34. bölüm · Acımasız Ağa
34.Bölüm
Bawer, her zamanki gibi erkenden gözlerini açtı. Ancak bu sabah, yıllardır omzunda taşıdığı o kaskatı, yorgun adamın uykusundan uyanmamıştı. İçinde tarif edilemez bir hafiflik, göğsünün ortasında genişleyen gururlu bir sıcaklık vardı. Bakışlarını hemen soluna, göğsüne sığınmış mışıl mışıl uyuyan karısına çevirdi. Bejna'nın bir eli hâlâ kocasının tişörtünün ucunu sıkıca kavramıştı. Diğer eli ise farkında olmadan kendi karnının üzerinde duruyordu.
Bawer, parmağında Agop Usta'nın pırlantasının sabah ışığında süzülen ışıltısını görünce dudaklarında beliren tebessüme engel olamadı. Eğilip karısının alnına, burnunun ucuna ve en sonunda o pembe dudaklarına tüy kadar hafif bir öpücük kondurdu.
"Günaydın benim güzel mucizem..." diye fısıldadı, sesinin Bejna'yı uyandırmasına kıyamayarak.
Bakışları yavaşça aşağıya, Bejna'nın üzerindeki örtüyü hafifçe sıyırarak karnına kaydı. Elini o narin, sıcak tenin üzerine koydu. Zihninde yan yana dizilmiş üç küçük kalbin atışı canlandı birden. Eğildi, dudaklarını karısının sıcak karnına bastırdı ve derin bir nefes çekti içine. "Siz de günaydın mucizelerimiz Annenizi yormadan büyüyün orada."
Bejna, kocasının karnındaki sakallı dokunuşuyla hafifçe kıpırdandı. Kirpikleri titreşti, gözlerini araladığında Bawer'in tam tepesinde, gözlerinin içi parıldayarak kendisine baktığını gördü.
"Bawer?.." dedi Bejna, uykulu ve mahmur bir sesle. "Çok mu erken uyandın yine?"
"Seni ve içimdeki üç canı izlemek varken uyumak zaman kaybı gülüm," dedi Bawer. Yataktan kayıp Bejna'yı belinden tutarak hafifçe yukarı çekti, göğsüne yasladı. "Nasıl hissediyorsun bugün? Bir yerin ağrıyor mu? Miden bulantın var mı?"
Bejna, kocasının bu aşırı korumacı haline hafifçe kıkırdadı. "İyiyim Bawer, vallah çok iyiyim. Sadece... Hâlâ dün gecenin rüyasındayım sanki. Parmağımdaki şu yüzüğe bakıp duruyorum uyandığımdan beri."
Bawer karısının elini tutup parmaklarını kendi iri parmaklarının arasına geçirdi. "Rüya değil gülüm. Bundan sonra yaşadığımız hiçbir şey rüya olmayacak. Şimdi sen yatakta biraz daha dinleniyorsun, ben aşağı inip bakayım. Bugün konak ana baba günü olacak, biliyorsun. Aşiret büyükleri, kadınlar, ağalar... Herkes üçüzlerin ve senin için buraya yığılacak."
"Tamam ama ben de çok gecikmeden inerim. Roza anama ayıp olmasın, mutfakta yapılacak o kadar iş var," diye ayaklandı Bejna.
Bawer bir anda kaşlarını çattı, sert Ağa edası geri geldi: "Mutfak mı? Sen tek bir tabağa bile elini sürmeyeceksin Bejna! Duymamış olayım. Kızlar ve hizmetliler ne güne duruyor? Sen sadece oturup tebrikleri kabul edeceksin, o kadar."
Bejna kocasının bu tatlı emri karşısında boyun eğmek zorunda kaldı. "Peki Koca Ağa'm, sen nasıl dersen..."
Bawer odadan çıkıp taş merdivenlerden aşağı indiğinde avludaki hareketlilik çoktan başlamıştı. Mutfaktan kazan sesleri geliyor, hizmetliler avluya dizilecek ekstra masalar için tahta sandalyeleri taşıyordu. Rezan avlunun ortasında durmuş, kurbanlıkların kesimi için gelen kasaplara talimat veriyordu.
