ANA KARAKTER kitap kapağı

6. bölüm / 6

ANA KARAKTER

YIKIMIN EŞİĞİNDE:YAN SENARYO

Vaveyla Yazarı: Bilinmeyenyazar

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: YIKIMIN EŞİĞİNDE:YAN SENARYO

Merhabalar üç ayda bir gelen bir bölüm geldiği için kitap bile denmezken bölüm atım 🙄 umarım bu bölüm sinirin çok bozulur ama iyi olman dileğiyle sevgili okurum🫶🏻🫶🏻

Bu kitapta geçen kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup her ayrıntısıyla kurgudan ibarettir.🫶🏻🫶🏻🫶🏻

‼️‼️Bir kısma dikkatinizi çekemk isterim!!! Bu kitapta kan, şiddet, vahşet, argo ve psikolojik gibi rahatsız edici sahneler içermektedir. Hassas okuyucular için uygun olmayabilir.‼️‼️

Hikâyemi elimden geldiğince düzenleyip yayımlamaya çalışıyorum . Gözümden kaçan yazım hataları olur . Desteğiniz ve anlayışınız için teşekkür ederim.🥲

Şarkılar: cry baby-The Neighbourhood
White Feather Hawk Tail Deer Hunter-Lana Del Rey
Haunted-Beyonce

Keyifli okumalar!!

YIKIMIN EŞİĞİNDE:YAN SENARYO

"Bugün öğretmenin aradı Aleyna."
Bu kez her zamanki gibi konuşmuyordu. Bugün başka bir şey mi olmuştu gene? Nasıl bir yanlış yapmıştım diye düşündüm. Ben düşüncelerime dalmışken annemin öfleme sesi ile düşüncelerimden çıktım. Belki de hiçbir şey yapmamamdı sorun.
"Ne olduğunu sormayacak mısın? Merak etmiyor musun?"
Aslında her zaman aynı konulardı. Bundan ben de bıkmıştım. Ne diyeceğini zaten biliyordum. Aslında okulumuzun müdürüne annemi aramaması için bir şeyler söyleyebilirdim, söylemedim. Annemin kulağına gitmesini istiyordum.
Annemin bana kızmasından elbette korkuyordum ancak onlardan daha çok korkuyordum. Evet, bir korkaktım. Korktuğumda sadece annemin arkasına sığınabilirdim ama artık büyüdüğüm için o da beni korumuyordu. Ben sessiz kalınca konuşmaya devam etti.
"Okula gelmemi söylediler."
O an yüzümde bir umut ışığı yandı. Başımı kaldırıp baktığımda kısa bir an bana baktı. Yüzündeki o ifadeyi anlamamıştım. O bakışlardan çekinerek önüme döndüm. Neden onlara bir yük gibi davranıyordum?
O an yüzümde bir umut ışığı yandı. Başımı kaldırıp baktığımda kısa bir an bana baktı. Yüzündeki o ifadeyi anlamamıştım. O bakışlardan çekinerek önüme döndüm. Neden onlara bir yük gibi davranıyordum?
"Her şey zorken bir de seninle bütün gün uğraşamam. Umarım beni anlıyorsundur." dedi. Sesi nazikti ama gizli bir tehdit saklıydı. Bana söylediğinin aksine hiçbir şeyi anlamıyordum. O an kendimi tutamadım, ağzımdan bir anda çıkabildiler, "Ben size yük mü oluyorum?"
Bu sorunun ardından anneme baktım. Bir şey demese de cevabı yüzünden okumaya çalıştım. Hemen telaşla kolumu tutup benim hizama geldi. Önüme düşen saçımı kulağımın arkasına attı, ardından bana baktı. Her hareketini incesiyle izledim. En azından dürüst bir cevap bekledim. Cevap belki beni daha öfkelendirecek veya beni içime kapatacaktı ama şu an umursadığım tek şey cevaptı, sonrasından ne olacağı umurumda değildi.
"Hayır tabii ki de, o nasıl söz?" dediğinde ona inanmaya çalıştım. "Sadece artık kendi sorunlarını kendin halledecek yaşa geldin." O an başka yere baktım. Hiçbir şeyi halledemiyorum anne, bunu sesli söylemedim. Bir zayıf gibi davranmaktan nefret ediyordum. Her şeyden nefret ediyordum. Geçen arabalar dikkatimi çekti. Onları izlediğim sırada bir anda çenemden sıkıca tutulup çevrilince neye uğradığımı şaşırdım. "Bana bak!" Gözlerimi kaçırmaya çalıştım ama parmakları çenemde daha sıklaştı.

"Kendine acımayı bırak. Böyle sakin olup susman hiçbir işe yaramıyor ya da..." Gözlerimi annemin gözlerine diktim. "Ya da?" dedim sözlerini tekrar ederek. Sesimin öfkeli çıkmasını beklerken beklediğimden sakin çıkmıştı. Ne söylemek istiyorsa bir an önce söylesin istiyordum. "her seferinde seni kurtarmam için bana bakman." Sözleri karşısında ilk defa ne diyeceğimi bilmiyordum. Bağırıp doğru olmadığını söylemek isterdim ama her sözü doğruydu da. Annem derin bir nefes alıp gözlerini devirdi.

