4. bölüm / 7
Arkadaştan Ne hâle geldik?4. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 4. Bölüm
- 1 1. Bölüm357 kelime
- 2 2. Bölüm1.187 kelime
- 3 3. Bölüm2.717 kelime
- 4 4. Bölüm2.716 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 5. Bölüm1.344 kelime
- 6 6. Bölüm1.829 kelime
- 7 7. Bölüm4.035 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Her şey mutlu ile bitecek değil ya
İki ay, sanki sevdiğin kitabın sahnesini okuyormuşçasına göz kapatıp açana kadar geçmişti. Noyan'la aramız gün geçtikçe hem açılıyor hem de kapanıyordu. Garip bir ilişki içindeydik... O, işlerinden kaynaklı benimle ilgilenemiyor ben ise onu kene gibi bırakmıyordum. Yine de birbirlerimizi "arkadaşça" seviyorduk. Ancak iki ayda bir buluşamamıştık. Bu günden güne beni üzüyordu. Ama bir günlüğüne olsa da Noyan'ın boş vakti olduğunu öğrendim. Yani bugün buluşma şansımız vardı! Sevgili okurlarım nerede buluşacağımızı sizlere söylerim ? Söyleyin der gibi duydum. Buluşacağımız yer bizim ev olacaktı. Çünkü Noyan'ı diğerleri ile tanıştırmak istiyordum. İçimde bir his her şeyin yolunda gideceğini söylüyordu.
Noyan'la beraber bizim eve geldik. Çok heyecanlıydım. Heyecanlandığım için yanaklarım kıpkırmızıydı. Kapı kolunu aşağı doğru çektim ve içeriye geçtik. Evde ses bile yoktu. Oysa ki onlara sürpriz yapacaktım. Adımlarımı mutfak kapısına çevirdim. İçeri girdiğimde buzdolabı kapağının üstünde bir not görerim. Buzdolabına doğru yaklaşırım ve notu elimle çekip okurum.
Paşkanım, Nihat bize bugün evde önemli işlerinizin olduğunu söyledi. Bu yüzden dördümüzde sizi evde rahat bırakmak için dışarıya çıktık. Umarım işleriniz yolunda gider
~Göktuğ
Ah Nihat ah! Neden böyle bir şey yaptın? Tamam beni düşünüyor olabilir ama ben onlara sürpriz yapacaktım. Neyse artık başka zaman gösterecektim.
Tam o anda Noyan arkamda belirmişti. Noyan elini uzatarak sağ omzuma koydu.
"Her şey yolunda mı Anıl?"
Başımı sağ omzuma doğru çeviririm ve Noyan'a yan profilimden bakarım. "Evet... Her şey yolunda. Sadece arkadaslarımla bugün tanışamayacaksın."
"Off... Oysa ki arkadaşlarını merak etmiştim. Acaba evde de mi Nihat'la kardeş gibi tartışıyordunuz? Tekrar şahit olmak isterdim"
"Biz hep tartışıyoruz... Artık başka sefere Noyan. Ama üzülme! Bu gece baş başa kalabiliriz. Patlamış mısır patlatırız yani şey.. mısır patlatırız. Hep çok karıştıyorum!"
Noyan bu hâlime kıkırdıyordu. "Patlamış olan mısırı tekrar patlatmak... Kulağa güzel geliyor"
"Off Noyan!" Bunu derken gülmemek için kendimi zor tutuyordum.
"Tamam bir şey demedim! Sen mısırla ilgilenirken bende film bulurum."
"Bilgisayar masanın üstündeydi. Oradan açabilirsin... Noyan"
"Peki tamam... Anıl"
Noyan mutfaktan çıkar. Ben ise mısırı hazırlanaya başlarım. Kısa bir süre sonra mısır tabağı ile koltuğa yaklaşırım. Tabağı masaya koyarım ve ısığı kapatmak için elektrik anahtarını basıp kapatırım. Sonra da perdelere yaklaşırım onları da çekip kapatırım.
