AGAFYA kitap kapağı

6. bölüm / 6

AGAFYA

BUZ NEFESİ

Vaveyla Yazarı: Lilith Yiğit

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 6Şu an: BUZ NEFESİ

Hani babam benim kalbimi birinden izinsizce çalmıştı demiştim ya ,işte şimdiki kalbimin sahibi olan o kız benim küçüklüğümdü. Onunla konuşmak ,arkadaş olmak için elimden gelen herşeyi yapmıştım... İnsanlarla hemen samimi olan biriydim, evde sürekli yalnız olduğum için birini gördüğüm an onunla sıkı sıkıya bağlı olmak isterdim. Çünkü tekrar yalnız kalmaktan korkardım… babam beni hep yalnızlığa alıştırmıştı ama ben yalnız olmayı hiç sevmiyordum ve babam başarmıştı, hayatım boyunca yalnızlığı iliklerime kadar hissetmiştim…

Mert’in mırıldanması biter bitmez arkamdaki piton eski yerine gitmişti. Tekrar mırıldanmasıyla indiğim o kafesten yukarıya çekildim. Ayaklarım yere basar basmaz ilk işim derin bir nefes almak oldu.
“Yılanı görünce nutkun tutulmuş Ginny” Mert sırıtarak yanıma geldi.
“Adım Agafya” diye tısladım.
“Bir de o şeyin adı boğmaklıymış. Öğrenmiş oldum.”
“Ne büyük gelişme ama dimi” diye derken yüzünde iğneliyeci bir gülümse vardı
“Onu boşverde sen ne mırıldanıyordun öyle ,hani sadece Zago’nun seçtiği kişinin özel güçleri olabilir di?”
“Bir cismi hareket ettirmek özel güç değil bunu hepimiz yapabiliyoruz .kimimiz bir bakışıyla kimimiz sözleriyle hareket ettirebiliyor.”
“Hmm bende niye yok?”derken fazlasıyla masum bir kız rolü kesiyordum
“Hiç çalışmadında ondan “
“İyi tamam yılana ne dedin peki , yine hepinizmi hayvanlarla konuşuyorsunuz”
“ yok o sadece bana özel . Atalarımdan gelme bir özellik o, istesende yapamazsın”
o kadar üstten bir şekilde söyledi ki bunu sırf Mert’e inat olsun diye biran gücümün bu olmasını diledim
“Anladık en havalı sensin”dememle gülmesi bir oldu
“Değişik bir kızsın ama sevdim seni”
“Teşekkür istemiyorum. Aras nereye gitti?”Mert hemen yüzünü ciddileştirdi.
“Minik bir kuşumuz erken uyanmış. Zano’nun yanındadır ,bizde gitsek iyi olur.”
——
Tekrar o yeraltında olan gizli yere gelmiştik. Mert önümde yürüyordu bu sırada bende sanki buraya yeni gelmişim gibi etrafı en ince ayrıntısına kadar inceliyordum , farkettiğim birşey varsa oda herkesin yüzünde ciddi bir ifade vardı. Mert’in
“Dikilme de içeri gir” demesiyle gözlerimi etraftan alarak Mert’in açtığı kapıdan içeri girdim. İçeride Aslı ,dede ve ekrandaki Zano vardı hararetli bir şekilde birşeyler konuşuyorlardı. Mert’in
“Biz geldik.durum ne?”Demesiyle herkes bize bakmıştı
“Olaylar kötü Mert. Davara’yı bir türlü uyutamıyorlar ,Berk de sağ göğsünden yaralanmış durumu kötü hemen yanlarına gidip yardım etsen iyi olucak.çabuk ol!”
Aslı’nın ciddi ve gergin birşekilde bunları söylemesiyle Mert hemen sirkelenip “
Geçiti aç Zano” demesiyle Zano yunanca sanırım yunanca birşeyler söylemesiyle odanın ortasında, mavi-beyaz ışıktan bir daire açıldı. İçinden soğuk hava geliyordu.
“Bu ne?” diye sordum.
“Geçit. Zano açıyor,hadi gidelim Agafya” tam tamam diyeceğim zaman Aslı
