14. bölüm · Ansızın karşımda 1

Bölüm 14: Nemrudun kızıda kimmiş bu Nemrudun oğlu

Ezgi Güleç

İnci Albayrak

“Ne? Ne— Neden?” Sorduğum soruyu Arda cevapladı çünkü Rüzgarı aramızdan en iyi tanıyan oydu. “Biliyorsunki Rüzgar’ın ailesi İtalya’da yaşıyor. Rüzgar’ın ailesi daha doğrusu babası onun mühendislik okumasını istiyor. O ise güzel sanatlar okumak istiyor. Bu yüzdende ailesinin yurt dışında olmasından yararlanıp güzel sanatlar okudu. Babasıda bunu öğrendi. Zaten eninde sonunda öğrenecekti. İki yıl öğrenmemiş olması mucizeydi zaten.” Dönüp kaldım ne diyeceğimi bilemedim. Bu durumda ne yapabilirdimki. Yaren konuşmadan eksik kalmak istemeyerek söze girdi.
“Babasıda pek hoş biri değil.”
“Orası belli zaten.”
“Rüzgar nerede.”
“Evinde. Konumunu sana atarım.”
“Telefon numaran bende yok.”
“Yaren sana atar”
“Tamam. Ben gideyim.” Onları arkamda bırakıp hızlı adımlarla yürümeye başladım. Okulun çıkışına bir kaç adım kala iki tane kız kollarımdan tutup beni sağ tarafta duran kızlar tuvaletine doğru çektiler. Her şey ne olduğunu anlamadan olmuştu. Birden bire olmuştu ve ben hiç bir tepki yada harakette bulunamamıştım. Beni kızlar tuvaletinin içerisinde bulunan bir sandalyeye oturtular daha doğrusu ittiler. Oturmamı bekliyorlarmış gibi. Gözlerim etrafta gezindiğinde anladımki geçen gün abim hakkında atıp tutan kız gurubuydu bunlar. Anlaşılan geçen gün yaşanan olay zorlarına gitmişti.
“Ne yaptığınızı sanıyorsunuz?” Hiç birisi tek kelime etmeden aralarından büyük ihtimalle gurubun kurucusu yada en gıcığı olan kız çıktı. Kızın yüzüne daha dikkatli bakınca geçen gece Rüzgar’ın kollarına atılan kız olduğunu gördüm. Bunun burada ne işi var? Bu kadar karmaşa varken bir de bunların getirecekleriyle uğraşmak istemiyorum! “Sen?”
“Demek hatırladın.”
“Benden ne istiyorsun.”
“Rüzgar’ın etrafında görünmeni istemiyorum.”
“Sevgilisisin diye onun hayatında olacak insanlara karışamazsın. Bu onun kararı.” Bu kız her geldiğinde sinirden köpürüyorum. Bir kere bu yaptığı insan özgürlüğünü ve iradesini kısıtlamaktır! “Hayır karışırım.” Ne yapıyoruz lise gençlik dizisini çekiyoruz? Hayır, çekmiyoruz ama belliki beyinleri lisede kalmış. “Madem sevgilisisin o zaman neden en zor anında yanında değilsin?”
“Ne anı?” Konuşmadım. Tek kelime etmedim çünkü bunu onun bilmesi gerekirdi.
“Sana ne anı dedim!”
“Bunu senin bilmen gerekirdi. Hani sevgilisisin ya!” Sevgilisisin kelimesinin üstüne basa basa telaffuz etmiştim. Kız sinirden yüzü kızarmış bir şekilde tuvalettin bir hışımla çıktı. Tabii o çıkınca onun kız gurubu burada kalır mı? Onlarda çıktı peşinden. Onlar uzaklaştığında bende tuvaletten çıktım. Ardından okulun çıkışına yöneldim. Önüme bir pürüz daha çıkmazsa Allah’ın izniyle şu lanet okuldan ayrılmak istiyorum! Okuldan çıkıp Arda’nın attığı konuma baktım. Fazla uzak değildi. En fazla on beş, yirmi dakika sürerdi. Telefonunu açmadığı için Rüzgar’a söve söve yürüdüğüm yolun sonunda gelmiştim. Doğrusu Rüzgar’a söverken vaktin ne kadar hızlı geçtiğini fark etmemiştim. Favori aktivitem insanların yedi ceddine sövmekti. Bayılıyorum bu sporu yapmaya. Rüzgar’ın başına gelenlere rağmen fazla sakindim. Sonuçta o kadar yakın değiliz ama yinede dost dosta yardım etmeli. Tanışıklığımızın üstünden bir hafta geçmesine rağmen bu kadar yakın olmamızı Albert Einstein’ın teorileri bile açıklayamazdı.