"Anıl... Isığı anladım da perdeler açık kalabilirdi. Zaten karanlık oluyordu."
"Hayır hayır Noyan her yer karanlık olacak. Geceleri ışık açık durmayı sevmiyorum. Eğer bir şey yapmıyorsam."
Noyan'ın yanına yaklaşırım ve otururum. "Geceleri herhalde vampir oluyorum herhalde. Işıktan hiç hoşlanmıyorum."
"Vampir demek? Vampir olsaydın ilk kimi ısırırdın?"
"Noyan bu nasıl bir soru ya! Yine de güzel bir soru. Hmm... İkizim ısırdım. Çünkü o daha bana yakın. Ama hayır ya kan gruplarımız aynı. Kimin kanının tadı güzelse onu ısırırdım"
Beni öyle bir gülme tutar ki alnımı Noyan'ın omzuna dayarım. Noyan'da benimle gülmeye başlar. Gülmemi sonlanınca ben bilgisayara bakarım. Bilgisayarda... Daha açılmamış bir film bile yok.
"Noyan... Sen film açmadın mı?"
"Şey... Ben pek animasyon film izlemiyorum."
"Neden demedin bana? Ben sana bir film söylerdim."
Parmaklarımın ucuyla bilgisayarın klavyesine tıklamaya başlarım. Arama motoruna animasyon filmler yazarım.
"Aslan Kral izleyebiliriz. Bir ara onun takıntısıydın. İstersen Otel Transilvanya izleyebiliriz. Belki de Çizmeli Kedi: Son Dilek de izleyebiliriz. Hayır hayır Coco izleyelim!"
"İstediğini aç... Bana hepsi uyar Anıl. Sen hangisini seviyorsan onu aç."
Animasyon filmini açarım ve koltuğa iyice yaslanırım. Odağım sadece bilgisayarda.
Dakikalar kum gibi akıp gidiyordu. Ben hâlâ filmi izliyordum. Noyan ise beni izliyordu. Elini kaldırdı ve saçlarımla oynamaya başladı. Ben duraksadım. Gözlerim bilgisayarda olsa da odak noktan şu an Noyan'dı. Ne çekildim ne de ona yaklaştım. Sadece heykel gibi duruyordum. Vücudum zangır zangır titriyordu ama çok hoşuma gidiyordu... Sanki kedi gibiydim. Noyan bu hâlimi görünce saçımla oynamayı bıraktı. Bıraktığı zaman sevilmek istediğimi göstermek amacıyla başımla Noyan'ın avucuna yasladım. Noyan saçımla oynamaya tekrar başladı.
Sanki Noyan bana soru sormak istiyor fakat çekiniyor gibiydi. Büyük ihtimalle rahatsız oluyor musun diye soracaktı. Bu tahminim ile bacaklarımı kendime çekerim ve ona kedi gibi sokulurum. Gözlerimi bilgisayara çeviririm. Filmi izlemeye devam etsem de Noyan'ın sıcaklığına odaklanmıştım.
Noyan'ın bakış açısından bakacak olursak yanakları al al olmuştu. Ne yapacağını bilememişti. İçinden gelerek saçımla oynamayı seçmişti ama şimdi girdiği hâl onu çok şaşırtmıştı. Ancak hiç garipsemedi. O benim hiçbir hareketimi garipsemedi ki. Belki de o yüzden aş...
Film bittince ben dudak büzerim. Filmleri tekrar tekrar izlesem de sanki ilk izliyormuşum gibi hissediyodum. Hep devam filmleri isterdim. Bu da benim huyum işte.
"Film de bitti Noyan. Napmak istersin?"
"Konuşabiliriz istersen."
"Tamam konuşalım." Bağdaş kurarak derim. "Ne konuşalım?"
"Bilmiyorum ki. Konu açamıyorum ben..."
"Doğru doğru. Ben konu bulurum. Hmm... Bir tane anını anlat istersen. Hem günlük yazıyordun oraya yazdığın bir anın vardır herhalde."