“Hayır Mert sen tek gidiyorsun”Diyince şaşırdım çünkü bir koruyucu isem Mert’in değil benim orda olmam gerekiyordu.Hevesimden değilde merakımdan,herzaman kanlı canlı Davara görmüyorum sonuçta dimi
“ Aslı bende gidiceğim . Koruyucuyum ya hani”
“ olmaz Agafya Aras senin daha hazır olmadığını söyledi “
“Hazırım.hazırım”
“Aras çok sinirlenir seni orda görürse, buradan takip edersin olayı” Demesiyle hafiften sinirlenmeye başlamıştım. Herşeyi Aras beyciğimiz mi karar vericekti ya eğer öyleyse bu işte ben yokum, gerçekten yokum
“ Aslı bırak gitsin “
“Ama Aras…”
“Gitsin dedim”
“Tamam Zano “ bu Zano’yu sevmeye başlamıştım. Mert kolumu çekiştirerek
“hadi gidelim. Geçit kapanıyor “demesiyle İtiraz etmeden içeri adım attım. Mide bulandıran bir çekilme hissi… Sonra gözlerimi açtığımda bembeyaz bir kar fırtınasının ortasındaydım.Karşıda yanmış bir köy vardı. Evler kül, ağaçlar buz tutmuş. Ve gökyüzünde… gökyüzünde kocaman, siyah kanatlı bir gölge süzülüyordu.
“Davara” dedi Mert dişlerinin arasından.
“ Rüyaları yiyen.”
“ bunların hepsini rüya yiyenmi yaptı”dedim şaşkın bir ifadeyle
“ hayır. İnsanların rüyalarına, düşüncelerine girerek onlara yaptırıyor”
“Vay canına” böyle bir gücümün olduğunu bilseydim sürekli babamın rüyalarına girerdim…İleride Berk ve Maviş denilen Şamşeytanı duruyordu.Maviş’in elinden altın ışıklar çıkıyor, havadaki o Davara’yı tutmaya çalışıyordu.
Hani sadece Zago’nun seçtiği kişide özel güç olabilirdi hepsinde bir güç vardı. Berk’in gücü neydi acaba,Berk ise yerde diz çökmüş elini kanayan göğsüne bastırıyordu.Aras da yanlarındaydı. Beni görünce kaşları çatıldı.
“Senin burada ne işin var!”
“Gücünü savaşırken öğreniriz demiştin” diye bağırdım rüzgara karşı.
“Al sana savaş!”Dememle sinirli birşekilde yanımıza gelip Mert’e
“ Maviş’e yardım et çabuk,Davara’yla konuşmaya çalış!”Mert
“Tamam!” Deyip yanımızdan koşarcasına ayrıldı. Aras gergin yüzüyle başını aşağıya, bana göre eğerek
“ geçidi tekrar açıcam buradan hemen gidiceksin. Birde seninle uğraşamayız”demesini hiç beklemedim , hayır ya tamda bu sözleri bekledim
“ hıı… ne uğraşması? Benim özel güçlerim var unuttun mu , uğraşmana gerek yok yani“
“ daha ne olduğunu ve nasıl kullanman gerektiğini bilmediğin özel güçlerin mi?”
“ evet nolmuş yani … alttarafı uyutucaz Davara’yı o kadar ne büyüttün”
“ çocuk uyutmak mı bu!!” Derken öyle bir bağırmıştı ki dizlerimin bağı çözülmüştü . Tek bir kelime bile söyleyememiştim o da söylemedi ve başını yukarı kaldırıp
“ Zano geçidi aç” demesiyle tekrar mavi- beyaz bir ışıktan bir daire açıldı, Aras bakışlarını bana çevirdiğinde
“Eğil!!” Demişti. Ne olduğunu anlamadan arkama baktığımda Davara’nın aşağıya bana doğru geldiğini gördüm. Davara bir çığlık attı ve o çığlıkla birlikte kafamın içinde binlerce ses konuşmaya başladı.
“Annen… baban… yalnızsın… kimse seni istemiyor…”Dizlerimin bağı çözüldü. Kalbim sıkıştı. İlaçlarım yoktu ama şuan o ilaçlara çok ihtiyacım vardı. Göğsümde koca bir ağrı vardı ve dinmek bilmiyordu
