7. Bölüm

Vaveyla Yazarı: Almangay Paşkan

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 7Şu an: 7. Bölüm

Dört ay... Dört ay zor geçmişti. Yine de o gün gelmişti. Noyan'ı karşılamak için evden erken çıkmıştım. Çok heyecanlı hissediyordum. Gerçekten o gün geldiğine hâlâ inanamıyordum. En mutlu günümdü bugün!
Otogara geldiğim zaman Noyan'ı gördüm. Ah, Noyan... Beş ay seni görmeden nasıl durdum... Noyan'ı görünce yanaklarım kızardı. Adımlarımı normal atmaya çalışsam da utanmaktan düzgün olmuyordu. Noyan'ın yanına gelince de durdum.
"Merhaba Noyan..."
Noyan bana sıkıca sarıldı. "Anıl! Seni çok özledim! Söz veriyorum ki bu beş ayı aklına bile getirmeyeceksin. Birkaç hafta boşum. Yani.... Bu da demek oluyor ki birlikte çok vakit geçirebileceğiz!
Noyan'ın bana sıkıca sarılmasına tepkim şaşkınlık oldu. Aniden sarılınca tırsttım açıkcası. Ancak karşılık verdim. Birkaç hafta kelimesini duyunca gözlerim öyle parladı ki!
"Birkaç hafta beraber bir şeyler yapacağız yani! Aklımda harika planlarım var! Yarından başlıyoruz, haberin olsun."
"Anıl... Sakinleş. Tamam istediğin her şeyi yapacağız. Ancak biliyorsun ki ben yol yorgunuyum. Bunları dinlenince konuşsak?"
"Doğru doğru haklısın! Benim kabahatim... Özür dilerim Noyan." Noyan'ın elinden sıkıca tutarım. "Bu gece... İstersen tabi... Bizim evde kalmak ister misin? Hem diğerleri ile tanışmış olursun. Tabi onlar seni biliyorlar, gibi gibi. Sende onlardan birisini biliyorsun. O da Nihat'tı. Benim yaramaz Nihat'ım."
Noyan dudaklarını şakağıma bastırdı "O güzel kafanı yorma artık. Evet, çok isterim. O yalnız evde kalmaktansa senin arkadaşların ile vakit geçiririm daha iyi. Hem... Sende varsın. Senin olduğun her yer bana cennet."
Öyle bir utanırım ki kapşonu kafama geçiririm. Yüzümü saklarım. "Noyan düş önüme!"
Noyan gülmemek için kendini zor tutar. "Tamam... Yürüyorum işte."
Birlikte eve gitmeye başlarız. Yol boyunca ara sıra sessiz ara sıra da çok konuşuyorduk. Noyan'ın sesini duymayalı çok özlemiştim. Sevgili okurlarım, şimdi bana soracaksınızdır. Bu zamana kadar sesli hiç mi konuşmadınız? Tabi ki de konuşmadık. Ben sesli konuşmayı sevmiyordum. Ben konuşan değil yazan taraftayım. Hem bi de Noyan'ın işlerinden kaynaklı da konuşacak vaktimiz olmazdı. Bakışlarımı yerden çevirip kapıya baktım. Sizleri düşünürken eve gelmiş olduğumu gördüm.
"Hazır mısın?"
"Anıl... Neden öyle söyledin şimdi?"
"Bence cevabı birazdan öğrenirsin. Umarım öğrenmezsin de."
Kapının kolunu aşağıya çekerim ve iterim. Noyan'ın ilk geçmesini bekler, içeriye öyle girerim. Kapıyı kapatırken Noyan'da bavulunu yere koyar. Mutfaktan öyle sesler gelir ki bir an sorgularım.
"Oğlum mutfakta ne yaşıyorlar?"
"Anıl ben gitsem mi acaba?
"Geldin bir kere göndermem seni. Hem hâni ben varken her yer cennetti."
"Öyle zaten! Ama bu kadar sesli olduğunu düşünmüyordum."
"Normalde bu kadar ses olmazdı ama kesin uğraşacak bir şey buldular."
Mutfağa doğru adımlarımı tempolu şekilde atmaya başlarım. Noyan ise çekinerek arkamdan gelir. Kapıya geldiğim gibi kollarımı göğsümde bağlarım.
"Oğlum ne yaşıyorsunuz?"
Masada tüm salçalı yemekler vardı. Berat'ı da sandalyeye oturtturmuşlardı. Berat hasta olduğu için ayakta duracak hâli bile yoktu. Melih ise Berat'ın arkasında kollarını bağlamıştı. Saçlarına sürekli öpücükler konduruyordu. Yine de Berat'la uğraşmakta geri kalmıyordu. Nihat ise bebeğe yedirmeye çalışır gibi Berat'a yemeklerden yedirmeye çalışıyordu. Göktuğ ise sadece onları izlemekle yetiniyordu. Hepsi de bakışlarını benim sesimin geldiği yere çevirdiler.
"Anıl n'olur beni kurtar. Bana zorla salçalı şeyler yediriyorlar! En nefret ettiğim şeyi yapmak zorundalar mı?!"
Nihat Berat'ın sözüne atılarak. "Sırf enerjik ol diye uğraşıyoruz işte. Hadi aç ağzını. Bak uçak geliyor."