"Anı mı... Var aslında! Hâni sen bana sevdiğin içecek ne diye sormuştun ya. O zaman aklıma gelmişti de söylemedim. Şimdi söyleyeceğim. Ben içtiğimiz çayın içine süt koydum." Noyan bunu söylerken kıkırdıyordu. "Meğerse öyle yapılmıyormuş galiba"
"İngiliz çayı millet değiştirerek sütlü Türk çayı olmuş." gülerek söyledim. "Bizd eönceden Melih ile denemiştik de tadı pek güzel olmamıştı. İstersen birlikte tekrar deneyebiliriz?"
"Tabi deneyebiliriz! Ama vaktim olursa..."
Noyan'ın bu cümlesi ağzından çıkarken sanki zaman durmuş gibi hissettim. Evet biliyorum pek vaktimiz olmuyordu ama bunu söylerken altında başka bir sebep varmış gibi hissettim. Belki yanlış anlamışımdır diye üstüne gitmek istemedim.
"Vaktimiz olduğu zaman deneriz Noyan. Biz her şeyi yapacak bir vakit buluruz"
Parmaklarımı Noyan'ın parmaklarına yaklaştırım. Eline dokunacakken bir an vaz geçerim. Koltuktan hızlıca kalkıp dikkatlice -sonuçta her yer karanlık- perdeleri açmaya giderim. Perdeleri kenara doğru asılırım. Sokak lambaların ışıkları evin içindeki eşyaları tek tek aydınlatır.
"Işığı yakarım mı? Karanlıkta oturmayalım."
"Tabi... Nasıl istersen"
Adımlarımı kapının yanına çeviririm. Parmaklarımı uzatıp elektrik anahtarına sertçe basarım. Sonra da koltuğa yaklaşıp otururum. Noyan ise gözleriyle beni takip eder.
"Ben sana bir şey söyleyeceğim Anıl"
"Tabi dinliyorum seni"
"Ben birkaç aylığına il dışına çıkacağım"
"Harika fikir. Hem senin için değişiklik olur. Dur... Ne? İ-il dışına çıkmak. Hem de birkaç aylığına?"
"Biliyorum ikimiz için zor olacak ama işimden kaynaklı gitmem gerek."
Cevap vermem ve koltuktan kalkarım. Cama doğru yürürüm ve dışarıyı izlemeye başlarım. İçimdeki sinir git gide artıyordu. Beni bırakıp il dışına gitmek mi? Senin mesajlarını beklemekten her gün ölüyorum Noyan. Duygularım seni görünce değişiyor ve sen bunu bilmiyorsun! Gittiğin zaman belki de birkaç gün senden haber alamayacağım ve ben mesaj bekleyene kadar kafayı yiyeceğim!
Noyan'da koltuktan kalkar ve bana yaklaşır. Parmaklarının ucuyla sırtıma dokunur.
"Beni anlaman gerekiyor... Sonuçta ben hemşireyim."
Seni anlamam mı gerekiyor? Yapma Noyan! Sende gözlerini açıp beni anla bir kere. Karşındaki adam seni anlamak için hep strese giriyor! Yok bi de zaten senin hemşire olduğunu bilmiyordum zaten. O kadar sinirlendim ki arkamı hızlıca dönerim. Ellerimi Noyan'ın göğsüne koyup hızlıca onu iterim. Amacım... Amacım yoktu ki. Sinirlendiğim zamanlar hep birisinin canını yakma gereği duyardım. Ve evet yakmış oldum. Noyan'ı öyle itmişim ki dengesini bulamadan dolaba çarptı. Dolabın kulpları sırtına battığı an yüzündeki ifadeden anladım. Fakat şu an ona üzülecek hâlim yoktu. Çünkü kendimde değildim bu yüzden de ağzımdan neler çıkacağını bilmiyordum.
"Siktir git Noyan. Bak kapı orada. Hadi git il dışına. Git de ikimizde rahatlayalım. Gittiğin zaman arkandan bile ağlamayacağım amk!"
"Anıl..."
