7. bölüm / 6
ANA KARAKTERYan senaryo: kaçış
Bölümler 6Şu an: Yan senaryo: kaçış
Bu kitapta geçen kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup her ayrıntısıyla kurgudan ibarettir.🫶🏻🫶🏻🫶🏻
Bölümler bir aksilik çıkmadığı sürece iki hafta da bir düzenli şekilde gelicektir.
‼️‼️Bir kısma dikkatinizi çekemk isterim!!! Bu kitapta kan, şiddet, vahşet, argo ve psikolojik gibi rahatsız edici sahneler içermektedir. Hassas okuyucular için uygun olmayabilir.‼️‼️
Hikâyemi elimden geldiğince düzenleyip yayımlamaya çalışıyorum . Gözümden kaçan yazım hataları olur . Desteğiniz ve anlayışınız için teşekkür ederim.🫶🏻😔
KEYİFLİ OKUMALAR!
İHTİYAZOR
Hayat bana hiçbir zaman tamamlanması gereken bir hikâye gibi gelmemişti. Daha çok, sonunu bilmeden yaşadığım uzun bir hikâye gibiydi. Dünü geride bırakırken bugünün de geride kalacağını düşünüyordum. Ta ki kendi hayatımın bir sonraki saniyeye bile bağlı olduğunu anlayana kadar.
"KAÇIN!"
Yaşamak istediğimi fark ettiğimde bu kadar kısa yaşamayı kastetmemiştim. Duvardan kopan bir parçanın üstüme doğru geldiğini gördüğümde geriye doğru çekildim hızlıca. Neyse ki son anda geri çekilmiştim ama bir diğerinden kaçabileceğimin garantisi yoktu.
Gerçekten bu şans denen lanet şey bir bende mi yoktu? Duvardan kopan parçalara dikkat etmeye çalıştım. Neden okul bir anda yıkılmaya başlamıştı ki? Başımı kaldırıp okul kapısına baktım ve giden birilerini gördüm. Benim de oraya varmam lazımdı, hızlı hareket etmeliydim. Bastığım her adımda okul öyle sallanıyordu ki nereye kaçacağımı bile düşünemiyordum. Her an sanki bir taşın altında kalacakmışım gibi hissediyor, içgüdülerimle hareket ediyordum ama kapıdan daha da uzaklaşıyordum. Aklımda o taşın altında kanlar içinde kalan bedenim zihnimde dönüp duruyordu. Gözlerimi kapatıp geri açtım, o düşünceyi aklımdan kovmaya çalıştım ve etrafa baktım. Okulun kapısı o kadar uzak değildi ama sanki ulaşamayacağım kadar uzağımdaydı.
[Takımyıldızlar, beklenmedik gelişme karşısında sessizliğe büründü]
[Takımyıldızlar, senaryonun beklenmedik şekilde değiştiğini fark etti]
[Bazı takımyıldızlar bu değişikliğin arkasındaki nedeni merak ediyorlar]
Belli ki takımyıldızları da bu durum karşısında şaşkın ve sinirli görünüyorlardı. Sistem mesajlarını bir yandan okumaya çalışıyor, bir yandan da güvenli bir yer bulmaya çalışıyordum. Bir duvar parçası daha üstüme geldiğinde geriye çekilmiştim. Başka bir duvar parçası daha üzerime geldiğinde kaçmayı başarsam da yerde yuvarlanmıştım. Ellerimden güç alarak tekrar ayağa kalkıp başka tarafa doğru yürümeye başladım.
İlk başta deprem olduğunu düşündüm. Eğer bir boşluk bulsam saklanırdım. Okuldan çıkamasam da ilk yardımların geleceğini düşünürdüm, yani bu eskiden olsaydı böyleydi. İlkokulda gördüğüm deprem tatbikatlarının hiçbiri işe yaramazdı. Okulda öğrencilerin birçoğu yardım beklemişti ama gelen ve giden yoktu. Burada yalnız başıma ölürdüm. Doğal afetten daha çok, okulu biri tutmuş da sallıyor gibiydi.