"Hala o bakışlar" Gözlerimi annemin gözlerine diktim. Bu kez bakışlarımız karşılaştığında geri çekilmedim. "Anneciğin sana yardım edebileceği tek şey, şu aptal korkak halinden çıkman." Sözlerinin her biri sertti ama hak vermiştim. Gerçekten haklıydı. "Anladım." dedim. Birkaç saniye daha yüzüme baktı, bana inanmak istercesine, ardından gülümsedi.

"Aferin kızıma"

Annemin sözleri hala kulağımdaydı. O korkak aptal halimden çıktığımı sanırken hala korkak bir aptal gibi davranıyordum. Elimdeki bıçağa baktım. Korkmama gerek yoktu. Kapının kolu hareket ettiğinde bakışlarımı bıçaktan çektim. Kaç kişi veya kim oldukları önemli değildi, başa çıkabilirdim. Her şey mahvolsa da düzeltebilirim. Düşündüğüm kadar önemli değil, kendimi kurtarmanın bir çözümünü bulmalıyım. Sakin olmalıyım, sakin kafa ile düşünmeliydim. Her şeyi kendim halledebilirdim, küçük değildim. Etrafa hızlıca göz gezdirdim ama hiçbir şey bulamadım.

"Koray hala babanın odasında saklanıyor musun?" Birkaç gülme sesi duydum. Seslerinden bakacak olursak üç kişi falan olmaları lazımdı. "Disiplin cezasından sonra bir daha seni kimse görmemiş. Selin söyledi, biz de arkadaşlar olarak uğrayalım dedik. Baban bile bizi kapıda karşıladı." Kahkaha sesleri artarken kapı sertçe geriye doğru itilerek açıldığında olduğum yerde durdum. Kapıya doğru baktım. Ben bir üç kişi beklerken resmen bir grup insan vardı.

"Bir kız mıymış?" dedi. Bu çocuğu birkaç kere sınıfımızda görmüştüm, Yasin olmalıydı. Şaşırdığı sesinden belliydi. Deminden beri konuşan çocuk oydu. Dağınık saçları alnına düşüyor, yüzündeki meraklı ifadeyi saklamaya çalışıyordu.
Koray'ı görmeyi beklerken beni görmeyi beklemedikleri de yüzlerindeki ifadeden belliydi. Aralarında bazıları bana yabancı değildi, diğerlerine göz gezdirdiğimde onları da az çok hatırlıyordum. Bıçağı saklamak için belime saklamayı düşünüyordum ki en önlerde duran, adı Emir olmalı, bana doğru yürümüştü. Okul koridorunda onu birkaç kez görmüştüm. "O piçi ararken seninle karşılaşmak bize de sürpriz oldu." dedi. Sanki elinden bir şeyi kaçırmış gibi arkadaşına bir el işareti yaptığında yanındaki çocuk hızlıca arkadaşının emrine uyarak yanımdan geçtiğinde arkada kalan iki kıza baktım. Biri Emir'in koluna girmişti. Sude bu kızdan birkaç kere bahsettiğini hatırlıyordum ama adını hatırlamıyordum.

Kapıya yaslanmış kız ise Koray yerine beni gördüğü için hoşnut görünmüyordu. Ne üzücü ki ben vardım. Kimdi bu kız? Adını çıkaracağım ama çıkaramıyorum. Selin'in arkadaşı Ela falan mıydı? Gerçekten isim hafızam berbattı. O çocuğun masanın altına baktığını görünce güldüm. Koray'ı sakladığımı falan mı düşünmüşlerdi? Aslında oraya ben saklanmayı düşünmüştüm ama vazgeçmiştim. Çocuk, ardından kapalı olan dolabı açtı. İçinde bir tane kaban vardı. Gerçekten o adamın oraya sığacağını falan düşünmemişlerdi, değil mi? Çocuk başını sallayarak tekrar Emir'in yanına gelince Emir bana baktı. Masaya daha yaslanarak, daha rahat bir tavırla duruşumu düzelttim. Bıçağı parmaklarımın arasında çevirip bıçağın keskin tarafını dudaklarıma doğru yaklaştırdım. Kan hala üzerindeydi ama kurumaya başlamıştı. Onların yüz ifadesi sanki komikmiş gibi dudaklarımdan çıkan kıkırtıyı durduramamıştım.

