9. bölüm / 18
𝗠𝗔𝗬𝗔 𝘃𝗲 𝗞𝗔𝗬𝗜𝗣 𝗚𝗘𝗭𝗘𝗚𝗘𝗡8. Bölüm: Farkındalık
Bölümler 18Şu an: 8. Bölüm: Farkındalık
- 1 1.Bölüm: Dünya'ya Geliş782 kelime
- 2 2. Bölüm: William'ın planı1.166 kelime
- 3 3. Bölüm: Yabancı Kız1.504 kelime
- 4 4. Bölüm: Maya'nın Duyguları2.762 kelime
- 5 5. Bölüm: Değişen Zaman1.003 kelime
- 6 6. Bölüm: Maya'nın Hastalığı1.574 kelime
- 7 7. Bölüm: Kıskançlık793 kelime
- 8 KARAKTER TANITIMI94 kelime
- 9 8. Bölüm: Farkındalık1.458 kelime · Okuduğun bölüm
- 10 9. Bölüm: Gerçekler1.376 kelime
- 11 10. Bölüm: Millie Taşı2.123 kelime
- 12 11. Bölüm: Efelol Taşı1.482 kelime
- 13 2.TANITIM57 kelime
- 14 12. Bölüm: Balo2.394 kelime
- 15 13. Bölüm: Balo pt21.508 kelime
- 16 14. Bölüm: Marlo'daki sır1.355 kelime
- 17 3.TANITIM38 kelime
- 18 15. Bölüm: Maya'ya ne oldu?1.562 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
!!!𝗕𝗨 𝗞𝗜𝗧𝗔𝗣 𝗧𝗔𝗠𝗔𝗠𝗘𝗡 𝗞𝗨𝗥𝗚𝗨𝗗𝗔𝗡 𝗜𝗕𝗔𝗥𝗘𝗧𝗧𝗜𝗥 𝗚𝗘𝗥𝗖𝗘𝗞𝗟𝗜𝗞𝗟𝗘 𝗛𝗜𝗖𝗕𝗜𝗥 𝗔𝗟𝗔𝗞𝗔𝗦𝗜 𝗬𝗢𝗞𝗧𝗨𝗥!!!
☆*:.。. 𝙈𝘼𝙔𝘼 .。.:*☆
𝘿𝙧𝙚𝙬
Aşağı katta Maya hariç hepimiz yemek yiyorduk. Her şey oldukça sakindi. Bir süre sonra Maya'nın zayıf bir sesle "Olivia..." dediğini duyduk.
Olivia yengem hemen başını kaldırdı.
"Efendim?" diye seslendi.
Ancak Maya cevap vermedi. İçime bir huzursuzluk çöktü. Endişeyle sesin geldiği yöne baktım. Olivia ise yanlış duyduğunu düşünüp yemeğine devam etti.
İçimdeki kötü his geçmeyince yemeğimi hızla bitirdim ve yukarı kata, Maya'nın odasına doğru çıktım.
Koridora ulaştığım anda kalbim duracak gibi oldu.
Maya yerde yatıyordu.
Koşarak yanına gittim. Yüzü kıpkırmızı olmuştu. Nefes almakta zorlanıyordu. Hırıltılı nefesleri duyuluyordu.
"Maya!" diye bağırdım.
Hiç vakit kaybetmeden onu kucağıma aldım ve aşağı kata koştum.
William bizi görünce yüzünün rengi attı. Bir şey sormadan arabaya koştu. Ben de Maya'yı sıkıca kucağımda tutarak arka koltuğa bindim.
Kucağımdaki küçük beden titriyordu.
Ne olduğunu anlayamıyordum. Güzelime kim zarar vermişti? Nasıl olmuştu bu?
William hastaneye yetişmeye çalışırken ben sürekli Maya'nın nefes alıp almadığını kontrol ediyordum.
Sonunda hastanenin önüne geldik.
Arabadan iner inmez Maya'yı kucağıma alıp acil servise koştum. William arabayı park etmeye giderken ben kayıt işlemlerini yaptırdım.
Doktorlar Maya'yı hemen sedyeye alıp içeri götürdüler.
Kapı kapanınca dışarıda kaldım.
Koridordaki duvara yaslanıp yere çöktüm. Ellerim titriyordu.
Ya ona bir şey olursa?
Ya geç kalmış olsaydık?
Dakikalar geçmek bilmiyordu.
