4. bölüm / 6
ANA KARAKTERANA SENARYO TAMAMLANDI : SPONSOR SEÇİMİ
Bölümler 6Şu an: ANA SENARYO TAMAMLANDI : SPONSOR SEÇİMİ
Bu kitapta geçen kişiler ve kurumlar tamamen hayal ürünü olup her ayrıntısıyla kurgudan ibarettir.🫶🏻🫶🏻🫶🏻
Bölümler bir aksilik çıkmadığı sürece iki hafta da bir düzenli şekilde gelicektir.
‼️‼️Bir kısma dikkatinizi çekemk isterim!!! Bu kitapta kan, şiddet, vahşet, argo ve psikolojik gibi rahatsız edici sahneler içermektedir. Hassas okuyucular için uygun olmayabilir.‼️‼️
Hikâyemi elimden geldiğince düzenleyip yayımlamaya çalışıyorum . Gözümden kaçan yazım hataları olur . Desteğiniz ve anlayışınız için teşekkür ederim.🥲
Keyifli okumalar!!
Sahnede ki oyuncular ve izleyiciler
Koşullar sağlandı.
100 coin hibe edildi.
3 dakika, binlerce ölüm...
Ben birini öldürdüm.
Ben iyi biri olduğumu hiçbir zaman demedim ama kötü biri olmak için hiçbir şey yapmadım, yapmak istemedim. Sadece hayatta kalmak istedim, bunların hepsini hayatta kalmak için yaptım.
Ne kadar aptal bir insanın düşüncesi bu! Gerçekten bu sözlerle suçsuz olduğunu düşünebiliyor musun Aleyna?
Gerçeği saklayamam ki, Mert Efe'yi gerçekten öldürmek istemiştim.
Bu eller benim ellerimdi.
Bu kan lekeleri Mert Efe'nin kanıydı.
Bundan kaçışım yok.
Ben neyin doğru neyin yanlış olduğunu bilmeyen bir aptalım. Belki daha sonra pişman olacaktım ama pişman değilim.
Ben bir günahkarım.
Mert Efe'ye baktıkça midemin bulantısı ile başımı çevirdim. Ben neler düşünüyorum? Gerçekten böyle neler saçmalıyordum? Ellerimi üstüme silmeye başladım ama kurtulamıyordum.
Mert Efe'yi ben öldürmüştüm, ben öldürmüştüm değil mi? Ardı ardına aynı şeyleri düşünen kafamı vurmak istiyordum çünkü düşüncelerim bir araya geldikçe gerçekten kafayı yediğimi düşünüyorum.
[Gerçek adını henüz bulamayan bir takımyıldızı sizi dikkatle izliyor, 200 coin hibe edildi.]
Kaşlarımın arasında bir çukur oluştuğunda bu saçmalığın ne olduğunu anlamaya çalıştım. Neden bana 200 coin hibe etmişti? Geberip gitsin, umrumda falan değildi. Dokkaebi, neşe dolu ve bu görüntüden zevk alan sesi ile ona döndüm.
[NE KADAR SIKICI BİR GÖSTERİYDİ! ÇABUK BİTTİĞİNE SEVİNDİM, NERDEYSE UYKUM GELİYORDU!]
Dokkaebi yüzündeki alaycı bakışları karşısında sınıfa döndüğünde bakışları sadece tek kişiye sabitlendi.
[BANA O GÖZLERLE BAKMA KÜÇÜK İNSAN, BENİ ÖLDÜREMEZSİN!]
Bakışlarımı gene de ondan çekmedim. Derin bir iç çekti.
[KANALIMDA SADECE BİRKAÇ TAKIMYILDIZI OLMASINA ŞAŞMAMALI!]
Dediği hiçbir şey sanki bana ulaşmıyor gibiydi. Buradan çıkıp Sinem'i bulmalıydım, ardından Efe'yi bulmalı, Sude'ye yardım etmelerini istemeliydim. Gözüme takılan, paramparça olan bir saat vardı.
[BU SENARYOYU HERKES GİBİ TAMAMLADIĞINIZDAN BİR ÖDÜL GEREKİR DİYE DÜŞÜNDÜM.]
Hiçbir şey hissetmiyordum, ne bir korku ne bir üzüntü...
Ne zaman kafamın patlayacağı kısma gelecektik?
[BİRİNCİ SENARYOYU TAMAMLADIĞINIZDAN TAKIMYILDIZLARININ SPONSORLUĞUNU ALMAYA HAK KAZANDINIZ.]
Bir ödül, bir takımyıldızı sponsorluğu... Yaptığım şeyin nasıl bir kazancı olabilirdi ki? Ne olursa olsun iyi bir şey olmayacağı kesindi, bunu gözlerinde görebiliyordum.