[Kırık tacın sahibi ifadene karşı gözlerini kıstı]
[Kadim gökyüzünün yıldızı ifadene karşı gözlerini kısarak izlemeye başladı]

Ekranda yazılan şeyleri umursamamaya çalışsam da sinirlerimi bozuyorlardı. Belli etmemeye çalışarak başımı yana eğerek gülümsememi bozmadım. "Sizinle karşılaşmak bana da sürpriz oldu." Bıçağı dudaklarımdan uzaklaştırırken bu sefer bıçağı onlara doğrulttum. Yanlış bir hareket yapmışım gibi Emir'in kolundaki kız öne atıldı ama Emir yolunu keserek öne geçti. Başını kıza çevirdi. "Korkmana gerek yok, Deniz bize bir şey yapmaz." Bana döndüğünde elimdeki bıçağa baktı. Tek kaşı havaya kalktığında dudağının kenarı alayla kıvrıldı. "O bıçağı bize doğrultmana gerek yok, sana zarar vermeye falan gelmedik"

[Bin yüzlü hilebaz iyi biri olduklarını düşünmeye başladı]

"Emir haklı, hatta biz buraya Koray için gelmiştik, seni görmek sürpriz oldu." diye söze girdi Yasin. Bu durumdan hoşnut gibiydi. Gerçekten bazı kişilerin yüzüne bakınca ne oldukları belli oluyordu. "Biz arkadaşız, değil mi? Aynı okuldanız. Bize zarar vermeyi falan düşünmüyorsun" dedi Emir, kendinden emin şekilde gülerek. Elbette tam bunu düşünüyordum.
Adım kadar eminim, adımı bile bilmiyorlardır. Beni bu okula yeni geldiğimi falan da düşünüyorlardır. Bıçağı hareket ettirdiğimde Emir anında geri adım atınca bu sefer ben güldüm. Her birine bakarak bıçağı doğrulttum. Ne olmuştu ki? Az önce çok eğlenceli gelmişti bu durum. "Korktunuz mu?"
[Bin yüzlü hilebaz blöf yapma yeteneğini takdir ediyor]
Bıçağı geri indirirken onlara baktım. Atmosferin değişmesi ile gerilmişlerdi. Masadan kalktım. Gülümseyerek Emir'e, ardından diğerlerine baktım. "Sadece şaka yapıyorum, korkmanıza gerek yok. Arkadaşlarıma zarar verecek değilim ya" Koridorda bile insanın yüzüne bakmayan insanlar şimdi karşımdaydı, ne kadar garipti.
[Bin yüzlü hilebaz kendisine bile yalan söylediğini belirtiyor]
Sabır çekercesine derin nefes aldım, ne zaman susacaktı?

"Gördünüz işte, bize zarar vermeyecek." dedi Emir. Başımı onaylarcasına salladım. "Ela ile Deniz'i bilmem ama bizi öldürmeye kesin boyu yetmezdi. Hem tatlı bir kız, bu kadar üstüne gitmeyin." dedi Yasin. Bana sanki bir dostmuş gibi yaklaşarak izinsiz bir şekilde elini omzuma koyunca ifademi bozmamaya çalıştım. Benim ellerimden ölme şerefini kazandın salak herif. Deniz gülmeye başladığında Yasin ve Emir de gülmüştü. Yasin başını eğip bana baktı. "Ne o, sinirlendin mi?"

Kolunu sertçe omzumdan ittim. "Asi kızsın da." Bir şey demeyip masadan ve ondan uzaklaştım. Hiç olmadığım kadar yorgundum. Şu an ayakta bile nasıl durabildiğimi bilmiyordum. Sadece biraz daha dayanabilirdim. İhtiyacım olan tek şey kesintisiz bir uykuydu. Beni öldürmeyeceklerse gidebilirdim. Hayatta kalanları aramaya gelmişlerdi belli ki. Kapıya doğru yönelmiştim ki bu sefer kapıda duran Ela önümü kesmişti. "Müdürü sen mi öldürdün?" Aniden gelen soru karşısında bakışlarım kısa saniyeliğine müdüre kaydı, ardından Ela'ya geri döndüm. Fark ettim ki başından beri çok sessizdi. Başımı hayır anlamında salladım. "Tahmin ettim." dediğinde başımı yana eğdim. "O mu verdi bıçağı sana?" Hayır, ben çaldım. Hatta Koray'ı da öldürmekle tehdit ettim ama bıçağın bende kalabileceğini söyledi. Ama bilmesen de olurdu.
"Ela, Koray'la sonra ilgileniriz." Aynen öyle, ben gidince onu aramaya devam edebilirlerdi. Soruları bittiyse şimdi beni bırakmaları lazımdı. Ela önümden çekilince artık gideceğimi düşünürken Yasin'in pis elini omzuma dokununca olduğum yere sabitlenmiştim. "Madem Emir ortaya çıkmıyor, sen de nerede olduğunu bilmiyorsun, yapabileceğimiz bir şey yok"

"O yüzden bırak beni." Elini ne zaman çekecekti? Kaç kere daha anlaması için söylemeliydim? Beni neden dinlemiyordu?

"Eğlenceyi bozmanın ne gereği var? Bizi bırakıp gidiyorsun. Koray seni arkasında boşuna bırakmamış demek ki" Eğlenceymiş, her sözü resmen beni sınıyordu.

