19. bölüm · ABİMİN ARKADAŞI
19.Bölüm
O akşam Ariki, şehrin tarihi dokusunu yansıtan taş sokaklardan geçerek küçük ama şık bir İtalyan restoranına geldi. Yanında Liya vardı. Loş ışıklarla aydınlatılmış masalar, ince İtalyan müzikleri eşliğinde huzurlu bir atmosfer yaratıyordu. Liya ise her zamanki gibi dingin ama içinde kıpırdayan fırtınaları gözlerinden saklamaya çalışıyordu.
Ariki ceketini sandalyeye bıraktı, Liya da zarifçe karşısına oturdu.
“Liya, benimle ne konuşmak istemiştin?” diye sordu Ariki, gözlerini ondan ayırmadan.
Liya başını hafif yana eğdi, dudaklarında belli belirsiz bir gülümseme vardı. “Önce bir şeyler mi yesek, Ariki abi?”
“Olur,” dedi adam kısa bir iç çekişle.
Elini kaldırıp garsonu çağırdı. Garson nazik bir selamla masaya yaklaştı.
“Evet, ne yemek istersen siparişleri verelim,” dedi Ariki, menüye bile bakmadan Liya’ya döndü.
Liya, gözlerini menüye sabitleyip hızlıca seçimini yaptı:
“Spaghetti alla Carbonara, Arancini, Tiramisu... Ve bir kadeh Prosecco.”
“Bana da aynısından,” dedi Ariki, şaşkın ama hoşnut bir şekilde. Liya’nın zevkleri onu her defasında etkiliyordu.
Garson not aldıktan sonra sessizce uzaklaştı.
“Prosecco güzel seçim,” dedi Ariki, kadehlerin henüz gelmemiş olmasına rağmen dudaklarında şimdiden bir tebessüm belirmişti.
“Değil mi? Aslında kırmızı şarap isterdim ama bu daha iyi... kırmızı şaraptan bile,” dedi Liya. Gözlerini kaçırdı; çünkü Ariki’ye her baktığında kalbi bir çocuğun yokuş aşağı koşması gibi hızlanıyordu.
“Bence de,” dedi adam.
Bir süre sessizlik oldu. Ariki, Liya’nın gözlerini izliyordu. O gözlerde bir şeyler vardı, söyleyemediği bir yük, bastırdığı bir his...
“Ee, Liya... anlat bakalım,” dedi, sesi yumuşaktı ama içinde bir merak gizliydi.
“Neyi anlatayım?” dedi Liya, masadaki peçeteyi parmaklarıyla buruştururken.
“Benimle bir konu hakkında konuşmak istemiştin ya.”
Liya başını eğdi, gözleri masadaki su bardağına kilitlendi. “Haa... evet. Ama dediğim gibi, yemekleri yedikten sonra konuşalım. Daha iyi olur...”
Ariki’nin kaşları hafif kalktı. “Daha çok merak ettim ne konuşacağını.”
“Merak iyi değildir, Ariki abi,” dedi Liya, ama gözlerinde oyunbaz bir parıltı belirmişti.
“O zaman sen de merak ettirme... hmm, ne dersin?” diye sordu adam, dudaklarının kenarında hafif bir gülümsemeyle.
Liya kalbini bastıramadı. Onun “Ariki abi” deyişi artık sadece bir alışkanlıktı; yüreği çoktan başka bir dilde sesleniyordu adama. Ve o akşam, belki de yıllardır içinde sakladığı duygular ilk kez bu kadar yüzeye yakındı.
Devamı istersen, Liya’nın itirafını veya yemeğin ilerleyen bölümlerini de detaylandırabilirim.
Yemekler kısa sürede geldi. Tabağın içindeki buharlı Spaghetti alla Carbonara, taze çekilmiş karabiber kokusuyla iştah kabartıyordu. Arancini’nin altın rengi kabuğu ise çıtır çıtır görünüyordu. Masaya yerleştirilen tabaklarla birlikte iki zarif kadeh Prosecco da servis edildi. Köpükler yüzeye doğru dans ederken, Ariki kadehini kaldırdı.
“Bize,” dedi, gözleri Liya’da.
Liya da kadehini kaldırdı, ama sesi biraz daha kısık çıktı. “Bize...”
İlk lokmalar alındı. Konuşmalar yerini yemeklerin lezzetine, garsonun kısa arada sorduğu "her şey yolunda mı" cümlesine, ve fonda çalan hafif caz müziğine bıraktı. Ama Ariki'nin aklı hâlâ Liya'nın söylemek istediklerindeydi. Onun içinde bir şey vardı. Saklanan, susturulan, bekleyen bir şey...
Tatlılar geldiğinde Ariki sabrını yitirmişti.
“Artık söylemelisin Liya,” dedi kibar ama kararlı bir ses tonuyla.
Liya, Tiramisu’nun üstüne serpilmiş kakao tozuna uzun uzun baktı. Kalbi göğsüne sığmıyordu. İçinden geçenleri dile getirmek, yıllarca taşıdığı bir yükü bir anda sırtından bırakmak gibiydi.
Derin bir nefes aldı, sonra başını kaldırıp Ariki’nin gözlerinin içine baktı. Bu bakış, yıllarca sakladığı her şeyi içinde taşıyordu.
“Ben... şey,” dedi, sesi çatallandı. Ardından toparlandı. “Aslında seninle sadece konuşmak istememiştim... Sana bir şey itiraf edeceğim.”
Ariki kaşlarını hafifçe çattı. “Dinliyorum.”
Liya kadehini elinde evirip çevirdi, sonra cesaretini topladı.