[Bu halinizle hiçbir şey yapamazsınız zavallı insanlar! Bırakın senaryoları tamamlamayı, alt kademe canavarları bile öldüremezsiniz.]
Sonlara doğru kahkahasını tutamamış, küçümseyici bakışlarını görmüştüm. Dediklerini sadece normal bir şeymiş gibi öylece dinliyordum. Bana ipuçları veriliyor, ben de onları sadece tamamlamaya çalışan bir çocuk gibi hissediyordum.
Bunların hepsi sadece eğlenceli bir tiyatro olmalıydı.
[SPONSOR OLACAK VARLIKLAR NEYSE Kİ ÇOK YARDIMSEVERLER VE GÜÇLÜLER Kİ SİZLERE SPONSORLUK YAPACAKLARINDAN ÇOK ŞANSLISINIZ.]
Bana gelen sistem mesajı demek bir takımyıldızındandı, ondandı. Umarım geberip gider.
[Anlatmak yerine göstersem daha iyi olacak.]
Onu dinlemediğimi fark ettiğinde bir parmak şıklatmasıyla önüme çıkan sponsor seçimi sistemiyle karşılaşmam bir olmuştu. Başımı yana eğdiğimde her şey yerli yerine oturmaya başlamıştı ama farklı şeyler vardı. Neden benim sponsor seçimimde bana sponsor olmak isteyen bir takımyıldızı göremiyordum?
Onlar için o kadar mı sıkıcıydım?
Bunu Dokkaebi'ye sorup sormamak arasında kaldığımda o gitmek için hazırlanmıştı.
[Bakıyorum ki herkes takımyıldızları seçmeyi başarmış.]
Ben hiçbir şey seçememiştim ki! Kaşlarımın arasında bir çukur olmuştu, bu takımyıldızları denilen halt saçmalıktan ibaretti. Onu tekrar sessizlik karşıladığında sinirlenmiş olmalı ki gözleri kırmızıya bürünmüştü.
[Hayatta kalırsanız ikinci bir şansınız olacak.]
Bunu demesinin ardından hızlıca kaybolmuştu.
Ne yapacaktım şimdi?
Sude ile karşılaştığımda bembeyaz olmuştu. Hemen Sinem ve Efe'yi bulmalıydım, evet onlar da beni arıyordur. Belki de onları bulduğumda her şey çözülecek.
Sınıftan çıkmak üzereyken izlenme hissinin bedenimi sarmalamasıyla bir öksürük sesi geldiğinde başımı o tarafa çevirdim. Nefes almakta zorluk çeken birini görmek beklediğim bir şey değildi. Birkaç dakikadır sanki boğulmuş da bir saniyelik nefese muhtaç gibiydi. Sınıfta yalnız olduğumu düşünüyordum, nedense onu kimse fark etmemişti, Dokkaebi bile. Nedense siması tanıdık geliyordu. Göz bebekleri yukarı çıkmasa kaybolduğunu düşünürdüm, bembeyazdı. Bir günahsız gibi ellerinde ve yüzünde hiçbir yerinde kan yoktu. Onun aksine benim ellerimde kan vardı. Panik atak mı geçiriyordu? Onu burada bırakıp bırakmamak arasında kaldım. Bu okuldaki herkesin canı cehennemeydi, buradaki herkesten nefret ediyorum. Gene de masanın üstündeki bir su şişesini gördüğümde su şişesini alıp yanına koydum. Hiç panik atak geçiren biri ile karşılaşmamıştım, o yüzden ne yapacağımı bilmiyordum ama ölmesi de umrumda olmazdı, benim için önemli de değildi. Tam arkamı dönüp gidecekken...
Elini masaya vurduğunda çıkardığı tok sesle irkildim. Ona döndüğümde gözleri eski haline dönmüştü ama farklıydı. "Bina yıkılacak," ağzından çıkan ilk kelimeler bunlar olmuştu. Derin nefesler alıyor ve veriyordu. Ona ifadesiz bir şekilde baktım. Bina eskisi gibi sallanmıyordu, sanırım ilk dakikaların etkisinde olmalıydı. Aramızdaki gergin atmosferi bölen derin bir iç çekişi olmuştu. Masadaki suya baktı ve bana döndü, "Teşekkür ederim." Az önce onun ölmesini umursamazken bana teşekkür mü ediyordu? Omzumu silktim. Bu okulda nazik birilerinin olduğunu unutmuşum. İlk önce etrafı taramıştı gözleri, korkmuş bir ifade yoktu gözlerinde, aksine küçümseyici bir bakış vardı.
Gözleri beni bulduğunda gözlerimiz kesişmişti. Beni kısık gözlerle seyretti, beni öldürmek isteyeceğini bile düşünmüştüm ama bana gülümsedi. Ben hala ona düşman gibi bakarken hala neden gülümsüyor, masum gibi görünüyordu? Kahverengi karışık ela gözleri bir ateşi buza döndürecek kadar sert bakıyordu. Sarı, buğdayı anımsatan saçları vardı.
