6. bölüm / 7
Arkadaştan Ne hâle geldik?6. Bölüm
Bölümler 7Şu an: 6. Bölüm
- 1 1. Bölüm357 kelime
- 2 2. Bölüm1.187 kelime
- 3 3. Bölüm2.717 kelime
- 4 4. Bölüm2.716 kelime
- 5 5. Bölüm1.344 kelime
- 6 6. Bölüm1.829 kelime · Okuduğun bölüm
- 7 7. Bölüm4.035 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
1 ay kaplumbağa gibi geçti. Kaldı geriye 4 ay... Peki bu 1 ayda neler oldu? Öyle şeyler oldu ki...
Sevgili okurlarım, hazırsanız anlatıyorum.
Ben hergün Noyan'dan mesaj bekliyor oldum. Her an yazacakmış gibi telefonumu yanımdan ayırmadım. Ancak bana hep birkaç günde bir mesaj yazıyordu. Yazdığı zaman da sadece yazdıklarıma cevap yazıyordu. Yani kendi hayatından pek bir şey bahsetmiyordu. Ona hep "nasılsın?, şu an napıyorsun? Ben şu an bunları yapıyorum. Bugün şunu şunu yaşadım." tarzında mesajlar yazıyordum. O da onlara cevap veriyordu. Bu mesajlar bana asla yetmiyordu, yetmiyordu, yetmiyordu!
Noyan'sız bir ay vücudumu çok etkiledi. Her gün stres oluyordum. Şu an banyoda fayansın üstünde oturuyordum. Çünkü stresten kusmuştum... İyi ki de sadece evde Melih vardı. Diğerlerinin bu hâlimi görmesini istemezdim... Bu hâlim bana bir şeyi hatırlattı. Hatırladığım kadarıyla... 9. Sınıfta Melih ve ben ayrı okullara ve ayrı yurtlara gitmiştik. Bu da beni baya bir strese sokmuştu. Okulun 2. haftasında stresten hasta olmuştu. Ah... O geceyi hatırlamak istemiyorum! O kadar çaresizdim ki hocanın yanında ağlamamak için kendimi zor tutuyordum! Ne kadar da acınasıyım... O gece eve gelmiştim. Birkaç gün sonra yurda gelince de aynı senaryo... Yurda geldiğim ilk gece de kusmuştum...
Sevgili okurlarım, umarım bunlar sizi rahatsız etmiyordur. Sadece gerçekleri anlatıyorum... Şimdi ise vücudum aynı tepkiyor. Ancak başka birine...
Başımı duvara yaslarım ve gözlerimi tavana çevirim. Elimi saçlarımın arasına daldırırım. Saçlarıma hafifçe asılır, elimi geri çekerim. Avucunda normalden daha fazla saç tutamları gelir. Hafifçe gülümserim. Size bahsettiğim o anım var ya... O zaman da bu durumu yaşadım. Bu yüzden şimdi beni korkutmuyordu.
Melih banyo kapısını hafifçe itti ve içeriye gidi. Benim bu hâlimi gördüğü için üzüldü. Yüz ifadesinden de belli oluyordu zaten. Yanıma otudu ve başını omzuna yasladı.
"Miden hâlâ bulanıyor?"
"Yani biraz... Jelibon yemeyi fazla kaçırdım galiba. Keşke o kadar pembe jelibon yemeseydim. Midemde çıkanları pembe beklemiyordum açıkcası."
Kendi kendime gülerim. Ortamı yumuşatmaya çalışsam da gülmem solar.
Gülecek hâlim yoktu...
"Anıl... Hadi kalk. Üşüteceksin. Zaten hastasın."
"Haklısın..."
Melih başını omzundan kaldırır ve yerden kalkar. Sonra da yerden kalkmama yardım eder. Birlikte banyodan çıkarız. Bu stres var ya... Beni mahvediyor. Ya stresten ya da trafik kazasından hayattan göçer giderim herhalde.
