3. bölüm / 7
Arkadaştan Ne hâle geldik?3. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 3. Bölüm
- 1 1. Bölüm357 kelime
- 2 2. Bölüm1.187 kelime
- 3 3. Bölüm2.717 kelime · Okuduğun bölüm
- 4 4. Bölüm2.716 kelime
- 5 5. Bölüm1.344 kelime
- 6 6. Bölüm1.829 kelime
- 7 7. Bölüm4.035 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
+90 537 000 00 34
Merhaba. Ben Noyan Türk.Doktorun verdiği ilaç reçetesini almayı unutmuşsunuz. Size iletmek istedim.
•Bronko-Forte Şurup
•Mentoplus Sprey
•Vita-C Efervesan
Bu arada numaranı doktordan aldım... Anıl. İyi günler dilerim... Kendine dikkat et. 20.13
Mesajı birkaç kere okurum. O... Kendi numarasından bana mı yazdı? Bunu düşünürken Melih beni sallamaya başlar.
"Anıl! Noldu!?"
"O... Bana yazdı!"
"Ne? Gerçekten mi? Ne yazdı" Melih mesaja bakar ve okur "Napacaksın şimdi bu numarayı? Bence sende ona karşılık yaz. Hem arkadaş olursunuz."
"Benimle arkadaş olmak ister mi..."
"Adam gitmiş seni düşünerek ilaçlarının listesini atmış! İlaçları bahane ediyor işte. O da seninle konuşmak istiyor Anıl!"
"Öyle mi dersin...?"
"Tabi ki de öyle"
O sırada Berat balkona gelir. Geldiği gibi de Melih'e sarılır. Melih Berat'ın yanında cüce gibi kalıyordu. Aslında bende cüce gibi kalıyordum da neyse... Berat Melih'in yanağından uzunca öptü.
"Özledim seni aşkım..."
"Şurada Anıl ile bir şey konuşuyorum turuncu çiçeğim"
"Banane banane! Hadi Anıl sen bizi yalnız bırak. İşim var onunla"
"İşinin olmadığı gün yok tabi" derim sinirlice. "Neyse yalnız bırakıyorum sizi aşk kuşları. Gerçekten Francis ve Arthur'un insan bulmuş hâlisiniz"
Berat beni dinlemiyordu bile. Yüzünü Melih'in boynuna gömmüştü. Melih ise ellerini Berat'ın göğsüne koymuş şekilde ittirmeye çalışıyordu. Bu didişmeleri var ya... Beni öldürecek. Ama hoşuma da gitmiyor değil.
Hafifçe gülümseyerek yavaş ve sessiz adımlarla balkondan çıkarım. Göxlerim Göktuğ ve Nihat'a kayar. Onlar 13 Cards izlemeye başlamışlardı. Öyle görünce yüzümde yeniden bir gülümseme oluştu. Sonra odama yürümeye başladım ve kapıyı sessizce açıp kapattım. Yatağın üstündeki çarşafı kaldırıp içine girerim. Telefonu tekrar açarım ve mesajlar kısmına girmek veya girmemek arasında kalırım. Ben şimdi Noyan'a nasıl bir mesaj yazacağım? "Merhaba Noyan tanışalım mı?" Oldu paşam direkt böyle yazarım. Öküz gibisin gerçekten Anıl. Hadi biraz daha düşün. "Merhaba Noyan. Teşekkür ederim bilgilendirmen için. Ben düşündüm de belki arkadaş olabiliriz." Eh belki olabilir. Öncekinden iyidir, değil mi? "Noyan ilk önce merhaba. Doktorun yanından hemen çıkmam gerekti ve ilaç reçetesini almayı unuttum. Teşekkür ederim. Bu iyiliğinin karşılığı için sana kahve ısmarlayabilirim ya da sevdiğin başka bir içecek. Hem belki tanışmış oluruz. İyi günler dilerim Noyan. Mesajını bekliyor olacağım." İŞTE BEKLEDİĞİM MESAJ BU! HEM NAZİĞİM HEM DE TANIŞABİLECEĞİM. Hemen mesajlar kısmına girdim ve Noyan'ın sohbetine girerim. İlk önce onu rehberime kaydederim. Heyecanla klavyeyi açarım ve yazmaya başlarım.
