24. bölüm · ABİMİN ARKADAŞI
24.Bölüm
Aradan birkaç gün geçmişti.
Luna’nın içinde taşıdığı sırrın ağırlığı her geçen dakika büyüyordu. Söylemek istiyor, ama kelimeler bir türlü dilinin ucuna gelmiyordu. Kalbi, hem korkudan hem sevinçten aynı anda atıyordu — sanki göğsünde iki farklı ritim birbiriyle yarışıyordu.
O sabah, kahvesini bitirirken aynadaki yansımasına baktı. Gözlerinde hem heyecan hem de tedirgin bir parıltı vardı. “Ona nasıl söyleyeceğim?” diye fısıldadı kendi kendine. Arkadaşlarıyla konuştuktan sonra içindeki kararsızlık biraz olsun azalmıştı. Artık biliyordu — bu haberi sıradan bir anda söylemek istemiyordu. Bu, bir ömür hatırlanacak bir an olmalıydı.
Akşamüstü eve döndüğünde ışık loştu, hava ise dingin. Mutfağa geçti, elleri biraz titreyerek masayı hazırlamaya başladı. Mumlar, sade bir masa örtüsü, iki kişilik tabak takımı… Her detayı özenle seçti. Tabağa konan her çatal, bardağa dolan her damla su, onun içindeki sevinci saklayan birer ayrıntı gibiydi.
Her şey hazır olduğunda yatak odasına geçti. Gardırobunu açtı; elbiseler sanki ona bakıyor, hangisinin bu akşama tanık olacağını fısıldıyorlardı. Parmağı, siyah bir straplez elbisenin kumaşında durdu. “Bu,” dedi usulca. Elbiseyi giydi, saçlarını zarif bir at kuyruğu yaptı. Aynaya son bir kez baktı — gözlerindeki ışıltı, bir sırrın taşıdığı mutluluktu.
Bir süre sonra kapı zili çaldı.
Alex gelmişti.
“Sevgilim, hoş geldin,” dedi Luna, gülümseyerek.
“Hoş buldum sevgilim,” diye yanıtladı Alex, şaşkın ama mutlu bir sesle. “Ama bu hazırlık ne için?”
Luna göz kırptı. “Hazırlık yapmam için bir şeylerin olmasına gerek var mı?”
Alex güldü. “Yok, sen yapmışsın yeter. Özel gün olmasa da senin hazırlığın yeter bana.”
“Belki de özel gündür, nereden biliyorsun?”
“Hmm… peki bu özel gün ne?”
“Önce yemekleri yiyelim, sonra konuşuruz o ‘özel günü’.”
Masada, sessizliğin içinde yalnızca çatal bıçak sesleri yankılandı. Luna’nın kalbi her lokmada biraz daha hızlı atıyordu. Yemek bitince derin bir nefes aldı, sonra arkasındaki küçük kutuyu aldı. İçinde bir mucize saklıydı.
Elinde kutuyla Alex’in yanına geldi.
“Bu ne sevgilim?” diye sordu Alex, kaşlarını hafifçe kaldırarak.
“Aç bakalım, neymiş,” dedi Luna, sesi heyecandan titreyerek.
Alex kutuyu açtı. İçinde minicik bir bebek ayakkabısı, minik bir tulum ve katlanmış bir ultrason fotoğrafı vardı. Gözleri dondu. Elleri hafifçe titredi.
“C… ciddi misin sen?” diye fısıldadı, gözleri dolarken.
Luna başını usulca salladı. Gözlerinde hem huzur hem de sevinç vardı.
Alex bir an ne yapacağını bilemedi, sonra gülmeye başladı. O gülüşün içinde hem şaşkınlık hem de tarifsiz bir mutluluk vardı.
“Şimdi ben… baba mı olacağım, sevdiğim?”
“Evet,” dedi Luna, yüzünde parlayan bir tebessümle. “Baba olacaksın… güzel sevdiğim.”
“Cinsiyeti belli mi?”
“Daha mercimek kadar bir şey. Belli bile değil henüz.”
Alex kahkaha attı, sevinç gözyaşlarıyla. “Mercimek kadar mı?”
“Evet, mercimek kadar. Sevindin mi peki?”
“Sevinmek ne kelime…” dedi Alex, ellerini Luna’nın ellerinin üzerine koyarak. “Bu duyduğum en güzel haber. Senden bir çocuğum olacak.”
Luna gözlerini kapadı, sessiz bir gülümseme belirdi yüzünde. “Evet… senden bir çocuğum olacak.”
Alex heyecanla ayağa kalktı, bir an durdu, sonra güldü.
“Ne yapacağımı bilmiyorum… bir çocuğumuz olacak! Kız mı olur, erkek mi… ya ikiz olurlarsa?”