"Uçak falan gelmesin. Yavrum senden de beklemezdim! Sen niye onlara uyuyorsun?!" Berat başını arkaya doğru eğerek Melih'e baktı.
"Sevgilim sadece şakasına yapıyorlar işte... Tamam Nihat yeter. Sonra yedirirsin." Melih dudaklarını Berat'ın alnına bastırdı.
"O kadar yemek boşuna mı gidecek şimdi? Çok uğraşmıştım oysa ki..." Göktuğ bunu iç çekerek söylemişti.
"Merak etme asistanım. Bu yemekleri yiyecek bir misafir getirdim."
Hepsi de bir ağızdan "Misafir mi?"
Bu konuşmalardan beri Noyan duvarın arkasına saklanmıştı. Noyan başını kapının kenarından çıkardı.
"Merhaba hepinize..."
"N-noyan!" Nihat bunları gözleri parıldayarak söylemişti.
"Beş aydır dilinden düşmediği, hep benden bahsettiğin kişi o muydu Anıl?" Melih tek kaşını kaldırarak sordu.
"Evet, Melih. Karşınızda Noyan. En yaramaz ve küçüğümüz olan kişi Nihat. Zaten onunla tanışmıştın. O ise benim sevgili biricik asistanım, Göktuğ. O ise Melih. Kendisi ikizim olur. Zaten belli oluyordur. Her neyse en son olarak da Melih'in sevgilisi benim de süslü horoz eniştem Berat."
"Hepiniz ile tanıştığım için çok mutluyum... Ancak yol yorgunu olduğum için sizinle bu gece pek vakit geçiremeyeceğim."
Berat sağ bacağını sol bacağının üstüne atar. "Aynı yatakta mı uyuyacaksınız?"
"Beyefendiye bak. Aşk lafını duyunca canlanıyor!"
"Anıl, Anıl, Anıl... Aşk benden sorulur. Sen daha öğrenemedin mi?"
"Şimdi öğrenmiş oldum. Sağ olasın" Gözlerimi deviririm. Noyan'ın elinden tutarım. "Gel Noyan odama gidelim."
Melih Berat'ı bırakıp bize doğru yaklaşır. "Size eşlik ederim mi?"
"Edebilirsin tabi." Noyan gülümser.
Melih... Zaten sırasıydı eşlik etmenin. Neyse ne diyebilirdim ki?
Üçümüzden mutfaktan çıkarız. Benim odama giderken Melih Noyan'a bakar. "Anıl ile aynı yatakta yatacaksınız eğer sana bir şey söylemem gerekiyor Noyan. O yattığı gibi arkasına döner. Yani yanındakine sarılmaz. Ya stres olduğunda veya uyuyamadığında sarılır. Belki bazen de keyfi gelirse. Ben onunla yıllarca aynı yatakta yaptığım için bunları biliyorum."
Melih'in sözlerine utanırım. "Melih... Bunu söylemek için mi yanımızdasın?!"
"Naparım aynı yatakta yatacaksınız sonuçta. Noyan'ın bunları bilmesi gerek. Sonra küstüğünü falan düşünebilir."
"Hadi git Melih. Biricik sevgilin seni bekler."
"Off tamam gidiyorum!" Melih bir anda sinirlenerek mutfağa doğru gider.
"Onunda hemen sinirlenmesine ayar oluyorum. Onunla birlikte bende sinir oluyorum."
Odanın kapısını kapatırım. Sonra arkamı dönecekken Noyan arkamda biter. Sırtımı kapıya yaslarım. Noyan parmak uçları ile yanaklarımı okşamaya başlar.
"Sakinleş artık... Melih sadece senin hakkında bilgi verdi. Yani bende yeni bir şey öğrenmiş oldum. Diğer arkadaşların birbirleriyle çok iyi geçiniyorlar."
"Haklısın Noyan... Melih'e biraz sert davrandım. Ona özür dilemem gerekiyor... Ve bunda da haklısın. Gerçekten hepsi birbirleri ile yakın."
"Merak ediyorum da... Nasıl bu kadar yakınlar?"
"Berat hariç hepsinin ortak noktası benim. Nihat'la arkadaşlığım baya uzun. En uzun arkadaşlığım süren kişi olabilir kendisi. Sonra Göktuğ ile tanıştım. Onunla yakınlaştım. Sonra benim aklıma aynı evde kalma fikri geldi. Hem o zamanlar durumlarımız pekte iyi değildi. Dördümüzde aynı evde kalmaya başladık. Sonra aylar geçti. Melih eve Berat'ı getirdi. Berat'ta aslında senin gibi çekingendi ilk başlarda. Sadece Melih ile konuşuyordu. Sonra diğerleri ile konuşmaya başladı. En sonda durumumuz böyle... Ama bir şeye çok üzülüyorum."
"Arkadaşlarınla aynı evde kalacak kadar güveniyorsun ve onlara çok bağlısın. Bu arada neye üzülüyorsun canım..."