“Uyuyan güzel! Bana bak!” Aras omuzlarımdan tuttu ve beni kendine çevirdi. Gözleri o su yeşili-mavi karışımı gözleri dimdik benimkilerdeydi.
“Onun sesini kapat. İçindeki sesi dinle. Zago seni boşuna seçmedi.”dedi . Doğru Zago beni boşuna seçmedi ama bu kafamdaki sesleri nasıl susturacağımı bilmiyordum . Kafamdaki en belirgin ses gittikçe babamınkine benziyordu
“ sen diğerlerinden farklı değildin kızım. Senden nefret ediyordum diye sana yalan söyledim”bu ses Davara’nın değil babamındı ve doğruyu söylüyordu ,kalbim buna inanıyordu. İstemsizce gelen sese
“ neden baba”Dedim.
“ hayır hayır içindeki sesi dinle! O baban deği.” Aras omuzlarımdan beni o kadar çok sarsıyordu ki canımı yaktığının farkında değildi, bende pek farkında sayılır gibi değildim. Kafamın içindeki ses tüm hücrelerimi tetikliyormuşcasına
“ sen gittikten sonra kızım,öyle bir rahatladım ki anlatamam. Hiç üzülme olurmu canım kızım…senin yerine kendime normal annesinin ölümüne sebep olmayan küçük bir melek buldum.”Duyduklarımla istemsizce ellerimi kulaklarıma götürüp kapatmaya çalıştım ama ses birtürlü kesilmiyordu
“ senden daha iyi bir evlat olucak bundan eminim kızım”babamın bunları bana söylemesi canımı fazlasıyla yakıyordu…dayanamıyordum…
“Sus!” Diye bağırdım ve o kadar fazla bağırdım ki kesinlikle ses telerime birşey olmuştu.
“Lütfen sus” diye defalarca tekrarladım…Kafamdaki sesden başka birşey duymuyordum , karşımda Aras bana birşeyler söylemeye çalışıyordu ama ben babamın sesini tek duyuyordum…Maviş ve Mert’se üstümde uçan Davara’yla mücaddele ediyorlardı, buradan bakınca fazlasıyla zorlandıkları belli oluyordu.
“ noldu kızım sana hiçbir zaman gülmeyip küçük mekeğime güldüğüm için mi bu kadar sinirlisin” babamın sesi tekrar konuşunca o kadar canım yandı ki,babamın ve o küçük kızın gülüşü aklımda belirdi, kalbim patlıyacakmış gibi atmaya başladı… kalbimde acı artmaya başlayınca istemsizce elimi yumruk yaptım. Tırnaklarım avucuma battı. İçimde bir sıcaklık yükseldi. Göğsümden, kalbimden. Sonra… sonra etrafımdaki kar taneleri havada durdu.Birer birer. Hepsi. Davara da durdu. Kanadını çırparak bana baktı. Gözleri simsiyahtı.
“Ne… yapıyorsun… sen?” diye fısıldadı. Sesi kafamın içindeydi.
“Bilmiyorum” dedim. Sesim titremiyordu.
“Ama canımı yakarsan ben de seninkini yakarım.”Elimi kaldırdım. Havada asılı duran kar taneleri bir anda ok gibi Davara’ya fırladı. Binlerce buz iğnesi. Davara çığlık atarak gökyüzüne kaçtı. Ama kaçmadan önce bana baktı ve güldü.
“Sende erken uyanmışsın küçük koruyucu. Ama hazır değilsin.”Sonra Maviş Davara’nın kaçtığını farkettiğinde elinde ışıklar saçarak Davara’nın yere düşmesini sağladı, ardından elini Davara’nın başına koyduğunda Davara bir kül gibi ortadan kayboldu.Her şey bittiğinde dizlerimin üstüne çöktüm. Nefes nefese idim. Aras hemen yanıma oturdu. Elimi tuttu. Eli sıcacıktı.
“Ne yaptın sen?”
“Korktum. Sonra sinirlendim. Sonra… karı durdurdum galiba.”Berk öksürerek ayağa kalktı. Yaralıydı ama gülüyordu.
“Zamanı kontrol eden biriyle, elementi kontrol eden bir kız. Zago iyi seçim yapmış.”