"German!"
Kendime gelirim "Ne? Noldu!"
"Cosplay yapalım mı?! Hem evde kimse de yokken."
"Cosplay... Olabilir."
"Tabi ayakta duracak hâlin var mı?"
"Evet evet var. Sadece az mide bulantısı. Sıradan şeyler. Biz cosplay yapalım! Hem... Roleplay'da yaparız"
"Vay... Sen benimle roleplay yapar miydin be?"
"Şşt çaktırma şu an gaza geldim. Roleplay yaparken eskide ki gibi birbirlerimizi mi yıkacağız?"
"Kar olsaydı tabi onu yapardık. Neyse yere yastıkları koyarız, öyle yaparız. Her zamanki gibi ben kazanacağım!"
"Öyle san sevgili kardeşim. Bu sefer ben kazanacağım!"
Ben odama hızlıca giderim. Melih de odasına gider. Dolabımı açarım. Beyaz gömlek, kırmızı kravat ve siyah kot pantolonu alırım. Üstümdeki değiştirip onları giyerim. Saçlarımı düzeltirken tekrar saç tutamlarım elime gelir. Umursamam. Tutamları masamın yanındaki çöp kovasına atarım. Çekmeceden dikdörtgen camlı gözlüğü alırım ve takarım. Aynadan kendime bakarım. Eh, benzedim. Odadan çıkarım. Melih beni koridorda bekler. Melih'i görünce ağzım açık kalır.
"Oha Melih... Ne ara bu takım elbiseyi giydin, monoklu ve fötr şapkayı taktın. Tabi konu Uk olunca Sonic gibi hızlı olursun"
"Tabi ki de. Şimdi evdeki tüm yastıkları toplamamız gerekecek."
"Birbirlerimizi devirme şeyini 1. Dünya savaşı senaryosuna uyarlamayı acayip seviyorum. Oğlum biz çok zekiyiz."
"Ne sandın? Fakat kimse gelmeden bunu yapalım."
"Ya o kadar kıyafetleri giydik bari ilk önce toplantı sahnesi gibi bir şey yapsaydık."
"Onu da başka zaman yaparız. Şimdi git yastıkları getir."
"Tamam be getiriyorum"
Saatler akıp geçti. Ne ara? Melih ile vakit geçirdiğim zamanlar zaman hızlı geçiyordu. Tabi her zaman değil ama yapacak veya konuşacak bir şey buluyorduk. Ben yastıkların üstünde iyice yatıyordum
"Sanırım Almanya'nın kendisinde bir sorun var. Her 1. Dünya savaşı şeyi yapınca ben kaybediyorum."
"Almanya gibi sorunlusun sende."
"Ay sanki sende Uk gibi cennetliksin."
Melih yerden bir yastık alıp bana vurmaya başladı "Bir daha söyler misin?"
"Tamam tamam! N'olur tekrar ateşkes yapalım!"
Melih yastığı yerine koyup yanıma yattı. İkimizde derin düşüncelere daldık. Biz ikimiz yan yana gelince böyle saçmalayız işte... Tam o sırada dış kapı açıldı. Göktuğ'un elinde marketten aldıkları poşetler vardı. Berat ise en ağır poşetleri eline almıştı. Melih'e hava atmak içindi o da. Süslü horoz. Nihat ise sanki Viyana kapılarına dayanıyormuş gibi daldı. Ancak gördüğü manzara ile donup kaldı. Benle Melih yastıkların üstünde yatıyorduk. Berat'ta market poşetlerini bırakıp salona geldi. O da aynı Nihat gibi tepkti verdi. Göktuğ'da en son geldi.
"Paşkanım... Kankim... Yastıklarımız napıyor burada ve üstündeki kıyafetler?
Ben ağzımı bile açmam. Bakışlarımla soruyu Melih'e postalarım. Melih'de koluma çimdik atıp doğrulur.
