36. bölüm / 44
Aramızdaki EşikAçık Eşik ve Kenetlenen Eller
Bölümler 44Şu an: Açık Eşik ve Kenetlenen Eller
- 1 Karakterler
- 2 Yabancı Ayak Sesleri692 kelime
- 3 Tozlu Dizlerden Gri Üniformalara634 kelime
- 4 Demir Parmaklıklar ve Çelik Bakışlar804 kelime
- 5 Tozlu Raflar ve Sınır Çizgisi614 kelime
- 6 6. Bölüm: Nefes Nefese Karanlık533 kelime
- 7 Gece Baskını ve Gizli Pakt835 kelime
- 8 Kravat Düğümü ve İki Farklı Dünya692 kelime
- 9 Toz, Gölge ve Yutulan Öfke798 kelime
- 10 Yarım Kalan Yangın ve Kilitli Kapılar409 kelime
- 11 Kapalı Kapılar ve Kırılan Kilitler633 kelime
- 12 Yarım Kalan Uykular ve Çatlayan Düzen709 kelime
- 13 Fırtına Öncesi Gölgeler ve Kaçak Plan667 kelime
- 14 Sisli Zirve ve Daralan Çember684 kelime
- 15 Buz Tutmuş Parmaklar ve Çalınan Kapı615 kelime
- 16 İnce Buz Üzerinde ve Fısıltılı Yalanlar801 kelime
- 17 Soğuk Şafak ve Çözülen Sessizlik637 kelime
- 18 Metal Çınlaması ve Boş Kovan639 kelime
- 19 Gölgede Bilenen Bıçak753 kelime
- 20 Şehrin Soğuk Işıkları ve Çelik İp719 kelime
- 21 Soğuk Savaş ve Gerilen Yaylar736 kelime
- 22 Arka Blokta Kan Kokusu950 kelime
- 23 Beyaz Sargılar ve Fısıltı Koridoru629 kelime
- 24 Kırılan Kristal ve İlk İsyan749 kelime
- 25 Asfalta Karışan Yağmur ve Çıplak Eller770 kelime
- 26 Soğuk Beton ve Kırılan Gurur732 kelime
- 27 Beyaz Kumaştaki Pas ve Kırılan Vitrin789 kelime
- 28 Ekrandaki Kırk Dakika ve Ağızdaki Kül661 kelime
- 29 Tuzla Buz Olan Vitrin585 kelime
- 30 Kapalı Kapılar Ardında Çelik İp681 kelime
- 31 Yıkılan Sütunlar ve Kırılan Halka737 kelime
- 32 Paslı Kule ve Gece Külleri503 kelime
- 33 Merdiven Boşluğundaki Nefes537 kelime
- 34 Yüksek İrtifada Kıyamet764 kelime
- 35 Yangın Ekranı ve Kırılan Zırh364 kelime
- 36 Açık Eşik ve Kenetlenen Eller446 kelime · Okuduğun bölüm
- 37 Porselen Enkaz ve Kilitli Kapılar652 kelime
- 38 Zincirlerin Çatırtısı ve Gece Firarı631 kelime
- 39 Yağ Lekeli Aynalar ve Çıplak Gece607 kelime
- 40 Ağın İlmekleri ve Siyah Far Işıkları683 kelime
- 41 Kırık Kemikler ve Çözülen Düğümler871 kelime
- 42 Soğuk Koridorlar ve Çözülen Kan Bağı770 kelime
- 43 Küllerin Soğuması ve Ayrı Yollar506 kelime
- 44 Sonsuz Eşik (Final)520 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
Ana binanın üçüncü katına açılan yangın kapısı aralandığında, koridordaki hava katı bir buz kütlesi gibiydi.
Normalde teneffüslerde kahkahaların, defter hışırtılarının duyulduğu koridor, ölümcül bir sessizliğe gömülmüştü. Yüzlerce öğrenci sınıfların kapılarına, dolapların önlerine yığılmıştı. Hepsinin elinde ekranları açık telefonlar vardı; başlar ekrandan kalkıyor, koridorun ucunda beliren iki bedene kilitleniyordu.
Jin-woo’nun dolabının üzerine kırmızı sprey boyayla devasa bir kelime yazılmıştı: SAPKIN.
