ANA KARAKTER kitap kapağı

2. bölüm / 6

ANA KARAKTER

0. HİKAYE SENİ HATIRLAMAMALIYDI

Vaveyla Yazarı: Bilinmeyenyazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: 0. HİKAYE SENİ HATIRLAMAMALIYDI

Bu kitapta geçen kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup her ayrıntısıyla kurgudan ibarettir.🫶🏻🫶🏻

Hikâyemi elimden geldiğince düzenleyip yayımlamaya çalışıyorum . Gözümden kaçan yazım hataları olur . Desteğiniz ve anlayışınız için teşekkür ederim.🫶🏻😔

Bölümler iki hafta da bir gelicektir.

Keyifli Okumalar!

Şarkılar: Hozier - Take Me to Church

⌛⌛⌛

Hikaye seni hatırlamamalıydı

"Hikâyelerin bir okuyucusu olur , yazarların ise yazılara döktüğü bir kalemi, ana karakterlerin ise son sayfaya kadar peşinden koştuğu bir gerçeği"

Ben hiçbir zaman bir hikâyenin ana karakteri olduğumu düşünmedim.Bir hikaye hariç ya bir ana karakter olsaydım.Ana karakterler unutulmazdı.Onların dostları olurdu, düşmanları olurdu, uğruna savaşacakları şeyler olurdu.

Ben ise unutulmaya uygun bir hayat yaşıyordum .

Bu yüzden gözlerimi her kapattığımda kendimi bir boşlukta buluyordum. Sonsuza kadar uzanan karanlık ve onun içinde kaybolmuş ben.

Burası bir rüya değildi.
Bir kâbus da değildi.

Burası yıllardır kurtulmayı beklediğim ama bunca zamandır kendimden kaçmaya çalıştığımın farkında olmadığım yerdi. Burası kendi içimde hapsolmuş bir karanlıktı.Belki de bu yüzden karanlıktan korkmuyordum.

Zaman geçtikçe karanlık tarafından daha da yutuluyordum ya da öyle düşünüyordum. Bu karanlıkta zaman akıp akmadığını bile bilmiyordum. Belki saatler, belki yıllar. Burada ikisinin de bir farkı yoktu.Ta ki karanlığın içinde bir ışık doğana kadar.

Bir yıldız kadar uzaktaydı.

İlk gördüğümde gözlerimin benimle oyun oynadığını düşündüm ama yine de o ışığın gerçek olmasını istedim. Beni kendine çeken o ışık sırtımı karanlığa dönmeme sebep olmuştu. Ben adım attıkça gölgem bana eşlik etti.

Sessizliğin içinde çıkan tek ses benim her adım atışımda çıkan hışırtı sesleriydi. Işığa yaklaştıkça ışık daha küçüldü. Her an kaybolacakmış gibi daha hızlı adımlarla yanına yaklaştım. Daha fazla ses çıktı. Yaklaştıkça daha uzağa çekiliyormuş gibi hissettim ama vazgeçmedim.

Yaklaştıkça yavaşça bir silüet belirdiğinde adımlarım durdu. Yanıldığımı sandım. Bunca zamandır yapayalnızken benden başka biri daha burada olamazdı. Peki neden buradaydı. Çıkan ışık yüzüne geldiğinden yüzünü göremiyordum. Işık çevreye yayıldığından ayaklarımın etrafındaki kâğıtlar dikkatimi çekti. Bunca zamandır etrafımın sayfalarla dolu olduğunu bilmiyordum. Etrafıma baktığımda her yerin sayfalar içinde olduğunu gördüm. Sayfaların her birinde yazılar vardı. Başımı yavaşça ona döndürdüm. Işık elindeki çakmaktan geliyordu.

Işığın sönmesinden korkar gibi bakışlarını bir saniye bile ayırmadan çakmaktan gelen o küçük ışığı izliyordu. Hipnoz olmuş gibi ışığı izlerken buldum kendimi de. Teşvik edecek kadar güzeldi ama bir o kadar tehlikeliydi. Beni külle bile çevirecek kadar hem de.

Küçük alev sanki içinde bir hikâyeyi anlatır gibi titreyerek dans ediyordu. Bazen sönecekmiş gibi incelip bazen de karanlığa karşı koyuyormuş gibi yükseliyordu ama aynı şekilde o ışığı tutmaya devam ediyordu. Başımızı başka tarafa çevirsek küçük alev sönüp gidicekti sanki.

Ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Aramızdaki sessizliği bozan bir nefes sesi duyduğumda ışığın hareket etmesiyle başımı kaldırıp ona bakmam bir oldu. Yüzünü görmesem de onun da bana baktığını hissedebiliyordum. Neden titremeye başlamıştım. Her nefes alışım yarımdı. Kalbim bile yavaştı sanki atmak için yorulmuştu. Küçük ışık bana daha yaklaştı. Beni yakacağını bilsem de hareket etmedim, geriye gitmedim. Karanlığa arkamı dönmüştüm, oraya geri gidemezdim.
Çocuk çakmağı daha da yaklaştırdığında bakışlarım ateşin arkasındaki bedene kaydı. Yüzünü görmemle yutkunmaya çalıştım ama boğazım düğümlenmiş gibiydi.

Saçları siyah ve düzensiz şekildeydi. Rüzgâr bile ona dokunmaktan çekinmişti. Gözleri bir masumiyetten çok açıklanmayan bir sessizlik saklıyordu. Onda tanıdık duygular vardı. O bunu görmüş olmalı ki yüzünde ince bir gülümseme oldu. Beni tanıyordu.

"Saat 00.00 oldu."

Ağzından çıkan kelimeler bir masal gibi fısıltı nidâsında dökülmüştü ama ne demek istediğini anlamamıştım."Hadi dilek tut."

Ben onu incelemeye devam ederken elindeki çakmağı yüzüme daha yakın tutarak yüzünü benden sakladı. Nefessiz kaldığımı, nefes almakta zorlandığımı hissettim. Sanki odalar, yerler değişiyordu. Her tarafta farklı görüntü, farklı kişiler. Neler oluyordu. Bir anda eski yere geldiğimizde aramızda yine o ışık hareket ediyordu. Bakışlarımı kaldırıp ona bakmaya çalıştım. O benim geçmişimdi. Uzun yıllardır karanlığa hapsettiğim, benim bile unuttuğum halimdi. Derinliklerde kaybolmuştu, o da benim gibi.

"Hadi dilek tut." Sesi az öncekinden daha yüksek çıkmıştı.

Benim ona yardım etmemi istiyordu? Boğazım görünmez eller tarafından sanki sıkılıyordu. Bedenimde bazı yaralar kanıyordu ama hiçbir acı hissetmiyordum. Duygudan yoksun şekilde ona baktım.

"Hiçbir şey hissetmiyorum" döküldü dudaklarımdan. Bana acıyan bir ifadeyle baktı.

"Unuttun mu?"Alev tükenmişliğine gelmiş gibi küçülmüştü. Vücudum daha çok titredi.
"Neyi?"
"Biz öldük"
Yüzüme çarpan gerçekle vücudum daha çok titredi . Biz öldük.Kulaklarımda yankılanan sesle kulaklarımı kapattım ama ses hiç susmadı. Susmasını istedikçe daha çok tekrarladı. Duymamak istedikçe daha netleşiyordu. Başımı eğdiğimde gölgemin bana sırıtığını biliyordum. Bir anda sertçe çenemden tutulup çevirilince bakışlarımı ona çevirdim. Bana ifadesiz şekilde bakıyordu.

"Fazla zamanımız kalmadı"İstemiyordum. Umrumda falan değildi. O ışık kaybolacaktı burada tek başıma kalacaktım. İstemiyordum. Başımı tekrar sağa sola salladım. İfadesiz şekilde bakıyordu ama dediğini yapmadım. Bakışlarını benden çekip ışığı izlediği sırada sesizce sönmeye yakın ışığı izledi belki de benden nefret etmişti.

"Ama bugün doğum günümüz"Dediği şeylerle küçük alev gittikçe küçüldü. Baştan beri o alev zaten sönecekti. O ışık kaybolacaktı. Tekrar karanlıkta yapayalnız kalacaktım ama birimiz hâlâ kurtulmaya çalışıyordu. Ama bir dilek neyi değiştirebilirdi ki. Etraftaki kâğıtlar havada uçuştu sanki bir hikâye anlatmak istercesine.

"⬛⬛⬛⬛⬛⬛⬛⬛⬛?"

"B⬛i⬛⬛ h⬛⬛k⬛⬛eymiz ⬛⬛⬛"

"Ne?"

"Doğum gününde çocukların bir hediyesi olur değil mi?"