Dünya değişti, belki de bir kıyametin içindeydik.
[Takımyıldızı Kırık Tacın Sahibi endişe ile sizi izliyor]
[Takımyıldızı Kırık Tacın Sahibi sizin hayatta kalmanızı diliyor]
Takımyıldızlardan gelen her sistem mesajı hiçbir işime yaramıyordu. Sizinle daha sonra ilgileneceğim.
[AMAN! AMAN! SENARYOYU VAKTİNDE ULAŞTIRAMADIĞIM İÇİN BENİ AFFEDİN!]
Dokkaebi'nin bu sözleri ile rahat bir nefes falan mı almalıydım şimdi? Döneceğimi anladığımda ellerini sallıyordu. O boynuzları olmasa tam bir pamuk şekere benziyordu.
[Lütfen sevgili, değerli takımyıldızları bana kızmayın]
[Bunların hepsi sistemde bir arıza çıkmasından kaynaklı]
Dokkaebi'nin elini şıklatması ile sistem ekranına baktım. Arızadan sebep senaryo elimize geç ulaşmıştı. Dokkaebi'nin takımyıldızlarını mutlu etmek için sunduğu senaryo umarım farklı bir boyut almazdı. Senaryo ekranı sistem mesajına geldiğinde okumaya başladım.
Yan senaryo ~ Kaçış
Kategori:
Süre: 10 dakika
Zorluk: C
Tamamlama koşulu: Okuldaki kapılardan çıkarken dikkat et.
Başarısızlık koşulu: Ölüm.
Dikkat mi etmeliyim? Bu kesinlikle bizi düşündükleri anlamına gelmiyordu. Baktığımda dokkaebi kaybolmuştu. Derin bir nefes aldım. Umarım bu, dışarıya çıkacağımız okul kapısından bahsediyordur.
[Takımyıldızlar, senaryoya müdahale yüzünden olasılık dalgasına çarptırıldı]
[Bazı takımyıldızlar senaryoya müdahale edemeyecekler]
Önceki senaryoda yaptıkları yaramazlıktan olma ihtimali yüksekti. Zaten işleri zorlaştırmaktan başka bir şey yaptıkları yoktu. Tekrar sarsıntı başladığında başka tarafa geçtim. Kapıya çok yaklaşmıştım.
Senaryoda bahsedilen kapı bu olmalıydı, başka bir kapı bulacak kadar yaşayabileceğimi düşünmüyordum şu an. Sarsıntı durduğunda tüm gücümle okulun kapısına koşacaktım. Bir dakika bile geç kalsam kaderin beni başka bir duvara çarpacağını biliyordum. Ama ya kaderimde ölmek varsa ve hayal ettiğim gelecekte yoksam? Başımı hayır anlamında salladım, önemli değildi. Her dakikayı yaşadığımdan emin olacaktım. Gözlerimi bir daha açamayacak olsam bile o kapıya ulaşacağım.
Sarsıntı durduğunda kapıya doğru koşanların biraz arkasındaydım. Kapıdan çıkmaya başladıklarında onlara yetişmeme birkaç metre kalmıştı. Çatlama sesleri arttı, bazıları yavaş olduğundan aralarından kolayca sıyrılmıştım. Ama bir anda ayaklarımın altında çatlama arttığında o kadar kuvvetliydi ki dengede kalmakta zorlanıyordum. Yer sertçe sallandığında neredeyse düşen bir kızı kurtardığımın farkında bile değildim. Ya da düşmemek için ona tutunmaya çalışmıştım. Tutmuş olduğum kolunu geri bıraktığımda benimle kısa bir an göz göze gelmişti. İlk bakışlarını çeken o olmuştu, korkudan titreyen bedenini gördüm. Yaşamak için çabalayan tek kişi ben değildim. Yanımdan çekip gitmişti.