Göz yaşlarımı tutamam artık. "Onları çok seviyorum. Gerçekten. Ben elimden geldikçe onları mutlu etmeye çalışıyorum. Üzüldüğüm şeye gelirsek... Ben onları kaybetmekten korkuyorum. Mesela... İlk zamanları Nihat ve Göktuğ birbirleri ile çok yakınlaşmışlardı. Onları ben tanıştırmış olsam da. Benimle arkadaşlıkları bitecek diye üzülmüştüm. Ama şu an yine birlikteyiz... Korkutmuyor eskisi gibi. Bana değer veriyorlar... Ama birlikte olduğumuz zamanları hep sessiz oluyorum. Bireysel olunca onlarla konuşabiliyorum. Çok garip bir kişiliğim var. Çokta ağlıyorum... Nefret ediyorum kendimden!"
Ağlamaktan vücudum tir tir titriyordu. Noyan ise ellerini belime koydu ve beni kendisine doğru çekti. Dudaklarını dudaklarıma bastırdı. Bir an nefes almayı unuttum. Göz kapaklarımı yavaşça kapattım. Noyan'da benimle beraber göz kapaklarını kapattı. İkimizde nefessiz kalana kadar bu ânın sürmesine izin verdik. Nefessiz kalınca da geri çekildik. Ancak o kadar geri değil... Dudaklarımız birbirine sürtüyordu.
Noyan sanki bu anın bozulmasından korkarcasına fısıldar. "Anıl... Ağladığın zaman çok tatlı oluyorsun. Eğer ağlıyorsan masumsun demektir. Kendinden nefret etmene gerek yok ki. Her insan bu duyguları yaşayabilir."
Burnumu Noyan'ın burnuna dokundurdum. "Noyan... Teşekkür ederim. Neyse sende yorgunsun zaten. Yatalım mı?" Göz yaşlarımı elimin tersi ile silerim.
"Evet harika olur... Şey bi de... Ben o salçalı yemekleri yiyemem. Benim damak tadıma uymuyor da."
"Bunu bilmiyordum... Bende yemek yapmayı bilmiyorum. Neyse Göktuğ'a söylerim o yapar. O çok güzel yemek yapıyor."
Noyan gülümser. "Eminim öyledir. Ama şimdi acelesi yok. Sadece uyumak istiyorum."
Noyan'ın elinden tutarım ve yatağa doğru gideriz. "Çok haklısın. Üstündeki kıyafetleri değiştirecek misin?"
"Değiştirsem harika olur da çok yorgunum. Hem bi de bavulun antrede kaldı. Oraya kadar gitmeye üşendim."
Dolabıma doğru giderim. Dolabın kulplarını tutar kendime doğru çekerim. İçinden pembe bir t-shirt ile pembe bir şort çıkartırım.
"Antreye gitmene gerek yok. Benim kıyafetleimi giyebilirsin."
"Anıl... Sen pembeden nefret ediyorsun hâni?"
"Evet nefer ediyorum hâlâ ama bunları seni düşünerek almışım. Ne zaman aldığımı bile bilmiyorum. Hiçte giymedim. Rahat olabilijrsin yani." Elimdeki kıyafetler ile Noyan'a yaklaşırım.
"Giyilmiş olsa da benim için sorun değil. Üstümü nerede değiştirebilirim?" Noyan dudaklarını alnıma bastırdı.
Öpülmekten çok hoşlandığım için daha çok yumuşuyordum. Bu yüzden sesim daha ince çıktı. "Şey... Odadan çıkınca koridorun sonunda..."
"Tamam ben hemen değiştirip geliyorum. Sende o zamana kadar yatabilirsin."
***
Aradan yaklaşık 10 dakika geçer. Noyan üstünü değişmiş şekilde odaya girer. Kapının sesini duyunca arkamı dönerek cenin pozisyonundan sırtüstü pozisyonuna yatarım. Bakışlarımı Noyan'ın üstünde gezdiririm.
"Pembe seni açmış."
"Anıl ya... Pembe gerçekten beni baya açtı." Noyan yatağa yaklaşarak yanıma yatar. "Sende hep siyah giyiyorsun ama ben bir şey demiyorum."
"Naparım siyah giyinmeye alışmışım. Ama pembe sana çok yakışmış. Çok tatlı olmuşsun."
"O senin tatlılığın."
Gülümserim ve arkamı dönerim. "İyi geceler Noyan..."
Noyan arkamı döndüğümü görünce birkaç kez gözlerini kırpıştırır. Sonra da bana biraz yaklaşıp sarılır. "İyi geceler Anıl..."
***
Ay ışığı camdan sızarak eşyaları ortaya çıkarır. Saatler geçse de Noyan'ı uyku tutmaz. Komodinin üstündeki telefondan sürekli saate bakmaktan da yorulur. Uyuyamayacağını anlayınca yataktan beni uyandırmamaya çalışarak kalkar. Ben kalktığını hissedince gözlerimi hafifçe aralarım. Arkamı dönerim ve uykulu bir şekilde Noyan'a bakarım.
"Noyan bir şey mi oldu?"
"Hayır, hayır olmadı... Sen uyumaya devam et." Noyan bana doğru eğilerek saçlarımın arasına bir buse kondurur.
Mırıldanırım. "Uyu tamam mı... Yorgun düşmeni istemem."