Yaklaşık yarım saat sonra bir doktor yanımıza geldi.
William da benim kadar gergindi. Onu eve göndermeye çalıştım.
"Abi, yarın işe gideceksin. Biraz dinlen," dedim.
Ama beni dinlemedi.
Doktor dosyaya baktıktan sonra konuşmaya başladı.
"Endişelenmenize gerek yok. Maya şu an iyi durumda. Yediği bir şey nedeniyle alerjik reaksiyon geçirmiş."
Bir an nefesimi tuttum.
"Ne alerjisi?" diye sordum.
"Badem alerjisi. Büyük ihtimalle farkında olmadan badem içeren bir yiyecek tüketmiş. Bu yüzden nefes almakta zorlanmış ve yüzünde kızarma oluşmuş. Neyse ki zamanında getirmişsiniz. Bir süre dikkatli olmanız gerekiyor. Badem ve badem içeren ürünlerden uzak tutun."
Doktor geçmiş olsun dileyip yanımızdan ayrıldı.
Ben ve William hemen Maya'nın odasına girdik.
Maya yatağında yatıyordu. Yüzündeki kızarıklık büyük ölçüde geçmişti ama hâlâ çok yorgun görünüyordu.
William sessizce onu izliyordu.
Son altı ay hepimiz için çok önemliydi.
Ya her şey mahvolacaktı ya da savaşı kazanıp her şeye yeniden başlayacaktık.
Yarından itibaren çalışmalar başlayacaktı.
Eğer Maya'nın sağlığı izin verirse...
Tam o sırada Maya gözlerini yavaşça açtı.
Yorgun bakışları önce odayı dolaştı, sonra William'a ve bana geldi.
Bir süre sessiz kaldıktan sonra çatallaşmış sesiyle konuştu.
"Abi... su..."
William hemen ayağa kalktı. Komodinin üzerindeki sürahiden bir bardağa su doldurup Maya'ya uzattı.
Maya bardağı iki eliyle tuttu ve yavaş yavaş içmeye başladı.
Her yudumdan sonra yüzüne biraz daha renk geliyordu.
Titremesi durmuştu.
Gözlerindeki bitkinlik de yavaş yavaş kayboluyordu.
Onun toparlandığını görünce içimdeki düğüm biraz olsun çözüldü.
Odadan çıkıp çıkış işlemlerini halletmek için resepsiyona gittim.
İşlemler tamamlandıktan sonra William'a mesaj attım ve arabayı getirmek için otoparka yöneldim.
Bir süre aradıktan sonra arabayı buldum. Abimden öğrendiğim kadarıyla arabayı çalıştırıp hastanenin girişine kadar getirdim.
Kısa süre sonra William, kucağında Maya ile dışarı çıktı.
Maya'yı dikkatlice arka koltuğa yatırdıktan sonra ön tarafa geçti.
Ben sürücü koltuğundan çıkıp yan koltuğa oturdum. William da direksiyonun başına geçip arabayı çalıştırdı.
Yol boyunca arabada sessizlik hâkimdi.
Ben ise dikiz aynasından Maya'yı izliyordum.
Derin bir uykuya dalmıştı.
Nefes alışverişi artık düzenliydi.
Bu görüntü içimi biraz olsun rahatlattı.
Ama yarın...
Yarın her şey değişecekti.
Saat gece yarısını çoktan geçmişti. Saat 04.57 olmuştu ve uyumak için yalnızca iki saatimiz vardı.
Nihayet eve vardığımızda arabadan hızla inip kapıyı açtım.
İçeri ilk olarak William ve kucağındaki Maya girdi.
Ben de arkalarından eve girdim.
William, Maya'yı odasına götürüp yatağına yatırdı.
Ben ise kendi odama geçtim.
Üzerimi değiştirip yatağa uzandım.
Gözlerimi kapattığım anda günün bütün yorgunluğu üzerime çöktü.
Yarının neler getireceğini düşünerek derin bir uykuya daldım.
𝙈𝙖𝙮𝙖
Sabah uyandığımda başım hafifçe zonkluyordu. Dün gece yaşadığım alerjik reaksiyon yüzünden apar topar hastaneye gitmek zorunda kalmıştık. Hâlâ olanları düşündükçe kendimden utanıyordum. Daha dikkatli olmam gerekirdi.
Bugün benim doğum günümdü.