"Kankim cosplay yapalım dedik. Sonra da birbirlerimizi devirmeye çalıştık. Tabi ki de ben kazandım!"
"Konu senin kazanman değil ama!"
"Mızıklanma hemen German."
Berat konuşmamızın arasına girerek "Yavrum... FrUk temalı yastıklarımızdan ne istedin?! Daha onları yeni yaptırmıştım."
"Şey... Bebişim onları German getirdi. Ben hiç farkında olmamışım."
"Tamam affediyorum seni." Berat bakışlarını bana çevirdi. "Deuscim, bir açıklama borçlusun."
"Ya ben nerden bilirim yeni olduklarını. Aldım yatağınızdan getirdim işte."
Nihat ise herkes bağımsız şekilde takılıyordu. Sanki suya atlıyormuş gibi yastıkların üzerine atladı.
"Bence bu yastıklar burada kalabilir. Ben tüm gün yatarım üstlerinde."
"O zaman sen toplarsın." derim
"Yatmasam da olur. Yatağımda var o kadar."
"Burayı ben nasıl toplayacağım ki..." Göktuğ odanın etrafına bakınarak dedi.
Doğrulup bağdaş kurarım. Sonra da Göktuğ'un ellerinden tutarım.
"Hayır hayır... Biz Melih ile toplarız. Sen zaten tüm gün yorulmuşsundur."
"Teşekkür ederim paşkanım..."
"Melih'le işim var Deuscim. Sen kendin toplarsın." Berat bunu derken Melih'i kucağına almıştı bile.
"Aman tamam ben toplarım."
"Paşkanım isterseniz ben toplayabilirim" der Göktuğ.
"Hayır paşkanın olarak izin vermiyorum." Bakışlarımı Nihat'a çeviririm. "Nihat bana yardım edeceksin dimi?"
"Baklava karşılığında yardım ederim."
"Hemen de bir şart koşuyor. Tamam baklava alacağım sana. Beraber yeriz."
Nihat yastıkların üzerinden kalktığı gibi yastıkları toplamaya başladı. Ah, Nihat bu enerjinden hepimize lazımdı. Bende Göktuğ'un ellerini bırakıp oturduğum yerden toplamaya başladım. Berat ise Melih'i yatak odasına götürdü. Göktuğ'da bize gülümseyerek odasına gitti.
"Eee Nihat bugün ne yaramazlıklar yaptın?"
"Yaramazlık mı? Ben ve yaramazlık? Yan yana gelecek kelimeler mi?"
"Tabi ki de yan yana gelecek kelimeler..."
"Beni ne kadar da iyi tanıyor. Gözlerim yaşardı. Neyse kedi sevdim. Kedi ile tartıştım. Tartışma da o kazandı."
"Kedi nasıl kazanmış olabilir?"
"Söylemeyeceğim."
"Aman söyleme tamam. Başka ne yaptın?"
"Petshop'a gittik. Orada çok güzel bir kuş vardı. İsmini Limon koydum. Sanki aramızda bağ oluştu. N'olur onu sahiplenelim!"
"Evde zaten uçmaya meraklı bir varlık var." Elimle Nihat'ı gösteririm. "Başka varlık da gelirse... Gerisini düşünemiyorum."
"Bir şey yapmaz merak etme. Ben onu eğitirim."
Mırıldanırım. "Ben seni daha eğitemedim sen onu nasıl eğiteceksin"
"Bir şey mi dedin?" Nihat tek kaşını kaldırdı.
"Hayır bir şey demedim! Tamam sahiplenelim. Ama bir yaramazlık yaparsa kızartıp yeriz. Anlaştık?
"Haşlaması daha güzel olurdu sanki. Yine de kabul!"
Önceden de dediğim gibi... Bizim IQ seviyemiz düşüyor.
Yerden kalkarım. "Ben bu yastıkları odalara koymak. Sen ise buraları toplamak."