Ben derin uykuya dalarım. Noyan ise sadece iç çeker. Sonra adımlarını cama doğru çevirir. Noyan bakışlarını gecenin zifiri karanlığına çevirir.
Kendi kendine fısıldar. "Yorgunluktan uyuyamıyorum ki... Ama sabah da nasıl kalacağım? Anıl'a o kadar söz verdim. Kesin bir şeyler yapmak isteyecektir."
Noyan'ın bakışları masadaki sigara paketine kayar. Gözlerini devirerek masaya yaklaşır ve paketi eline alır.
"Off Anıl! Hâlâ o zehri içmeye mi devam ediyorsun? Neyse artık yanındayım. Sana bu zehri bıraktırmanın bir yolunu bulurum."
Noyan sigara paketini masaya koyarken açık olan bir defter gözüne ilişti. Oda karanlık olduğu için masadaki gece lambasını yaktı. Defteri artık daha net görebilirdi.
"Anıl'ın yazı defteri sanırım. Okusam bence bir şey olmaz. Hem belki buradaki cümleler bende yazılarıma bir şeyler eklerim."
Noyan defterin kapağından tuttu ve defteri açtı. İlk sayfalar bomboştu. Noyan çevire çevire bir dolu sayfa gördü. Sayfa da şiir vardı.

Nisan'ın yağmurunda
Tutuldum aşkına.
Ey, ela gözlüm,
Napacağım içimdeki yangınla?

Bakarım gözlerine,
Çalışırım içimdeki yangını söndürmeye.
Nasıl bir yangınsa artık;
Sönmüyor içimdekilerini bile bile.

(Not: Belki devam ettiririm...)

Noyan şiiri okuduğu zaman şaşkınlıktan ne diyeceğini bilemedi. Böyle bir şiir beklemiyordu.
"Bu şiiri benim için yazmış... Ela ve Nisan kelimeleri bana hitap ediyor. Bi de en sona not bile yazmış..."
Noyan şiiri birkaç kere de içinden okur. Sonra da sayfayı çevirir. Uzun bir metin vardır. Okumamak arasında kalır. Merakına yenik düşer ve okur.

Papatya ve Dikenli Gül
Papatya ve Gül arkadaşlarmış. Arkadaşlıkları normal arkadaşlık ilişkisi gibi değilmiş. Çünkü aralarındaki mesafe çok uzakmış. Bu yüzden de çok konuşamazlarmış. Sadece günlük ne yaşadıklarını anlatırlarmış. Oysa ki Gül'ün aklında o kadar konu varmış ki aklı hiç susmaz olmuş. Ancak o konuları Papatya'ya söylemekten çekiniyormuş. Papatya'ya söylemekten çekinirmiş. Papatya ne yaşadıklarını anlatırken kendisi başka konuya geçmek istemezmiş. Konu bitince de Gül tam anlatacakken ayrılma vakitleri gelirmiş.
Her gün, her vakit, her zaman diliminde bu yaşanır olmuş. Yine de Gül bunu sorun olarak görmezmiş. Zaman geçtikçe Gül, Papatya'dan hoşlanmış hoşlanmış hoşlanmış. En sonunda da aşık olmuş.
Bir gün Gül düşünmüş ki "Papatya beni böyle kabul etmez. Dikenlerim onun yapraklarını acıtabilir."
Gül bu kusurundan kurtulmak için dikenlerin tek tek koparmış. Dikenlerini ne kadar sevse de bunu yapmak zorundaymış. Canı ne kadar yansa da her canı yandığında Papatya'yı düşünmüş. Papatya'nın o tatlılığı sayesiyle acısını düşünmüyormuş bile. Gül tüm dikenlerinden kurtulduğunda kendini garip hissetmiş. Ancak içindeki o hisi karanlığın en dibine gömmüş. Gül, Papatya için değişmeye dünden razıymış.
Gül kendini hazır hissedince Papatya'nın olduğu yere bakmış ve seslenmiş. "Papatya buraya bakabilir misin?"
Papatya Gül'e dönüp bakmış. "Efendim Gül?"
"Bende bir değişiklik var mı?"
"Bilemedim ki. Var mı?"
Gül uzaktan Papatya'nın kendi hâlini göremeyeceğini anladığı zaman konuyu başka yöne çevirmek istemiş.
"Değişiklik dışımda değil içimde... Ben sana aşık oldum"
"Bana mı...? Ama benim aşık olunacak neyim var ki?"
"Çok tatlısın! Senin için her şeyi göze alabilirim!"
"Gül... Ben ne diyeceğimi bilemiyorum... Bu konuyu yarın mı konuşsak?"
"Anlıyorum... Yarın konuşalım. Sorun olmaz benim için..."
"Kendine dikkat et Gül... Duyduğuma göre buraya insanlar gelecekmiş."
"Dikkat etmeye çalışırım! Sende dikkat et!"
Gül bakışlarını yere çevirmiş. Gül aşık olduğunu söylemeyi düşünmüyormuş. Ağzından yanlışlıkla kaçırmış. Çünkü içine kötü his doğmuş. Ama Papatya ona ters cevap vermediği için mutluymiş. O kötü hisin yerine içine bir umut yerleşmiş. Yarın onun için en güzel gün olacağına inanmış. Bu tatlı umut ile uykuya dalmış.