"Anıl, Anıl, Anıl! Sadece ağzından adım çıkıyor. Başka bildiğin bir bok yok çünkü. Doğru ya, unuttum... Başka bildiğin şeyler vardı. Anıl ben şu an müsait değilim, başka zamana artık. Anıl, hastanedeyi, başka zamana. Anıl, bir sorun çıktı artık başka zamana. Başka zamana diyene kadar senin gitme vaktin geldi Noyan. Seninle sadece bir kerecik olsun vakit geçirmek istiyordum. Sanki çok bir şey istedim amk! Artık ne zaman il dışına gideceksen git. Umrumda bile değilsin."
Noyan sözlerime şaşkın şaşkın bakıyordu. Çünkü bu hâlimi hiç görmedi. Karşısında tatlı dilli, nazik, her şeyi düşünen Anıl yoktu. Ben... Bende daha yeni görüyordum. İçimdeki canavar uyanmıştı...
Noyan yavaş adımlarla kapıya doğru yürümeye basladı. Kapıya gelince duraksadı ve gözlerini bana çevirdi.
"Yarın bu saatlerde otogara gideceğim. Yürüyeceğim, belki..."
"UMRUMDA BİLE DEĞİLSİN NOYAN"
Noyan'ın gözleri yaşlar ile dolmuştu. Tek bir kelime bile etmeden kapının kolunu aşağıya doğru çekti ve çıktı. Antreden, ceketinin giyerken çıkan hışırtı sesleri ve sonra kapının titreyen eller ile kapanan o sesi geldi. Eve sanki mezarlığın sessizliği çöktü.
Ben daha demin neler söyledim öyle? Umrumda olmamak mı? Yalan neden söyledim? O kadar umrumda ki o yüzden stres oluyorum ya. Onun canını yaktım ve üstüne üstelik saçma sapan şeyler söyledim. Sanki keyfinden gidiyordu. Senin gibi işsiz, bencil, sadece kendini düşünen bir aptal değil. Yüzsüz gibi o lafları söyledin ya Anıl seni ayakta alkışlıyorum. Sevgili okurlarım, lütfen bana istediğinizi söyleyebilirsiniz çünkü sonuna kadar hak ediyorum... Her şeye razıyım.
Noyan beni bırakıp gitme...
Saatler birbirlerini kovalar. Bizim 4'lü daha yeni eve gelmişlerdi. Fakat salonun hâlini görünce hepside duraksadı. Melih endişelenerek benim odama koşar adımlarla geldi. Odada öyle rezalet sigara kokuyordu ki adım atılacak hâlde değildi. Melih cama yaklaşıp kulpunu sağa çevirerek açtı. Sonra hızlı adımlarla yatağa yani bana yaklaştı. Ben derin bir uykudaydım. Melih parmağımın ucuyla sol yanağıma dokundu. Yanağım ağlamaktan çok kızarmıştı ve ıslaktı. Zaten yerdeki peçetelerden de belliydi. Melih başını kaldırıp kapıda duran Berat'a baktı.
"O.. iyi mi?" diye fısıldadı Berat.
"Ağlamış... Her şeye hemen ağlardı. Ama bu ağlaması hiç normal değil. Büyük ihtimalle Noyan'la ilgili." Melih sesini sırf ben uyanmarım diye çok kısık tutuyordu.
"Acaba aralarında neler geçti? Merak ettim..."
"Berat bunu yarın düşünürüz. Bu gece Anıl'ın yanında yatmak istiyorum. Belki bana ihtiyacı olur. Senin için sorun olmaz demi?"
"Tabi benim için sorun olmaz. Sen onunla ilgilen. Bir şeye ihtiyacın olursa beni çağırman yeter aşkım."
Berat Melih'e öpücük gönderir ve odadan çıkar. Melih gülümsesede bana bakınca gülümsesi solar. Yatağa tırmanıp arkamdan sarılır. Uyku da olsam da Melih'in varlığı hissederim. Bu yüzden de arkamı döner, ona sarılırım. Melih alnımdan öper ve alınlarımızı birbirine dayar. O da gözlerini kapatır.
