyordu. Ayakkabı olarak ise ince siyah, önü açık bir topuklu tercih ettim. Çanta almayacaktım çünkü telefonumu almaya gerek yoktu.

Parfümlerimden birini de sıkarak işimi bitirdim ve odadan çıktım. Koridorda Aksa'yla karşılaşınca bakışlarım ona döndü. O da siyah kısa bir elbise giymişti. Gövde kısmı korse tarzındaydı. Elbise vücudunu sarmış ve düğmeliydi. Etek kısmı hafif kabarıktı.

"Çok güzel olmuş ama bu!" dedim elinden tutup kendi etrafında döndürerek. Gülerek o da beni süzdü. "Sende öyle! Hadi inelim." Önden o ilerlerken ben arkasından ilerledim. Merdivenlerden indiğimizde Vural ve Pusat kapıda bizi bekliyorlardı.

Vural kumaş siyah pantolon ve siyah bir gömlek giymişti. Pusat ise daha rahat takılmayı tercih ederek eşofman tarzı siyah bir pantolon ve beyaz bir gömlek giymişti. İkisinin de bakışları bize döndü. Vural bir kaç saniye bana baktı ama daha sonra hızla bakışlarını çevirdi.

"Hadi gidelim." Aksa kapıyı açarken Pusat onu durdurdu. "Dur bakalım." İşaret parmağıyla elbisesini işaret etti ve tek kaşını kaldırarak, "Bu elbise orası için uygun mu sence?" dedi tam bir abi gibi.

"Evet." dedi Aksa anında. "Ben sevdim."

Pusat biraz düşündükten sonra, "İyi tamam. Birisi bakarsa bende onun icabına bakarım." Bana baktı bu sefer. "Bu cümle senin içinde geçerli Nevacık. Siz giyin gerisini bana bırakın." diyerek kapıyı açtı ve evden çıktı. Aksa'yla birbirimize bakarak güldük.

Aksa çıkarken ardından ben çıktım. Vural'da yanımda yürüyordu. "Bize baya alıştın anlaşılan." dedi elleri cebindeyken. Bilmem dercesine dudağımı büzdüm.

"Sanırım. Ama onlara alıştım. Sana alışabileceğimi pek sanmıyorum."

"Neden?" dedi ses tonu değişerek.

"Çünkü hiç bir zaman onlar gibi iyi hissettirmeyeceksin Vural Aldo Rossi." dedim duygusuzca. "Seninle asla anlaşamayacağız. Birbirimizden uzak durmamız en iyisi."

"Bu evde bende yaşadığıma göre bana da alışacaksın."

"Sanmam. Sen bana alışabilecek misin?" diye sordum. Bir kaç saniye sessiz kaldı.

"Hareketlerine bağlı." diyerek arabaya bindi. Kuzey arka kapıyı benim için açtığında bende bindim. Aksa'yla biz arkadayken ikisi öne oturdu. Vural sürecekti arabayı. Malikaneden çıktığımızda yolu izlemeye başladım.

"Bana bakın. Fazla içmek yok, fazla dans etmek yok, kimseyle konuşmak yok, yanımızdan ayrılmak yok, sarhoş olmak hiç yok. Anlaşıldı mı?" dedi Pusat sanki küçük çocuklara kuralları öğretirmiş gibi.

"Of abi ne abarttın. İlk defa gidiyoruz sanki." dedi Aksa.

"Neva'yla ilk defa gidiyoruz. Ne yapacağı belli mi olur?" dediğinde bakışlarımı ön koltuğa çevirdim. "Benimle ne derdin var senin? Bende gittim herhalde. En fazla sizi rezil ederim çok şey olmaz."

"Sus Nevacık." diyerek yine beni sinir etti. Nevacıkmış. Ruh hastası.

