12. bölüm · Ansızın karşımda 1

Bölüm 12: Rüzgar nerede?

Ezgi Güleç

İnci Albayram

İki gün sonra

Olanlardan sonra kafamı toparlamak için okula gitmemiştim. Hayatımda hiç Perşembe sabahlarından nefret edeceğim aklıma gelmemişti. Ama şu işe bak artık ondanda nefret ediyorum. Ayrıca sadece sabahından değil tamamen Perşembe gününden nefret ediyordum. Değerli güzeller güzeli uykumdan lanet alarm sesi yüzünden uyanmıştım. Kafa ağrıtan, uyku kaçıran lanet alarm! Yavaş, yavaş uyanırken alarma ve alarmı icat eden uyku katiline de sövmeyi ihmal etmemiştim. “Bu alarmı icat edenin ben-“
“Of sabah sabah günaha sokacaktın beni”
“Güya millete yararı olsun diye icat etmiş.”
“Hah sen onu benim külahıma anlat canım!” Yorganı üstümden kaldırıp aynanın karşısında morarmış ve bir o kadarda şişmiş gözlerime baktım. “Kaç gündür yataktan kalkmıyorum lan ben?”
“Ay gözlere bak gözlere! *Halka yasaklanmış bölüm mübarek!”
Hızlıca hazırlandım. Şimdi hiç makyajla falan uğraşamam vallahi.
Evden çıkarken anneme görünmemeye dikkat ettim çünkü annem beni görürse söylenir. Bende onun yüzünden otobüse ayrıca okula geç kalırım.
Evden çıktım ve yirmi dakikanın ardından otobüse bindim. Rüzgar ne yapıyor diye düşünmeden edemedim. Of okulda görürüm işte! Otobüs sonunda okula gidiş yolumdaki durakta durdu. Aşağı inip Yaren’i aramaya koyuldum.
“Alo?”
“Alo, Yaren okulda mısın?”
“Pardon sizi tanıyor muyum?”
“Ne zırvalıyorsun Yaren?”
“Aaa! Sen İnci olmalısın değil mi? Ne oldu? Depoda kalan tozlu, tarihi geçmiş kitabın aslında senin kitaplığında olduğunu mu hatırladın?”
“Haha, çok komik.”
“Niye açılmıyor bu telefonlar, bir yıl oldu!”
“Abart!”
“Abartacağım tabii, yoksa ben senin en yakın arkadaşın değil miydim? Hani sonsuza dek ahretliktik biz! Yalancı!”
“Ya ne diyorsun sabah sabah, Allah aşkına bir dur! Okulda konuşalım.”
“İyi!” Dedi ardından telefonu yüzüme kapattı. Yolum bir süre sonra bitti ve okulun önüne ulaştım. Okula girdiğim gibi Yaren ve Arda’nın yanına gittim. Şu anda Yaren’le tartışmak istemiyordum. “Arda, Rüzgar nerede?”
“İki gündür o da okula gelmiyor.”
“Neden?”
“Şey…” Arda duraksadı sanki bilmiyor gibi yada benden bir şeyler saklıyor gibiydi. Yaren araya girip Arda’nın söyleyemediği sözü tamamladı. “Hasta. O hasta o yüzden okula gelmedi.”
“Pek inandırıcı değil. Benden bir şey mi gizliyorsunuz siz?”
“H- hayır.” Onlara inanmadığım için telefonumu çıkartıp Rüzgar’ı aradım. Rüzgar aramamı cevapladı ardından “Alo?” dedi. “Rüzgar… İyi misin? Okula iki gündür gelmiyormuşsun.” Sözlerime karşılık olarak gülerek “Sen benimi merak ettin?” dedi. Aptal. Ben onun için endişe ediyorum ama o hâlâ işin şakasında. “Ama iyiyim merak etme. Sadece ufak bir hastalık.”

*Halka; Bir korku filmidir.