Luna başını iki yana salladı, kahkahasını tutamayarak.
“Bir dur, adam! Daha karnımda küçücük bir şey. Hem… sağlıklı olsun da, cinsiyeti fark eder mi?”
Alex gözlerinde parlayan yaşla eğildi, alnını Luna’nın alnına dayadı.
“Etmez, tabii ki etmez. Yeter ki sağlıklı olsun, kucağımıza gelsin.”
O an, dünya durdu sanki.
Ne mumların titrek ışığı, ne saatin tik takları… sadece onların kalp atışları duyuluyordu.
Ve o kalp atışlarının arasında, hayat, mercimek kadar bir mucizeyle yeniden başlıyordu.
Sabahın ilk ışıkları perdelerin arasından süzülürken Luna gözlerini yavaşça araladı.
Güneş, duvardaki çerçeveleri altın rengine boyuyor, odanın içinde yumuşak bir sıcaklık dolaşıyordu. Elini karnına koydu; minicik, henüz hissedilmeyen bir varlığın orada olduğunu bilmek bile kalbini ısıtıyordu.
Henüz hiçbir şey değişmemişti aslında… ama onun için her şey farklıydı.
Yatağın diğer tarafında Alex hâlâ uyuyordu. Uykusunda gülümseyen bir çocuk gibiydi.
Luna onu izlerken içinden, “Baba olacak…” diye geçirdi. Bu kelime bile hâlâ kulağına inanılmaz geliyordu. Gözleri doldu, ama bu seferki gözyaşları hüzünden değil, şefkatten ve mutluluktandı.
Kalkıp mutfağa geçti. Kahvaltı hazırlamak istedi ama ekmek kokusunu duyunca aniden midesi bulandı. Kaşlarını çattı, sonra kendi kendine gülümsedi:
“Demek sabah bulantıları başladı…”
Tam o sırada, arkasından Alex’in uykulu sesi duyuldu:
“Sevgilim, sen ayakta mısın bu saatte?”
Luna dönüp baktı, Alex’in dağınık saçlarını görünce gülmeden edemedi.
“Evet, kahvaltı hazırlıyordum ama galiba küçük biri buna izin vermeyecek.”
Alex hemen yanına geldi, ellerini Luna’nın beline doladı.
“Ben hallederim. Sen sadece otur, küçük biri artık öncelikli.”
Luna başını Alex’in göğsüne yasladı. Kalbinin atışını duydu; ritmi sakin, güven vericiydi. O an, her şeyin tam da olması gerektiği gibi olduğunu hissetti.
Günler birbirini kovaladı.
Luna, bazen aynanın karşısında uzun uzun kendini seyrediyor, vücudundaki en küçük değişimi bile fark etmeye çalışıyordu. Alex ise her sabah işe gitmeden önce karnına bir öpücük kondurmayı alışkanlık hâline getirmişti.
“Günaydın minik şey,” derdi her seferinde. “Baban burada.”
Bir akşam Luna salonda otururken Alex elinde küçük bir defterle geldi.
“Ne o?” dedi Luna merakla.
Alex gülümsedi. “Bu, ‘Baba Günlüğü’. Her gün bir şey yazacağım. Belki sen de ileride okursun.”
Luna gözlerini devirdi ama kalbi eridi.
“Sen gerçekten her şeye hazırlanıyorsun, değil mi?”
Alex omuz silkti. “E tabii. Şimdiden pratik yapmam lazım. Bez değiştirme videoları bile izledim!”
Luna kahkaha attı. “Senin halini o zaman görmeyi çok isterdim.”
“Görürsün,” dedi Alex ciddi bir ifadeyle. “Ben bu işte uzman olacağım. Hem, sana söz veriyorum, hiçbir şeyi yalnız yapmayacaksın.”
O cümle, Luna’nın yüreğine dokundu.
Bir anda bütün korkuları, bütün endişeleri o sözün içinde eriyip gitti. Alex’in gözlerinde öyle bir kararlılık, öyle bir sevgi vardı ki… sanki o bakış, her şeyi taşırdı.
O gece Luna, Alex’in omzuna yaslanarak usulca fısıldadı:
“Mercimek kadar ama kalbimizi şimdiden büyüttü.”
Alex başını Luna’nın saçlarına gömdü, sessizce gülümsedi.
“Ve her gün biraz daha büyütecek,” dedi. “Hem o, hem biz.”
O an, evin sessizliğinde iki kalp atışı ve bir mucizenin yankısı vardı.
Dışarıda rüzgâr hafifçe perdeleri savuruyor, içeride ise bir aile doğuyordu — yavaş, sessiz ve sonsuza dek unutulmaz bir şekilde.