"Ben bunu onaylamak. Baklavayı unutmamak."
"Tamam demek. Seni yemek?"
"Ben yememek! Ben kaçmak"
Gülmemek için kendimi zor tutarım. "Tamam tamam bu kadar soytarılık yeter. İşimiz gücümüz var."
"Sen başlatıyorsun, banane banane."
"Evet... Haklısın."
Kıkırdarak elindeki yastıklar ile odalara doğru giderim. Nihat'a ayak uydurmak için bu hâllere giriyorum. Çünkü... Onu mutlu etmek istiyorum. Onunla yıllarca arkadaşım. Artık Nihat'ın nasıl mutlu olacağını biliyordum... Onu gerçekten çok seviyorum.
Odanın kapı kolunu hafifçe aşağıya doğru indirdim. Sonuçta Göktuğ'un odasıydı. Yavaşça odaya girdim. Göktuğ çalışma odasında oturuyordu. Sessiz adımlarla yastıkları yatağa koydum.
"Teşekkürler paşkanım... Ama bu kadar sessiz olmanıza gerek yoktu."
"Şey... Seni rahatsız etmek istemedim."
Göktuğ'a sakin adımlar ile yaklaşırım ve bakışlarımı önündeki bilgisayara çeviririm.
"Kitabını mı devam ediyorsun?"
"Evet paşkanım. İsterseniz bir ara spoi verebilirim."
"Olabilir. Spoileri okuması sarıyor. Peki... Bana yazdığın kitap ne hâlde?"
"Şey... Paşkanım... O kaldı 2. Bölümde."
"Devamı gelmeyecek mi yani?"
"Bilmiyorum..."
Hafifçe nefes alırken omuzlarım yavaşca kalkar ve iner. Kalçamı masaya yaslar, kollarımı göğsümde birleştiririm. Bakışlarım duvardaki gölgelere kayar. Yüzümde narin, tatlı bir gülümseme vardır.
"Bana bi sen bi de Nihat yazıyor. Nihat'ı anlıyorum da seni nedense anlamıyorum. Yani bende sevilecek ne bulabildin ki?" Gözlerim yaşlar ile dolar bu yüzden görüş alanım bulanıklaşır. "Biliyor musun...?" Kıkırdarım. "Melih bana yazı bile yazmıyor. Yazıyı boşver şunu çiz diyiyince anca çizer. Tamam onu da anlıyorum. Her zaman birlikteyiz. Çizimlerinde ya da yazılarında başkalarına veya kendine hitap yapıyor. Ben seni yine de anlamıyorum. Sen hep her yerde kendini Anıl'ın asistanı olarak tanıtıyorsun. Ben sana hiçbir şey yapmadım ki... Neden yapmıyorum ya? Herkes için uğraşırken ben neden senin için uğraşmıyorum ki?" Bakışlarımı çekinerek Göktuğ'a çeviririm. Yaşlar yanaklarımdan aşağıya doğru kayar ve kıyafetimi ıslatır. "Özür dilerim Göktuğ. Ben... Ben senin değerini şimdi anlıyorum. Söz veriyorum ki sana bir şeyler yapacağım. Ne yapmamı istersin? Sana yazı yazabilirim, şiir yazabilirim, fotoğraf düzenleyebilirim, video yapabilirim. Lütfen sadece istediğini söyle. Ben gerisini hallederim."
Konuşmam bitince ağlamam daha çok çoğaldı. Kendimi tutamayıp Göktuğ'a sıkıca sarıldım. Göktuğ'da sarılmama karşılık verdi. O kadar rahatlamıştım ki... Gülümseyebilmiştim.
"Gerçek sarılmayı çok seviyorum özel asistanım."
"Bunu da kaydetmem gerekiyor."
Kıkırdarım. "Hey... Bunu kaydetmen için söylemedim" Göktuğ'a biraz daha sıkı sarıldım.