"Üzülmene gerek yok, o herif her zaman zaten pisliğin tekiydi." dedi yasin. Koray'ın adını duyunca ela nefret kusarcasına Yasin'e baktı. "Kes sesini. Emir, Selin bizi bekliyor, gidelim."
"Keyfimizi bozacaksan siktir git Ela, keyfimi bozma." dedi Yasin, başından savarcasına. Ela'nın küfür edip kapıdan çıktığını gördüğümde Yasin konuşmaya devam etti. "Ee, nerede kalmıştık?" Önüme gelmeye yalpalamıştı ki canıma tak etmesiyle arkamı dönüp bıçağı Yasin'in boğazına doğru saplamak için atılmıştım ki Emir'in beni itmesi ile masaya çarpıp sırtımı vurduğumda bıçak elimden fırlamıştı. Bıçağın gittiği yöne bile bakamamıştım. Anlık nefesim kesilmesi, gözlerim açılmıştı. Zorla yutkundum.

[Bazı takımyıldızları gelişmeden memnuniyet duyuyor]
[Kırık tacın sahibi sana üzülerek bakıyor]
[Kırık tacın sahibi hayatta kalmanı isteyerek 50 coin bağışta bulundu]

Bu mesajı başka zaman görsem gözlerimden yaş gelebilirdi. Yanımda biri olduğunu hissetmek ama onlar için bu sadece oyundu ayrıca bu coin denen şey önemli birşey ise daha fazla gönderemezmiydi?
Bıçağı aradım ama göremedim. Kendimi sakinleştirmeye çalıştım ama içimden lanetler okuyordum. Tamam, sorun değildi. Ayağa kalkmaya çalıştım. Gözlerim kapanıp duruyordu. Endişelenecek bir durum yoktu, ben halledebilirdim. Avuç içimi sıkarak kendimi uyanık tuttum. 50 saniyeye kadar, hayır belki de 100'e kadar saymalıyım, bitecekti. Nefesimi düzenli şekilde almalıydım. Vücudumu kandırmaya çalışıyor, hissetmemeye çalışıyordum.

[Kadim gökyüzünün yıldızı hayatta kalma ihtimalini tartıyor]
[Kadim gökyüzünün yıldızı hayatta kalma ihtimalini düşük buluyor]
[Takımyıldızları arasında küçük bir tartışma başladı]

"Has, bu gerçekten yakındı!" dedi Yasin. Şaşırarak bana döndü ama Deniz önüme geçmesi ile arkasında kaldı. "Seni gerçekten bırakacağımızı mı sandın?" Başımı kaldırıp baktım. Demek beni zaten bırakmayacaklardı. "Benim de sizi sağ bırakacağımı sanmadınız, değil mi?" diye sordum nefesimi düzenlemeye çalışarak. Ama hala fırlatılmanın etkisinde kalmıştım, nefesim kesik kesik çıkıyordu o yüzden. Çoktan 25 saniye geçmişti. Saçımdan tutulup geriye doğru çekildiğinde başım geriye savruldu. "Bir saattir sana nazik olmaya çalışıyoruz." dedi Emir gelerek bir anda.

"Arkadaşımızı bıçaklamaya çalıştın, halbuki sadece tanışmak istedi" Ben de ondan kurtulmak için onun saçından tutup çektiğimde elimi yakalamıştı. Sırıtarak bana baktı. "Sinirlenmene gerek yok." Elim masanın üzerindeki şeyleri taradı ama sadece kağıtlar ve bir sürü saçma sapan şeylerle doluydu. Emir saçıma asılınca bir anda masada elime geçen kalemi gözüne sapladığımda oluk oluk kan almıştı bunu yapmamla ıslık sesi gelmişti.

[Takımyıldızları enkarnosyonlar arasında bahse girmeye başladı]
[Bir takımyıldızı bahsi artırdı]

Bu takımyıldızı denen saçma şeyler içindi asıl şimdi eğlence. Umarım ölürler.
Emir'in acı dolu sesi odayı doldurunca nefes almaya çalıştım. Dengemi toplayarak bıçağı aramaya başladım. Beni bıçağı ararken Yasin Emir'i sertçe itip tekrar yanıma geldiğinde yakamdan tuttu. "Seni mahvedeceğim!"
[Bir takımyıldızı diğer takımyıldızlarına üstünlüğünü kanıtlamak istiyor]
"Daha yeni tanışıyorduk" dedim masumca gülümseyerek. Emir elini kaldırarak yüzüme vurmaya çalışmıştı ki bir anda geri çekilince Koray'ı gördüm. Bir anda olduğum yerde kalakaldım.
[Bir takımyıldızı adını ortaya çıkardı]
[Karanlıkta yürüyen gezgin bahsi yükseltiyor]
[Senaryo alanı oluşturuluyor]

Art arda gelen mesajlardan bu durumun iyiye mi yoksa kötüye mi gittiğini ayırt edemiyordum. Koray'a baktım. Nasıl buradaydı? Yüzündeki ifade benimkinden daha korkunç görünüyordu. "Hadi ama, beni tanımadınız mı? Aslında ben bu okulda oldukça-"
"Kes sesini aptal, o iğrenç kolunu çek." Emir'in sözleri üzerine Koray şaşırmıştı, kaşlarını çattı. Yasin ise kendini kurtarma derdindeydi. Koray onları daha çok kolunun altına çekti, boğuyordu da diyebilirdik.
[Yan senaryo aktifleştirildi]
Kategori=30 dakika boyunca hayatta kal
Zorluk=E
Süre=30 dakika
Başarı koşulu=100 coin
Başarısızlık koşulu=??

