10. bölüm · ZİNCİRLERİN GÖLGESİNDE

BÖLÜM X — YAKINLIK

Batuhan Kalkan

Sonraki günler, dışarıdan bakıldığında aynıydı. Fabrika yine aynı sesle çalışıyor, işçiler aynı ritimde hareket ediyor, ustabaşı aynı sertlikle bağırıyordu. Ama İlya Petrov için bu tekrarın içinde yeni bir şey vardı. Artık sadece kendi içini değil, başkalarını da fark ediyordu.
Bu fark ediş küçük başladı.
Bir bakışla.
Bir duraksamayla.
Birinin başını normalden biraz daha uzun süre kaldırmasıyla.
İlya tezgâhının başında çalışırken, karşı tarafta duran genç bir işçiyle göz göze geldi. Bu, sıradan bir şey değildi. Çünkü burada göz göze gelmek bile gereksizdi. Ama bu kez, ikisi de bakışını hemen kaçırmadı.
Sadece bir an sürdü.
Ama yeterliydi.
İlya başını eğdi.
Ama içinden geçen düşünce netti:
“Gördü.”
Bu düşünce, onu rahatsız etmedi.
Aksine…
bir şey hissettirdi.
Gün ilerledikçe bu anlar çoğalmaya başladı. Kimse konuşmuyordu. Ama bakışlar uzuyor, sessizlikler değişiyordu. Sanki herkes aynı şeyi hissediyor ama kimse ilk söyleyen olmak istemiyordu.
Öğle molasında, İlya her zamanki gibi duvara yaslandı. Misha yanına geldi. Bu kez ikisi de konuşmak için acele etmedi.
Bir süre sonra Misha yavaşça sordu:
“Hiç düşündün mü…”
Cümleyi tamamlamadı.
İlya başını çevirdi.
“Ne hakkında?”
Misha etrafına baktı. Kimsenin dinlemediğinden emin olmak ister gibi.
Sonra çok düşük bir sesle devam etti:
“Bu böyle ne kadar gider?”
Bu soru, artık yalnız değildi.
İlya cevap vermedi hemen.
Ama bu kez, susmak kaçmak değildi.
“Bilmiyorum,” dedi.
Misha başını salladı.
“Ben de bilmiyorum.”
Bu kısa konuşma, aralarında daha önce olmayan bir şey yarattı.
Bir bağ değil belki.
Ama…
bir yakınlık.
Günün geri kalanı daha ağır geçti. Çünkü artık her şey daha anlamlıydı. Birinin nefes alışındaki değişiklik, bir başkasının anlık bakışı, ustabaşının sertliği… hepsi tek tek değil, bir bütün gibi görünmeye başlamıştı.
İlya bu bütünü ilk kez hissediyordu.
Akşam vardiyasına doğru, fabrikanın diğer ucunda küçük bir olay oldu. Bir işçi yere düşürdüğü malzemeyi almak için eğildiğinde, ustabaşı gereğinden sert bir şekilde üzerine yürüdü. Adam başını kaldırmadı. Hiçbir şey söylemedi.
Ama bu kez…
yakınındaki başka bir işçi başını kaldırdı.
Sadece baktı.
Ustabaşı bunu fark etti.
Ama bir şey söylemedi.
Bu an…
çok küçük bir şeydi.
Ama İlya bunu gördü.
“Bu yeni,” diye düşündü.
Çünkü artık sadece biri değil…
başkaları da bakıyordu.
Çıkışta kalabalık her zamanki gibi dağıldı. Ama İlya yürürken, bu kez yalnız hissetmedi.
Bu duygu garipti.
Çünkü kimse onunla konuşmamıştı.
Kimse ona bir şey söylememişti.
Ama yine de…
yalnız değildi.
Kapısına geldiğinde durdu.
Elini kapıya koydu.
Gün boyunca olanları düşündü.
Artık eksik olan bir şey yoktu.
Aksine…
fazla olan bir şey vardı.
Bir his.
Paylaşılan.
Ve insan, bir duygunun başkalarıyla paylaşıldığını fark ettiğinde…
onu daha fazla bastıramazdı.
İlya içeri girdi.
Kapıyı kapattı.
O gece, ilk kez şunu düşündü:
“Eğer sadece ben değilsem…”
Cümleyi tamamlamadı.
Ama artık tamamlamasına gerek yoktu.
Çünkü bazı düşünceler…
yarım kaldığında daha güçlü olurdu.