[Takımyıldızı Kadim Gökyüzünün Yıldızı fedakârlığınızdan etkilendi]
Okul tekrar sallandığında bakışlarım okulun duvarlarına kaymıştı. Duvarların arkasında bir şey vardı. Derin, boğuk bir uğultu sesi geliyordu. Sesi dinlemeye çalıştım, ben bile kalabalığın içinden zor duyuyordum. Sesin kaynağının duvarların arkasından geldiği kesindi. O duvarın arkasından gelen belirsiz bir varlık vardı. Kapıya baktım, bu insanları kurtarma zamanım yoktu. Dokkaebi'nin sözlerini hatırlamaya çalıştım, başka bir kapıdan söz ediyor olmalıydı.
"Okuldan çıkmayın!" dedim. Hiç bu okuldaki insanları düşüneceğim aklıma gelmezdi. Vicdanım rahat etsin diye mi yoksa içgüdümle mi hareket ediyordum yine?
"Çıkmasanıza!"
Sesimi duydular ama arkalarına bile bakmadılar. Durup arkalarından baktım, bence de beni görmezden gelmeleri daha iyiydi. Bir planım mı vardı? Hayır, sadece bencilce kendimi düşünüyordum. Gözümün önünde öldüklerinde vicdanım sızlamasın diyeydi belki de. Onları geri dönmeye ikna ettiğimde hayatlarını kaybedeceklerse o zaman ne yapacaktım, Aleyna? Bir kahraman olduğunu mu düşünecektin? Neden onların hayatını kurtarmak zorundayım ki? Aklım ve kalbim arasındaki savaşı bir türlü durduramıyordum.
Sistem ekranından kalan süreye baktım. Başka bir kapı bulmak için yeterli bir zaman mıydı emin değildim. Sadece durup duvarın arkasındaki o varlığın çıkmasını bekledim. Okulun yıkılması ile duvarı delip geçen bir boynuzla duvardaki parçalar yere düşmeye başladı. Art arda duvar parçaları yere düştüğünde artık duvarın arkasındaki devasa şeyi görebiliyordum. Bir tür okyanus canavarına benziyordu.
Koyu mavi pullarla kaplı gövdesi binanın arkasından yükseliyordu. Üzerindeki beyaz, sivri çıkıntıları gördüğümde o an aklımda alarm gibi yanıp sönen tek şey kaçmaktı. O devasa boyuttaki canavarın duvara vurması ile duvar yıkılmaya başladığında kapıya baktım, kaçamayacaklardı. Sadece birkaç saniye vardı, bilemedin beş, bilemedin ondu. Başım hemen birilerini aradı, Selin'i arıyordum veya Ela'yı. Çoktan gitmişler miydi?
"Öleceksiniz!" diye bağırdım. En azından biri beni dinleseydi. Yanlarına koştum, geriye ittim. "Geri çekilin!"
Sesim kalabalığın içinde kayboluyordu. Okyanus canavarına baktığımda orada yoktu, yere baktım, geliyordu. Birinin kolundan tutup durdurmaya çalışmıştım ama okyanus canavarı çoktan yetişmişti.
Uzun ve korkunç bir kafa. Ağzı yavaşça açıldı. İçeride sıralanmış keskin dişleri gördüğümde kızı çekiştirdim. Birkaç saniye sonra canavar hepsini tek hamlede yakalayıp yuttu. Kızın beni tutan elini gördüğümde başımı kaldırdım, yüzündeki endişeli ifade ile donakaldım.
"Teşekkür ederim"
Dudaklarından çıkan o son cümle ile okyanus canavarının ağzının kapanması bir oldu. O okyanus canavarı hâlâ karşımdaydı. Kaçmam gerektiğini biliyordum ama bedenim hareket etmiyordu.