Bawer'i gören Rezan hemen toparlanıp sırıttı. "Ooo, ağamız teşrif etti! Günaydın Ağam . Nasıl, bağ evinden sonra konağın taşları sert geldi mi?"
Bawer, Hamza'ya doğru yürüyüp ensesine hafifçe vurur gibi yaptı.
"Gevezeliği bırak Rezan! Kurbanlar kesildi mi? Etler kazanlara girdi mi?"
"Kesildi ağabey, kesildi. Üç evlat için üç koç devirdik avlunun girişinde. Duasını da imam az önce yaptı. Anam eyvanda, sana bakıp durur."
Bawer adımlarını eyvana doğru attı. Roza Hanım, elinde tespihiyle sedirde oturmuş, avludaki bereketi izliyordu. Oğlunun geldiğini görünce yüzündeki çizgiler şefkatle yumuşadı. Bawer eğilip anasının elini öptü, alnına koydu.
"Duaların kabul oldu ana..." dedi Bawer, sesindeki hürmetle.
"Çok şükür oğlum, çok şükür..." dedi Roza Hanım. "Rabbim tamamına erdirsin. Bejna kızım nasıl? Ağrısı sızısı var mıdır?"
"İyi ana, yukarıda dinleniyor. Ona tembihledim, bugün hiçbir işe elini sürmeyecek."
"Sürmesin tabii! O şimdi üç can taşıyor koynunda. Konağın da, aşiretin de baş tacıdır o artık. Sen geç şirkete gitme bugün, burada dur. Birazdan aşiret büyükleri kapıya dayanır."
Öğleye doğru konağın devasa ahşap kapıları ardına kadar açıldı. Mardin'in dört bir yanından gelen aşiret mensupları, büyükler, hanım ağalar konağın avlusunu doldurmaya başladı. Erkekler avlunun geniş sedirlerinde ve uzun masalarda Bawer Ağa ve Hamza'nın etrafında halka olurken; kadınlar üst kattaki geniş eyvana ve konuk salonuna yöneliyordu.
Bawer, üzerinde lacivert şık takımıyla avlunun başköşesinde oturuyordu. Yanında kadim dostu Devran ve Rezan vardı. Her gelen ağa, Bawer'in elini sıkıp tebriklerini iletiyordu.
Miran Ağa, kırlaşmış sakallarını sıvazlayarak Bawer'e baktı. "Maşallah Bawer Ağa! Bir çıktın pir çıktın. Bir anda üç evlat müjdesi vermek her erkeğin harcı değildir. Töre de, toprak da seninle gurur duyar!"
Devran bıyık altından gülerek söze girdi: "Miran Ağa sen bir de dün geceki bağ evini görecektin... Bizim Koca Ağa meğer ne sevdalıymış da haberimiz yokmuş!"
Bawer, Devran'a masanın altından bacağıyla sertçe vurdu ama yüzündeki gururlu gülümsemeyi gizleyemedi.
"Mevzu evlatlarımız ve karımdır ağalar. Rabbim herkese böyle bir bereketi nasip etsin."
Yukarı kat ise tam anlamıyla bir şölen yeriydi. Bejna, Asmin ve Rozerin'in yardımıyla hazırladığı kırmızı , altın işlemeli elbisesiyle eyvandaki başköşeye oturtulmuştu. Saçları özenle taranmış, tülbendi başına mühür gibi oturtulmuştu. Parmağındaki devasa pırlanta yüzük, üzerine gelen tüm kıskanç ve meraklı bakışları bir mıknatıs gibi çekiyordu.
Aşiretin yaşlı kadınları Bejna'nın etrafını sarmış, dualar okuyup karnını sıvazlıyordu.
"Tütütü! Maşallah gelin kızımıza!" dedi Kadem Hanım. "Yüzüne bir nur çökmüş ki sorma. Üçüz müjdesi bu konağa uğur getirdi, bereketiyle geldi."
Bejna, utangaç tebessümüyle tebrikleri kabul ederken gözü sık sık aşağıya, avlunun ortasında dimdik duran kocasına kayıyordu. Bawer da sanki karısının bakışlarını hissetmiş gibi başını yukarı kaldırıyor, kalabalığın arasından Bejna ile göz göze geliyordu. O tek bir bakışma, ikisinin arasında gizli bir sevda dili gibi akıp gidiyordu.