Maviş yanıma geldi. Küçücük eli başımın üstüne kondu.
“Gücün adı: Buz Nefesi. Ama daha ham. Eğitmeliyiz.”Ayağa kalktım. Bacaklarım titriyordu ama ayaktaydım. Babamı düşündüm. Evimin bahçesini düşündüm. Ve sonra Mert’e döndüm.
“Şimdi bu güçle istediğim herşeyi yapabilir miyim?”Mert güldü.
“Evet. Ama kendin için kullanırsan bedeli ağır olur Ginny.”
“Adım Agafya.”
“Biliyoruz” dedi Berk gülümseyerek.
“Ama Ginny sana daha çok yakıştı.”Ardından Gökyüzüne baktım.Davara gitmişti. Ama daha üç ruh kalmıştı.Ve ben artık gerçekten savaşmak istiyordum—— Savaşın üstünden sekiz gün geçmişti.Davara’nın bıraktığı kül kokusu hala burnumdaydı. Ve ben hala ilaçsızdım.Artık kışa girmiştik heryer karlarla kaplıydı ve bugün eğitim günüydü. Eğitimcim ise Aras’tı.Saat sabahın beşiydi ve biz donmuş bir gölün yanındaydık . Gölün etrafı çam ağaçlarıyla kaplı. Hava eksi on beş derece.
“Geç kaldın”Aras çoktan oradaydı. Üstünde siyah eşofman ve mont vardı benimse Aslı’nın verdiği siyah bir eşofman ve tişört vardı, montum yoktu çünkü hiç üşümüyordum…Aras’ın nefesi buhar oluyordu.
“Araba da uyuyakalmışım” dedim. Yalan. Dünden beri heyecandan uyuyamamıştım.
“Yalan söyleme. Gözlerinin altı mor hiç uyumadın…Korkuyorsun.”Cevap vermedim. Gölün ortasına geçtim.
“Ne yapacağız?”
“Gücünü kontrol etmeyi öğreneceğiz . Dün Davara’ya yaptığın şey şanstı. Şansla altı ay geçmez.”Elini kaldırdı. Zaman yavaşladı. Etrafımdaki kar taneleri ağır çekime girdi.
“Görüyor musun? Ben zamanı büküyorum. Sen neyi büküyorsun?”
“Bilmiyorum. Karı mı?”
“Hayır. Nemi. Havayı. Suyu. Buz senin silahın ama asıl gücün sıcaklık farkı yaratmak.”Yanıma geldi. Arkamda durdu. Nefesini ensemde hissettim.
“Gözlerini kapat. Derin nefes al. Kalbindeki o hasarı hisset.”
“Hasarlı yerden güç mü çıkar?”
“Bazen en kırık yerimiz en güçlü yerimizdir Uyuyan güzel.”
“Adım Agafya dedim ya!”
“Biliyorum. Ama sinirlenince güzel oluyorsun.”bunu söylemesini beklemiyordum. İlk defa biri bana güzelsin demişti o yüzden ne diyeceğimi bilemedim sadece sustum. Sonrasında omuzlarımdan tuttu. Soğuktum ama onun elleri sıcaktı.
“Şimdi nefes ver. Ama normal verme. İçindeki soğu dışarı üfle.”Dediğini yapıp nefes verdim. Ağzımdan beyaz bir duman çıktı. Ve o duman yere düşer düşmez buza dönüştü. Gölün üstünde iki metrelik buz kristalleri oluştu.