Ertesi gün olmuş ve Gül gözlerini açmış. Yapraklarından bir iki tanesi kopmuş. Bunu sorun etmemiş çünkü Papatya onu her hâliyle kabul edeceğini biliyormuş. Sonra Gül, Papatya'nın olduğu yere bakmış. Ancak Papatya'yı görememiş. Birkaç kere seslense de nafileymiş. İçinde ne umut kalmış ne de mutluluk. Onun yerine korku ve endişe kaplamış. Sonra yakından gelen insan seslerini duymuş. O zaman anlamış ki... Papatya koparılmış. Gül'ün dünyası başına yıkılmış. Papatya'sız bir hayat nasıl olacağını düşünmüş.
Günlerce Papatya'yı düşünmüş. Git gide kurumaya başlamış. Oysa insanlar Gül'ü suluyorlarmış. Su bile artık Gül'e ilaç gibi gelmemeye başlamış. En sonunda da Gül'ün tüm yaprakları dökülmüş. Gül sevdiğine kavuşamadan bu dünyadan uçup gitmiş...

Noyan bu satırları okurken duygulanmıştı. Okurken fark etti ki sayfaların üstünde kurumuş göz yaşı lekeleri vardı. Noyan'ın gözünde akan yaş sayfanın üstüne düştü.
"Burada... Papatya ben miyim?" Noyan bakışlarını yatakta uyuyan bene çevirir. Sesi çok kısık çıkar. "Gül'de sensin. Gül neden dikenlerini kopardı ki? Dur yoksa... Anıl benim için değişti mi..?"
Noyan dirseklerini masaya koyar ve ellerini saçlarının arasına geçirir. "Görünüş olarak değişmedi... İçinde değişti. O normalde kızlardan hoşlanıyordu. Ta ki benimle tanışana kadar..."
Noyan diğer sayfaya geçti. O sayfa da ne şiir vardı ne de metin. Orada benim düşüncelerim yazıyordu. Noyan burayı okumak istemedi. Ama merak da ediyordu. Bunun içinde de kendisiyle ilgili bir şey olduğuna emindi. Bana kısa bir bakış attıktan sonra sayfadaki yazıları okumaya başladı.

Yine ne yazacağımı bilemediğim bir gün daha. Aslında yazacak bir şeyim vardı. Kendimin kurt Noyan'ın ise kedi olduğu bir evrenle ilgili yazmak istiyordum. Ancak olayları nasıl devam edeceğimi bilemedim. Belki başka zaman... Noyan demişken içimdeki bir düşünceyi buraya yazmak istiyorum. Sonuçta burayı asla okumayacak.
Noyan'a aşkım, bebeğim, tatlım vb. kelimeler kullanmak o kadar istiyorum ki. Sonuçta o sevgilim gibi... Ancak daha sevgili değiliz. Ona daha sevgili olma teklifi bulmam lazım. Buraya içimi döktükten sonra o teklifi mi yazsam? Bence harika fikir. Off konuyu hemen dağıttım...
Noyan'a karşı öyle aşklı kelimeler kullanmak istiyorum ki... Ama rahatsız olur diye korkuyorum... Bu yüzden sürekli ismiyle hitap ediyorum ya da hiçbir kelime kullanmıyorum. Belki bir gün ona karşı öyle hitap ederim. Kim bilir?
-Sevgili olma teklifleri-
Baktım kalbimin anahtarı sendeymiş. O anahtar ile kalbimi açabilir misin? Sadece sevgilin olmama evet diyeceksin...
Sana gercekten sevgilim demek istiyorum... Sevgilim olur musun? (Not: Çok sade sanki)
Neden aklıma başka teklifler gelmiyor ki... İlham kalmadı. Artık başka zaman yazarım.

Noyan defterin kapağını hızlıca kapattı. Hâlâ gözlerine inanamıyordu. Defterdeki yazılar hep kendisi ile ilgiliydi. Kendisinin benim gözümde ne kadar değerli olduğunu şimdi daha iyi anlıyordu.
"Bana çok bağlanmış... Ben ona zihinsel olarak ne kadar da zarar vermişim... Bunu düzeltmem gerekiyor."
Noyan yavaşça ve ses çıkarmadan sandalyeden kalkar ve yatağa doğru yaklaşır. Yavaşça çarşafı açar ve içine girer. Ben derin uyku da olsam da arkamı dönüp Noyan'a sarılırım. Noyan'da kolunu bana atar ve bana sıkıca sarılır. Dudaklarını saçlarımın arasına uzunca bastırır. Dudaklarını saçlarımdan çekmeden uykuya dalar.
***
Gün ışınları odanın içini aydınlatıyordu. Dışarıdan gelen kuş sesleri bile duyuluyordu. Gözlerimi hafifçe araladım ve bir an sorguladım. Noyan bana sokulmuş şekilde uyuyordu. O güzel yüzü var ya... Rahatlamama bile yetiyordu. Parmaklarımı hafifçe kaldırdım. Parmak uçlarımla dudaklarını okşadım. Hâlâ uyanmıyordu... Dudaklarımı alnına bastırdım ve sesim bir melodi kadar kısıktı.
