Bölümler 8Şu an: 5. Bölüm
- 1 1.Bölüm449 kelime
- 2 2 Bölüm366 kelime
- 3 3. Bölüm469 kelime
- 4 4. Bölüm416 kelime
- 5 5. Bölüm783 kelime · Okuduğun bölüm
- 6 6.Bölüm444 kelime
- 7 7.Bölüm442 kelime
- 8 8.Bölüm397 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Eğer Rüzgar onun sadece bir "kanka" olduğuna inanıp uzaklaşmıştıysa, belki de onu ancak aklını başından alacak bir sarsıntı, güçlü bir kıvılcım yeniden uyandırabilirdi.
Ertesi sabah okulun bahçesi her zamankinden daha kalabalıktı. Esin, o gün üzerine özellikle özenle seçtiği kıyafetlerini giymiş, saçlarını açık bırakmış ve yüzüne maske gibi yerleştirdiği o özgüvenli ifadeyle içeri girmişti. Kalbi göğsünden fırlayacak gibi atıyordu ama geri dönüşü yoktu. Bahçe kapısının hemen önünde, okulun basketbol takımından olan ve uzun süredir Esin’e karşı boş olmayan Mert ile karşılaştı. Mert, her zamanki samimi gülümsemesiyle ona yaklaşırken, Esin bu anı doğru zaman olarak seçti.
"Günaydın Esin, nasılsın?" dedi Mert, hafifçe duraksayarak.
Esin derin bir nefes aldı ve o sahte ama kusursuz gülümsemesini takındı: "Günaydın Mert. Aslında harikayım... Şey, bugün ders çıkışı birlikte kahve içmeye ne dersin? Birlikte vakit geçirmek istiyordum."
Mert şaşkınlıkla birlikte büyük bir mutluluk yaşadı; çünkü Esin ilk defa ona kendi isteğiyle böyle bir teklifte bulunuyordu. "Ciddi misin? Tabii ki isterim!" dedi hemen.
Tam o sırada, okulun giriş kapısından içeri giren Rüzgar ve Selin durumu gördü. Rüzgar, Esin’in Mert’e gülümseyerek baktığını, Mert’in ise neredeyse havalara uçacağını fark ettiği an, olduğu yerde adeta çivi gibi çakılıp kaldı. Yanındaki Selin şaşkınlıkla "Oha, Esin ve Mert mi? Bunlar ne ara..." diye mırıldandı ama Rüzgar onun ne dediğini duymuyordu bile.
Rüzgar’ın kahverengi gözleri öfkeyle, kıskançlıkla ve tarifsiz bir hayal kırıklığıyla karardı. Birkaç gün önce "Biz sadece arkadaşız, saçmalamayın!" diye bağıran Esin, şimdi okulun ortasında başka bir erkekle baş başa kahve planı yapıyordu. İçindeki o sessiz vazgeçiş, yerini aniden yakıcı bir ateşe bıraktı.
Esin ise Mert’le konuşurken göz ucuyla Rüzgar’a baktı. Rüzgar’ın o kasılan yüz hatlarını, gözlerindeki o öfkeyi gördüğünde kalbi hem korkuyla hem de başardığını hissetmenin verdiği o tehlikeli heyecanla çarptı. Planı işlemeye başlamıştı ama bu ateşin ikisini de yakacağını henüz ikisi de bilmiyordu.
Mert’in yüzündeki o saf mutluluk ve şaşkınlık, okul bahçesinin kalabalığı arasında adeta parlıyordu. Esin ise kalbinde fırtınalar kopmasına rağmen dışarıdan son derece sakin, hatta bir o kadar da umursamaz görünmeye çalışıyordu. Rüzgar’ın birkaç gün önce başka bir kızla gülüşerek konuşması canını ne kadar yaktıysa, şimdi Rüzgar’ın gözleri önünde başka bir erkekle yakınlaşmak da ona hem tatlı bir intikam hem de korkunç bir risk gibi geliyordu.
Mert, "Dersten sonra okulun arkasındaki o kafede buluşuruz o zaman, değil mi? Ben tam saat ikide orada olurum," dedi, heyecanını gizlemeye çalışarak.