En yakın bara geldikten sonra arabadan indik. Kapıda iki görevli adam vardı. Vural'ı görünce direkt kenara çekildiler. İçerisi baya kalabalık ve genişti. Sağ ve sol taraflarda masalar ve sandalyeler vardı. Ortada ise geniş bir dans pisti vardı. Yüksek seste bir müzik çalıyordu. Pistin ilerisinde ise içecek yeri. Köşede bir masa seçerek o tarafa ilerledik. Bazı masalarda koltuklarda vardı. Vural ve Pusat koltuğa otururken Aksa elimden tutarak barın olduğu tarafı gösterdi.

"İçecek alalım. Siz ne istersiniz?" dedi ikisine de bakarak.
"Bizi biliyorlar zaten. Siz alın onlar bize getirir. Ağır bir şey almayın eve gidince balkondan sarkıtırım sizi." dedi Pusat işaret parmağını bize sallayarak. Göz devirerek yanlarından ayrıldık ve bara doğru ilerledik.

"Ne içersiniz?" dedi barmen bize bakarak.
"İki viski alalım." dedi Aksa. Daha sonra bana baktı. "İçer misin yoksa başka bir şey mi söyleyelim?"
"Viski iyi şimdilik." dedim.

Barmen Aksa'ya bakarak. "Aksa Rossi'ydi değil mi?" dedi. Aksa başını salladı.
"Evet."
"Bitince size tekrar servis yaparlar o zaman Aksa Hanım. Afiyet olsun." diyerek viski bardaklarını bize uzattı. Bardakları alarak tekrar masaya ilerledik.

Ben Vural ve Pusat'ın ortasına otuturken Aksa Pusat'ın diğer tarafına oturdu. Onların önünde şişe vardı. Bardakla içmiyorlardı. Sırtımı koltuğa yaslayarak bir bacağımı diğerinin üstüne attım. Viskiden bir yudum alarak bardağı dizlerimin üstünde tuttum. Bir on dakika sadece içeceklerimizi içtik. Barmen içeceklerimiz bittikçe yenisini getirip duruyordu. İkinci viskinin yarısını içmiştim. Bu bittikten sonra daha sert bir şeyler içecektim.

Aksa ayağa kalkarak, "Hadi biraz dans edelim! Hep oturacak mıyız böyle? Abi hadi." dedi Vural'a ama Vural başını iki yana salladı. Pusat ise bileğimden tutarak ayağa kalktı, ardından bende kalktım. "Hadi gidelim." Üçümüz piste çıkarak dans etmeye başladık. Çok fazla kişi olduğu için kimseye çarpmamak için yavaş hareketlerle dans ediyordum. Pusat bir Aksa'yla bir benle dans ediyordu.

Üçümüz yavaş yavaş sarhoş olmaya başlamıştık bile ama Pusat normal gibiydi. Temas sevmediğimi bildiği için sanki elimi tutarmış gibi bir elini havaya kaldırdı ve kendi etrafımda dönmemi istedi. Gülerek bende bir elimi havaya kaldırdım ve kendi etrafımda döndüm. Daha sonra Aksa'yla dans etmeye başladı. Pusat'ın kafa dengi olmasına bayılıyordum. Belki bir yirmi dakika üçümüz sürekli dans ettik. Sesimi duyamayacakları için elimle masaya gideceğimi işaret ettim. Onlar dans ederken ben pistten indim ve masaya ilerledim.

Çok sıcaktı. Ellerimle kendime hava yapmaya çalışıyordum. Vural'ın yanına oturdum. İki şişe içmiş, sonrasında durmuştu. Bardaktaki yarım viskiyi kafama dikerek tek dikişte bitirdim. Yüzümü buruşturdum. Boğazımı yakmıştı. "Sen neden eğlenmiyorsun?" dedim Vural'a.