Akşama doğru kalabalık yavaş yavaş çekilmeye, konak eski sessizliğine bürünmeye başladı. Kazanlardaki yemekler yenmiş, şerbetler içilmiş, dualar edilmişti.
Güneş tamamen batıp Mardin'in üzerini yıldızlı bir gece kapladığında, konağın sakinleri avludaki orta masada baş başa kaldı. Roza Hanım, Hamza, Asmin, Rozerin, Faruk ve karısı melek ,Rezan, Bejna ve Bawer...
Hamza, çay bardağını tabağına tıkırdatarak oturup gerindi. "Vallah ağalar, hanımlar... Bugün Mardin'in yarısı bu avludan geçti. Elimizi sıkmaktan, tebrik kabul etmekten kolumuz kopma noktasına geldi ama değdi doğrusu."
Faruk bıyık altından kıkırdayıp karısı Melek'e dönerek takıldı. "Hamza'ya bak sen, sanırsın üçüzleri doğuran kendi! Altı üstü amca olacaksın oğlum, bu neyin caka satması böyle?"
Melek hafifçe gülümseyip kocasının koluna dokundu. "Aşk olsun Faruk, kolay mı üç tanesine birden amca olmak? Bırak da tadını çıkarsın."
Rezan ise hemen lafa atlayarak Hamza'ya bıyık altından sırıttı. "Amca olmak kolay da, esas zorluk yarın bir gün o üç yumurcak emeklemeye başladığında çıkacak. Hamza Ağamızı göreceğim ben o zaman; 'Amca beni kucağına al, amca bana at ol' diye peşinden koşacaklar!"
Avudaki herkes Rezan'ın bu sözlerine kıkırdarken Hamza kaşlarını kaldırıp başını dikleştirdi. "Varsın koşsunlar ulan! Aşiretin üç neferi birden sırtıma binsin, gıkımı çıkarırsam namerdim. Ben onlara köle de olurum, at da!"
Bawer, masanın altından Bejna'nın narin elini sıkıca kavramış, ailesinin bu neşeli atışmasını sessiz bir gururla izliyordu. Ceketini çıkarıp sandalyesinin arkasına asmıştı; gömleğinin kolları dirseklerine kadar kıvrılmıştı. O sert, aşireti yöneten kaskatı ağadan eser yoktu şimdi. Gözlerinin içi gülüyor, yanında duran karısına bakarken bakışlarındaki o korumacı şefkat gözden kaçmıyordu.
"Konuşun bakalım gevezeler," dedi Bawer, sesindeki o tatlı otoriteyle.
"Günün yorgunluğu üzerinizden kalktı sanırım, çeneleriniz iyi çalışıyor."
Asmin ve Rozerin yan yana oturmuş, bir defterin üzerine eğilmiş fısıldaşıyorlardı. Bawer'in sesini duyunca Asmin başını kaldırıp heyecanla öne atıldı.
"Ağabey! Biz boş durmuyoruz ki!" dedi Asmin defteri göstererek. "Rozerin'le birlikte üçüzler için isim listesi hazırlamaya başladık bile! İki erkek bir kız mı olsun, üçü de erkek mi, yoksa kız çoğunlukta mı... Her ihtimali düşünüyoruz."
Rozerin de hemen ablasını destekledi. "Evet ağabey, hem yengem de düşünsün şimdiden. Hanım Ağa'mızın onayından geçmeyen ismi listeye koymuyoruz zaten!"
Bejna, kızların bu heyecanlı haline neşeyle gülümsedi. Kırmızı, altın işlemeli elbisesinin içinde tıpkı bir saray kadını gibi asil duruyordu.
Parmağındaki Agop Usta imzalı damla kesim pırlanta yüzük, masanın ortasındaki mumların ve fenerlerin ışığında ışıl ışıl parıldıyordu.
"Kızlar durun hele..." dedi Bejna utangaç bir edayla. "Daha yolun çok başındayız. Doktor bile henüz net bir şey söylemedi, hele bir vakti zamanı gelsin."
"Hiç fark etmez yenge!" dedi Rezan göz kırparak. "Bawer Ağa'nın evlatları geliyor, şimdiden hazırlanmak lazım. Şehirde 'Bawer Ağa'nın üçüzleri' lafı dolaşmaya başladı bile, isimleri de şanına yakışır olmalı."