Ders kitapları yerlere saçılmış, sayfaları tekmelenerek parçalanmıştı. Duvar diplerinden boğuk, zehirli fısıltılar yükselmeye başladı:
"Gerçekten doğruymuş..."
"İğrenç herifler, aynı evde yaşıyorlar bir de..."
"Bae Jin-woo’nun o masum ayaklarına baksana..."
Ha-min bu sözleri duyduğu anda kaskatı kesildi; gözleri karardı, kolunu Jin-woo’dan çekip ilk gördüğü sıraya tekme savurmak, o koridordaki herkesin boğazına yapışmak için öne atılmak istedi. Vücudundaki her bir yara, bu aşağılanmanın ateşiyle yeniden zonkladı.
Fakat Jin-woo buna izin vermedi.
Jin-woo durdu. Koridorun tam ortasında, yüzlerce öğrencinin, öğretmenler odasından fırlayan nöbetçi hocaların ve disiplin kurulu üyelerinin gözleri önünde durdu.
Sol elini uzattı.
Tereddüt etmeden, tek bir milim bile geri çekilmeden, Ha-min’in yumruk yaptığı, parmak boğumları kanayan sağ elini tuttu.
Parmaklarını Ha-min’in parmaklarının arasına geçirdi; avuç içlerini birbirine kenetledi.
Koridordaki fısıltılar bir anda bıçakla kesilmiş gibi sustu. Birkaç kız öğrencinin nefesi boğazında tıkandı; nöbetçi öğretmen donup kaldı. Cheong-un Lisesi’nin kurulduğu günden beri bu mermer zemin üzerinde böyle bir meydan okuma görülmemişti. Okul birincisi, yönetim kurulunun gözbebeği Bae Jin-woo; okulun en dışlanan, en tehlikeli serserisinin elini herkesin gözü önünde, sımsıkı tutuyordu.
Ha-min başını çevirip Jin-woo’ya baktı. Kalbi göğüs kafesini parçalayacak gibi çarpıyordu. Jin-woo’nun parmakları Ha-min’in elini öyle bir güvenle, öyle sarsılmaz bir güçle kavrıyordu ki, Ha-min’in içindeki o vahşi öfke bir anda buharlaştı; yerini yakıcı bir gurura ve sonsuz bir teslimiyete bıraktı.
"Yürü," dedi Jin-woo, sadece Ha-min’in duyabileceği bir tonda.
Adımlarını birlikte attılar.
Mermer zeminde yankılanan ayak sesleri, koridordaki o boğucu sessizliği ezip geçti. Yanlarından geçtikleri öğrencilerin hiçbiri gözlerinin içine bakmaya cesaret edemedi; kalabalık, bu iki yaralı ama başı dik gencin önünde kendiliğinden iki yana yarıldı. Ne yerdeki kırık kitaplar ne de duvardaki o iğrenç yazılar adımlarını yavaşlatabildi.
Giriş katındaki devasa cam kapılara geldiklerinde, okul müdürü ve güvenlikler kapının önünde dikilmişti. Müdürün yüzü öfkeden ve korkudan mosmor kesilmişti; elindeki telefonu sallayarak bağırmaya başladı:
"Bae Jin-woo! Kang Ha-min! Hemen odama gelin! Bu kepazeliğin hesabını—"
Jin-woo adamın önünde bir an bile durmadı. Başını hafifçe kaldırdı, müdürün gözlerinin içine o kadar soğuk ve kayıtsız bir bakış fırlattı ki, yaşlı adam cümlesini tamamlayamadan bir adım gerilemek zorunda kaldı.
İki kardeş, birbirine kenetlenmiş ellerini tek bir an bile ayırmadan okulun ana kapısından dışarı adım attı.
Dışarıda, gri gökyüzünün altında sonbahar rüzgarı saçlarını savuruyordu. Arkalarında bıraktıkları o steril hapishane, kokuşmuş vitrinleri ve sahte kurallarıyla birlikte kapandı. Artık ne bir unvanları vardı ne de geri dönebilecekleri bir okul; ama eşik tamamen aşılmıştı ve elleri birbirinin avucunda kenetliydi.
Bölüm etkileşimi