Her yer değişti zihnim farklı kişilerin anıları ile doldu. Bu anıların hiçbiri bana ait değildi. Zaman hızıyla tekrar değişti kendimi her seferinde farklı yerde buldum. Bağrışlar, çağrışlar birinin ismini sayıklıyorlardı. Ne olduğunu anlamıyordum. Bir anda tekrar o gözlerle karşılaştığımda farklıydı. Yer kaymaya başladığında kâğıtlar uçuşmaya başlamıştı ama umrumda değildi. Bütün boşluklar dolmuştu. Hikâyeler unutulmuştu, parçalar oturmuştu. Bunlar gerçek olamazdı ama başka biri kulağıma gerçek olduğunu fısıldıyordu. Zihnimde buğulu bir anı vardı.

"⬛⬛⬛⬛⬛⬛"

Ne dediği kulağa garip gelse de anlıyordum. Bir şey tarafından çekildiğinde o gözlerle karşılaştım. Bana gülümseyen bir ifade ile bakıyordu. "Hatırladın mı şimdi?" Cevap vermedim. Belki de veremedim. Ağzım görünmez bir iplik tarafından dikilmişti sanki.

"Hikâyeleri seviyoruz" diye konuşmaya devam ederken gözünden akan yaşlar yanağından kayarak yere düştü. Her yer karanlığa büründü. Ona baktığımda gözünden akan yaşlar tek tek düşüyordu. Havada uçan kâğıtlardan biri elime düştüğünde yazılanlara baktım. Yazılar değişiyordu. Her cümle benim için yazılıyordu. Okumaya çalıştım ama hiçbirini okuyamadım. Sayfanın başında bir isimle karşılaştığımda yutkundum.

"⬛⬛⬛⬛⬛"

Bana hikâyesini mi anlatmıştı. Kâğıtlarla beraber kaydığımda elimdeki kâğıt kaybolmuştu. Tutunmaya çalışıyordum. Tutunmaya çalıştıkça daha da sürüklenmeye başlamıştım.
Sayfalarla beraber nereye sürükleniyordum. Başımı çevirip döndürsem de her şey aynıydı. Bana yardım edecek kimse yoktu. Bir uçuruma yaklaştığımda korkuyu hissetmek istedim ama hissetiğim tek şey boşluktu . O uçuruma daha da yaklaştım. Dakikalar sonra kendimi yerde bulduğumda hiçbir acı hissetmemiştim ama ağzımdan kanlar geliyordu. Başımı nereye çevirsem kâğıtlar vardı sayamadığım kadar çoklardı. Bir kâğıt yığını üstüne düşmüştüm. Gökyüzüne baktığımda ise sadece nefes almaya çalışıyordum.

Gökyüzünde parlayan bir yıldız gördüğümde hayal mi gerçek mi anlamadım .Ardından iki oldular, ardından üç. Çoğalmaya başladıklarında her yer yıldızlarla dolmuştu. Ama benim dikkatimi çeken karanlıkta kalan çicekti. Kaşlarım havaya kalktı. Çok güzeldi. Nasıl orada açmıştı ki o çiçek tek başına. Bir çiçeğin hiç bu kadar güzel olacağını düşünmemiştim. Tuhaf bir şeydi. Elimi havaya kaldırdım sanki ona uzanabilecekmişim gibi ama çok uzaktaydı.

Hareket ettiğinde cebimdeki hışırtı sesiyle elim refleksle cebime gitti. Cebimde ne olduğuna bakmak için oturur pozisyona geldiğimde cebimden çıkan hediye paketiyle karşılaşmayı beklemiyordum. Yavaşça paketi açmaya başladığımda bir kalemle karşılaştım.
Bir kalem mi. Yüzümde bir gülümseme oldu. Kalemi bırakacağım anda ardı ardına kâğıttan uçaklar yere düştü. Elim birine gidip kâğıtlardan birine baktığımda kâğıt bomboştu. Sanki biri o yazıları silip bana atıyordu. Hiçbirinde hiçbir şey yazmıyordu. Ağzımdaki kan tadını yutmaya çalışıp diğer kâğıtlara baktım. Bu sayfalar bu sefer benim yazılarımla dolması içinse ben de yazacaktım. Bu sayfalar ise benim arkadaşım olacaktı. Her satır bana eşlik edecekti.

Harfler tek başına hiçbir şey ifade etmezdi. Önemli olan o harfleri beraber yazmaktı. Onlara bir hayat vermekti. Kelimelerin aralarındaki boşluklara sığınabilmekti.