"Emir." Kafalarını kukla gibi salladı. Emir'e iğrenç bir şeymiş gibi baktı. "Kafan resmen berbat görünüyor"
"Bir piç olmana rağmen fazla konuşuyorsun." demesi ile beraber kafasına bıçak yediğinde bıçağa baktım. Bu bıçak aldığım bıçaktı, ihtiyacının olmayacağını söylemişti. Emir'in kanı yüzüme gelince gözlerimi kırptım. Emir gözümün önünde yere düştüğünde bana çarpmaması için geri çekildim.
[Bin yüzlü hilebaz zevkle kahkaha atıyor]
[Kırık tacın sahibi kahve bardağını yere düşürdü]
[Adını henüz ortaya çıkarmamış takımyıldızı sessizliğini koruyor]
Tekrar o takımyıldızını fark etmem ile düşüncelerimin içine çekildiğimde Koray'ın sesini duydum. "Bir daha sözümü kesme." Yasin kaçmak için adım atmıştı ki onu yakasından tutup duvara fırlattığında gruptan bazıları Koray'a doğru gittikleri sırada bir anda ben kolumdan tutulmam ile başımı döndürdüm. Deniz, "Hepsi senin yüzünden!" diye bağırdı. Omzumdan ittince, ona anlamsız şekilde baktım.

Deniz çenemden tutup yüzümü döndürdü. "Sen de öleceksin!" Yeter artık, herkes aynı şeyi söyleyip durmaktan yorulmadı mı? "Ben bir şey yapmadım." Çenemi daha sert sıktı. "Sevgilim senin yüzünden öldü!" Çenesi kasılmış, gözleri öfkeyle üzerime kilitlenmişti. Ben mi öl demiştim? İnsanlar cidden neden bu kadar aptal hale sokuyorlardı ki kendilerini? "Üzgünüm, sevgili veya tatlı çift görünce dayanamıyorum." dedim gülmeye başlayarak. Gerçekten o kadar komikti ki. Saçımdan tutacaktı ki ayağına bastım ve geriye doğru gittim. "Bir daha sevgilini üstüme salarken dikkat et." dediğimde tekrar kapıya doğru yönelecektim ki boşluğuma vurması ile nefesim kesildi. Onu kendimden uzaklaştırmak için yüzüne tokat attığımda ayağı takılarak yere düştü. Nefesim hızlandığında normal şekilde nefes almaya çalışsam da sanki bütün oksijen tükenmiş gibiydi. Masadaki kalemlere baktım, ardından Deniz'e. Ayağa kalkmadan masadan kalemi alıp Deniz'in yanına gittim. Kalemi boğazına saplamak için batıracaktım ki son anda kolumdan tuttu. "Bırak, saçmalama!"

"Öl" Kalemi bırakıp boğazını sıkmaya başladım. "Öl" dedim tekrar. Kurtulmaya çalıştı, yüzüme falan vursa da bırakmadım, ölmesini izledim. Gözleri boşluğa doğru kaydığında mideme tekme yememle sonunda Deniz'i bırakmıştım. Gözlerim acı ile kısıldı. Yasin üstüme doğru gelirken Koray onu bir anda tutup açık olan cama doğru sürüklediğinde napıcağını merakla izlerken camdan dışarı itince çıkan büyük sesle rahat bir nfes aldım camdan dışarısı gökyüzüne baktım. Midemdeki acıyı anlık şokla hissedemesemde acıyı yavaşça hissetmeye başlamıştım. Sesler geldiğinde başımı çevirdim. Yavaş adımlarla dönen sandalyeyi çevirip oturduğunda elindeki bıçağı gene aynı şekilde masaya bıraktı. Ne diyeceğimi bilmiyordum. Her şey o kadar hızlı gelişmişti ki onu izledim. İlk gördüğüm yaraları daha kötü olmaya başlamıştı. Titreyen eli ile bir sigarayı uzun uğraşlar sonucu yaktığında çıkan dumanı izledim. Derin bir nefes alıp bana baktı. "Bir teşekkürü hak ettim, değil mi?" Kaşlarımı çattım, birkaç saniye ona baktım. "Teşekkür mü?" Güldüm, ardından ekledim. "Ne sanıyorsun kendini?"
"Bir kurtarıcı sanıyorum kendimi. Hayatını kurtardım, en azından minnettar görünmeni beklerdim"
"Beni kurtarmasaydın da ölmeyecektim" Koray gözlerini kıstı ve sigarasından bir nefes daha aldı. "Öyle mi?"

"Öyle" dedim hiç çekinmeden. Beni kurtardı diye ona borçlu olacak değildim. "Ne kadar nankörsün" Gerçekten kendini kurtarıcı melek falan mı sanıyordu? Gerçekten ona teşekkür etmem için bana baktığını fark ettim. "Beş dakika önce yerde sürünüyordun"
"Yine de sana ihtiyacım yoktu."
"Şans eseri hayattasın."
"Yine de hayattayım! Beni öldürmeye çalıştıklarında öylece durmam mı gerekti?" Güldü.