Bawer, Rezan'a doğru başını salladı. "İsim kolay Rezan. Anaları ne derse, neyi yakıştırırsa o olacak. Bu konağın da bu çocukların da kararı Bejna'dan sorulur."
Roza Hanım oğlunun bu sözleri üzerine tespihini durdurup tebessüm etti.
"Doğru dersin oğlum. Evladın yükünü ana taşır, adını koymak da evvela ananın hakkıdır." Bakışlarını Bejna'ya çevirdi. "Kızım, yarın sabahki doktor randevusu için heyecanlı mısın?"
Bejna derin bir nefes aldı. Elini farkında olmadan karnına götürdü. "Biraz heyecan var ana, yalan yok. İçim kıpır kıpır. Daha yeniler ama sağlıklı olsun"
Bawer, karısının elini daha bir kenetledi parmaklarının arasına. Eğilip Bejna'nın kulağına doğru fısıldadı: "Ben yanındayım gülüm. Korkuya yer yok, sadece mucizeye yer var."
Bejna başını çevirip kocasına baktı. Gözlerindeki o sonsuz güven, Bawer'in göğsünü kabartmaya yetiyordu. Pastan, aşiret baskısından, törenin getirdiği zoraki nikah günlerinden buraya nasıl geldiklerini düşündü bir an. O soğuk, yabancı bakışlar gitmiş; yerine birbirinin gözünün içine bakan iki sevdalı gelmişti.
Gecenin ilerleyen saatlerinde Roza Hanım ayağa kalktı. "Hadi bakalım, vakit geç oldu. Yarın sabah yolcusunuz. Herkes odasına çekilsin, yarın yine iş güç çok."
Herkes anasının elini öpüp iyi geceler dileyerek yavaş yavaş eyvandan ve avludan çekildi. Hamza ve Rezan son bir kontrol için avlu kapısını kilitlerken, Faruk ve Melek de kendi odalarına doğru yöneldi. Kızlar kıkırdaşarak yukarı kata tırmandı.
Bawer, Bejna'nın beline nazikçe elini koyarak onu merdivenlere doğru yönlendirdi. "Yavaş yavaş yürü gülüm, basamaklara dikkat et."
"Bawer, ben hasta değilim, sadece hamileyim," dedi Bejna kıkırdayarak.
"Beni böyle pamuklara saracak mısın dokuz ay boyunca?"
"Dokuz ay değil, ömrümün sonuna kadar pamuklara saracağım seni," dedi Bawer hiç tereddüt etmeden. "Sen benim bu hayattaki en kıymetli hazinemsin. İtiraz istemiyorum."
Odaya girdiklerinde dışarıdaki rüzgârın sesi taş duvarlarda tatlı bir uğultu bırakıyordu. Odanın içindeki loş lamba, büyük ahşap yatağa ve aynalı konsola yumuşak bir ışık düşürüyordu.
Bejna üzerindeki o ağır, süslü kırmızı elbiseyi yavaşça çıkarmaya başladı. Aynanın karşısına geçip tülbendini çözdü. Uzun, gür saçları omuzlarına döküldüğünde Bawer arkasından yaklaştı. Tarak elindeydi. Karısının elinden tarağı nazikçe aldı.
"Bırak, bu gece ben tarayayım," dedi Bawer.
Bejna aynadan kocasına baktı. Bawer Ağa, Mardin'in nam salmış sert ağası, karısının saçlarını bir tüyü incitmekten korkar gibi yavaşça, özenle taramaya başladı. Her bir darbede tarağın saçlar arasından süzülüşü, odadaki dinginliğe melodi oluyordu.
"Devran bugün dükkana uğramış," dedi Bawer tarağı çekerken. "Bağ evindeki o meşaleleri ve takı temizletmiş ama 'Orayı olduğu gibi bırakalım, Ağa'm istediği zaman karısını alıp kaçsın' dedi."
Bejna gülümsedi. "Devran da az değil hani. Ama haklı... O bağ evi artık bizim sığınağımız oldu."
"Öyle oldu gülüm. Ne zaman bu konağın kalabalığından, aşiretin yükünden bunalırsak, atlayıp gideceğiz oraya. Sadece sen, ben ve çocuklarımız..."