"Uyan artık... Sabah oldu pembiş"
Noyan gözlerini yavaşça açar ve gözlerimiz birbirine kenetlenir. Ben nefes alırım. Omuzlarım nefes aldıkça hafifçe kalkar ve iner. Yüzüme gülümseme eklerim. Noyan gülümsemi görünce içi çok rahatlar. Aklına gece okuduğu yazılarım gelir. Bu yüzden elini uzatıp elimden tutar. Noyan sanki bu ânın bozulmasından korkarcasına fısıldar.
"Tüm gün yatakta böyle kalabilirim... Yeter ki sen böyle gülümse."
Parmak uçlarımla Noyan'ın göz altlarını okşarım. "Sen yanımda olduğun zaman ben hep böyle gülümserim... Noyan. Sadece benim tek derdim senin mutlu olman. Sen mutlu olunca bende otomatik olarak mutlu oluyorum. Rahat uyuyabildin mi?"
Noyan beni kendine doğru çeker. "Neden kendinden önce beni düşünüyorsun ki?" Gözleri bir anlığına masadaki deftere kayar. Sonra da bakışlarını hemen bana çevirir. "Güzel uyudum... Yanımda sen olunca uykum bile güzelleşiyor."
"Güzel uyumana sevindim. Gece uyanık görünce seni yanımda rahat edemedin sandım. Sorunu da cevaplarım. Seni düşünüyorum çünkü-"
Noyan sözlerimi tamamlamadan dudaklarıma kapandı. Bir an şaşkınlıkla ne yapacağımı şaşırdım. Ancak o şaşkınlık gittiği gibi elimi Noyan'ın ensesine koydum ve üstüne çıktım. Bu öpücük diğer öpücüklere göre daha hırçındı. Ama bu hırçınlık ikimizi çıldırtıyordu. Öpücüğümüz git gide derinleşiyordu. Nefessiz kalınca ikimizde geri çekildik. İkimizinde göğüşlerimiz hızlıca kalkıp iniyordu. Sanki kalplerimiz yerinde çıkacaktı. Fakat bu bizi durdurur mu? Hayır... Nefeslerimiz biraz düzene girdiği gibi bu sefer ben Noyan'ı öptüm. Noyan, kollarını belime sıkıca doladı ve kendine sertçe çekti. Biz devam ederken kapı bir an da tıklanmaya başladı. İkimizde gözlerimizi aynı anda hızlı açtık. Dudaklarımız birbirinden ayırdık. İkimizinde dudakları yara olmuştu. Başlarımızı kapıya doğru çevirdik. Kapıdaki sanki alacaklı gibi tıklıyordu. Ben bu tıklamayı tanıdım. Gözlerimi devirdim.
"Nihat ne istiyorsun sabah sabah?"
"Anıl Anıl Anıl! Melih bana söz verdi. Beni lunaparka götürcekti fakat karşılığında para istedi! N'olur bana para versene."
Noyan'ın üstünden kalkarım. Çıplak ayaklarımı parkenin soğukluğuna değdiririm. Masama doğru giderim. Masadaki cüzdanı alırım. Bir an gözlerim masadaki defterime kayar. Sanki yeri oynamış gibi. Noyan ise bakışlarımı görünce doğrulur. Bir an tedirgin olur. Noyan tam ağzını açacakken ben omuzlarım silkerim. Bakışlarımı Noyan'a çeviririm ve gülümserim. Sonra kapıya doğru giderim. Kapının kolunu tutarım ve sadece Nihat benim yüzümü görecek şekilde kapıyı açarım. Cüzdanı Nihat'ın eline tıkıştırırım.
"İstediğin kadar para var burada tamam mı? İstediğin gibi harca. Yeter ki beni rahat bırak ve borca sokma."
"Borç konusunda söz veremeyebilirim. Hem bi de kendime mama alabilir miyim?"
Bıkkın bir ses ile "Ne almak istiyorsan al..."
"Burada... Dudağına noldu? Dün yara değildi sanki"
"Şey... Özel falan filan..." Yalan söylemek istemiyordum...
Nihat hiçbir şey anlamamış gibi bana bakar "Peki. Bu parayı sonuna kadar harcayacağım!"
Nihat salona doğru giderken arkasından seslenirim. "Bana çikolata alsana!"
"Unutmazsam alırım!"
Kapıyı kapatırım ve sırtım kapıya dayarım. Bakışlarımı Noyan'a çeviririm. Noyan benim hâlime gülmemek için kendini zor tutuyordu.
"Çikolata mı?"
"Bilmiyorum canım çikolata çekti bir an. Durduk yere hep canım tatlı çekiyor." Yatağa yaklaşırım ve otururum. Göz temasını asla bozmam. "Tabi yanımda tatlı birisi olunca canımın tatlı çekmesi normal. Tatlıya da ihtiyacım yok aslında... Senin tatlılığın bana yetiyor."
"Anıl ya! İltifatların beni öldürecek haberin yok!" Noyan çene çizgime bir öpücük kondurur.
"Doğruları söylüyorum ama..."
"Senin tatlılığın yanında, ben tadı gitmiş olan bir tatlı gibi kalıyorum."