[Niteliğin etki gücü %10, kullanabilirsiniz]
Canavar aniden geri çekildiğinde gözlerim öylece boşlukta takılmıştı. Neden her şeye geç kalıyorum? Neden her şeyde geride bırakılan ben oluyorum? Sadece sessiz kaldım. Elimde kalan o kızın eli elimden kayıp düştüğünde çıkan ses ile geriye doğru birkaç adım attım. Tabi ya, onların suçu, onların aptallığıydı. Bunca zamandır bu okuldakilerden kimse kimseyi umursamamıştı, şu anda da böyle olması gerekti. Ölümleri üzmemişti elbette, hak ettiklerini bile düşündüm. Ben teşekkür edilecek hiçbir şey yapmamıştım. Sarsıntı durduğundan artık okul sallanmıyordu, devam etmeliydim.
"Aleyna"
Duyduğum sesle irkildim. Başımı yana çevirdiğimde Sude'yi gördüm. O eski gülümsemesi yerli yerindeydi. Başımı önüme çevirdim, şimdi olmazdı. Yerimde hareketsizce kaldım ama o bana yaklaşmaya başladığında başımı hayır anlamında salladım.
[Kayıp ruhları taklit eden ruhlar ortaya çıktı]
[Travma yanılsaması, en acı dolu anlarınla tekrar karşılaşacaksın]
Kaderim bu okulda yazılmış olmalı.
"Aleyna, neden beni görmezden geliyorsun?"
Şimdi olmazdı, şimdi değildi. Gözlerimi sımsıkı kapattım, gerçek değillerdi. Birazdan gideceklerine inanıyordum ama Sude inatla burada olduğunu belli edercesine yaklaşmaya devam etti."Neden bana bakmıyorsun?"
Ben sessiz kalmaya devam ettikçe öfkelendi.
"Bana cevap ver!"
Sesindeki sertlik bir anda değişmişti. Başımı kaldırdığımda aslında çok uzakta olduğunu gördüm. Az önceki öfkeden hiçbir şey kalmamıştı. Aramızdaki mesafeye rağmen gözlerindeki o boşluğu görebiliyordum. Bir an sustum, tekrar başımı eğdim."Çünkü burada kalmak istemiyorum"Sözler ağzımdan çıkar çıkmaz başımı kaldırdım.
"Gitmek istiyorum"
Beni resmen anlaması için yalvarıyordum. Karşımdaki gerçek olsun olmasın ilk defa beni anlasın istiyordum ama Sude bunu umursamadı.
"Her zaman böyle kaçacak mısın?"
"Evet!"
Cevabımı düşünmeden söylemiştim, yutkundum. Sude'ye baktığımda bu sefer yüzünde o gülümseme yoktu. Sude'nin sormak üzere olduğu soruyu hiç sormamasını isterdim."Peki bize ne olacak, bizi bırakacak mısın?"
Bu sefer cevap vermedim. Sude yaklaşmaya başladığında yüzündeki o gülümseme gitmişti. Az önceki Sude gitmiş, hiç hatırlamak istemediğim hali gelmişti. Başını yana eğdiğinde yere birkaç kan damlası düştü. Sude'ye baktım, yerimden kımıldamadım. Belki de bu onu gerçekten son görüşüm olacaktı.
"Bizi terk ediyorsun, başından beri ölmesi gereken kişi sendin!"Bu sözleri bekliyordum, hatta hiç etkilenmemiştim çünkü ben de her akşam bunu düşünerek uyuyordum.
"Haklısın" diyebildim sadece. "Ama kendi kaderimi kendi ellerimle yazmak istedim"
Yerinde durdu, sözlerime anlam veremeyerek bana baktı."Bu yüzden artık karşıma çıkma," dedim.Yolumda bir engel olduğu için değildi, onların ölümünü ikinci kez kabullenmek demekti çünkü biliyordum, eğer gitmezse bırakıp gidemeyeceğimdendi. Sude'nin silüeti yavaş yavaş değişmeye başladığında Sinem'i görmüştüm. Karnından akan kanları gördüm, yardım etmek istedim ama biliyordum, bu aklımın bana oynadığı bir oyundu. Ama benimle hiç konuşmadı.