[Senaryo tamamlandı]
[100 coin hibe edildi]

"Ayakta zor dururken bile bana kafa tutman gerçekten garip" Kaşlarımı çattım, gerçekten uğraşılmaz insandı. Her tarafta ölen birileri vardı, o ise sandalyede oturmuş umursamaz bir insandı. Yine de ben mi garip insandım? Arkamı dönüp gidiyordum ki, "Görüşürüz!" Dur bir dakika, neden hakikaten geri gelmişti? Arkamı dönüp ona baktım. Az önceki halinden çıkmış, bana gülümseyerek baktı. "Görüşürüz derken bu kadar kısa sürede görüşmeyi beklemiyordum" dedi soru sorarcasına. "Neden geri geldin?" dedim. Cevap vermedi. "Başından beri buradaydın, her şeyi duydun, Emir'den sebep durmaya karar verdin, değil mi?" Başını yana eğdi ve kaşlarını çattı. "Evet, hatta başından beri bu sandalyede oturuyordum." Gerçekten bir pislikten farkı yok.

"Gerçekten bir teşekkür etmek bu kadar zor mu?" Zaten neden soruyorsam? Sadece nasıl kaybolduğunu merak ediyordum ya da iyice kafayı yemiştim, çünkü Koray'ı resmen sanki çok uzak görüyordum. "Başka sorun yoksa gidebilirsin" Sesi bile o kadar uzak geliyordu ki, dediğini anlamıyordum. "Demene gerek yok, zaten gidecektim" Eli ile kapıyı gösterdiğinde birkaç adım atmıştım ki Ela'yı gördüm. Yanında ise başka birilerini. Ayağım sanki kayıyormuş gibi yere düştüğümde gözlerim kapanmıştı.
"Kim bu?"
Uzaklardan gelen boğuk sesler vardı ama yavaş yavaş kendime gelmeye başladığımda sesler daha netleşmişti. "Koray onu aşağıya indirmemiz gerektiğini söyledi." Selin'in sesini duydum. "O pisliklere Koray'ın buraya gelmesine zorluk çıkarırsa işini bitirmelerini söylemiştim"
"Demek o hayvan sürüsünü sen gönderdin." Gözlerimi açtığımda arkamdan Koray'ın sesi gelmişti. Selin'in bakışları arkama kaydı. Birinin beni bir duvarın yanına getirip bırakıp gittiğinde bağırışlar yükselmişti. "Adamlarımızı nasıl öldürürsün!" Gözlerimi açtığımda sonunda kendimi bir yere bırakmanın nihayetinde gözlerimi geri kapatmak istedim.

"Görmek ister misin nasıl öldürdüğümü?" Meydan okuyarak Selin'e baktı. Selin sessiz kaldı birkaç saniye cevap vermeyince, "Bir daha birilerini göndermeye çalışırsan kötü olur." Ardından kızın omzuna çarparak ortaya doğru yürüdü. "OKULDAKİ HERKES BENİ TANIYOR, DEĞİL Mİ?" Bize baktı. "NASIL BİRİ OLDUĞUMU DA BİLİYORSUNUZDUR?" Kimseden ses çıkmadı. "Benden korkmanıza gerek yok." dedi. Her sözü iğneleyici ve uyarıcıydı. "Sinirimi bozmadığınız sürece." Gözleri bir yerde durdu. Nereye gittiğine baktığımda kantine gidip birkaç bir şey alıp çıktı. "Acıktığımı unutmuşum." dedi gülerek ve merdivenlerden geri çıktı. Bize dönüp bir daha bakmadan. Daha fazla dayanamayıp yana düşüp kıvrıldığımda gözlerim kapandı. Bir süre hiçbir şeyle yüzleşmeyeceğim rahatlıktı. Gerçekleri kabul etmem için kendime verdiğim bir dinlenme süresiydi.
Birkaç gündür buradayım. Bugün günlerden neydi? Salı, hayır salı dündü, bugün çarşamba olmalıydı. Gerçi ne önemi vardı? Günlerdir buradaydım ve hiçbir şey yapmıyordum ama en azından iyiydim ya da öyle sanıyordum. Bu kattan hiç ayrılmamıştım. Sadece günlerin geçmesini bekliyordum. Bu, bir şeyleri kabul ettiğim anlamına gelirdi. Açıkçası böyle iyileşmeyi, bir şeyleri unutmaya çalışıyordum. Dışarıdaki hayatı veya burada olanları merak etmiyordum, sadece yaşıyordum. Burası bir düzene girmişti ve hayatta kalanlar ne çoktu ne de azdı.
"Sıradaki!"