Öksürerek dikkat çektiğinde bakışlarımı gereğinden uzun tutmamın rahatsızlığıyla başka tarafa baktım. Yere düşmüş diğer eşi olmayan kulaklıkları fark ettiğimde tanıdık bir anı ile dolmuştu aklım. Bugün panonun önünde duran, müzik dinleyen çocuktan başkası değildi bu. Nereye baktığımı meraklı bakışlarla baktığım yere baktığında kulaklığın eşini görüp eğilip kulaklığın eşini aldı, diğer eşi ise kulağındaydı.
Derste müzik mi dinlemişti?
Bu kesinlikle panoda gördüğüm o çocuktu. Ayağa kalktığında beni öldürmek isteyeceği düşüncesi ile dolmamla pür dikkat onu izliyordum ama o cama doğru gidip dışarı baktı, ardından bana döndü.
"Sadece birkaç gün var," dedi. Ne diyor bu? Aklı başında duruyordu halbuki. "Bina sallanmıyor," çıktı fısıltı edasında ama o bunu duymuştu. "Binanın sallanmaması hiç sallanmayacağı ve yıkılmayacağı anlamına gelmiyor." Sözlerimi geri alıyorum, bunun da aklı başında değildi.
"Hayatta kalan başka iyi birileri vardır, onlardan yardım iste," dedim. Daha fazla burada durmak istemiyordum. "İyi birileri mi?" Sorusuna karşı kaşlarımı çattım. Bana doğru bir adım attı. "Başka birinin hayatını elinden alan kişiye iyi biri diyebilir misin ki?" Yutkundum. Sözleri genelleme olsa bile yüzüme vurulan başka bir gerçekle başımı salladım. Bu cümlelerle sadece beni kışkırtmaya çalışıyordu. Beni oyalayıp aklınca kurduğu oyunu oynamam için oynuyordu ama buna benim de vaktim yoktu. Saçma sapan cümleler kurup durmasına daha fazla dayanamadım.
"Buradan gitsen bile yaşayacağını mı düşünüyorsun gerçekten?" dedim. Omuz silkti.
"Ölmek mi istiyorsun?" diye sordu. Bana doğru bir adım daha attı. "O zaman birinci senaryoda seni öldürmelerine neden izin vermedin?" Usulca çıkan sesi tanrının lütfu gibiydi. Tanrının ona verdiği sesi bir şarkı için kullanıyormuşçasına yüksek ama sakindi. Bu sözleri karşısında yumruklarımı sıkmıştım. Oysa ki haklıydı, gerçekten ne istiyordum ben?
"Sana bol şanslar," dedim ve sınıftan çıktım.
Sinem ve Efe'yi bulmalıydım, evet kimse umrumda değildi. Kimseye ne olacağı, bu okula ne olacağı umrumda değildi.
Kaç tane sınıfı gezdim bilmiyordum, nefes nefeseydim. Her adım atışımda görüşüm bulanıklaşıyor, bir rüzgar esse savrulacak gibi oluyordum.
Şu ana kadar hayatta kalan biri ile karşılaşmamıştım. Elim bir kapı kulpuna daha uzandığında hangi sınıfa geldiğimi bile bilmiyordum. İçeri göz attığımda birkaç kişinin masanın altında olduklarını gördüm. Bu sınıfta da tanıdık kimseyi görmememle kapıyı geri kapattım.
Başka bir sınıfa baktım ve başka bir sınıfa daha... Ama umutlarım tükenmemişti. Başka bir sınıfa daha girdiğimde kimse yoktu ama tanıdık anılar zihnimde doluşmuşti. Burada Sinem ve Sude ile güzel anılarımız olmuştu.
Bu güzel anıları silen ise kan içinde kalan bedenlerdi. Bu sınıftan da çıkacaktım ki tanıdık bir bedende duraksadı gözlerim. Birkaç saniye, o an zihnim bir anı ile doldu. Sude vardı, yanında ise bir kız, kafası silikti. Sude sesleniyor, Sinem'in ismi aklımda binlerce kez tekrarlanıyor. Gözümün önündeki bedene tekrar baktım, bedende ise kafası kanlar içinde kalmış, tanınmayacak hale gelmişti. Başımı hayır anlamında salladım. Daha fazla sınıfta durmayarak sınıftan çıktım.
Nereye gittiğimi bilmiyordum ama merdivenlerden yukarı çıktım. İçten içe gözlerimin Efe'yi aradığını biliyordum. Arada sendeleyerek yere düşsem de geri kalkıyordum. Okulun son katına gelmiştim, burada fazla bir sınıf yoktu. Efe buralarda bir yerde olmalıydı.