Normalde okula gitmem gerekiyordu ama dün yaşananlardan sonra evde dinlenmeme karar verilmişti. Ev sessizdi. Görünüşe göre herkes çoktan evden çıkmıştı.
Yatağımdan doğrulup pofuduk terliklerimi giydim. Birkaç adım atarak odamdaki boy aynasının önüne geçtim.
Dağılmış saçlarıma baktım.
Parmaklarımı saçlarımın arasından geçirerek onları düzeltmeye başladım. Tam elimi aşağı indirirken odanın içini aniden büyük bir gürültü kapladı.
Bir anda çalışma masamın üzerindeki kitaplar yere savruldu. Kalemlik devrildi. Rafın üzerindeki birkaç eşya da sanki görünmez biri tarafından itilmiş gibi düşüp dağıldı.
Korkuyla geriye sıçradım.
"N-ne oluyor?" diye fısıldadım.
Kalbim deli gibi çarpıyordu.
Oda yeniden sessizliğe gömüldü.
Titreyen ellerime baktım.
İçimde garip bir his vardı.
Sanki damarlarımın içinde sıcak bir şey dolaşıyordu. Avuçlarım hafifçe karıncalanıyordu. Daha önce hiç hissetmediğim bir enerji bedenimin içinde hareket ediyordu.
Yavaşça ellerimi kaldırıp inceledim.
Tam o anda parmak uçlarımın etrafında belli belirsiz ışık kıvılcımları oluştu.
Şaşkınlıkla nefesimi tuttum.
Bu mümkün değildi.
Ama oluyordu.
İçimde bir güç vardı.
Ve ilk kez kendini göstermeye başlamıştı.Bunun olduğuna inanmak istemiyordum ama parmaklarımın ucunda dans eden o garip enerjiyi gördüğümü de inkâr edemezdim.
Bu gerçekten çok tuhaftı.
Acaba deliriyor muydum?
Belki de biraz daha uyumalıydım. Çok erken kalkmıştım. Belki de gördüklerim yorgunluktan kaynaklanıyordu.
Başımı iki yana salladım.
Hayır.
Yerde duran dağılmış eşyalar bunun gerçek olduğunu kanıtlıyordu.
Eğer gerçekten özel güçlerim varsa onları kontrol etmeyi öğrenmeliydim.
İlk olarak kendimi kontrol etmeliydim.
Derin bir nefes aldım.
Sakin olursam başarabilirdim.
Ellerimi birbirine kenetleyip gözlerimi kapattım. Masamın üzerinde duran su bardağını zihnimde canlandırdım. Sonra ellerimi ona doğru uzattım.
Sanki avuçlarımın arasında görünmez bir enerji topu varmış gibi ellerimi yavaşça birbirinden ayırdım.
O anda bir ses duydum.
Bardağın masadan yükselme sesi.
Kalbim hızlandı.
Gerçekten olmuştu.
Gözlerimi açmadan odağı korudum. Bir elim bardağı havada tutarken diğer elim telefonuma yöneldi. İçimden geçen düşünceyi takip eden telefon bir anda açıldı ve birkaç saniye sonra sakin bir yoga müziği çalmaya başladı.
Şaşkınlıkla nefesimi tuttum.
Bu gerçekten oluyordu.
Ben büyülüydüm.
Ama eğer ben büyülüydüysem ailem de büyülü olmalıydı.
Peki William'da neden hiç böyle bir şey görmemiştim?
Yoksa o da biliyor ve benden saklıyor muydu?
Yavaşça gözlerimi açtım.
Bardak hâlâ havadaydı.
Elimi kendime doğru çekince bardak avucuma geldi. İçindeki suyu yavaşça içtim.
İlk kez gücümü kullanıyordum ve bütün enerjim çekilmiş gibiydi.
Bir süre dinlendikten sonra ayağa kalktım. Üzerimi değiştirip aşağı kata indim.
Merakım korkumdan ağır basıyordu.
Bir şeyler daha denemek istiyordum.
Ellerimi önümde yuvarlak bir şekil oluşturacak şekilde kaldırdım.
İçimdeki enerjiyi hissetmeye çalıştım.
Sonra ellerimi ileri doğru ittim.
Bir anda havada mor renkli, dönen bir çember belirdi.
Şaşkınlıkla birkaç adım geri çekildim.
Bu...
Bir portal mıydı?
Portalın içinden garip sesler geliyordu.
Tam ne olduğunu anlamaya çalışırken portalın içinden mor renkli yaratıklar fırlamaya başladı.