Esin başını hafifçe salladı, zoraki ama tatlı bir gülümsemeyle, "Tamamdır, iki de görüşürüz Mert," diye karşılık verdi.
Mert sınıflarına doğru neşeyle uzaklaşırken, Esin derin bir nefes alıp arkasını döndü. Tam o sırada, birkaç metre ötede duran Rüzgar’la göz göze geldi. Rüzgar olduğu yere çivilenmiş gibiydi. Gözlerindeki o ilk şaşkınlık yerini buz gibi bir öfkeye ve derin bir hayal kırıklığına bırakmıştı. Yanındaki Selin ve Yağız bile aradaki gerginliği hissedip sessizce birbirlerine baktılar. Selin, "Esin az önce Mert'e ne dedi öyle? Yanlış mı duydum?" diye fısıldayacak oldu ama Rüzgar’ın kasılan çenesini ve kararan bakışlarını görünce cümlesini yarıda kesti.
Rüzgar, gözlerini bir saniye bile Esin’den ayırmadan ağır adımlarla onların yanından geçti, tek kelime etmeden doğrudan sınıfa yöneldi. İçindeki o alev, dışarıdan attığı her adımda daha da büyüyordu. Birkaç gün önce "Biz sadece arkadaşız, saçmalamayın!" diye bağıran kız, şimdi gitmiş yerine okulun en popüler çocuklarından biriyle kahve randevusu ayarlayan biri gelmişti. Rüzgar kendi kendine, "Demek mesele sadece arkadaşlık değilmiş, demek ki beni gerçekten kafasından silmiş" diye düşünerek içten içe yıkılıyordu.
Esin ise Rüzgar’ın bu tepkisini gördüğünde amacına ulaştığını anladı ama bu zafer hissi, o an içinde hissettiği acıyı hafifletmedi; aksine her şeyi daha da çıkmaza soktuğunu fark etti. Rüzgar’ın o soğuk ve uzak duruşu, kalbine saplanan yeni bir bıçak gibiydi.
Zil çaldı, dersler birbirini kovaladı ama zaman Esin için sanki işkence gibi geçiyordu. Ne tahtaya yazılanları görebiliyordu ne de hocanın anlattıklarını duyabiliyordu. Aklı tamamen öğleden sonra saat ikide okulun arkasındaki kafede Mert ile yapacağı o sahte buluşmadaydı. Rüzgar ise arka sıralardan birinde, ne zaman Esin o tarafa baksa hemen önüne dönüyor, aralarındaki o görünmez duvarı her geçen saniye daha da kalınlaştırıyordu.
Sonunda öğle zili çaldığında, koridorlar yine hareketlendi. Esin çantasını topladı, derin bir soluk alıp okuldan çıktı ve yürümeye başladı. Kafeye vardığında Mert çoktan masaya oturmuş, heyecanla onu bekliyordu. Esin karşı sandalyesine oturdu, kahvesini sipariş etti ama gözü sürekli dış kapıdaydı. İçten içe Rüzgar’ın arkalarından gelmesini, bu oyunu bozmasını ya da en azından hesap sormasını diliyordu.
Aradan yirmi dakika geç mişti ki, kafenin cam kenarındaki masada oturan Esin, kapıdan içeri giren o silueti gördü.
Rüzgar, yanında Yağız’la birlikte kafeye girmişti. İçeri girdiği an gözleri doğrudan Esin’in masasına kilitlendi. Rüzgar’ın buraya tesadüfen gelmediği, Esin’i Mert’le baş başa görmenin verdiği o dayanılmaz dürtüyle arkalarından geldiği her halinden belliydi. Rüzgar, Esin’in gözlerinin içine bakarak, normalde asla oturmayacağı o masaya, tam onların çaprazına geçti ve oturdu.
Esin’in kalbi ağzında atmaya başladı. Oyunun artık kontrolünden çıktığını, ateşin etrafını sarmaya başladığını çok geç anlamıştı.
Bölüm etkileşimi