***
Gün ışıkları camdan içeriye vuruyordu. İkimizde öyle uyandık. Gözlerimi açar açmaz başımın rezalet ağrıdığını hissettim. Tabi ağlamanın bedeli...
"Günaydın Anıl"
"Günaydın... Sen benim yanımda mı uyudun? Eskisi gibi"
"Evet... Dün gece seni öyle görünce yalnız bırakmak istemedim. Bana dün olanları anlatmak ister misin?"
"Tabi anlatırım. Neden anlatmayım ki? En çok güvendiğim kişi sensin"
Gözlerimi ellerime kaçırırım. Sol elimi sağ elimin avucuna alırım ve parmaklarımı çatlatırım. Sadece orta parmağımdan kemik çıtlama sesi gelir. Derin bir nefes alır, geri vererim ve anlatmaya başlarım.
Anlattıkça nefeslerim daha da düzensizlesiyordu. Gözlerimden yaşlar akmaya, ellerimle daha çok parmaklarımı çıtlatmaya başladım.
"Sonra..." yutkunmakta zorlanırım. "Sonra Noyan bana... Hiçbir şey demeden evden gitti." Gözlerimden yaşlar boşanırcasına akmaya başladı. "O... Beni asla affetmeyecek Melih. O gidecek ve ona en önemli şeyi söylemedim!"
"Hey... Sakin ol Anıl." Melih bunu derken bana sıkıca sarıldı. "Belki de bu zamanda söylecek şey değildir... Biraz Noyan'ı kendine bırak. Çok üstüne gidiyorsun."
"Haklısın..."
"Yarın bu saatlerde otogara gideceğim. Yürüyeceğim, belki... Sana öyle dedi, demi? Belki de bir şeyi ima ediyordu. Ama belki de etmiyordu. Her neyse Anıl artık ağlama... Bugün birlikte vakit geçirelim. Eski günlerdeki gibi"
"Belki..." Fısıldarım kendi kendime ama bir an duraksarım ve Melih'e bakarım. "Bir şey mi dedin?"
"Oğlum... Sen niye beni dinlemiyorsun? Birlikte vakit geçirelim diyorum."
"Birlikte vakit geçirmek? Eski günlerdeki gibi! Evet... Buna gerçekten ihtiyacım var Melih"
"İlk önce kahvaltı yapalım da sonra yapacak şey buluruz. Çok acıktım."
"Bende!" kıkırdayarak derim.
İkimizde yataktan kalkarız ve ben çarşafı tutup yatağın üstüne düzgünce örterim. Sonra da ben lavaboya, Melih ise kendi odasına gider. Lavaboda yüzümü yıkarken aynaya bakarım. İğrenç beni görürüm... Gözlerim kıpkırmızı, saçlarım dağınık ve yorgun bakışlarımla karşı karşıya gelirim. Bir saniye daha bakacak hâlim yoktu. Havluya uzanıp yüzümü silerim. Sonra da lavabodan çıkarım ve mutfağa giderim. Mutfakta Göktuğ her zamanki gibi kahvaltıyı hazırlar.
"Günaydın asistanım..."
"Günaydın paşkanım." Göktuğ gözlerini bana çevirir ama duraksar "Sizin bu hâliniz ne... Her şey yolunda mı?"
"Evet... Her şey yolunda! Dün ufak tefek şeyler yaşadım işte. Onun kalıntıları. Ee sen napıyorsun? Doğru ya, kahvaltı hazırlıyorsun. Dur sana yardım ederim."
Konuyu geçiştirmek için girdiğim şu hâllere bak. Buzdolabının kapağını açarım ve içinden kahvaltılıkları almaya başlarım. Masaya koyarım.
"Siz dün gece naptınız?"
"Paşkanım biz dün boş boş gezindik. Ara sıra da kendi aramızda rp yaptık. Bir ara hep birlikte cosplay yapsak çok güzel olmaz mı? RP yaparken çok eğlenceli olurdu"
"Benim aklımda da vardı. Söz veriyorum ki bir ara yapacağız."