Bir tane yiyecek ile su alıp gidecektim ki beni durdurdu. "Sadece bir tane alabilirsiniz." Zoru mu oynasam yoksa kabul mü etsem diye düşündüm ama neden böyle bir şey yapaydım ki? Az önce herkes ikişer alıp gidiyordu. Sonlara doğru kaldığım için ve gördüm ki yiyecekler de azdı. O zaman herkese bir tane dağıtsalardı. Keki de suyu da bırakmayıp alıp gittim. Bencil miydim? Hayır tabii ki de. Başkasını düşünecek durumda değildim. Başka biri arkasındaki insanı düşünür müydü? Ben düşünmezdim. Başta sorumlulukları almamaları onların suçu. Böyle düşününce gerçekten pişman değildim. Ayrıca kantindeki yiyecekler tükendiği için haftada bir üç kişi seçilip yemek bulmaya gönderiliyordu ama geri gelen yoktu. Zaten akşam olmaya başlamıştı, bu akşam da sanırım gelen yoktu. Ben ise daha ne kadar burada kalacağımı bilmiyorum. Ne zaman istersem giderdim, burada bana dokunan da yoktu. Gidip de ne yapacaktım, eve mi gidecektim? Eğer hâlâ bir evim varsa... Zaten ne farkı vardı buranın? Orada da yalnızım, burada da. Hem dışarısı ne haldedir kim bilir? Ev mi kaldı Aleyna? Zaten kirasını ödememiştim, umarım yıkılmıştır. En uzak köşeye geçip oturdum. Getirdiğim yiyecekleri yemeye başlamıştım. Etrafı izlerken buldum kendimi. Herkes bir şeyler yapıyordu. Bazı kişiler gruplaşmayı becermişti, bazıları bu duruma alışmış ve bu düzene uyum sağlıyorlardı. Yarın ne yapardım bilmiyordum. Yarından sonra, ondan sonra ne olacaktı? Her seferinde cevabı aynıydı.
Hiçbir fikrim yoktu.
Gerçi artık bir önemi yokmuş gibi hissediyordum. Bir süre bile kendi düşüncelerimden sıkıldım. Belki uyursam yarın biraz daha kolay gelirdi ama saat henüz çok erkendi.
Kekin son lokmasını ağzıma atıp sudan da birkaç yudum alıp ayağa kalktım. Yanımdaki çöpleri çöpe getirirken Ecrin'le karşılaştım. Çöpü attı, bana uzun uzun baktı. Sanırım hâlâ bana sinirliydi. Ecrin'i burada gördüğümde şaşırmamıştım, asıl burada görmesem şaşırırdım. Ecrin'den bakışımı çekip çöpü attım. Lavaboya da uğrasam iyi olacaktı. Merdivenlere doğru yürüdüm. Üst kata hiç çıkmak istemesem de hâlâ hepsi oradaydı. Bazen o ceset kokusu alta bile ulaşıyordu. Acaba ben de ceset gibi mi kokuyordum? Bazı fısıltılar duymuştum. "O deli adam da oğlu da nasıl hayatta? Kesin babası sayesinde hayatta kaldı"

Hocalardan sadece üç tanesi hayatta kalmıştı. Bunlardan biri de Osman hocaydı. Herkes korktuğu için ona yaklaşmıyordu. Korkmalarının sebebi o söylentiyi herkesin bilmesiydi. Aralarında hocaya yalakalık yapıp yakınlaşarak korunacağını düşünenler de vardı ama hocayı gören yoktu. Hoca da bu durumdan haberdarmış gibi saklanıyordu. Onu sadece iki kere görmüştüm. Birincisi bu kata geldiğimde, ikincisi ise lavaboya giderken koridorda yürürken görmüştüm, o kadar. Belki de kafayı sıyırmıştı. Anlamadığım şey bunların hâlâ bir gizem aramasıydı. Hocanın bir şey bildiği için hayatta kaldığını sanıyorlardı. Hocanın bir şey bildiğine o kadar inanıyorlardı ki... Bana göre basit bir şekilde şanstı. Komik olan şeylerden biri artık o hoca hakkında konuşmak istememesi ve saygılı olmalarıydı. Uzun zamandır gereken bir şeydi. Diğer komik olan şey ise o hoca sayesinde kendilerini şanslı sanmaları ve ölmeyeceklerine inanmalarıydı. Doğru olan ise hayatta kalmak için o hocayı gözü kırpmadan bile öldürürlerdi, çünkü burada geçirdiğim günler anlamıştım ki sizi kimse kurtarmazdı. Kendinizi sadece kendiniz kurtarabilirdiniz ve kurallar basitti. Senaryolardaki kurallara uy ve yaşa, ve senaryoyu tamamla. Hayatta kalmanın yolu buydu. Karşınızdaki canavar sizin sadece yansımanızdı.
Lavaboya girdiğimde elimi ve yüzümü yıkadım. Aynaya baktım.()

Lavabodan çıkıp merdivenlere geri yürürken cebimden düşen telefonumun sesi ile arkamı döndüm. Canavarın verdiği o telefondu, işe yaramazdı. Kırsam mı ki? Vazgeçip telefonu cebime koydum. İçimde bir düşünce doğmuştu. Benim telefonum peki ? O işe yaramaz değildi. Üst merdivenlere yöneldim. Sadece birkaç saniye, sorun yoktu. Telefonumu alıp çıkacaktım. Kimseye bakmamam lazımdı. Merdivenlerden çıktım. Sol koridora doğru yürüdüğümde sınıf karşımdaydı. Sınıfta bir şey yok. Telefonu alırsam ve çalışıyorsa adımlarım daha hızlandı Kesinlikle çalışıyor olmalı. Telefonu neden bırakmıştım ki? Hiç düşünmeden sınıfa girdiğimde bu sefer sessizdi. Her zaman olan grup orada yok, sesli kahkahalar yok, hiçbiri yok. Hayır, bunları düşünmemeliydim. Telefonu aramaya başladım. Öğretmen masasına yaklaştım.