Uzaklardan gelen ıslık sesi ile duraksadım. Arkamı döndüğümde kimseyi görememiştim, nereden geliyordu? Artık kendi kendime sesler mi duyuyordum? Önüme dönüp o sesten uzaklaşmak daha güvenli gelmişti. Hızlı adımlar atmaya çalışarak yürüdüm ama diğer adımı atacak dermanım kalmamıştı. Nereye gittiğimi bile bilmiyordum, bilmemek beni daha umutsuzluğun kollarına itiyordu. Umutsuzluğun beni bu kadar erken kucaklamasına izin veremezdim. İnanıyordum, sadece inanmak lazımdı, gerisi halledilirdi. Umudumun tükenmesine izin veremezdem, aklıma başka şeyler getiremezdim.
bu katta dört tane sınıf vardı, her üçüne de bakmıştım ama hiçbirinde Efe'yi bulamamıştım. Ölü bedenlerle karşılaşmıştım, hiçbirinin yüzüne bakmadım. Her yer kan içindeydi, tiksintiyi her hücreme kadar hissetmiştim. Oysa ki bu manzaraya alışmam gerek olduğunu söylüyordu bir karanlık, tarafından daha da içeriye çekiliyordum bir el tarafından.
bakmam gereken tek bir sınıf kalmıştı, kapısı kapalıydı. İçeriden hiçbir ses gelmiyordu, bu beni şimdiden korkutmaya yetmişti. Efe burada da değilse neredeydi?
Düşünmeyi bir tarafa bırakmalıydım, kapının koluna uzandım. Kapı kulpunu kan lekeleri kaplamıştı. Kapının koluna uzandım, istemesem de kapıyı açmalıydım ama sanki kapıyı açsam bir canavar ile karşılaşacak çocuk gibi korkuyordum. Kapının arkasında ne görmek korkutuyordu beni? Bu duygudan nefret ediyorum.
Kapıyı bir hışımla açtığımda beni karşılayan sadece bir sessizlik olmuştu. Karşıma bir canavar çıkmamıştı, öyleyse neden korkuyordum? Yağan yağmuru fark ettiğimde bakışlarım camdan dışarıda oyalandı, rahatsız ediciydi.
Burada da Efe yoktu. O zaman kurtulmuştu değil mi? Beni dışarıda bekliyordu. Arkamı dönüp sınıftan çıkmam gerekti ama beni durduran bir şey vardı, sanki arkamda birini bırakıyormuşum gibi hissediyordum. Bu his de neyin nesiydi? Tekrar arkama baktım. Efe sınıfın her zaman en arka cam tarafı otururdu. Yerdeki kan lekelerini takip ettiğimde görüşüm bulanıklaşıyor gibi oluyordu.
Efe'nin arkadaşlarını gördüm ama bunun gerçek olduğunu kabul etmek istemedim. Her şey daha ne kadar korkutucu olabilirdi? Yerdeki kan lekelerinden bakışlarımı çekemiyordum, göreceğim manzara beni iliklerime kadar korkutuyordu. Geriye doğru sarsak bir adım attım ama ayaklarım orada çivilemiş gibi daha fazla hareket edemedim. Yere bir damla gözyaşı düştüğünde yerdeki kan lekesiyle kırmızıya boyanmıştı. Gözümden usulca yaşlar döküldüğünü bile fark etmemiştim.
Efe ölmüştü, başından beri hayatta kalmadığını biliyordum, sadece bundan kaçmaya çalışıyordum, kaçamamıştım. Sude de başından beri ölmüştü ama bunu kabul etmek istememişti. Sude benim yüzümden ölmüştü, başından beri Mert Efe'ye bulaşmasaydı ölmezdi. Sinem de mi benim yüzümden ölmüştü? Ya peki kardeşim dediğim insan? Bakışlarımı yukarı kaldırdığımda başımı hızlıca çevirdim, yüzüne bakacak mecali kendimde bulamıyordum. Hareketsizce yerimde durmaya devam ettim. Buradan gitmeliydim ama adım atmak bile zor geliyordu. Geriye doğru gidip duvarın altında yerde yedi büklüm olmuş şekilde kıvrılmıştım. Gözümden akan yaşlar kolumu ıslatıyordu. Zayıf bir insandım, kendimden utanıyordum. Ölmeyi hak ediyordum ama toplum insanlar beni bunda da dışlamıştı. Yalnız kalmayı seviyordum ama bu seferki yalnızlık canımı acıtıyordu.
Başımı kaldırdığımda Efe'nin de beni aynı şekilde izlediğini fark ettim. Her şeyin suçlusu gibi mi bakıyordu yoksa bu da benim zihnimin bana oynadığı bir oyun muydu? Başımı geri dizlerime gömdüm. Ne yaparsam geçerdi bu his?