Bawer tarağı masaya bıraktı. Karısının omuzlarından tutup kendine doğru çevirdi. Bejna üzerindeki rahat pamuklu geceliğiyle çok daha masum ve güzel görünüyordu. Bawer ellerini karısının yüzüne koydu, başparmaklarıyla elmacık kemiklerini okşadı.
"Sana bir şey itiraf edeyim mi Bejna'm?" dedi Bawer, sesi kısılarak.
"De bakalım Koca Ağa'm..."
"Dün gece önünde diz çöktüğümde... Hayatımda hiç o kadar titrememiştim. Aşiret kavgalarında, vurulmalarda, en büyük davalarda bile dizim titremedi benim. Ama senin gözlerinin içine bakıp o yüzüğü çıkarırken kalbim yerinden çıkacak gibiydi. 'Ya geçmişi affedememişse, ya içindeki o kırıklar hâlâ kanıyorsa' diye ödüm koptu."
Bejna'nın gözleri buğulandı. Elini Bawer'in elinin üzerine koydu. "O kırıklar çoktan iyileşti Bawer. Sen beni o taş bağ evine götürdüğün gece değil; bana ilk kez şefkatle baktığın, o sert kabuğunun arkasındaki sevdalı adamı gösterdiğin gün iyileşti. Ben seni sadece kocam olarak değil, kaderim olarak kabul ettim."
Bawer karısını çekip göğsüne bastırdı. Alnına, saçlarının arasına derin öpücükler kondurdu.
Birlikte geniş yatağa uzandıklarında gece yarısını çoktan geçmişti. Bawer, kolunu Bejna'nın başının altına uzattı, diğer elini ise her zamanki gibi karısının karnının üzerine, o üç minik canın muhafızı gibi yerleştirdi.
Bejna kocasının sıcak göğsüne başını yasladı. "Yarın..." dedi fısıltıyla. "İlk defa seninle birlikte gideceğiz kontrole"
"Evet gülüm"dedi Bawer, gözlerini kapatırken. "Üç küçük davul gibi gümbür gümbür atacaklar. Tıpkı şu an benim kalbimin senin için attığı gibi..."
Konağın yüksek taş duvarları Mezopotamya'nın karanlığında sessizliğe gömülürken, odanın içinde tek bir ruh haline gelmiş iki insanın ve onların üçüz mucizelerinin huzurlu nefesleri yankılanıyordu. Mardin yeni bir güne uyanacaktı ama Bawer Ağa için asıl güneş, karısının koynunda çoktan doğmuştu.
Ertesi günün öğlen sıcağı Mardin'in taş duvarlarını kavururken, şirket tarafında yoğun bir tempo hâkimdi. Bawer, biriken imzalar ve ertelediği yönetim kurulu toplantıları için mecburen şirkete geçmek zorunda kalmıştı. Ancak aklı da kalbi de konaktaki gülündeydi. Şirketteki makam odasında dosyaların arasında boğuşurken bile saat başı konağı arıyor, Bejna'nın durumunu, bir şeye ihtiyacı olup olmadığını sorup duruyordu.
Bugün kontrole gidemeişlerdi yarın ama muhtemel gidecektiler ikiside
Konağın geniş ve serin eyvanında ise tam bir kadınlar meclisi kurulmuştu. Bejna, Melek, Asmin ve Rozerin sedirlere kurulmuş, koyu bir sohbetin ortasındaydılar. Masanın üzerinde taze çekilmiş Türk kahvesinin kokusu tüte tüte yükseliyordu.
Asmin elindeki kahve fincanını tabağına yerleştirirken gözlerini Bejna'nın parmağındaki ışıldayan yüzükten alamıyordu. "Yenge, vallah ağabeyimin sana bakışları bile değişti. Şirkete gitti ama aklı burada kaldı. Az önce Rezan ağabeyim aradı, 'Bawer Ağa toplantının ortasında bile telefonu elinden düşürmüyor' diyor."
Melek hafifçe kıkırdayarak elindeki işleme bezini kucağına koydu. "Sevda böyle bir şey işte Asmin... Hele bir de işin içinde üçüz mucizesi varsa, Koca Bawer Ağa olsa ne çare? Kalbi burada atıyor adamın."