"Sevmem." Bakışları dans eden insanlarda gezindi. Aksa dans ederken bana baktı ve sanki ben karşısındaymışım gibi benimle dans ediyordu uzaktan. Gülerek ellerimi çırptım ve sırtımı koltuğa yasladım. Bir sağa bir sola doğru hareket ediyordum oturduğum yerde. O sırada Vural'ın bakışlarını üzerimde hissettim. Ona bakmadan ben yine eğlenmeye devam ediyordum ki ceketini çıkardığını gördüm göz ucuyla. Daha sonra ceketini bacaklarıma örterek ellerini hızla çekti ve şişedeki son yudumu da içti.

Tepki vermedim. Barmen boş bardakları almak için yanımıza gelince, "Ben daha ağır bir şeyler alayım." dedim sadece. Ne olduğu umurumda değildi. Ağır olsun yeterdi. Başını sallayarak yanımızdan ayrıldı.

"Kafan zaten güzel bir de daha ağır bir şey mi istiyorsun?" dedi şaşkın sesi.
"Evet. Ne olacak?" dedim sakince. Cevap vermedi.

Genç barmen yanıma gelerek gülümsedi ve tepsideki bardağı alarak masaya bıraktı. "Seveceğine eminim," diyerek göz kırptı. Gülümseyerek bardaktaki içecekten bir yudum aldım. Ne olduğunu bilmiyordum ama çok güzeldi. "Şahane. Teşekkürler." diyerek bir yudum daha aldım.

"Beraber içebiliriz istersen?" diyerek diretti. Cevap vereceğim sırada Vural benden önce, "Yanında zaten birisi var, ikincisine gerek yok. Kaybol." Sesi sert ve net çıkmıştı. Barmen cevap vermeden hızla yanımızdan ayrıldı. Kaşlarımı çatarak Vural'a döndüm.
"Bende cevap verecektim zaten. Niye benden önce davranıyorsun?"
"Sarhoşsun Neva! Ayık olsaydın adamı çoktan kalkıp bir güzel benzetmiştin zaten."

Gülerek, "Doğru." dedim. Cidden de sarhoş olmuştum. Pusat ve Aksa yanımıza gelerek oturdular. Yorulmuşlardı. "Of çok güzeldi. Keşke hep böyle olsan abi." dedi Aksa. Pusat güldü. "Aynen hep böyle olayım sende söz dinleme." dedi.

Midem bulandığı için ayağa kalktım. "Tuvalete gidip geleceğim sonra kalkarız olur mu?" Sessizce beni onayladılar. Bacaklarıma örtülen ceketi koltuğa bıraktım ve sol tarafa doğru yürümeye başladım. Tuvaletler en köşedeydi. Kadınlar tuvaletine girerek suyu açtım ve ellerimle boynumu ıslattım. Suyu kapatarak yanındaki peçeteden kopardım ve ellerimi kuruladım. İşim bitince kapıyı açtım ama karşımda az önceki barmeni görmeyi beklemiyordum.

"Çattık ya. Ne istiyorsun?" dedim yorgun bakışlarımla.

"Az önce masada cevap verememiştin. O adam seni zorla mı tutuyor yanında?" Gözlerimi devirerek cevap vereceğim sırada elini saçlarıma doğru yaklaştırdı. Saçıma dokunmasına izin vermeden hızla bileğini kavradım ve ters çevirdim. Mırıldanarak bir küfür etti. Elini bırakmadan daha sert sıktım. "Bir kez daha uyarmayacağım. Annen baban sana kimseye izinsiz temasta bulunmaman gerektiğini öğretmedi sanırım. Sana öğreterek kendimi yoramam. Uzak dur." Elimi çekerek bileğini bıraktığımda acıyla bileğini tuttu.

Bir adım atarak hamle yapacağı sırada bir silah sesi işittim. Önümdeki barmen bacağından vuruldu ve gözlerimin önünde yere serildi. Olduğum yerde ister istemez sıçradım. Bir anda barda çığlık sesleri duydum. Herkes bu tarafa bakıyordu. Adam yere düşünce karşıya baktım. Gözlerimdeki şaşkınlığı gizleyemedim. Vural veya Pusat'ın vurmasını beklerken Aksa silahını bu tarafa doğrultmuştu. Yanında Vural ve Pusat duruyordu. Aksa yavaşça silahını indirdi ve Vural'a döndü.