Merhaba Noyan tanışalım mı? 20.46
Hayır olamaz! Ya ben niye öyle yazdım ki... Neyse mesajı siler tekrar yazarım! Tam mesajı silecekken Noyan mesajımı görür. Öyle bir stres olurum ki telefonu yatağın ucuna atarım. Ancak attığım gibi de çarşafı üstümden atıp yatağın ucuna emekleyerek giderim.
Yazıyor...
Y-yazıyor! Kesin benden soğuyacak! Off naptın Anıl?! Heyecanına yenik niye düştün...
Noyan
Tabi ki de tanışalım Anıl! Hem... Belki numaranı bu yüzden de almış olabilirim. Bana kızgın değilsindir umarım. 20.47
Mesajı okuyunca kalbim eriyor gibi hissettim. Neden sana kızgın olurum Noyan? Beklediğim mesaj buydu...
Kızgın falan değilim. Hem bir şeyde olmaz. Neyse kendimi tanıtayım. Yani adım.. Anıl. Yazı yazmayı seviyorum. Zaten senarist oldum o yüzden de. 20.49
Noyan
Bende yazı yazmayı çok seviyorum. Günlük tutarım bende. Bu arada en sevdiğin hayvan ne? 20.49
Zamanın nasıl geçtiğini fark bile edememişim. Noyan'la konuşmayı bıraktığım zaman saat 00.12 geçiyordu. Benim o saate kadar uyumam gerekiyordu! Ama onun için uyumamaya değerdi.
Yatağa sırtüstü uzanırım ve sol kolumu alnımın üstüne koyarım. Onu yarın... Aaa... Yeni güne geçtik demi. Bugün birlikte gezeceğiz ama arkadaşca neler yapacağız? Kafeye falan gideriz herhalde. Bilmiyorum. Neyse onu da sabah olunca düşünürüm artık. Gözlerimi kapatırım. Sonra bakmışım uykuya dalmışım.
Gözlerimi kırpıştırarak uyanırım. Gün ışıkları gözlerime vuruyordu. Zaten öyle uyanmışımdır. Telefonuma uzanıp saate bakarım. Saat 7.28'i geçiyordu. Telefonu tam kapatacakken Noyan'ın mesaj bildirimini görürüm. Mesajın üstüne tıklayıp mesajları hızlıca okumaya başlarım.
Noyan
Günaydın Anıl. 7.20
Dün konuştuğumuza göre buluşacağız, değil mi? 7.20
Ama benim hastanede birkaç işim var 7.21
Onları halledip buluşuruz 7.21
Görüşürüz Anıl 💖 7.22
Mesajları okudukça kalbim sıkışıyordu resmen. Benimde hemen bir cevap yazmam gerekiyor! Yazmaya başlarım.
Tamam Noyan! 7.22
Yazmanı bekleyeceğim 7.22
Ama hızlı bitir işlerini 😔 7.23
Telefonu komodine koyduğum gibi yataktan kalkarım. Sevinçli sevinçli odamdan çıkarım. Mutfağa yaklaşınca burnuma çok güzel kokular gelir. Göktuğ olmasa aç kalacağız herhalde. Mutfak kapısına geldiğim zaman kapı pervazına yaslanırım. Bizim ekip hâlâ aynı... Berat Melih'i yine kapmış öpmeye çalışıyordu. Nihat ise yumurta kırmaya çalışıyordu. Nihat yumurta yerine bir gün kafanı kıracaksın da neyse... Göktuğ ise kahvaltıyı hazırlıyordu. Göktuğ buzdolabından kahvaltılıkları almak için başını kaldırdığı an benim geldiğimi fark etti.
"Günaydın paşkanım. İyi uyudunuz mu?"
"Günaydın. Evet... Göktuğ güzel uyudum. Yumurtayı istersen Nihat'ın elinden al yoksa yumurtaya üzüleceğim."