"Her zaman böyle olmak zorunda mısın?" dedim.Bana söyleyeceği bir şeyler olmalıydı ama hiçbir şey demedi. Her zaman her şeyi içinden yaşayan biriydi. Ölmek üzereyken de sessiz miydi yoksa birinin yardım etmesi için sesini duyurmak istemiş miydin, Sinem? Arkamı döndüm, artık gitmeliydim, başka çarem yoktu.
"Arkadaşına yardım etmeyecek misin, Aleyna?" Sude'nin sesini bir kez daha duydum. "Çok canım yanıyor, beni bırakma"
Sinirli mi yoksa üzgün mü anlayamıyordum. Sistem ekranında süreye baktım, senaryo hâlâ devam ediyordu. Sadece birkaç dakika kendimi sakinleştirmeye çalıştım ama Sude bu cehennemden çıkmamı zorlaştırmaya devam etti."Ben senin yüzünden öldüm"
Koridora doğru baktım, adımlarımı oraya doğru attım ki bu sefer Efe'nin sesini duydum. Yerimde durdum. O gün okulda son konuşmamızı hatırladım. Bana verdiği o kahveyi hatırladığımda ister istemez güldüm. Başımı çevirecektim ki vazgeçtim, eğer tekrar dönersem kurduğum zihinsel barikat tamamen yıkılacaktı. Gülümsemem soldu, sadece koridorun sonuna baktım. Karanlığa gitmek için bir adım daha attım.
[Zihinsel direnciniz sarsılıyor]
"Sen gidersen geride bıraktıkların da yok olacak sanıyorsun, değil mi?"Suçlayıcı değildi veya Sinem gibi ölümcül bir sessizlik barındırmıyordu. Efe her zaman böyle konuşurdu, olayın tam ortasında dururdu. Alay veya dalga geçmiyordu, sadece yardım etmeye çalışıyordu. Belki beni güldürmek için şakalar yapar ya da sadece yanımda biri olduğunu bilmemi isterdi. Ama artık yoktu, hiçbir şekilde yardım edemezdi. Bunun karşılığında veda etmektense ölmeyi tercih ederdim.
Koridorda yürümeye başladım, bir an önce uzaklaşmak istiyordum. Sude arkamdan bağırmaya devam etti. "Canım yanıyor, lütfen yardım et!" Adımlarımı hızlandırdım, Sude'nin o acı dolu sesini duydukça arkaya dönmemek için direniyordum.
[Kayıp ruhları taklit edenlerden kurtuldunuz.]
[Zihinsel direnç yeteneğiniz gelişti.]
[Takımyıldızı Binyüzlü Hilebaz kolay tongaya düşeceğinizi düşünüyor.]
Sistem ekranındaki mesajlardan sonra süreye baktım, fazla zaman kaybetmiştim bile ama hâlâ yeterli zamanım vardı. Duvarlar sallanıyordu, üst merdivenlere baktım, üst merdivenler çoktan yıkılmıştı. Çıkmak için küçük bir boşluk bile yoktu. Neden çabalıyorum ki? Buradan hiç çıkamayacağım. O okyanus canavarının sesini duyunca irkildim, bu sefer ses arkamdan geliyordu. Hala gitmemiş miydi?
Okuldaki duvarlar yıkılmaya başladığında etrafa baktım. Gözlerim alt merdivenlerle kesiştiğinde hâlâ sağlam görünüyordu. Günler sonra en güzel şeydi buraya geri gelmek. Eğer öleceksem en sevdiğim yerde ölmek istiyordum.
[Takımyıldızı Kırık Tacın Sahibi kaçış yönünüzün yanlış olduğunu söylüyor]
"Gerçekten mi?"