Rüzgar’ın evinin kapısına geldiğimde bir kaç saniye kapının önünde dikildim. Sonunda kendimde kapıyı çalacak özgüveni bulduğumda ise kapı ben onu çalmadan önce kendisi açıldı. Ama nasıl açılmak mübarek sanki savaştan kaçarcasına açıldı. Kapının birden bire açılmasına şok olmam bitmemişken üstüne başka ve daha büyük bir şok sebebi eklendi. Karşımda gördüğüm yüz yüzünden beyaz ışığı görüp geri gelmiştim.
“İnci?” Bir açıklama yapacakken kenarda sinirli bakışlarıyla Rüzgar’ı süzen biraz yaş almış bir adam fark ettim. Tahminimce Rüzgar’ın babası olan adam bakışlarını bana çevirdi. Rüzgar elimden tutup hızlı adımlarla evden uzaklaştı. Karşı koymadım ve onunla yürüdüm. Adam arkamızdan gelmemiş hatta kapıyı kapatıp evde kalmıştı. Evden yeterince uzaklaştığımızda durmuş fakat elimi bırakmamıştı. Anlaşılan kapının açılma sebebi gerçekten bir savaştan kaçmakmış. “O baban mıydı.”
“Evet. Biliyorsun benim ailem İtalya’da yaşıyor ve-“ sözünü tamamlamasına izin vermedim. Boşuna nefes tüketmesin. “Biliyorum. Olanların, başına gelenlerin hepsini biliyorum.”
“Nereden?”
“Arda her şeyi anlattı.”
“Ben ne halt edeceğim şimdi?” Bilmiyorum derecesinde omuzlarımı kaldırıp indirdim.
Tekrar yürümeye başladığında bu sefer daha yavaştı. Bir bank bulduğumunda oraya oturdu. Onun yanına oturduğumda bana çaresizce baktı. Ne hissettiği gözlerinden anlaşılıyordu. “Baban ne dedi?”
“Kızdı. Hatta kızdı kelimesi fazla az kalır.” Ne yapacağımı bilemeden yüzüne baktım.
Elimi sanki bir şey fark etmiş gibi kendisine çekti. “Bileğin … Bir şey mi oldu.” Elime baktım. O serseri kızlar beni fazla sert tutmuşlardı. Bileğimin çevresi kızarmıştı.
“Bir yere çarpmışımdır.” Dediğim sırada bu söylediğime kendim bile inanmamıştım.
“Bu söylediğine sen inanıyor musun? Çünkü ben inanmadım.”
“Sadece bir kaza. Ayrıca şu an önemli olan bu mu?”
“O yaptı, diyimi?”
“Kim?”
“Kahretsin o yapmış! Hayır, başka kim yapacaktı ki?”
“Konumuz bu değil. Şu an daha önemli şeyler var!” Bileğimin kızaran yerini iki elinin içine alıp hafifçe okşadı. O kızlar bileğimi bilerek sıkmadıysa bende ne olayım?
“Baban bir şey istedimi?”
“İstemedi bu daha çok bir emirdi. Hemen mühendislik üniversitesine gitmemi söyledi. Eğer gitmezsem bende onunla İtalya’ya gidecekmişim.”
“Baban bu olana kadar buradamı kalacak?”
“Hayır kardeşimi yalnız bırakamaz. Dönmesi gerekiyor ama dönse bile gözleri üstümde olacaktır. Her adımımı bilir yani. Eli kolu biraz uzun buralarda.” Bunları söylediği sırada aklıma eşsiz bir fikir geldi. En azından benim için eşsiz. Şimdilik. Saatime baktım. Bu saati her gördüğümde içim burkuluyordu ama asla takmaktan vazgeçmemiştim çünkü bu saat abimin. Çoktan akşam üstü olmuş, hatta açık okul pek kalmamıştı. “Yarın sabah okul açılmadan kırk dakika önce evimin önünde ol.”
“Hangi okul açılmadan?”
“Hangi okul olabilir? Bizim okul.”
“Nede-“ Sözünü tamamlamasına müsade etmedim. “Sorgulama!”
“Aklında ne var. Haberin olsun benim okula girmem için kaydımın olması lazım.”
“Biliyorum aptal değilim.”
“O zaman… “ Bir şey söyleyecekken tekrar konuştu. Fazla sorguluyor. Her şeyin başı merak.
“Ne yapacaksın?”
“Sana sorgulama dedim!”
“Tamam. Zaten başım daha çok derde giremez.”