"Aleyna." Başımı çevirdiğimde Sude'yi gördüm. Masanın üstüne oturmuş, gülümseyerek bakıyordu. Gözlerimi kırptığımda gitmişti. Sadece bir halüsinasyon. Kendimi sakinleştirip telefonu aradım. Eğilip masaların altında bir şey gördüğümde oraya gittim. Uzanıp telefonu aldım. Bu benim telefonumdu. Şu an o kadar mutluydum ki. Telefonun düğmesine basıp açılmasını bekledim. "Hadi açıl." dedim. Bekledim, bekledim ama açılmadı. Birkaç dakika daha bekledim. Her şeyim bundaydı. "Lütfen açıl." dedim tekrar. Şarjı mı bitmişti? "Seni bin kere düşürdüm, kırılmadın. Neden şimdi kırılasın geldi?" Açılmalıydı. Gözlerimi kapattım, birkaç saniye bekledim. "Sürpriz yap hadi, gözlerimi kapattım." Birkaç saniye sonra beklediğimde telefon aynıydı. Telefonu duvara fırlatacaktım ki telefonu masaya bıraktım. Elimi yüzüme getirdim. Gözlerimi yerinden çıkartmak istiyordum.Her şey o telefondaydı. Her şey, her şeyim elimde olan bir ihtimal daha ellerimden kayıp gitmişti.

Bundan sonrası artık bir hikaye
Neden onun mesajı aklıma gelmişti ki? Belki de gerçekten bir hikayeye düşmüş olabilirmiydik. Telefonu alıp açmayı denedim, açılmadı. Acaba yaşıyor muydu? Konuştuğum tek kişi o vardı. Belki de hayatımda sadece o kalmıştı. Göğsümdeki o ağırlığın biraz olsun geçtiğini hissettim. Belki de onu düşünmek içimde yeni bir umut olmuştu.

Belki de hala oradaydı.Yaşıyor olmalıydı dimi?Ne kadar saçma olduğunu biliyordum. Yaşadığını bile bilmiyordum. Ama nedense ilk kez bunun mümkün olduğuna inanmak istiyordum. Her şeyi unutmak istemiştim. Yaşadıklarımı, korkularımı, burada gördüğüm her şeyi, Kendimi bile. Belki de bu yüzden onu düşünmek ilk defa yaşamak istediğimi hissettirmişti.
Sadece inanmalıyım. Telefonu alıp tekrar açmak istedim ama açılmadı. Bu kez fırlatmak istemedim, bu telefonu tamir edecektim. Bunca şeyin arasında aklıma hala onun gelmesi tuhaftı.
"Yaşıyor ol."
Başımı eğip hafifçe gülümsedim.
"Ben de yaşayacağım"
İlk defa buradan çıkmak istiyordum.
Eve dönmek için değil.
Eski hayatıma dönmek için de değil.
Sadece onu bulmak için.
Kapıya doğru yürümeden önce hırkamı çıkartıp Sude'nin yüzüne örtüp sınıftan çıktım. Merdivenlerden aşağıya indiğimde okulun kapısında birkaç kişi gördüm. Birileri mi gönderiliyordu? Ama daha bir hafta bile olmamıştı ki. Giden kişilere baktığımda bu kişiler Osman hoca, o gördüğüm sarışın çocuk da yanındaydı ve bir tane de kız vardı. Kapı arkalarından kapanmıştı. O kapıdan çıkan geri dönmüyordu. Kötü ihtimalleri bir kenara ittim. Bir dahaki sefer gömülü olarak ben gidecektim.

Ertesi sabah gözlerimi açtığımda üstüme düşen bir yığın duvar gördüğümde aniden kenara kaçtım. Yer sallanıyordu. Nefes nefese kalmıştım. İnsanların bağırışlarını duyduğumda hepsi kaçmaya çalışıyordu.
"HERKES ÇIKSIN OKULDAN, OKUL YIKILIYOR!"

~~~~~~~~

Bölüm boyunca söyleydim 😑 öhmm öhm çok şükür okuldan çıkıyoruz artık kac bölüm canıma tak etmişti! Artık olaylar başlıyor! Takımyıldızları da nihayet gördük artık rahatça bizde uyuyabiliriz😌
Sevgili tüm okurlarım umarım bölümden zevk almısınızdır 😌
BİR DAHA Kİ BÖLÜME KADAR SAĞLIKLICA KALIN🫶🏻

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

25okunma 0beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.