“Anladım. Sen dinlen ben seni tutmayayım.”
“Görüşürüz.”
“Görüşürüz.” Arda ve Yaren’e dönüp “Güzel. En azından yalan söylememişsiniz.” dedim. “Aşk olsun, biz yalancı insanlar mıyız canım?”
“Biz endişe etme diye demedik. Sonuçta sevgilin.” Yaren’in bu sözüne karşılık gözlerimi kocaman açarak baktım. “Yaren, çok uzağımda değilsin bak, bir çarparım elimin tersiyle, Sivas’a kadar yolun var!”
“Cık, cık, cık. Tamam canım bir şey demedim. Doğruları söylemekte suç olmuş artık.”
“Yaren dedim!”
“Buyurun benim.” Sinirle onların yanından ayrıldım ardından bahçeye inip kantinden bir poğaça aldım. Sinirle poğaçamı kemirirken bir yandan da söyleniyordum. “Boyu kısa ama ağzı pabuç kadar.” Poğaçamı bitirdiğimde ders saati daha yeni gelmişti. Sınıfa çıkıp sıraya oturdum. Üç saatin ardından bu günkü derslerimiz bitmişti. Okuldan çıkıp evin yolunu tuttum. Bu gün derslerimiz daha erken bittiği için otobüse binemiyordum çünkü bu saatte otobüs yoktu. Yaklaşık yirmi dakikanın ardından Rüzgar’ı ikinci kez gördüğüm kafenin önüne ulaşmıştım bile. Müzik dinleyerek yürümenin daha iyi geleceğini düşündüm ve kulaklığımla telefonumu çantamdan çıkarttım. Kulaklığımı telefonuma bağlayarak kendim hazırladığım çalma listelerinden birini açtım.
Şarkı çalmaya başlayınca sessizce eşlik ettim.
“*Bana kendini anlat.”
“*Hiç tanımıyo’muş gibi yaıca’m.”
“*En sevdiğin filme bakıp.”
“*Aramıza köprüler kuruca’m.”
“*Sıktığın parfümün notasını.”
“*Yalnızken kalabalığın oluca’m.”
“*Hiç ummadığın yerlerde çarpışıp.”
“*Kitaplarını yere çalıca’m.”
“*Sen anlatacaksın, ben dinliy’ce’m.”
“*Bildiklerimin üstünü çizice’m.”
“*Sağ dizimdeki yara izlerinin
*”Hikâyesinden sana bahsedice’m…”

(*Göksel İpekçi, Mecburum )

Şarkılar eşliğinde yürüdüğüm yol bittiğinde eve girip üst kattaki odama çıktım.
Geceye kadar dizi seyretmiştim ve zamanın nasıl geçtiğini fark etmemiştim. Yorgunluktan yatakta uyuya kalmıştım dizi ise ben uyurken finale kadar devam etmişti. Neyse ki finalin son on dakikasında tabletin şarjı bitmiş ve kapanmıştı. Hızlıca hazırlanıp evden çıktım. Otobüse bindim ve okulun yakınındaki durağa vardım. Yürüyerek okula gittim. Sınıfa çıktım. Beş saatin ardından okuldan ayrıldım. Eve gittiğimde yorgunluktan gebermiştim çünkü bu günde otobüsün saatine denk gelememiştim.

Bir hafta sonra

Rüzgar bir haftadır ortalıklarda yoktu. En son bir hafta önceki aramama cevap vermişti. Bir haftadır telefonlarımı cevaplamıyordu. Okula gittiğim anda Yaren’in yanına gittim. Yaren’i bulduğumda Arda’yla okulun kuytu köşe bir bölümü olan koridorun sonundaki müdürün odasının önünde fısıldaşıyorlardı. Kendimi fark ettirmeden, duyabileceğim bir mesafede onları dinledim.
“Sence İnci’ye söylemeli miyiz?”
“Bilmiyorum.”
“Rüzgar daha ne kadar okulundan uzak kalacak.”
“İnci’nin haberi olmasın, öğrenmesin diye kızın telefonlarına dahi cevap vermiyor. Sonuçta eninde sonunda öğrenecek ve öğrendiğinde…” Yaren duraksayınca Arda devam etti ve sözünü tamamladı. “Bizi mahvedecek.”
Merakıma yenik düşerek aralarına girdim. “Benden ne saklıyorsunuz.” Yaren ve Arda yüzüme endişe ile baktılar.
“Tamam, söyleyeceğiz ama öncelikle şunu bil ki bu konu seninle ilgili değil.”
“Yine ne oldu?”
“Rüzgar…”
“Rüzgar’ın ailesi, onu okulundan men etti.”