Ellerime baktım, kan uzun süre üstünde kaldığından kanlar kurumuştu, bir katilin elinden farksızdı ellerimdi. Her yerimde kanlar vardı, Efe'den ise kanlar akıyordu. Her ikimizde de kanlar vardı, sadece birimiz bu dünyada değildi.
Zihnimde farklı bir ses hala konuşmaya devam ediyordu.
İntikam istemiyor muydun? İntikam aldın işte! Herkes öldü, artık her gün katlanmak istediğin yüzler yok, sadece sen varsın. Artık maskeler yok, arkasına saklanabileceğin bir maske kalmadı. Onlar senin gerçek arkadaşın bile değildi. Başımı kaldırıp Efeğe baktım.
Uzun süre bekledim, neyi bekledim bilmiyorum. Her zamanki gibi benimle dalga geçsin istedim, yapmadı. Bana o gözlerle bakmaya devam etti. "Efe," dedim, sanki bana ses verecekmiş gibi ama öyle bakmaya devam etti. Konuşmaya devam ettim. "Ben kötü insanlardan nefret ediyorum biliyorsun, korkuyorum da ama neden onlara benziyorum şimdi?" Bu sözlerime karşı güldüm, sanki ben değil 8-10 yaşlarındaki Aleyna konuşuyordu. Onunla veda etmek istemiyordu. Oyun oynasın, onunla konuşsun, uğraşsın, dalga geçsin istiyordu ama bu ellerime bakınca her şey eski haline geri dönüyordu.
Ellerimdeki kanları kimse görmemeliydi, onları temizlemeliydim. Ayağa kalkıp sınıftan çıktım. Sınıfın biraz yakınında olan lavaboya doğru yürüdüm. Bunca süredir ayağımın altında yumuşak bedenler olduğunu bilseydim dönüp onlardan özür dilerdim.
Kendimi suyun başında bulduğumda aynada bile ne halde olduğuma bakmamıştım. Elimdeki kanları çıkarmaya, saklamaya çalışıyordum. Kanıtlarını silmeye çalışıyor, olayı örtbas etmeye çalışıyordum. Ellerim tahriş olana kadar yıkamaya devam ettim. O an ellerimden kurtulma şansım olsa hiç düşünmeden kurtulurdum.
Kanlar elimden akıp giderken aynadaki benle göz göze gelince durdum. Bu gerçekten ben miydim? Aynadaki kadın bana yabancı geliyordu. Yüzüm oldukça solgun duruyordu, bedenim kıyafetlerin içinde kaybolmuştu. Saçlarım omzuma kadar dağılmıştı, bakışlarım ise ifadesiz bakıyordu. Tek kelimeyle iğrenç bir görüntüydü. Aynalara bakmaktan her zaman nefret etmiştim, bakmıyordum ama bu sefer kendimden kaçmadım çünkü kendimden kaçmak için geç kalmıştım. Yüzüme bulaşan, kıyafetime bulaşan kanlardan kurtulmak için kendimi bir yere gömmeliyim değil mi?
Buraya doğru gelen koşan adımları duyduğumda dikkat kesilmiştim. Bakışlarımı kapıdan ayırmıyordum. Ses kesildiğinde saniyeler dakikaya dönmüştü. Kapıya yaklaşıp kulağımı yaklaştırdığımda elim kapının koluna gitmişti. Çıkacaktım ki kapının açılıp kapanmasıyla refleksle geriye doğru çekildim.
Arkasından kovalamışlar gibi nefes nefese kalmıştı. Arkası bana dönük olduğunda beni henüz fark etmemişti. Sonunda nefesini düzenlese de zar zor konuşma fırsatı bulmuştu. Sesi korkudan titremişti. "Hayvan herifler! Beni nasıl öldürmeye çalışırlar?" Bunu demesinin ardından bana döndüğünde irkilerek kapıya çarpmıştı. Benimle karşılaşmayı beklemiyor olmalıydı. Nasıl hayatta kaldığımı anlamaya çalışarak anlamsız gözlerle bana bakıyordu. Kıyafetlerime, ardından solgun yüzüme baktı. Küçümseyici bir bakış atmış, ardından gözlerini devirmişti. Kendini toparlayarak üstten bakmaya başladı bana. Baştan aşağı beni süzdüğünde iğrenç dolu, tiksinen bakışlarıyla karşılaştım. Şaşırmamıştım, her zaman karşılaştığım bir bakıştı.
"Sen miydin? Boşu boşuna korkuttun beni." Gerçekten korkmamış mıydı? Oysa ki korkunç görünüyordum.