"Sevgi- yani... Noyan'ım..."
Noyan ne diyeceğimi anlar fakat bir şey de diyemezdi Dün okudukları zaten aklından çıkmıyordu. Bir şey derse yazılarımı okuduğu ortaya çıkacaktı.
"Noyan biz birbirlerimizi iltifat edene kadar akşam edeceğiz sanırım. Ben baya acıktım. Sen zaten geldin geleli bir şey yemedin. Kahvaltı yapsak harika olmaz mı?"
"Harika olur. Çünkü açlıktan seni yiyebilirim!"
"No no no beni yemene asla izin vermem. Ben acıyım."
"Daha demin ben sana ne dedim Anıl? Sen benden daha tatlısın!"
Gülerek yataktan kalkarım. "Tamam tamam tatlıyım. Hadi gel mutfağa gidelim."
Noyan'da yataktan kalkar. Yatağın etrafından dolaşırken masadaki defter gözüne ilişir. Artık o defter bir sır olarak kalacaktır. Noyan bakışlarını bana çevirir. Benim sabırsız olan bakışlarıma kenetler. Adımlarını bana inat yavaş yavaş atar.
"Hayatı çok hızlı yaşıyorsun Anıl... Gözlerinden okuyabiliyorum. Gözlerin bana hadi Noyan acele etsene diyor."
"Gözlerim doğru diyormuş demek ki."
Önden önden yürümeye başlarım. Kapının kolunu aşağıya çekerim ve açarım. Bu sefer centilmenlik yapmayıp ilk önce ben çıkarım. Noyan'da kuyruğum gibi arkamdan gelir.
Adımlarımızı mutfağa attığımız an masada hazır olan kahvaltılıklar bizi karşılar. Kızarmış ekmeklerin üstünden çıkan duman tavana doğru giderken, reçeller gün ışığı ile sanki mücevher gibi parlıyordu. Çatalların düzgün konulmuş hâlleri onlara eşlik ediyordu. Vazonun içindeki güller ve papatyalar da bizde buradayız der gibi ahenk oluşturuyordu. Sanki uğraşılmış bir resme bakıyordum. Tabi ki bu eserin sanatçısını tahmin etmekte zorlanmadım.
Bakışlarımı Göktuğ'a çeviririm. "Göktuğ neden bu kadar zahmet ettin? Gerçekten hiç gerek yoktu..."
"Paşkanımı düşünmek istedim... Hem sizin için uğraşmak istedim."
"Sende gel bizimle kahvaltı yap."
"Ben yaptım diğerleri ile. Şu an kitabımı yazmak için odama gidecektim."
"Anlıyorum... Berat ikisiyle gitmemişdir demi."
"Gitti. Üçü de lunaparka gittiler."
"Berat hastaydı hâni. Tabi sevgilisiyle gezme olunca nasıl da iyileşiyor. Akşama bir sür hediye paketi görürsek şaşırmam. Bi de sabah sabah ne lunaparkı acaba? Tabi Nihat tutturmuştur hadi gidelim hadi gidelim diye. Kafasını da koymuştur ilk lunaparka ben adım atcam diye."
"Paşkanım bende iyi saatte gittiler. Yürüyerek gideceklermiş." Göktuğ telefonun açma tuşuna basar ve sonra tekrar basar. "Hem saat 9.47"
"Ne? Saat o kadar oldu mu? Ne kadar da vakit geçirmişiz..."
"Paşkanım bir şey sorabilir miyim?"
"Sor tabi canım asistanım"
"Yani benim üstüme vazife değil ama ikinizin dudağına noldu..?"
Bakışlarımı hızlıca Noyan'a çeviririm. Noyan'da bana bakar. İkimizde domates gibi kızarırız. Yutkunarak bakışlarımı Göktuğ'a çeviririm.
"Şey... Yani... Özel şeyler falan fistan..."
Göktuğ ne demek istediğimi direkt anlar. Fakat üstünde çok kafa yormaz. Konuyu sadece yaraya çevirir. "Geçmiş olsun paşkanım..."
Göktuğ bizi yalnız bırakmak için mutfaktan çıkar. Ben ise masaya yaslanırım.
"Sikerim ya... Yalan da söyleyemiyorum"
"Küfür söylüyorsun ama"
"Naparım Noyan? Çok sinirim bozuldu... Arkadaşlarıma karşı çok mahcup kalıyorum..."
Noyan bana yaklaşır ve ellerini belimin hizasında masaya koyar. Gözlerimin içine bakar. "Yalan söylememen çok güzel... Kendini öyle düşünme. Arkadaşların sana asla bir şey demezler ki... Ondan eminim."
"Bende eminim ama yani ne bileyim. Sonuçta-"
Noyan çenemi parmaklarının arasına alır. Sözümü tamamlamadan dudaklarını dudaklarıma bastırır. Bir an nefessiz kalırım. Öpücüğümüz sonlanınca geri çekiliriz.
"Noyan aniden öpmeyi bırakır mısın... Bari sözümü tamamlamama izin ver."
"Hoşuna gittiğini biliyorum..."
"Gidiyor ama aklım çıkıyor! Âni hareketlerden çok korkuyorum!" Dudaklarımı Noyan'ın boynuna bastırırım.