"Olsun paşkanım... Sizin hakkınızda bir şeyler öğrenmem gerekiyor. Hem bana karşı bir şeyler yapmak istiyorsanız yapın. O size kalmış."
Göz yaşlarımı silerim. "Ben bir şeyler yapmaya çalışacağım... Neyse seni artık kendi başına bırakırım."
"Teşekkür ederim paşkanım..."
"Asıl ben teşekkür ederim. Hayatıma girdiğin için."
Adımlarımı kapıya doğru yöneltirim ve kapı kolunu sıkıca kavrarım. Ses çıkarmamaya özen göstererek açar, kapatırım. Hâlâ gülümsemeye devam ederim. Kendinle gurur duymalısın Anıl.
***
Yaklaşık aradan bir saati devirmişizdir. Nihat ile etrafı toplamışızdır. Odama gelmişimdir ve baklava almak için hazırlanıyorumdur. Aynada kendime bakmamaya çalışıyorumdur. Ben... Pek aynayı bakmaya sevmem. Sadece bakım konusunda bakarım, o kadar.
Disney temalı t-shirtümü düzeltirken aynadan komodinin üzerindeki telefonumu görürüm. İçime tekrardan bir stres girer. Nefes alışverişlerim hızlanır. Hızlı adımlarla komodine gider, telefonu elime alırım. Telefonu korkurla açarım.
Evet... Mesaj gelmişti. Ben yine kaçırdım. Bu bir aydır ikimizde aynı anda aktif olamıyordu. Bu durum beni gerçekten çok üzüyordu. Aslında... Daha bu mesajları yeni yazmıştı.
Papatyam🌼🤍
Anıl bugün o kadar berbat şey yaşadım ki... Dersteyken canım sıkılmıştı. Bende resim çizerim dedim. Baktım dersi anlatan kişi başımda. Aldı defteri, geri vermedi. Kaç kez istedim oysa ki. Defterin içine bakmasından korkuyorum. 18.00
12 dakika fark ile ona yetişemedim. Mesaj yazsam şimdi kim bilir ne zaman yazacak? Ama yine de yazacağım.
Keşke resim çizmeseydin... 18.12
Umarım içine bakmaz. 18.12
Telefonu kapatıp komodine koyarım. Telefondan uzaklaşmam bana iyi gelecektir. Belki.
İçimdeki stres git gide artıyordu. Şu an hareket edecek hâlim yoktu. Yavaşça yatağa oturdum. Nefeslerimi düzene sokmaya çalıştım. Gözlerimden tekrardan yaş akmaya başladı. Noyan'ın yokluğu hep canımı yakıyordu. Birisi için hep stres olur musun? Ben olurdum.
Sevgili okurlarım, bu satırları yazarken stres oluyorum. O durumda nasıl olmazdım ki?
10 dakika geçti geçmedi. Ben odamdan yavaşça çıktım. Baklava konusunda Nihat'a sürpriz yapmak istiyordum. Çok yorgundum, kendini iyi hissetmiyordum ama yine de o baklavayı alacaktım. Çünkü kafamı dağıtacak bir şey bulmam lazımdı.
Kapıyı tam kapatacakken Nihat'ın bana bir ay önce aldığı rakun peluş oyuncağı ile göz göze gelirim. O zaman öyle bir gaza gelirim ki kapıyı hızlıca kapatırım. Hızlı adımlarla dış kapıya doğru giderim. Ve kendimi dışarının soğuğuna atarım.
***
Eve geldiğim gibi Nihat'la baklavayı diğerleri için paylaştırdık. Bize kalan baklavaları ise bilgisayar karşısında yeriz.
Günüm berbattı fakat sevdiklerim yanımdaydı... Birisi hariç. Noyan. O dört ay nasıl geçecekti sensiz? Belki de hemen geçer... Kim bilir?
Bölüm etkileşimi