O sırada da Nihat mutfağa odaya girdi. Yaramazlığından eser yoktu. Nihat bana yaklaştı ve fısıldadı.
"Eğer moralini bozacak bir şey varsa bize söyleyebilirsin ya da söylemesen de olur. Seni üzgün görmek istemiyoruz..."
Nihat'ın bu sözlerine o kadar duygulanırım ki ona sıkıca sarılırım. Sarılmam bittikten sonra Göktuğ'a da sarılım. Canlarım benim, ikisi de her şeyim...
"Paşkanım..."
"Sen harika bir asistansın!" Göktuğ'a sarılmaya devam etsem de bakışlarımı Nihat'a çeviririm. "Sende harika bir arkadaşsın!"
Sarılmamız bitince kahvaltılıkları masaya koymaya devam ettim. Nihat ve Göktuğ bakışları şaşkın olsa da beni böyle görmeleri içlerini rahatlatmıştı. Sonra da zaten Melih ve Berat mutfağa geldi. Berat koala gibi Melih'e sarılıyordu.
"Bugün napıyoruz?"
"Ben kitabı yazacağım. Daha bölümü bitiremedim bile." dedi Göktuğ.
Nihat sanki bu soruyu durmuş gibi "Gel seninle lunaparka gidelim! Korku trenine bineriz."
"Gerçekten harika fikir! Bakalım ilk kim korkacak?" Berat bakışlarını Melih'e çevirdi. "Yavrum sende bizimle gelecek misin?"
"Ben Anıl ile vakit geçireceğim. Onunla birlikte pek vakit geçirmiyordum. Hem ara sırada kankimin yazdığı bölümü okurum"
"Sen nasıl istiyorsan güzelim" Berat Melih'in yanağından öptü.
"Kankim okuyacaksa o zaman hızlı yazmaya çalışacağım" ellerini kendi beline koyarak söyledi Göktuğ.
"Üff kankim be!" Melih sanki çok gaza gelmiş gibi söyledi bunu.
Ben ise sadece sessizce onları izliyordum. Hepimiz bir araya gelince sessiz kalırdım sürekli. Neden diye sorduğunuz sanki sevgili okurlarım. Ben gruplarda pek sesimi çıkarmam, onun yerine dinlemeyi tercih ederim. Herkese söz hakkı tanımaya çalışırım. Sadece kendimle ilgili şeylerde konuşmaya veya kimse birine cevap vermeyince cevap vermeye çalışırım. Kişiliğimden biri işte bu da...
Hepimiz masanın etrafına oturduk ve kahvaltı yapmaya başladık. Herkes sessizdi. Bu yüzden kendi zihnime çekilmem kolay oldu. Noyan şimdi napıyor? Ya iştedir ya da evinde eşyalarını topluyordur. Noyan üzgün müdür? Tabi ki de üzgündür! Dün gece onun kalbini öyle kırdım ki... Noyan gerçekten gidecek mi? Noyan beni bırakacak mı? Noyan'la arkadaşlığımız bitecek mi? Noyan... Benden nefret ediyor mu? Sorular zihnini öyle bulandırıyordu ki gerçek hayattan kopmuşum. Melih'in elimi tuttuğunu sonradan fark ettim.
"Anıl... Düşünmek yerine kahvaltını yapsana. Hemen yapalım da beraber bir şeyler yapalım."
"Haklısın... Özür dilerim Melih. Bir an dalıp gitmişim."
Bir şeyler yemeye çalışsam da boğazımdan geçmiyordu. Nasıl yiyecektim de zaten...
Kahvaltı bittikten sonra Berat ve Nihat evden gitti. Göktuğ odasına çekildi. Bize de bulaşıklar kaldı. Ah, eskide ki günler gibi bulaşık yıkayacaktık...
"Süngeri ben köpürtebilir miyim?! N'olur n'olur n'olur!"