Nihat duraksadı ve bana baktı. "Bir kere yumurtayı kırabiliyorum! Yardım ediyorum işte! Beyefendiye de beğendiyemiyoruz bir şeyi. Of keşke gerçek hayatta da sticker atabilsek. WhatsApp'taki stickerlarımı özledim"
"O kadar stickerı nasıl kaydediyorsun hâlâ aklım almıyor... Hayır yani kaydediyorsun da hepsini nasıl kullanıyorsun?"
Nihat sanki çok gururlu bir şey yapmış gibi kendisini dikleştirdi. "Ben kullanırım!"
"Tamam tamam didişmenizi bitirin de kahvaltıya geçelim. Kimse mi acıkmadı?"
"Ben hiç acıkmadım. Kucağımda çok tatlı bir yiyecek var zaten." dedi kıkırdarak Berat.
"Bir şey de diyemiyorum ki! Çok romantik konuşuyor!" Melih bunu söylerken kendini Berat'ın kucağından kurtarmaya çalışıyordu ama başaramadı. "Çayımı istiyorum.."
"Kankim ben sana hemen çayını hazırlarım. Paşkanım ve Polishya sizde oturun" dedi Göktuğ çayları hazırlamaya başlarken.
Sandalyeyi kendime çekerim ve sakince otururum. Dirseğimi masaya yaslarken çenemi de avucumun içine alırım. Gözlerim herkesin davranışlarını sanki kamera gibi takip ediyordu. Göğsümde ise sıkışmışlık hissi vardı. Kendimi rahatlatmak için hafifçe iç çekerim. Tam o sırada Nihat'ta sandalyeyi hızlıca kendine çekip kuruldu. Sanki dünyanın en uslu kişisi oymuş gibi gözüküyordu şimdi de. Ancak Nihat'ın bu davranışını düşünecek vaktim yoktu. Herkese söylemem gereken bir konu vardı.
"Beyler..." dedim çekinerek. O sırada tüm bakışlar bana çevrilmişti. "Ben bugün bir arkadaşım ile buluşacağım. Belki geç gelebilirim. Beni merak etmenizi istemiyorum. Zaten bir şey olursa size haber vererim."
Nihat elindeki çatalla kahvaltılığa tam uzanacakken duraksadı. Çatalı tabağının yanına hızlıca koydu ve yerinden kalkarken sandalyesi biraz geriye doğru kaydı!
"Bende gelirim mi?! N'olur n'olur n'olur!"
"Hayır olmaz Nihat! Ben onunla yalnız vakit geçireceğim."
"Bak sesimi bile çıkarmam. Tavuk gibi yanında sessizce durarım. Evde çok canım sıkılıyor!"
"Sen yapacak bir şey bulursun. Söz sonra seninle beraber gezeriz."
"Lunaparka gidelim demiştin ama daha gitmedim bile!"
"Götürmem seni bir daha oraya! Başımı yakıyordun resmen! Atlı karıncadan düşmek nedir ya?!"
"Tamam belki küçük olumsuz şeyler yaşamış olabiliriz... Ama bugün uslu duracağım! Söz veriyorum!"
"Hayır gelmiyorsun! Son kararım budur"
Sandalyeyi iterek kalkarım. Hızlı adımlar ile kapıya gelirim. Kapının kolunu aşağıya doğru çekerim ve ses çıkarmadan mutfaktan çıkarım. Antredeki askılıktan ceketimi alırım ve giyerim. Kapının kolunu bu sefer hızlıca çekip dışarıya çıkarım. Kapının sesini bilerek yüksek çıkmasını sağlarım. Çünkü gittiğimi anlaşınlar diye.
Evden öyle çıktım da acaba nereye gidecektim? Neyse... Yeni hikayelerini düşünecek yerler bulurum bende. O zamana kadar da Noyan yazar umarım.