Bu yönün doğru olmadığını ben de biliyordum, oraya doğru ilerledim. Zamanım vardı ama o canavarın zamanı yoktu. Hemen sıradaki yemeği ben olabilirdim. Okulun kapısı canavar yüzünden kapanmıştı. Dokkaebilerin bir oyunu olma ihtimali yüksekti. Hele ki bu bölgeyle ilgilenen dokkaebi böyle şeylerden zevk aldığı netti ama beni kurtarmak için geleceğini düşünmüyordum.
Yer tekrar sallanmaya başlamıştı, o canavar her an çıkabilirdi. Bir yere saklanıp sadece gitmesini de bekleyemezdim. Gitmese bile okul üstüme yıkılacaktı. Üst merdivenleri kullanıp camdan atlamaya çalışsam üst merdivenler çoktan yıkılmıştı, hiçbir ihtimal yoktu. Ama dokkaebinin dediği kapı üstteyse... Nedense bu ihtimal de çok düşük geliyordu. Senaryoda buradan çıkmam gerektiğini söylüyordu ama bir çıkış yoktu ki!
Merdivenlere doğru koştum. Sanki oraya hiç gitmemişim gibi aklımdan silinip gitmişti. Oysaki tek güvenli alanım orasıydı, benim kaçmak istediğimde sığındığım tek yer orasıydı. Yer sallandığında başımı kaldırdım, düşen bir taş parçasını gördüğümde yana doğru koştum, duramazdım. Dakikalar azaldıkça okul daha çok yıkılıyordu.
Merdivenler sonunda göz hizama geldiğinde basamakta durdum. Çoktan kararımı vermiştim, buradan dönmek yoktu. Merdivenlerden hızlıca inmeye başladım. Karşıma çıkan o tozlu kapıyı görünce tekrar o günlere döndüğümü hissettim, sanki tekrar o günü yaşıyordum. Gizlice kütüphanede dolaşacak, ardından sınıfa gidecek, derslerden ve başka hiçbir şeyden ilgimi çekmediği için kitaplara başımı gömecek ve okulun bitmesini bekleyip eve dönecektim. Her zaman tekrar eden hayatımı tekrar yaşayacaktım. Birkaç kelimeden oluşan bir hayatım vardı.
Kitaplarla dolu bu dünya, unutmam gereken her şeyi benden saklayan bir sığınak gibiydi. Burada saatlerce, hatta sonsuza kadar kalabilirdim. Bu isteğime karşı gelmedim, kapı koluna uzanıp kapıyı geriye doğru açarak içeri girdim. Raflara baktığımda hiçbir kitap göremememle kaşlarımı çatım. Raflarda hiçbir kitap yoktu, hepsi nereye kaybolmuştu?
Hızlı adımlarla yaklaştım ama hiçbiri yoktu. Diğer raflara doğru koştum, ancak bütün raflar bomboştu. Ne bir kitap ne de en ufak bir iz vardı. Her ne olursa olsun, burası eskiden bildiğim kütüphane değildi.
Elimi rafın üzerinde gezdirdim, elime bulaşan tozu umursamadım. Sanki içimden bana ait olan bir şey sökülüp alınmış, geriye doldurulamayacak kadar büyük bir boşluk kalmıştı. Buranın eksikliğini tüm benliğimde hissediyordum. Gözlerim kitaplıkların arasında bir kapıya kaydı. Burada daha önce kapı yoktu, o zaman tek bir cevap vardı: Senaryoda bahsedilen kapı bu olmalıydı. Nereye açılıyordu ki?
Anlık bir refleksle buradaki her şeyi unutup kapının koluna uzanmıştım ki yere bir şeyin çarpma sesini duyunca hemen arkama döndüm, kapıdan uzaklaştım. Bir eşya mı düşmüştü yoksa başka biri mi gelmişti, ayırt edememiştim. Bakmak için etrafa göz gezdirmeye başladım, kimse yoktu ama hiç eşya da yoktu. Ne düşmüş olabilirdi ki?