"Sıra bende ama! Off peki sen köpürt ama ben yıkayacağım."
Melih çocuk gibi süngeri azcık sabun sıkar ve köpürtmeye başlar. Ben olsaydım sabunu doldururdum... Sonra süngeri bana verir.
"Hadi yıkamaya başlayabilirsin"
Bulaşıkları yıkamaya başlarım. Yine de Noyan'ı düşünmeden edemem. Noyan... Neden hep aklıma geliyorsun?
"Çok yavaş yıkıyorsun!"
Gözlerimi kırpıştırırım ve Melih'e bakarım. "Bir kere hızlı yıkıyorum! Sen fark etmiyorsun"
Melih bardağı durularken tam bana cevap verecekken bardağı lavabonun içine düşürür ve kırılır.
"İyi halt yedin Melih"
"Elimden kaydı!"
"Off tamam bişi olmaz. Toplarız şimdi. Aaa... Hatırlar mısın? Annem burda olsaydı sizin canınızdan önemli değil diyordu. Canım validem imparatoriçem ya..."
"Hatırlıyorum tabi... Şimdi çocukları koca adam oldu."
"Evet Melih... Ama hâlâ beceriksiziz"
İkimizde gülmeye başlarız. Öyleyiz ama. Çocukken hiçbir işi düzgün yapamazdık. Ya konuşmaktan ya da birbirlerimizle uğraşmaktan... O eski günleri özledim. O zamanda acı çekiyordum da ama şimdi kadar değildi.
Zaman su gibi akar giderken bulaşıkları bitiririz ve odama geçeriz. Melih bir kağıt alıp resim çizmeye başlar. Tabi ki de Birleşik Krallık'ı çizmeye başlar... Başka çizdiği bir şey yok ki! Ama şimdi ona sataşacak hâlde değildim. Masadan sigara dalı alırım ve yakarım. Derin bir nefes çekerim ve duman dudaklarımın arasından yavaşça çıkar.
"Hâni sigarayı bırakmıştın"
"Tekrar başladım"
"Noyan için bırakmıştın demi. Noyan gitti sende başladın"
"Beni ne iyi tanıyormuşsun kardeşim"
Sigaradan nefes çekerim ve üflererek cama yaklaşırım. Dışarıyı izlemeye başlarım. Melih ise bana bakar ama ne diyeceğini bilemez.
"Hadi sen resmine devam et. Berat gelince gösterirsin."
"Resmi falan boşver şimdi. Ben Berat'la beraber olduğumdan beri sen bize karşı değişiksin. Yani ne bileyim kıskanıyor gibisin"
"Tam da öyle. Kıskanıyorum sizi!"
"Neden kıskanıyorsun ki?"
"Belki de bende sevgili istiyorumdur! İçimi dökecek, aşk cümleleri söyleyecek, onun için çabalayacak, sikişecek bir sevgiliye ihtiyacım vardır belki ha?"
Melih ağzımdan çıkan küfürü duyunca bana dik dik bakar "Anıl... Sen benden daha betermişsin oğlum."
"Sinirlerim bozuk ben napabilirim yani?! Ben bahçeye çıkacağım. Saat zaten öğlen olmuş. Akşama kadar evde zaman geçmez."
Melih ıslık çalar. "Hadi git bahçede oyala kendi. Ortalıktan kaybolmak yok tamam mı?"
Sorusunu cevaplamadan kapıya doğru yürürüm ve kolu aşağına indirip çıkarım. Bakışlarım yerde ilerledim ve dış kapıyı da açar çıkarım. Bakışlarımı gökyüzüne çevirim. Bulutsuz, güneşin capcanlı bir hava... Duruma o kadar tersti ki... Böyle havalarda çok mutlu olurdum lâkin mutlu olacak sebebim bile kalmadı. Sigarayı dudaklarımın arasına aldım ve gözlerimi kapattım. Derin bir nefes çekerim ve duman gökyüzüne doğru gitmeye başladı.
Bölüm etkileşimi