***
Saatler su gibi akıp gitti. Ben yere bakarak yürüyordum. Kaldırımdaki taşların simetri şeklinde yerleştirmeleri hoşuma gitmişti. O sırada da telefonumdan bildirim sesi geldi. Sesi duyar duymaz elimi cebime sokup telefonu çıkartırım. Açma tuşuna normalde yavaşça basarken bu sefer sertçe bastım. Bildirim tahmin ettiğim gibi Noyan'dan gelmişti! Bildirime tıklayıp sohbete girdim. Gözlerim kelimeleri takip ediyordu.
Noyan
Anıl ben işlerimi hallettim. Yani buluşabiliriz! Attığım konumda seni bekliyor olacağım. 12.34
Mesajın atıldı saate bakarım bi de şimdiki saate. Nasıl olur ya!? Saat şimdi 13.56 geçiyordu! Meğerse ben o kadar dalıp gitmişim ki bildirim sesini duymamışım. Gelen şimdiki bildirim ise reklam bildirimiymiş... Aferin Anıl! İlk buluşmadan böyle yaptım ya aşk olsun sana. Oraya gitsem şimdi Noyan hâlâ orada mıdır? Neden orada olsun ki? Sanki beni bekleyecek. Beklemez ki... Neyse gitmekten zarar gelmez. Değil mi?
Adımlarımı öyle atıyordum ki askerler adım atarken botlarından çıkan seslerden çıkıyor gibiydi. Acaba hâlâ beni orada bekliyor muydu? Sorusu içimi öyle kemiriyor ki size nasıl anlatacağımı bilmiyorum sevgili okuyucularım. Neden kendimi bu kadar strese sokuyorum ki. Tabi konu sonuç Noyan... Yeni arkadaş olduğun insanı kim bekletmek ister ki? Bu arada sizce beni orada bekler mi? Sanki içinizdeki sesi duyar gibiyim. "Bekler, sonuçta o da seninle buluşmak istiyor" dediniz sanki. Ah, belki de farklı şekilde demişte olabilirsiniz. Umarım dediğiniz gibi çıkar.
***
O konuma gelmiştim. Başımı her yöne çevirmeye başladım. Gözlerimle her tarafı süzüyordum resmen. Görememiştim... Tam vaz geçmişken Noyan'ı gördüm. Papatyaları izliyordu. Ah, papatyaları çok seviyordu...
Adımlarımı Noyan'a atmaya başlamıştım. Ancak ayaklarım geri geri gidiyormuş gibi hissediyordum. Neden geri gitmesin ki? O kadar onu beklettim... Ama siz haklıydınız. O beni beklemişti. Yine de yaklaştıkça stresin daha fazla artıyordu. Bakmışım, gelmişim yanına.
"Merhaba Noyan" sesim sanki yaramazlık yapmış cezalı bir çocuğun sesi gibi çıkmıştı. "Umarım seni bekletmemişimdir"
Noyan gözlerini papatyalardan çekip bana baktı "Biraz beklettin"
Öyle dediği zaman o kadar stres oldum ki nefes bile alamayacağım. Tam ağzımı açacakken o konuşmaya başladı.
"Ama olsun sende beni sabahtan beri bekledim. Benim beklemem senin beklemenden daha az kalır, değil mi?"
Gözlerimi Noyan'ın gözlerine diktim. Gözlerim yaşarmıştı ama bunu saklamaya çalıştım. Stres olduğum zamanlar veya birileriyle konuşurken sol elim sağ elimin avucuna alır parmak boğumlarımı çatlatırdım. Öyle bir alışkanlık olmuş ki ellerimin boş kalmasına asla izin vermez oldum. Fark etmeden de başlamışım bile. Parmak boğumlarımdan çıkar küçük çatlama sesleri duyuluyordu.
"Sorun değil Noyan. Benim pek işim yoktu zaten. Seni beklerim her zaman. Sonuçta... Yani sen benim arkadaşımsın"
Noyan hafifçe dudaklarını yukarıya kıvırdı. Anladığım kadarıyla bu hâlimden hoşlanmıştı.
"Neyse neyse hadi bir yerlere gidelim! Ama nereye gitmek istersin Noyan?"
"Sen nereye gitmek istersen oraya gidelim. Benim için fark etmiyor."