"Diğer bacağından da vurayım mı?" dedi memnun değilmiş gibi. Vural ellerini arkada birleştirirken, "Başka zaman artık güzelim." diyerek yanıma yaklaştı.

"İyi misin?" dedi çenesiyle yüzümü işaret ederek. Başımı sallayarak yerde yatan adamın yanından geçerek Aksa'ya baktım. "Senden hiç beklemiyordum açıkçası."

"Aslında Vural abim vuracaktı ama ben çok ısrar edince bana verdi silahı. Kafasından vurmak daha iyi olurdu ama o kadar ileri gidemiyorum maalesef."

Bende güldüm. "İnsanlar bakıyor ne olacak şimdi?" dedim etrafa bakarken. Pusat omuz silkti. "Bir şey olmayacak. Korumalar adamı alıp götürecekler. İstese de kimseye bir şey diyemez zaten."
"Hadi gidiyoruz." dedi Vural. Hep beraber bardan çıktık ve arabaya bindik.

"Senin silahın var mı?" dedi Aksa. Başımı sallayarak onayladım. "Var. Ruhsatlı. Sinan'la çalıştığım zamanlar lazım oluyordu." Sesimdeki kırgınlığı hissedince sırtımı sıvazladı. Yol boyunca dışarıyı izledim. Aksa çoktan uyumuştu. Eve geldiğimizde arabadan inmeden önce Aksa'yı uyandıracaktım ki Vural'ın, "Pusat onu kucağına alır. Uyusun." dediğini duyunca uyandırmadan arabadan indim. Pusat Aksa'yı bir çırpıda kucağına aldı. Elbisesi kalçasına kadar açıkta kalınca Vural'a dönerek, "Ceketini versene." dedim.

Ceketini çıkararak bana verdi. Aksanın karnından itibaren bacaklarını ceketle örttüm. Bunu yaparken burnuma ceketine sinmiş olan parfüm kokusu geldi. Bergamot ve limonla karışık bir kokuydu. Keskin ama çokta ferahlatıcıydı. Pusat önümüzden ilerlerken biz Vural ile yan yana yürüyorduk. Vural rahatsız bir şekilde gözlerini ovuşturunca ona dönerek,

"Uykun geldi sanırım." dedim.

"Geceleri uyumam." dedi.

"Niye, yarasa mısın sen?" dedim alay ederek.

"Çok komik."

"Niye uyumuyorsun?"

"Uyuyamıyorum. En fazla bir saat falan."

"Babanın soyadı Yalçın ama sizin soyadınız Rossi. Neden?" Sarhoşluğun etkisiyle onu soru yağmuruna tutuyordum.

"Annemiz öyle istedi. O istemese bile biz isterdik. Rossi olmak başka derdi hep."

"Aldo ismini annen mi koydu?" Başını salladı. "Yani yarı italyansın. Konuşmayı biliyor musun?"

"Sì." (Evet.)

"Bana da öğretsene! Mesela bir erkeğe onu sevdiğimi söyleyeceğim. Ne demem gerekiyor?"

"Ti odio." (Senden nefret ediyorum.)

"Ti odio, beni kandırmıyorsun değil mi?"

"Asla." dedi. Malikaneye girdiğimizde ikimizde sustuk. Aksa'nın odasına gidip kıyafetlerini çıkarması için yardım edecektim. Pusat onu yavaşça yatağına bırakınca, "Tamam gerisini biz hallederiz." dedim.