Sırtını kapıdan ayırıp bana doğru bir adım attığında yerimden hiç kımıldamadan ona göz devirip aynadan kendine baktığında onu izledim. Pahalı kıyafetleri pek de zarar görmese de yıpranmıştı, süslü ve makyajlı hali ise darmadağın olmuştu. Okula her zaman böyle abartılı, şık kıyafetler giymeye bayılır. "O iğrenç bakışlarını üstümden çek!" Uyarı dolu sesiyle ona döndüm. Kendisi de bir o kadar berbat görünüyordu. Ellerime baktı tekrardan, ardından tekrar gözlerime. "Ne o, beni mi öldüreceksin?" Sessiz kaldım. Bakışlarımda ne vardı bilmiyorum ama rahatsız olmuştu. Sinirle bana yürümeye başladı, ardından omzumdan ittiğinde geriye doğru sendelemiştim.
"Dilini mi yuttun!" dedi gözlerini kocaman açarak. "Beni mi korkutmaya çalışıyorsun sen?"
"Seni korkutmaya çalışmıyorum," dedim düz bir sesle. Bu tavrıma karşı yakamdan tuttu hışımla. "Neden öyle bakıyorsun o zaman ha? Beni öldürebileceğini mi sanıyorsun sen de?" Bakmakla yetindim, nasıl da kendi kendini yiyordu. Kaşlarımı kaldırarak "Korkuyor musun?" diye sordum alayla. Kimden korktuğunu bilmiyorum ama korktuğu belliydi. Elini üstümden çekti ve ters ters bana baktı.
"Ölecek biri varsa o sensin, senden önce asla ölmem." Sırıttım. İnan ben de zaten ölmek istiyorum. Bana gülerek bakmaya başladı. "Çok iğrençsin." Dediklerini aldırış etmedim. "Neyse ki o kızlar kadar iğrenç değilsin." Kimden bahsediyor? Ona döndüm, kaşlarının arasında çukur oldu.
"Dur bir dakika, arkadaşlarını hiçbir yerde görmedim. Öldüler mi yoksa?" dedi. Aynadan bakışlarımız kesişince aramıza sessizlik girdi, ardından kahkaha atmaya başladı.
"Şu yanına bazen gelen kıvırcık da mı tahtalı köyü boyladı?" Ben sessiz kalınca gülmesi daha arttı. "Doğru ya, Koraylarla hiç anlaşamazdı, onlardan biri öldürmüş olabilir," dedi bana döndü. "Boş ver üzülme, zaten hayatta kalmak için fazla salaklardı." Benim arkadaşlarım hakkında konuşuyordu öyle mi? Kendisi bir çöp bile etmezken nasıl yüzüme bakarak konuşabiliyordu? Gülmemi daha fazla tutamadım, gülmeye başladım. Bu sefer o sessizleşti. "Sessiz ol, birilerini hala öldürmeye devam eden birkaç kişi var," dediğinde bana tiksinerek baktı. Ellerini yıkamaya başladığında saçını tutup mermere vurdum. Kafasını mermere daha bastırdım. "Sessiz ol, birileri duyacak," diye fısıldadım. Bana deliymiş gibi bakmaya başlamıştı. "Ne yapıyorsun sen! Bırak beni hemen!"
sSana yeterince susup gitmen için zaman verdim ama sen ne yaptın?" dedim, yüzüne yaklaştım. "Konuşmaya devam ettin." Sertçe beni iterek elimden kurtulduğunda güldüm. Geriye doğru giderken ayakları birbirine takılarak yere düştüğünde gözlerini kırpıştırdı. Göğsü hızla inip kalkıyordu. Ona birkaç adımla yaklaşıp dizlerimin üstüne çöktüğümde sanki yakasındaki tozları siliyormuş gibi yaptığımda ona dokunmamla çığlık atmaya başlamıştı. "Ne yapıyorsun, delirdin mi? Ne yaptığını sanıyorsun seni!"
"Beni?" dedim, çenesini tutup sıktığımda. "Öldürür müsün, ne yaparsın?" dedim. Onu bırakmayacağımı anladığında çırpınmaya başladı. "Bırak, özür dilerim! Para veririm, yalvarırım bırak!"
"Biliyorsun bunların hiçbiri umrumda değil," dedim, ellerim boğazına giderken. Nefes almaya çalıştı ama alamadı. Beni kendinden uzaklaştırmak için her yolu denedi. Yüzü mosmor olmaya başladığında "Bir daha karşıma çıkarsan seni öldürürüm," dedim. Boğazından yavaşça ellerimi çektiğimde hızlı hızlı nefes almaya başladı. Ondan hızlıca uzaklaştım, hemen ayağa kalkıp lavabodan çıktığımda etrafta tek ses musluktan akıp giden suydu. Ellerimi saçlarıma daldırıp çekiştirdim.
Ölmek istiyorum.