Bulmak için hızlıca kitaplıkların arasında gezindim, her kitaplığa baktım ama boştu. Başka bir kitaplığa doğru yürürken kitaplığın altına düşmüş bir kitap gördüğümde şaşırdım. Yavaşça yaklaştım, hangi raftan düşmüştü ki? Rafa baktım ama başka kitap yoktu. Yere eğilip kitaba uzandım. Daha önce böyle bir kitap görmemiştim. Her kitaplıkta kitapların sıra numarasından tutun yazarlarına, şairlerine kadar bilir, bu kütüphanede uzun süre vakit geçirirdim. Acaba gözümden mi kaçırmıştım? Kitaba dokunduğumda beklediğimden daha ağır olduğunu fark ettim.
[Adını henüz ortaya çıkarmayan takımyıldızı başka bir şeker aldı]
[G◼️◼️zli nesne keşfe◼️dildi]
Ekrandaki sistem mesajına kısa bir süre baktım, sonra gözlerim yeniden kitaba kaydı. Kitabı açmak için içimde garip bir istek vardı. Kitapta ne bir başlık ne de bir yazar adı vardı.
"Ne tür bir hikâyesin sen?"
Sorumun cevap almasını beklemiyordum elbette. Sözlerim kütüphanenin sessizliğinde kayboldu. Kitabın kapağını açtığımda ilk sayfada hiçbir şey yoktu. Sayfayı çevirdim, yine boştu. Sayfaları çevirmeye devam ettim ama hiçbir sayfada yazı yoktu. Acaba sihirli bir söz falan mı söylemem gerekiyordu? Kitabı tutup başka tarafa çevirip bakmayı denedim ama yine aynıydı, sayfalar boştu. Sistem mesajına baktım, sürem de azalıyordu. Kitabı bırakmayı düşünüyordum ki sayfalar kendi kendine dönmeye başladı. Bir anda kitap kapandığında kaşlarım hafifçe havalandı. Kitabın kapağında yazan yazıya takıldım.
Haya◼️ta kalm◼️anın ◼️◼️ yolu
"Hayat◼️a kalma◼️ın ◼️ yolu mu?"Sesli okuduğum sırada yazı hızla dağıldı. Sayfalar tekrar dönmeye başladı ve bir sayfada durdu. Kalbim heyecandan o kadar hızlı atıyordu ki gözlerimi kitaptan bir saniye olsun bile ayırmadım. Boş bir sayfada mürekkep dağıldı .okumaya devam et başımı yana eğdim.
Gözlerimi kırptım, o kadar şaşkındım ki deli olduğumu düşünmeye başlamıştım. Sayfalarda yazılar dolmaya başladığında diğer sayfayı çevirdim. Yazılar görünmeye başlamıştı ama o kadar hızlı değişiyordu ki yetişemiyordum. Başka bir sayfayı açtım, siyah baloncuklarla kaplıydı.
"Bu hangi dil be!"
Diğer sayfaları açtım, çok hızlıydı, hangi cümleyi takip edeceğimi bilmiyordum. Sonra yavaşladı, sayfalar tekrar boş haline dönmeye başladı.
"Hayır, dur! Bekle, neden?"
Sayfalar yine kendi kendine dönmeye başladığında bir sayfada durdu. Cümleyi sonunda okumaya başladım.
Bu hikaye sadece tek bir okuyucu için
Kim Dokja
Sözleri okuduğum anda gözlerim irileşti. Birkaç saniye boyunca gözümü kırpmadan yazıya baktım, nefesimi tuttuğumun farkında bile değildim. Kim Dokja... Nereden tanıyordum? Bunu düşünmeye başladığımda yazı kaybolmaya başlamıştı. Geçmişime dair anılar aklımda canlanmaya başladığında kaşlarımı çattım. Bu ismi tanıyordum. Ardından o söz kayboldu ve başka bir söz yazıldı sayfaya, sanki az önceki sözle bu sözü farklı kişiler söylemişti.