“Ben... sana aşığım, Ariki.”
Sözler havaya bırakılmış bir sır gibi süzüldü. Ariki'nin yüzü bir an dondu. Çatalı elinden bıraktı. Sessizlik yoğunlaştı. Sadece fondaki müzik vardı artık; kelimeler bitmişti, duygular devralmıştı.
Liya gözlerini kaçırmadan devam etti:
“Biliyorum, bana hep küçük bir kardeş gibi davrandın... Biliyorum, Luna’yla Alex’in ilişkisi senin için hâlâ bir şeyleri gölgeliyor olabilir. Ama ben bunları artık saklayamıyorum. Her seni görüşümde... her gülüşünde içimde bir şeyler yerinden oynuyor.”
Ariki bir süre hiçbir şey demedi. Gözleri Liya’nın yüzünde dolaştı. Onun o narin ama kararlı hali... uzun zamandır görmediği bir dürüstlüğü taşıyordu.
“Liya...” dedi sonunda. Sesi, beklenmedik bir şefkatle doluydu. “Bunu senden duymayı hiç beklememiştim.”
Liya gülümsedi ama o gülümsemenin ardında titreyen bir korku gizliydi.
“Pişman değilim,” dedi.
Ariki ona biraz daha yaklaştı. “Pişman olma. Sadece... bu biraz zaman isteyebilir.”
Liya başını salladı. “Ben zaten seni beklerken yıllar harcadım, biraz daha beklerim.”
O gece, restorandan çıktıklarında ikisi de aynı kişi değildi. Ay ışığı kaldırım taşlarına düşerken, ikisinin arasında artık söylenmiş bir sır, doğmuş bir ihtimal vardı.
Restorandan çıktıklarında gece serinliğini hissettiler. Sokak lambaları solgun bir ışık yayıyordu. Şehir sessizdi ama Ariki’nin zihni tam tersine gürültüyle doluydu. Liya’nın söyledikleri yankı yapıyordu içinde.
"Ben sana aşığım, Ariki."
Bu cümle bir rüzgar gibi geçmişti üzerinden ama etkisi hâlâ tenindeydi. Liya yanındaydı, ama Ariki onun bakışlarından kaçınmaya başlamıştı. Kendi duygularını anlamaya çalışıyordu. Liya ona her zaman yakın olmuştu ama... bu başka bir şeydi. Beklenmedik, hazırlıksız yakalanılan bir duygu.
Birlikte yürümeye devam ettiler. Liya sessizdi, Ariki ise kelimeleri kafasında tartıp duruyordu. Sonunda dayanamayıp konuştu:
“Liya… bilmiyorum. Şu an ne hissediyorum, emin değilim.”
Liya durdu. “Ben senden hemen bir cevap istemedim zaten,” dedi yumuşak bir sesle. “Sadece... bilmeni istedim. Çünkü içimde tutmak artık beni yıpratıyordu.”
Ariki ona baktı. Gözlerinde ne bir sitem vardı ne de bir beklenti. Sadece, yıllarını beklemeye vermiş bir yüreğin kırılganlığı vardı.
“Sen... çok özelsin. Bunu hep biliyordum ama hiç bu gözle bakmamıştım sana,” dedi Ariki. Bir iç çekti. “Luna ve Alex... onların ilişkisi, benim sınırlarımı yeniden çizmemi sağladı. Belki de o yüzden duvar ördüm herkese. Sana bile.”
Liya başını eğdi. “Ben senin kalbine girebilmek için o duvarlara çarpa çarpa yürüdüm.”
Bu söz Ariki’nin kalbine işledi. Bir adım attı Liya’ya doğru. “Üzgünüm,” dedi.
“Üzülme... ben bilerek geldim o duvarlara.” Bir tebessüm yerleşti Liya’nın yüzüne. “Ama artık nereye yürümem gerektiğini bilmiyorum. Biraz senin yön vermen gerekecek.”
Ariki onun bu cesur, açık yürekliliğine hayran kaldı. Gözlerini kaçırmadan ona baktı. “Belki... birlikte yürürüz. Ama ben acele edemem. Kendimden emin olmadan sana bir adım atmak, sana haksızlık olur.”
Liya gülümsedi. Bu, reddedilmek değildi. Bu, Ariki’yi gerçekten tanıyan birinin alabileceği en dürüst cevaptı.
“Zaman mı istiyorsun?”
“Evet.”
“Peki. Ama bir şey bil,” dedi Liya, sesinde hafif bir titrek sıcaklık vardı. “Ben seni beklerken büyüdüm, ama bu bekleyiş beni zayıflatmadı. Eğer bir gün dönüp baktığında elimi tutmak istersen... o eli hâlâ orada bulabilirsin.”
Ariki ilk kez gerçekten duygulandı. Gözleri dolu dolu oldu ama belli etmemeye çalıştı. “Sen... düşündüğümden çok daha güçlüsün.”
Liya başını salladı. “Aşk insanı zayıflatmaz, sadece içindeki gücü açığa çıkarır.”
Sonra birbirlerine baktılar. O an bir itiraf, bir kabul ve bir belirsizlik aynı anda havada asılı kaldı.
Ardından Liya veda etti. “İyi geceler, Ariki.”
Ariki’nin sesi kısık çıktı. “İyi geceler... Liya.”
O gece, Ariki uzun süre uyuyamadı. Liya’nın sesi, gözleri, sözleri zihninde dönüp durdu. Luna ve Alex’in ilişkisiyle başlayan kırılma, şimdi onun duvarlarını çatlatmaya başlamıştı. Ve bu çatlaklardan içeri usulca sızan biri vardı artık.
Liya.