Attığı her adım bu dünyaya bir başlangıç değil çoktan yazılan bir hikâyenin içinde kayboluştu.

Yazmaya devam ettim. Kelimeler kendiliğinden sayfalara dökülüyormuş gibi uyum içinde ilerliyordu. Acı çektim, acı çekti , o boşlukları yeni cümlelerle doldurdu. Herkes görecekti, herkes hatırlayacaktı beni. Eğer görmüyorlarsa beni görmelerini sağlayacaktım. Bu gerçekti.

Bu sefer parmaklarımın altından doğan kelimeler can bulmuştu. Hepsini birer birer öldürmüştü. Açan çiçeği soldurmuştu ama yapraklarının dökülmesine izin vermemişti.

Beni yok eden bunca zamandır karanlık değilmiş, unutulmayı kabul etmemdi. Bir hikâyenin ana karakteri olmayı düşünmemiştim ta ki hikâyem beni seçene kadar. Ben hikâyemin yazarı olmayı seçtim.

"Bu benim hikâyem , okumaya hazır olun"

Karanlığın içinde kaybolan yazılar da sessizce dağıldı. Gözlerim yavaşça aralandı. Birkaç saniye içinde her şey gerçekliğe oturdu.

Karanlık yoktu , sayfalar yoktu.

Gökyüzünde beni izleyen yıldızlar yoktu.

Hâlâ burada olduğuma göre her şey bir rüyaymış. Öyle olmak zorundaydı zaten.Kendi kendime gülümsediğim sırada bir yandan da başım zonkluyordu. Sanki günlerdir uyumamış gibiydim.

Bakışlarım masama kaydı. Bilgisayar ekranı hâlâ açıktı. Yüzüme vuran solgun ışık gözlerimi sızlattı ama birkaç saniye sonra gözlerim etrafa alıştı.

Ekran saatine baktım. 15.00.

Ellerimi saçlarımın arasından geçirip başımı geriye yasladım ve birkaç derin nefes aldım. Neden böyle bir rüya görmüştüm ki. Bu seferki her zamankinden farklıydı. O kişiyi tekrar görmüştüm. Bunu düşünmeye devam ettikçe başım daha da zonkladı. Galiba bir duş alsam iyi olacaktı.İsteksiz adımlarla banyoya gittim ve duşa girdim. Soğuk su tenime çarptığında irkildim. Gerçekliğe dönmeyi umuyordum.Ama dönemedim.
Yarım saat sonra hazırlanıp aynanın karşısına geçtim.Kaşımın üzerindeki yara her zamanki gibi dikkat çekiyordu. Saçlarımla saklamaya çalıştım. Bu yaradan nefret ediyordum.

Bana küçüklüğümden kalan bir hatıraydı. Ne kadar sinir bozucu bir görüntü değil mi ama.Aynanın karşısından çekilip yatağımın üstündeki telefonu aldım. Bana yağdırılan binlerce mesaja bakmadan telefonu kapatıp cebime koydum ve odadan çıktım.

Ev her zamanki gibi sessizdi. Daha fazla oyalanmayıp evden çıktım. Ne kadar saçma olsa da içimden bir ses oraya gitmemi söylüyordu. Her zamanki yolu takip ettim.Durağa vardığımda saate baktım.

15.40
Tik tak

Otobüsü beklemeye başladım. Birkaç dakika sonra metrobüs durağa yanaştı.Kapılar açılır açılmaz insanlar boş yer bulmak için birbirlerini ezmeye başladı. Bu manzara karşısında içimde birkaç duygu uyandı. Sürekli dalıp durduğumdan yaşlı insanlar bana yadırgayarak bakmıştı. Dünyanın sonu gelmiş gibi davranıyorlardı. İnsanların toplu taşımada medeni kalabilmesi için herhalde yeni bir evren yasası gerekiyordu.Sonunda içeri girmeyi başardım.
Boş koltuk yoktu.Kayışlardan birine tutunup etrafa göz gezdirdim. Zaman sanki yavaşlamıştı. Bu duruma üzülmeli miydim bilmiyordum. Bildiğim tek şey bu metrobüsün her şeyin başladığı yer olduğuydu. Bir hikâyenin doğduğu yerdi. Metrobüs kulakları sağır eden bir ses bırakarak sallandı.Şimdi ise benim hikâyem başlıyor.

Bu benim hikâyem

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

39okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.