Bazı hikayeler, bittiği yerde yeniden başlar
Kitabın içine o kadar çekildim ki kalbim sanki göğsümden çıkmak istercesine hızlı atıyordu. O sözde takılı kaldım, şok üstüne şok geçiriyordum. Ben kendime bile gelememişken kitap bir anda sertçe kapandı. Açmaya çalıştım, ne kadar süre kaldığı o kadar umurumda değildi ki kitabı açmaya zorladım. Parmaklarımın ucunun kanadığını gördüm ama açılmadı. Kitap küle dönmeye başladığında daha da zorladım. Kitabın kapağı tamamen karardı ve sayfalar birer birer küle dönüşerek parmaklarımın arasından dökülmeye başladı.
[Giz◼️li n◼️esne kay◼️oldu]
Ayağa kalkıp ayağımı kitaplığa vurdum. "Aptal!"Rafa yaslandım ve düşünmeye başladım ama düşünmeye çalıştıkça düşüncelerim dağılıyordu. Kim Dokja hayallerimin bir parçası mıydı yoksa gerçekten o sayfada Kim Dokja mı görmüştüm? Kim Dokja.Birinci senaryo o kadar doğruydu ki, bana bundan bahsetmişti o kullanıcı. Başımı çevirdim, kitabın sadece külleri kalmıştı. Her şeyin bundan ibaret olmadığını biliyordum, bundan daha fazlası vardı ama kitap çoktan kül olmuştu.
Aklıma o kullanıcıyla yaptığım mesajlaşmalar geldi. Söylediği her cümle, sorduğum her soru birer birer zihnimde yeniden canlanmaya başladı. Özellikle de ona adını sorduğum o an. Bana verdiği cevap hala aklımdaydı.
Bana Kim Dokja diyebilirsin
O zaman bunun sadece eğlenceli bir kullanıcı adı olduğunu düşünmüştüm. Şimdi ise bu ismin yalnızca eğlenceli bir kullanıcı adı olduğuna inanmak zordu. Onun sayesinde ilk senaryoda karşılaştığım şeyler yabancı gelmemişti. Bütün her şeyin sonu sanki ona varıyor gibi hissediyordum. Yoksa kendi kafamda kurduğum bir şey miydi, emin olamıyordum.
Eğer sorularıma bir cevap arıyorsam ilk önce buradan çıkmalıydım. Kütüphaneden geri çıkamazdım elbette, o şansım çoktan yanıp kül olmuştu. Burada kalırsam ölürdüm. Ama ya bu kapıdan çıktığımda dışarıda beni bekleyen şey daha korkunçsa? Ne olacaksa olmalıydı, kapıya doğru ilerledim. Burası sığındığım tek yerdi ama artık buraya ait hissetmiyordum. Birkaç adım daha atarsam buradan çıkacaktım. Arkamda kalanları düşünmemeye çalıştım, başka türlü buradan çıkamazdım. Ama sürekli bir şeyler beni burada tutmaya çalışıyor gibi hissediyordum. Buradan çıkmak isterken sürekli engellere takılıp duruyordum. Bu kapıdan çıktığımda bu sefer onları bırakan kişi ben olacaktım. Bazı şeylere dönüp son kez bakmak, bunun son olduğunu kabul etmekti. Buna hazır mıydım peki?
Zaman kaybetmeyi bırakmalıydım artık. Kapıyı açtığımda ileri doğru bir adım attım. Eğer bir veda edeceksem hiç veda etmemeyi tercih ederdim. Kapıdan çıktığımda bedenim kendiliğinden yere yığıldı, bilincim kapanmaya başlamıştı.
O kitap ve cevabını bulamadığım bütün sorular... Eğer gerçekten bu dünyanın bir hikâyesi varsa, ben bu hikâyenin neresindeyim?
[YAN SENARYO TAMAMLANDI]
[Ödüller dağıtılıyor.]
[İkinci senaryo alanına giriş yaptın.]
~~~~
“Demek yine karşılaştık ,ve sonunda bir seçim yaptın”
Bölüm etkileşimi