Kapıdan çıktığımda yürümeye başladım. Adımlarımın beni nereye götürdüğünü bilseydim okuldan çıkmaya yönlendirirdim ama şu an hiçbir şey düşünemiyordum. Dakikalarca önceki halim Ecrin'i öldürebilecek kadar ileri gitmişti. Durduran ise onlara benzemeye başlamamdı. Belki ölmeyi hak ediyordu ama benim elimden değil. Bir daha aynı şeyin yaşanmasını istemiyordum.
Az önce geldiğim merdivenlerden inmek için bir basamak inmiştim ki ıslık sesi tekrar koridorlarda yankılanmıştı. Durup arkamı döndüm. Koridorun sonuna hiç gitmemiştim, bu katta bakmadığım tek yer müdürün odasıydı. Merdivenden geri çıkıp o tarafa doğru yöneldiğimde adımlarım benden bağımsız hareket ediyordu. Koridorun sonuna yavaştan vardığımda karanlıktı.
Islık sesi bu sefer yakından geliyordu. Adımlarım temkinli ve dikkatliydi. Kapıya yaklaşmıştım ki bir bedene çarpmam ile duraksadım. Baktığımda karanlıktan pek görünmese de bedeni hafif ittirdiğimde yüzünün dönmesi bir olmuştu. Tanıdık gelen bu beden müdürdü, karnında bıçak darbeleri vardı. Birinden kaçarken olmuş olmalıydı bu darbeler. İçeriden ise ıslık sesi geliyordu, bir melodiyi anımsatıyordu.
MMüdür ölmüş şekilde yerde uzanıyordu, bedeni ise bembeyazdı. Başımı çevirip odaya baktığımda ses çıkarmamak için yavaş adımlarla yaklaştım. Kapı az bir şey aralıklı olsa da hiçbir şey görünmüyordu. Gelen cesaret kırıntısı ile kapıyı açtığımda görmüş olduğum manzarayı beklemiyordum. Öfkenin tekrar içimde yanmaya başladığında sakin kalmayı pek becerememiştim. Aramızda sessizce dolaşan şeytan buraya saklanmıştı.
KKapının açıldığını fark etmiş olmalı ki dönen sandalyede bana döndüğünde benimle karşılaşmıştı. Etrafta yoğun sigara kokusu vardı. Sigarasından derin bir nefes çekip üflediğinde burada ne için olduğumu sorguluyordu, aynı şekilde ben de onu sorguluyordum. Herkesin içinde en çok onun ölmesini dilerdim. Sandalyede daha önce müdür oturuyordu, şimdi ise oğlu... Müdürü kendisi öldürdüğüne eminim, bu bir tahmin değildi, gerçek olduğu masanın üstündeki bıçaktan belliydi.
MMasanın üstündeki bıçağa kaydı bakışlarım, ardından ona... Kanlar o kadar çoktu ki okul forması bile batmıştı, bir an onu tanıyamamıştım. Ellerinde kan olmasından hiç rahatsız değilmiş gibi dönen sandalyede yayılmış şekilde keyfine bakıyordu. "Bakıyorum da beni tanımamışa benziyorsun, oysa ki epey ünlü birisiyim bu okulda." Dudaklarını yapmacık bir tavırla büzdüğünde dudağındaki patlağı fark ettim. Öylece sandalyesinde dönmeye devam etti. Sigarasından bir duman daha aldığında elindeki kanlar dikkatimi çekmişti ve yüzündeki dayak yemiş gibi dudağındaki patlak ve yanağındaki kızarıklık, epey bir boğuşmuşa benziyordu.
OOnu incelediğimi fark ettiğinde yavaşça ayağa kalktı, masanın önüne geldi. Bana bakıp ardından arkamda kalan müdüre baktı. Sırıtarak bana döndüğünde tek kaşı alayla havaya kalktı. "Bir katil olmasan seni bu manzara korkuttu diyeceğim." Bir an bile ona karşı olan öfkem azalmadı.
"Beni kendinle aynı yere koyma," dedim. Sözlerim karşısında sigarasının külünü yere silkeledi. Gözlerini Aleyna'dan ayırmadan diliyle dudağındaki patlağın kenarını yokladı.
"Demek öyle ama ikimiz de birini öldürdük."
""Ben hayatta kalmak için-" Cümlenin devamını getiremiyordum. Bir anda güldüğünde ona döndüm. "Böyle mi savunuyorsun kendini gerçekten?" Dişlerimi sıktım. "Sen ise böyle bir şeyi bu senaryolar denilen saçmalık olmasa bile yapacak birisin." Dediklerime hiç bozulmamış gibi omuzlarını silkti. Bu tavrına karşı nasıl cani bir insanla konuşarak vakit kaybediyordum ben? Babasını öldüren bir kişiden ne beklenirdi ki?
"Fazla ön yargılı olduğunu düşünmüyor musun?" diye sordu. Sigarasından bir duman daha aldığında "Yalan mı?" diye üstüne gittim ama o öylece bana bakmaya devam etti. Derin bir iç çekişin ardından "Takımyıldızları çok sevdi, senin aksine şimdiden bir sürü coinim var." Yaptığı şeyi inkar etmiyordu.