Bejna, elindeki fincandan son yudumunu alırken kızların bu takılmalarına utangaç bir tebessümle karşılık verdi. "Yahu yapmayın kızlar, adamcağızın işleri birikti benim yüzümden. Zaten aklı bende kalmasın diye tembihleyip durdum sabah."
Tam o sırada Bejna'nın sehpanın üzerinde duran telefonu titreyerek çalmaya başladı. Ekranında kayıtlı olmayan, yabancı bir numara ışıldıyordu.
Bejna kahve fincanını sehpaya bıraktı, hafifçe doğruldu. "Kızlar, ben şu telefona bir bakayım, yukarı odaya geçiyorum. Sessiz bir yerde konuşayım," diyerek sedirden kalktı.
"Tamam yengeciğim, biz buralardayız," dedi Rozerin gülümseyerek.
Bejna, elbisesinin eteklerini hafifçe toplayarak taş merdivenleri ağır ağır çıktı. Odaya adım attığı anda telefonun sesi kesilmişti. Ancak tam kapıyı arkasından kapatıp yatağın kenarına yönelmişti ki aynı numara ekranı tekrar aydınlattı.
Bejna daha fazla bekletmeden yeşil butonu kaydırdı ve telefonu kulağına götürdü.
"Alo?" dedi, sesinde hafif bir merakla. "Kimsiniz?"
Ahattın diğer ucundan, neşeli ve bir o kadar da içten gelen genç bir kadın sesi yükseldi.
"Benim Bejna... Berivan!"
Bejna'nın yüzünde bir anda güller açtı. Göğsünden taşan bir sevinçle telefonun ahizesini daha sıkı kavradı. Berivan, sadece öz abisinin hamile karısı değil, aynı zamanda kocası Bawer'in de öz kız kardeşiydi. Aralarındaki bağ, törenin ve karmaşık akrabalık ilişkilerinin çok ötesinde, katıksız bir abla-kardeş sevgisiydi. Berivan onu her zaman bir abla gibi görür, sığınacak güvenli bir liman bilirdi.
"Berivan!" dedi Bejna, sesi mutluluktan titreyerek. "Görümcelerimden en tatlısı, güzel gelinim! Nasılsın? Sesini duymak ne güzel..."
"İyiyim Bejna abla, çok iyiyim hamdolsun," dedi Berivan, neşeli bir kahkaha atarak. "Seni sormalı! Duyduklarım doğru mu? Konağın altı üstüne gelmiş sevinçten! Bütün Mardin sizin mucizenizi konuşuyor!"
Bejna utangaç bir tebessümle yatağın kenarına oturdu, elini gayriihtiyari karnına götürdü. "Doğruymuş Berivan'ım... Allah bize bir değil, iki değil, tam üç evlat bağışladı. Ben bile hâlâ şaşkınım, inanamıyorum."
Berivan telefonda sevinçle bir çığlık attı. "Maşallah, bin kere maşallah! Duyduğumda gözyaşlarımı tutamadım vallah. Ağabeyim Bawer kahrından ne yapacağını şaşırmıştır şimdi! O sert adam üç bebekle nasıl baş edecek hiç hayal edemiyorum!"
Bejna kıkırdadı. "Sorma Berivan... Ağabeyin dün geceden beri beni pamuklara sarmaya çalışıyor. Mutfak kapısından bile içeri sokmuyor beni."
"Hakkıdır abla, fazlasıyla hakkın senin," dedi Berivan birden duygusallaşarak.
Sesindeki o neşeli ton yumuşadı, yerini içten bir sevgiye bıraktı. "Sen bu konağa da, ağabeyime de bereketle geldin. Geçmişte yaşanan her şey geride kaldı ya, Rabbim yüzünüzü hep böyle güldürsün. Sen benim sadece yengem değil, öz ablam gibisin biliyorsun değil mi?"
"Biliyorum güzel gözlüm, ben de seni kız kardeşimden ayırt etmiyorum," dedi Bejna şefkatle. "Sen nasılsın peki? Bebek nasıl? Abim iyi bakıyor mu sana?"
Berivan gururla iç çekti. "İyiyiz abla, Yeğenin de iyi, günden güne büyüyor karnımda. Abim de üzerime titreşip duruyor işte, sizin oradaki Bawer Ağamdan pek bir farkı yok anlayacağın!"