"O zaman kafeye gidelim mi? Hem orada da birbirlerimizi biraz daha tanımış oluruz hem de bir şeyler içeriz."
"Hmm... Güzel fikir!"
Neden cevap verirken bu kadar tatlı olmak zorundasın Noyan? Neden bana yapıyorsun? Kalbim işkence çekiyor! Ama bu hâlimden çok da memnunum. Pişman değilim Noyan.
Birlikte herhangi bir kafeye yürümeye başladık. Konuşmamız uzayıp da uzuyordu. Öyle konuşuyorduk ki bazı kafelerin önünden geçsek de ikimizde fark etmiyordu.
"Anıl en sevdiğin renk ne?"
"Hm... En sevdiğim mor ve siyah. Ama moru daha çok seviyorum."
"Benimki de pembe!"
"Pembe mi? Mor ve pembe birbirlerine çok benziyor, değil mi?"
"Gerçekten de benziyorlar. Mor ve pembe..."
Noyan'ı dinlemeye devam etsem de içimde bir garip bir his oluştu. Sanki takip ediliyorduk. Bir an da adım atmayı keserim ve aniden arkamı dönerim. Nihat! Meğerse arkamızda Nihat varmış. Nihat ağacın arkasına saklamadan ben onu fark ettiğim için suçlu çocuk gibi yanıma yavaş yavaş yaklaştı.
"Şey... Bende buralardan geçiyordum işte"
"Nihat beni takip ettin demi?"
"Gelmeme izin vermedin! Bende takip ettim işte!"
"Ama Nihat ben onunla yalnız kalmak istiyordum." Elimle Noyan'ı gösterdim.
"Banane banane. Bak ben sessiz durarım. Tavuk gibi!"
"Anıl... Bu kim?"
"Ev arkadaşlarımdan en küçüğü olan Nihat Kaan. Ona bakıcılık yapıyorum resmen."
"Yine de bu hâlin çok tatlı Anıl" Noyan'ın ağzından böyle bir cümle çıkmıştı.
Sanki kalbime ok saplanmış gibi hissettim. Bana.. tatlı dedi! Hemen aklıma harika bir fikir geldi. Nihat'ın elinden tuttum. Nihat'a ebeveyn gibi davranacaktım.
"Tamam Nihat bizimle gelebilirsin. İki şartım var. Birincisi sessiz olmak ikincisi ise hiçbir şey istememek. Anlaştık mı Polo ay... yani Nihat?"
Nihat tek kaşını kaldırdı. Neden bir an da kabul ettiğimi hemen çözemedi ama yine de bu fikir hoşuna gitti "Anlaştık anlaştık!". Ne yaptığımı anladığı an kulağıma yaklaştı ve Noyan'ın duyamayacak şekilde fısıldadı "Akşama çikolata istiyorum haberin olsun!"
Nihat'ın benimle pazarlık yapmasına kaşlarımı çatarım. Bende Noyan'ın duyamayacak şekilde fısıldarım. "Şimdi gider Göktuğ'u ararım. Derim ki Göktuğ akşama haşlanmış Nihat istiyorum. Nihat'ta yanımda onu haşlar mısın diye sorarım!?
Nihat bana kediler gibi masum masum bakıyordu. Nihat bunu yapma bana! Reddetmeyeceğimi biliyorsun!
"Ah peki tamam Nihat."
"Oley be en büyüğünden istiyorum!"
"Abartma istersen Nihat"
"Peki peki. Bu da bir başlangıçtır"
"Şey... Konu ne acaba?" Noyan bunu çekinerek sormuştu.
"Pekte önemli değil Noyan... Hadi kafeye gidelim mi?" Etrafıma bakınsam da kafe göremem. "Hepsini kaçırdık galiba."
"Bizde biraz daha yürürüz olmazsa."
"Evet ya yürüyelim Noyan..."
Kafede oturup konuşmaktansa yürümeyi tercih ederim. Kalabalık ortamlardan pek hoşlanmam. Hem Noyan'la daha rahat konuşmuş olurum. Ancak yanımda çocuk-Nihat- varken nasıl konuşabileceğim birlikte göreceğiz.