Şsaşırmamam lazımdı, kendi aptallığıma kızıyordum. Benim aksime o benim dediklerime hiç aldırış etmemişti. Bir an onun için bu sözler ağır olur düşünmüştüm, ne komikti ama! "Seni öldürürsem acaba takımyıldızları ne kadar coin verir?" Masanın üzerindeki bıçağa baktığımda gülmeye başladı. "Şaka yapıyorum."
"Bu kadar gerginleşmene gerek yok." Benimle eğlenmesine daha fazla izin vermeyecektim, bu beni daha sinir ediyordu. "Kes sesini," dedim.
Bazı sesler duyduğumuzda ikimiz de refleksle kapının arkasına baktık.
AAyağa kalkıp hızlıca yanımdan geçti, kapı aralığından dışarı baktı. "Gerçekten okulda hayatta kalanların sayısı fazlaymış, bu durumdan sıkılmaya başladım," dedi. Ardından bana döndüğünde sırıttı. "Beklenmedik misafirlerim çok bugün, valla kusura bakma." Onun bu alaylı, her şeye gülmesi tam da ondan bahsedildiği gibi Koray'dı. Koray önüne döndüğünde benim bakışlarımı esir alan masanın üzerindeki bıraktığı şeydi. Buraya gelme amaçları sadece bir sebebi olabilirdi, tahmin etmek zor değildi. Koray'a hiçbir şey yapmazlardı, belki de Koray'ın adamlarıydı. Burada zararlı çıkacak kişi bendim ama ne olacağı umrumda da değildi gerçekten. Onların öldürmesine izin vereceğime kendi kendimi öldürürdüm daha iyi. Masadaki bıçağa baktım tekrar. Mert Efe'yi öldürdüğüm o anılar aklıma dolduğunda yutkundum. Bıçağa yaklaştığımda onun arkası hala bana dönüktü. Fırsattan istifade bıçağı alıp arkama sakladım.
""Bu arada tanıştık mı?" diye sorduğunda bakışlarını aralık olan kapının ardındaki dışarıdan çekip bana bakmıştı. Sanki bir suç işlemişim gibi aniden ona döndüm. Ben sessiz kaldığımda yapmacık tavır takınıp sesini düzelttiğinde "Koray," deyip kestirip atmıştı. Benden de aynı karşılığı almayı bekledi ama uzaklardan ses geldiğinde tekrar o tarafa, kapıdan dışarısına baktı. Fark etmemesinin rahatlığıyla derin nefes almıştım.
Kapıyı kapattı ve bana döndü, "Birazdan burada olurlar." Sesinde hiçbir endişe yoktu, rahattı. Aksine dalga... Onun bu rahat hallerinin sebebini biliyordum. Aramızda sessizlik olduğunda "Kendini tanıtmayacak mısın?" Bakışları duraksadı bana döndüğünde. Bıçağı ona doğrultmuş, gülümseyerek "Seninle arkadaş olma niyetinde değilim çünkü hayatın burada sona eriyor," dedim. Elimde tuttuğum bıçakla cesaret alarak sadece korkutmaya çalışıyordum. Her yerde ölebilirdim ama onların elinde ölmeyi düşünmüyordum. Sadece rol yapmalıydım, korkutmalıydım. Korku en güçlü duyguydu, yönetebilirdi, ben de bunu kullanmak istiyordum.
EElimdeki bıçağa, ardından bana baktı. Kaşlarını havaya kaldırdı, ellerini kaldırarak bir adım geriye gitti. Yüzündeki gülümseme gitmemişti, şaşırsam da kendimi bozmadım. "Bunu mu arıyordun?"
"Hayır, nasıl olsa artık ihtiyacım kalmadı." Duruşumu bozmamak için bıçağı daha da sıkı tutup midesine batırdım. Dudağı yukarı doğru kıvrıldı. "İşte şimdi katile benzedin! Takımyıldızım sana karşı dikkatli olmamı söylemişti de dinlememiştim." Neredeydi yalvarmalar, "ne olur yapmalar"? Uzaklardan ses geldiğinde kapıya doğru yaklaşmışlardı, ikimizin de bakışı o tarafa kaymıştı.
"Bıçak sende durabilir." Kaşlarımı çattım. Kapıya yaklaşan adım seslerini duyduğumda bıçağı olabilecek daha sert tuttum. "Nasıl olsa ihtiyacın olacak gibi." Koray gülümsediğinde kaşlarımı çattım.
"Ne?"
Kapının açılması ile içeriye dalmışlardı ki o tarafa dönmüştüm. Arkama baktığımda ise Koray yoktu, nereye kaybolmuştu?
Bölüm etkileşimi