“İyi” dedi kulağıma.
“Bir daha.”
——
Saat yediye gelmişti ve ben yine o demir kafesteydim. Ama bu sefer içinde yılan yoktu. Sadece yerde on tane cam top vardı.
“Görevin basit” dedi Aras yukarıdan.
“Bu topları kırmadan havada tut.”
“Nasıl?”
“Buzla. Ama kaba kuvvet değil. Zarif ol.”İlk topu alıp denedim. Üfledim. Top buz tuttu ve çat diye yere düştü. Paramparça.
“Yanlış”İkinciyi denedim. Bu sefer çok hafif. Top yere düştü.
“Yanlış”Onuncu denemede sinirden bağırdım.
“YAPAMIYORUM!”
“Yapabilirsin. Sadece kendine güvenmiyorsun.”Demesiyle kafese atlaması bir oldu . Karşımda durdu. Aramızda otuz santim falan vardı.
“Biliyor musun neden seni seçti Zago?”
“Neden?”
“Çünkü sen korkusuzsun. Kalbin hasarlı diye kendini hep eksik sandın. Ama o hasar seni bizden farklı yaptı. İlaçsız yaşayabiliyorsun. Bu bile mucize.”Yutkundum. Boğazım düğümlendi.
“Ben… sadece normal biri olmak istedim.”
“Normalsin zaten. Normalin üstünde bir normalsin.”Elini cebine koyup bir kutu çıkardı. Kutunun içinde buz gibi küçük bir kar tanesi vardı.kutuyu kaldırdı. Avucumun içine o buz gibi küçük bir kar tanesini bıraktı. Erimedi.
“Bunu eritmeden bir dakika tut. Yaparsan çıkarırım seni buradan.”
Gözlerimin içine baktı. Ciddiydi. Nefesimi tuttum. Kar tanesini parmaklarımın arasında sıktım. Soğuk parmaklarıma işledi. Elli dokuz… elli sekiz… elli yedi…Bir dakika doldu. Kar tanesi hala oradaydı.Aras gülümsedi. İlk defa gerçekten gülümsedi.
“Aferin.”dedi Elindeki olan o kırmızı düğmeye bastı ve yukarıya doğru çıktık.Birkaç saat sonra eğitim tamamen bitmişti. Bacaklarım titriyordu ama mutluydum. Kulübedeydik havalar soğuk olduğu için yanan sobanın başında oturuyorduk. Aras bana sıcak çikolata uzattı.
“Bugün iyiydin” dedi.
“Sen de fena öğretmen değilsin.”
“Öğretmen değilim. Koruyucuyum. Seni korumak zorundayım.”Sustuk. Ateş çıtırtıları duyuluyordu sadece.Sedirde uzanan Aslı bana bakarak
“Sesin daha iyi gibi?”
“ hıhı öyle”Sonra birden ayağa kalktı. Pencereye gitti. Dışarı baktı.
“Ne oldu?” diye sordum.
“Rüzgar değişti. Bir ruh daha uyanmaya çalışıyor..”Döndü. Yüzü asıktı.
“Yarın sabah daha erken kalkıp eğitime devam etmelisiniz”Kahvemi yudumladım. Bacaklarım titremiyordu artık. Bakışlarımı yanımda duran Aras’a çevirip
“Tamam . Ama bu sefer kafese atmadan öğret olur mu?”dedim.