***
Konuşa konuşa bir kafeye gelmiştik bile. Hayret Nihat ilk defa ses çıkarmamıştı. Tabi bazen onu sürüklediğim oldu... Ben etrafa bakınırım. Bir tane masa gözüme ilişir. Üçümüz de oraya oturuz. Seçtiğim masa camın yanında, manzarayı izlenebilecek en güzel yerdir. Garson yanımıza gelip ne istediğimizi sorar. Ben kendime pahalı bir kahve, Nihat'ı konuşturmadan -gıcıklık olsun diye- ayran istediğini söylerim. Noyan ise çilekli milkshake sipariş eder.
Garson siparişlerimizi bir kagıda yazınca yanımızda uzaklaştı. Masaya derin bir sessizlik çöktü. Ben ne konuşabiliriz diye düşünürken masa hafif hafif sallanmaya başladı. Anladım ki Nihat sıkılmıştı. Nihat can sıkıntısından sağ bacağı bir ileri sol bacağı bir geri atıyordu. O hareketini tamamladıktan sonra sol bacağını ileri, sağ bacağı geri yapıyordu. Yani kısaca bacaklarını sallıyordu.
"Ben niye sizi takip ettim ki...? Evde ne güzel yatağımda öyle bir yatardım sonra da açardım Helluva Boss'un yeni bölümlerinden birisi izlerdim"
"Ben mi dedim takip et diye! Allah Allah gelmiş burada sızlanıyorsun."
"Sızlanırım tabi! Çok sıkılıyorum!"
"Hey hey tamam ikinizde sakinleşin. Tartışmaya hiç gerek yok" dedi Noyan sözüyle aramıza girerek.
İkimizde gözlerimizi Noyan'a çeviririz. Sonra da ikimizi bir gülme tutar var ya kafedeki herkese rezil oluruz. Noyan ise bir an duraksadı.
"Neden... Gülüyorsunuz?"
"Bizim normal hâlimiz böyle Noyan. Bizim tartışmalarımız hep şakacıktan oluyor. Zaten ben onunla asla tartışmam. O benim için çok önemli biri. Sadece ben onu zorbalayabilirim yani"
Nihat ise duygulanmaktan burnunu çeker ve boynuna atılır. Kollarını boynuma dolar. "Tostum benim! Sende benim için önemlisin!"
Noyan sadece başını sallamakla yetinebildi. Kesin ikimizin çok garip insan olduğumuzu düşünüyordu. Ama napabilirim yani biz yan yana gelince IQ seviyemiz düşüyordu.
***
Aradan yarım saatten fazla zaman geçmişti. Güneş ise artık binaların arkasına saklanmaya başlamıştı. Dükkanların ışıkları tek tek yanmaya başladığı zaman akşam olduğunu fark etmiştik. Üçümüzde aynı anda kalkıp gitmeye hazırlanmıştık.
"Artık biz eve gitsek iyi olur Noyan. Hem evdekiler bizi bekler."
"Haklısın Anıl. Başka zaman görüşmek üzere..."
"Tostumun arkadaşı görüşürüz. Bir ara bizim eve gel. Ortam efso."
"Nihat bir konuda haklı Noyan... Eve gelmeni isterim. Hem diğerleriyle tanışmış olursun."
"Çok isterdim ama yapamam Anıl. Hastanede çok fazla işim var. Bir daha ne zaman böyle buluşuruz onu bile bilmiyorum. Özür dilerim"
"Sorun değil papat- yani şey Noyan" Papatyam nereden çıktı Anıl?! Kendine gel. Arkadaşına papatyam denilir mi? Hemde böyle bir ortamda... Hadi hadi konuşmayı düzelt. "Bizde müsait olunca buluşuruz tekrar. Ben o zamana kadar beklerim."
"Neyse görüşürüz Anıl. Saat geç oluyor ve gitmem gerekiyor."
Noyan hızlı adımlarla kafenin kapısına yaklaştı ve kapıyı eliyle iterek çıktı. Sadece onun gidişini izleyebildim. Başka ne yapacaktım ki? Onunla beraber gidecektim sanki. Zaten yanımda Nihat varken nereye gidiyorum?