"Tamamdır. İyi geceler Nevacık."
"İyi geceler ruh hastası." Odadan çıktığında Aksa'nın ayakkabılarını çıkardım. Üstündeki ceketi alarak yanına koyacaktım ki, parfüm kokusu tekrar burnuma geldi. Başımı iki yana sallayarak ceketi kenara bıraktım.

"Aksa, hadi üstünü değiştir sonra yine uyursun," dediğimde uyanmadı. Sadece makyajını çıkaracaktım o halde. Makyaj masasındaki makyaj suyunu pamuğa döktüm. Daha sonra yavaşça Aksa'nın makyajını temizledim. Üstünü de örttükten sonra sessizce odadan çıktım.

Kendi odama ilerleyerek kapıyı açtım ve içeri girdim. O sırada arkamdan birisi hızla kollarımı tutarak bedenimi bedenine yasladı ve bir eliyle ağzımı kapattı. Gözlerim büyüyerek karşılık vermek istedim ama yapamadım. Çok sıkı tutuyordu. Kapıyı kapatarak kulağıma fısıldadı. "Sessiz ol." Bir erkek sesiydi. Yüzünde siyah bir maske olduğu için kim olduğunu bilmiyordum.

"Yarın gece saat on iki de ahırda ol, kimseye haber verme. Buradan gitmek istiyorsan yarın tek gelirsin." Hipnoz olmuş bir şekilde dediklerini dinlerken bir anda elini ağzımdan çekerek bağırmama müsaade bile etmeden bir bezi ağzıma kapattı. Büyük ihtimalle eterdi ki gözlerim yavaş yavaş kaymaya başladı.

Bedenim ayakta duramayacak duruma gelince bezi çekti ve beni bir çırpıda kucağına alarak yatağa yatırdı. Daha sonra bezi yine ağzıma yaklaştırdı ve bu sefer daha fazla bastırdı. Görüşüm tamamen gitmişti.

🍃

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

71okunma 11beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Okumak istediğin dünyayı bul.

Kitap Kategorileri 36

Kitap Temaları 154

abiabilerabilerimabimin arkadaşıabiminarkadasiacıAileAile SırlarıajanAkademi / OkulaksiyonAnlaşmalı Evlilikanneanonimarkadaş grubuArkadaşlıkArkadaştan Aşkaaskeraskerîaskeri kurguaskerikurguaşiretAşkAşk/ Romantikaşk üçgeniAvukatayrılıkb×bbabaBerdelBilim KurgubilimkurguBiyografiblBüyübüyücücadıCinayetçocukluk arkadaşıÇocukluk AşkıDark RomancedarkromanceDistopyadoğaüstüdoktorDostluk#DramDuygusaldüşmanDüşmandan Aşkaeğlenceejderhaenemies to loversFantastik#felsefefutbolGeçmişgenckurguGenç edebiyatgenç kurgugençlikgerçek ailegerçek ailemgerçekailemgerilimgizemGizli KimlikgüchayatHayran KurguhukukHuysuz x NeşeliHüzünihanetİkinci Şansİlk görüşte aşkimkansızintikamİsFadİş Yeri AşkıKaderKaosKaradenizKardeşlikkatilKehanetkomediKomşudan AşkakorkuKraliyetkrallıkkurgukurtadamKüçük KasabaLanetliselise aşkılise kurgusumaceraMafyamahalleMahalle KurgusuMardinmektupmitolojimizahmutluluknefretNefretten AşkaOkulölümörgüt#özlemPatron x ÇalışanplatonikpolisPolisiyePolitik EntrikaPsikolojiPsikolojikPsikolojik GerilimromantikRomantik komediromantizmSahte SevgililikSaraysavaşSeçilmiş KişiSenKul:Maviduslersokagimsevda#sevgisırSırlarslowburnSporsuç#Şiir#takıntıteodenTers KöşetextingtravmaTutkuüniversiteVampirwattpadyalnızlıkYarı TextingYasak AşkyetimhaneZıt KutuplarzorbalıkZorunlu Yakınlık+18