"Peki... Aniden öpmem..."
Gözlerimi deviririm. "Off sana da kıyamıyorum ki... Öyle mazlum durma ya... Tamam istediğin gibi öp." Gülümserim. "Kahvaltıya geçsek mi acaba? Aşk karın doyurmuyor sonuçta."
"Aşk karın doyurmuyor mu? Bu cümle normalde para için kullanılırdı. Sen ise gerçekten yemek anlamında kullandın."
"Tabi senarist olunca böyle oluyor insan."
Gururlanarak Noyan'ın sandalyesini çekerim. Noyan sandalyeye oturur. Bende kendi sandalyeme otururum. Noyan'a aşkla bakarım. Noyan kahvaltıya başlasa da her hareketini incelerim. Kahvaltılıklara uzanırken kolundaki kasların nasıl gerildiğini, yüzündeki en ufacık mimiği kaçırmam.
İşte ben böyle aşık olmuştum.
"Anıl... Kahvaltıya başlamayacak mısın? Açım diye mızmızlanan sendin."
"Ben ve mızmızlanmak mı? Başkasıyla karıştırıyorsun sanırım Noyan."
"Bana inanmayacak mısın, hm?"
"İnanıyorum da... Biraz inatlaşırım seninle."
"Tamam inatlaş benimle. İnatlaşınca çok tatlı oluyorsun."
"Ay yine aynı konu mu? Tatlı olduğumu bende biliyorum Noyan. Ama burada iltifat edecek tek kişi benim. Çünkü karşımda en yakışıklı kişisi var."
"Yine bana iltifat ediyor. Anıl'cığım sana iltifat etmek istiyorum. Ediyorum sonra sen yine bana iltifat ediyorsun. Zeytin yağı gibi üste çıkmaya çalışıyorsun."
"Naparım iltifat etmeyi seviyorum. Hem karşımdakiler benden daha iltifat hak edecek insanlar. Birisi de sensin."
Noyan elimden tutar ve dudaklarını tek tek parmak boğumlarıma öpücükler kondurur. "Bende o zaman seni fiziksel olarak severim. Yoksa öyle olmayacak. Durmadan sen bana iltifat ediyorsun. Senin bu hırsın var ya... Başa bela."
"Hırsımı bende sevmiyorum. İçimdeki şey hep birinci olmak, en üstün olmak istiyor..."
"Anlıyorum... Ama yine de herkes seni seviyor."
"Evet öyle..."
Masada derin bir sessizlik olur. Noyan konu bulmakta berbat olduğu için konu düşünemez. Ben düşünürüm. Ve aklıma bir konu gelir.
"Bir ara şey düşünüyordum. Kız olsaydım isminin ne olabilirdi? Sonra Aleyna ismini buldum. Aleyna Eda? Yakışır m bana?"
"Hm... Yakışır aslında ya. Sana tüm isimler yakışır."
"Peki sen kendine hangi ismi düşünürdün?
"Bilmiyorum ki. Hiç düşünmedim. Belki aylardan bir isim olabilir. Bilmiyorum. Araştırma yaparım. Sonra sana söylerim."
"Senin yerine bende bakabilirim. Hem yorulmazsın."
"Olabilir. Bakabilirsin."
"Bakarım akşam. Dur dur dur... Bugün baya yoğun olcaz. Bir sürü planım var. Birlikte öyle güzel vakit geçireceğiz ki zamanın nasıl geçtiğini bile anlamayacaksın."
"Merak ettim şimdiden. Neler yapacağız?"
"Sürpriz."
"Sürpriz mi? Hadi ama Anıl. İpucu ver bari."
"Ağzımdan bir laf bile alamayacaksın."
"Off... Bakalım beni neler bekliyor olacak?"
"Sıkılmayacağına eminim. Neyse... Çok konuştuk. Kahvaltıya gerçekten geçelim artık. Konuşa konuşa çok acıktım."
Noyan dediğim şeye güler ve kahvaltılıktan yemeye devam eder. Bende başlarım. Bakışlarım hâlâ Noyan'da olur... Zaten başka nerede olacaktı ki? Onsuz beş ay geçirdim. Ve şimdi beraberiz. Mutluyuz... Bir şeyler yapacağız. Onu mutlu etmek için her şeyi yapacağım. Belki yeni iltifatlar bulurum. İltifat konusunda gelişmem gerekiyor.
Noyan ise bambaşka düşünceler içindedir. Vazodaki güller ve papatyalar dikkatini çeker. Aklına gece okuduğu benim yazdığım yazı gelir. Bir anlığına bana bakar. Benim için ne kadar değerli olduğunu bir kere de kabul eder. Kendi kendine beni üzmemek için elinden geldikçe uğraşacağına söz verir.
"Noyan... O ela gözlerine baktıkça içindeki o düşünce kıpır kıpır oluyor. Artık o düşüncemi saklamaktan bende yoruldum. Papatyalara hep seviyor mu sevmiyor mu diye sormaktan da yoruldum. Bu ilişkimize bir isim koymak istiyorum. Beni hayatına kabul eder misin? Sana artık sevgilim diyebilir miyim?

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

66okunma 3beğeni 1yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.