Nihat'ın elini yakalar ve parmaklarımızı birbirine kenetlerim. Okurlarım onun elini öyle tutmalırım çünkü kaybolursa bi de onunla uğraşamam. Zaten bir keresinde kaybolmuştu. Neyse sonra bizde Noyan'ın çıktığı kapıdan bizde çıkarız. Akşamın serin havası yüzümüze vuruyordu. Kafenin sıcaklığı yüzümden yanaklarım kızarmıştı. Bu serinlik yanaklarımdaki yangını söndürüyordu. Bu da beni ister istemez ürpettmişti.
Nihat ile eve doğru yürümeye başladım. Adımlarımızı aynı anda atıyorduk. Nihat ise gerçeklikten izole edilmiş gibi kendi dünyasına çekilmişti. Kendi dünyasına çekilmesi biraz garip gelebilir size... Kaldırımda ilerlerken 3 kedi vardı. Nihat onları görür görmez durdu. Bende onunla beraber durdum.
"Ne oldu Nihat?"
"Şu kedilere baksana! Aynı WhatsApp'taki stickerımdaki kedilere benziyorlar! Danslarını izlemesi çok sarıyordu."
"Hı hı..."
Nihat'ımı anlamakta bazen zorluk çekiyorum. Ama zaten ben bu hâlini çok seviyorum. Her şeyi şaka tarafına çevirmesini özellikle de. Kendi dünyası dediğim gibi biraz garip gelebilir ama ben onu o şekilde sebiyorum. Bir gün öyle davranmasa küstüğümüzü düşünürüm. Nihat işte öyle birisi. Sevgili okurlarım Nihat'ı her şeyden çok sevdiğimi bilmenizi isterim.
***
Kapın kolunu aşağı iterek eve gireriz. Ev sakindi. Tabi evin sesi yanımdaydı. Ondan başka ses çıkaran yoktu ki. Nihat elimi bıraktığı gibi odasına gitti. Ah, Nihat acaba aklında ne yaramazlıklar vardı? Bende mutfağa adım atarım. Göktuğ mutfakta noodle yapıyordu. Yavaşça yanına yaklaşırım ve tezgaha yaslanırım.
"Vay noodle mı?"
"Evet paşkanım. Sizde ister misiniz?"
"Hayır teşekkürler Göktuğ. Canım pek çekmiyor. Eee Berat ve Melih nerede?"
"Kankim Berat'ı randevuya çıkardı."
"Oha benimki manitini randevuya çıkardı. Vay be içinde romantiklik yatıyormuş."
"Benim kankimin içinde bir romantiklik var da ortaya çıkarmıyor. Bu arada tüm gün naptınız? Nihat seninle miydi?"
"Evet benimleydi. Bir arkadaşım ile buluştum. Onunla vakit geçirdim. Nihat'ta bize eşlik etti. Öyle yani."
"Güzelmiş paşkanım."
"Seni de yormayım laflarımla. Ben odamda olacağım canım asistanım"
Adımlarımı kapıya çeviririm ve mutfaktan çıkarım. Göktuğ senin asistanın mı diye sorduğunuzu tahmin ediyorum sevgili okurlarım. Mantıken asistanım değil de ama kendisini benim asistanım olarak görüyor. Şu an merak ettim de... Neden ben? Belki bunun cevabını yakında öğrenirim. Öğrenirsem sizinle paylaşırım.
Odama sessizce girer elektrik anahtarı ile odamı aydınlatırım. Masaya yaklaşırım ve sandalyeyi kendime çekip otururum. Defterimle kalemi elime alırım. Gözlerimi yavaşça kapatırım. Bugün Noyan'la harika vakit geçirdim. Tabi onu bekletmiş olsam da... Ah Noyan... Neden kalbimi çelmek zorundasın ki? Hikaye düşüneceğim ama düşünemiyorum... Aklımdan çıkmıyorsun. Umarım birlikte uzun zamanlar geçiririz Noyan.
Bölüm etkileşimi