"Hayır!"
Panikle ellerimi kaldırıp portalı kapatmaya çalıştım.
Ama ne yaptıysam işe yaramadı.
Yaratıklar birer birer evin içine doluyordu.
Hızla tüm kapıları ve pencereleri kilitledim.
Sonra telekinezi gücümü kullanarak yaratıkları havaya kaldırıp odanın diğer taraflarına savurmaya başladım.
Ancak yaratıklar büyüyordu.
Her geçen saniye daha da güçleniyorlardı.
O sırada en büyük yaratıklardan birinin elinde baygın bir adam tuttuğunu fark ettim.
Yaklaşık otuz yaşlarında görünüyordu.
Yaralar içindeydi.
Ama dikkatlice baktığımda nefesim kesildi.
Bana ve William'a çok benziyordu.
Kimdi bu adam?
Cevapları düşünmeye vakit yoktu.
Hemen William'ı aradım.
Telefon açılır açılmaz konuşmaya başladım.
"Abi, acil eve gel!"
Daha fazla açıklama yapmasına fırsat vermeden telefonu kapattım.
Silaha ihtiyacım vardı.
Çocukken oynadığım pembe oyuncak kılıcı bulup elime aldım.
Bir yaratığa doğru savurdum.
Tam o anda kılıcın ucundan parlak pembe bir ışık fırladı.
Işık yaratığa çarpar çarpmaz canavar yok oldu.
Şaşkınlıkla elimdeki kılıca baktım.
Oyuncak kılıç şekil değiştiriyordu.
Saniyeler içinde gerçek bir kılıca dönüştü.
Tutma kısmı beyazdı.
Kılıcın gövdesi saf altın rengindeydi.
Kabzasında üst üste duran iki açık pembe kristal parlıyordu.
Sanki yıllardır bana aitmiş gibi elime kusursuz oturuyordu.
Kılıcı kavrayıp yaratıklara saldırdım.
Her darbemde bir canavar mor bir sıvıya dönüşerek yok oluyordu.
Sonunda elinde yaralı adamı tutan dev yaratığa ulaştım.
Tam saldıracakken dışarıdan araba sesi geldi.
Pencereden baktığımda William'ın arabasını gördüm.
Gelmişti.
Kapıyı açıp içeri girdiği anda yüzündeki şoku gördüm.
Ama duraksamadı.
Hemen benim kapatamadığım portalın önüne geçti ve birkaç hareketle onu mühürledi.
Ardından diğer yaratıklara saldırmaya başladı.
Ben ise fırsattan yararlanıp dev yaratığı yok ettim.
Canavar patlayınca elindeki adam yere düştü.
Onu taşımaya çalıştım ama çok ağırdı.
Bu yüzden telekinezi gücümü kullanarak adamı havaya kaldırıp koltuğa taşıdım.
Ancak onunla ilgilenmeye zamanım yoktu.
Savaş devam ediyordu.
Yorgunluktan dizlerim titremeye başlamıştı.
Tam pes etmek üzereyken William kılıcıyla yanıma geldi.
Birlikte kalan yaratıkları da yok ettik.
Her şey sona erdiğinde nefes nefese kalmıştım.
Yaralı adamı odama götürüp yatağıma yatırdım.
Yüzünü dikkatlice inceledim.
Bu adam bana çok benziyordu.
Üstelik onu ilk gördüğüm andan beri içimde tuhaf bir sıcaklık hissediyordum.
Sanki onu yıllardır tanıyordum.
Ama nereden?
Kapı açıldı.
William içeri girdi.
Yüzünde suçluluk vardı.
"Bunu öngörmeliydim," dedi sessizce. "Senden gerçekleri saklamamalıydım."
Başımı kaldırdım.
Sonra yatakta yatan adama baktım.
"Abi..." dedim. "Bu kim?"
William'ın gözleri doldu.
Adamı birkaç saniye izledikten sonra fısıldadı.
"Abim."
Şaşkınlıkla ayağa kalktım.
"Abim mi?"
☆*:.。. 𝙈𝘼𝙔𝘼 .。.:*☆
Evett bu bölümde bu kadardı umarım beğenmişsinizdir bence gayet heyecanlı bir bölüm oldu müsait olursam bugün diğer bölümğ de atmaya çalışırım tam 1410 kelime oldu neyse hepinizi öpüyorum kendimize iyi bakınn💖💖
Bölüm etkileşimi