İki kadın telefonda bir süre daha kahkahalar atarak, hamilelik hallerinden, bebek hazırlıklarından ve aşiretin tatlı telaşlarından konuştular. Hasret gidermenin verdiği o hafiflikle Bejna'nın içindeki tüm yorgunluk silinip gitmişti.
"En kısa zamanda geleceğim konak ziyaretine abla," dedi Berivan vedalaşırken. "O üçüzlerin karnındaki kıpırtısını kendi ellerimle hissetmem lazım."
"Mutlaka gel Berivan'ım, kapımız da kalbimiz de sana her zaman açık. Kendine ve bebeğe çok iyi bak," diyerek telefonu kapattı Bejna.
Telefonu kucağına koyup bir süre durdu. Yüzündeki o huzurlu gülümsemeyi silmeden derin bir nefes aldı. Berivan'ın sesini duymak, onun o katıksız sevgisini hissetmek içini ısıtmıştı.
Yavaşça oturduğu yerden kalktı. Odadan çıkıp koridoru geçti ve rüzgârın tatlı tatlı estiği geniş avluya doğru merdivenlerden inmeye başladı. Avludaki kızlar onun neşeyle merdivenlerden indiğini görünce merakla başlarını kaldırdılar.
Bejna etrafına kısa bir göz gezdirdikten sonra yeniden kızların yanına gelip oturdu. Sohbet kaldığı yerden devam etti. Kimi bebeklerden, kimi çocukluk anılarından bahsediyor, kimi de havadan sudan konuşarak keyifli vakit geçiriyordu. Kahkahalar konağın duvarlarında yankılanıyordu.
Tam o sırada odasının kapısı açıldı. On beş yaşındaki Hamza odasından çıkıp utangaç ama heyecanlı adımlarla salona geldi. Doğruca Bejna'nın yanına sokuldu.
"Bejna yenge..." dedi mahcup bir sesle. "İzin verir misin? Karnına dokunmak istiyorum."
Bejna gülümseyerek başını salladı.
"Tabii ki."
Hamza dikkatlice elini Bejna'nın karnına koydu. Gözleri heyecanla parladı.
"Yenge, şimdi tekme atarlar mı?"
Bejna tatlı bir tebessümle başını iki yana salladı.
"Daha çok küçükler Hamza. Henüz tekme atacak kadar büyümediler."
Hamza hafifçe gülümsedi. Sonra yüzünü Melek'e çevirerek içtenlikle konuştu.
"Allah inşallah Melek yengeme de nasip eder. Konak çocuk sesleriyle dolup taşsın. Ben de hepsinin atı olurum, sırtımda gezdiririm."
Bir anda salondakilerin yüzünde sıcak gülümsemeler belirdi. Herkes Hamza'nın bu masum sözlerine kahkaha attı.
Asmin ise kardeşine takılarak,
"Tamam Hamza, şimdi git de bizi rahat bırak. Biz kız kıza konuşuyoruz."
Hamza omuz silkerek güldü.
"Tamam, tamam."
Arkasını dönüp yeniden odasına çıktı. Kendini yatağın üzerine bıraktı, telefonunu eline alıp oyun oynamaya başladı.
Aşağıda ise sohbet devam ediyordu. Bir süre sonra Roza Hanım da kadınların yanına geldi. Onun gelişiyle konuşmalar daha da koyulaştı. Bebek hazırlıkları, isim önerileri, eski hatıralar ve düğünlerden açılan sohbet, zamanın nasıl geçtiğini kimseye fark ettirmedi.
Akşama doğru hizmetliler büyük yemek masasını özenle hazırladı. Birbirinden güzel yemekler sofraya dizildi. Çok geçmeden erkekler de konağa döndü.
Herkes yerini aldıktan sonra yemek başladı. Sofrada neşe eksik olmuyordu.
Bir yandan yemek yeniyor, diğer yandan şakalaşmalar ve sohbetler birbirini takip ediyordu. Hamza'nın gün içindeki sözleri yeniden açılınca herkes bir kez daha gülmeye başladı.
Uzun ve keyifli geçen akşam yemeğinin ardından hizmetliler sofrayı toplamaya koyuldu. Aile bireyleri ise salona geçerek çay saatini beklemeye başladı.
