6. bölüm · ZİNCİRLERİN GÖLGESİNDE
BÖLÜM VI — KIRILMA
Sabah her zamanki gibi başladı. Sokaklar aynı soğukla kaplıydı, taşların üzerindeki ince kar tabakası ayakların altında sessizce eziliyordu. İnsanlar yine aynı yöne gidiyor, başlarını kaldırmadan yürüyordu. Ama İlya Petrov için artık bu tekrarın içinde bir yabancılık vardı. Her şey tanıdıktı, ama hiçbir şey ait hissettirmiyordu.
Fabrikaya girdiğinde gürültü onu her zamanki gibi karşıladı. Çarkların dönme sesi, metalin sürtünmesi, arada yükselen sert uyarılar… Bunların hepsi günün doğal parçasıydı. Ama o sabah, bu seslerin içinde küçük bir düzensizlik vardı. İlk bakışta fark edilmeyecek kadar küçük, ama bir kez hissedildiğinde göz ardı edilemeyecek kadar belirgindi. İlya tezgâhının başına geçti, çalışmaya başladı. Ellerini nasıl kullanacağını düşünmesine gerek yoktu, ama zihni artık bu düzenin dışında bir yerdeydi.
Karşı tarafta çalışan genç işçiye takıldı gözleri. Daha önce de görmüştü onu, ama hiç dikkat etmemişti. Çocuk hızlı çalışıyordu, gereğinden hızlı. İplikleri fazla geriyor, hareketlerini kontrol etmek yerine zorlamayı tercih ediyordu. Bu acele, bu gerginlik… İlya’nın içinde bir huzursuzluk yarattı. Bir süre izledi. İçinden geçen düşünce basitti: “Yanlış.” Ama bunu söylemedi. Çünkü burada kimse kimseyi uyarmıyordu. Herkes kendi hatasını kendi öğrenirdi.
Sonra o an geldi. Makine kısa ama sert bir ses çıkardı. Bu ses, diğerlerinden farklıydı. Ardından gelen çığlık, fabrikanın alışılmış gürültüsünü bir anlığına deldi. İlya başını kaldırdı. Her şey çok hızlı olmuştu ama aynı zamanda ağır ilerliyordu sanki. Genç işçinin eli makinenin dişlileri arasında sıkışmıştı. Önce bir direnç, sonra bir çekilme, sonra… bir kopuş. Çığlık uzadı, sonra birden kesildi.
İlya hemen hareket etti ama yetişemedi. Yanına vardığında çocuk yere yığılmıştı. Gözleri açıktı ama hiçbir yere bakmıyordu. Etrafında birkaç işçi toplanmıştı. Kimse konuşmuyordu. Sadece ağırlaşmış nefesler vardı. Misha dizlerinin üzerine çöktü, ama dokunamadı. Ellerini havada tuttu, sonra geri çekti. Bu kararsızlık, herkesin içinde olan şeyin dışa vurumuydu.
Ustabaşı geldi. Kısa bir an durdu, sonra sert bir sesle bağırdı: “Dağılın! İşinize dönün!” Kimse hareket etmedi. Bu, alışılmış bir tepki değildi. Sanki herkes aynı anda donmuştu. Ustabaşı tekrar bağırdı, bu kez daha sert. İşçiler yavaş yavaş dağıldı. Hiçbiri konuşmadan, başlarını eğerek yerlerine döndüler.
İlya yerinden kıpırdamadı. Gözlerini ayıramıyordu. Zeminde yayılan kan, fabrikanın soğuk taşlarına karışıyordu. Bu görüntü, onun zihnine kazındı. Silinecek gibi değildi. Bir süre sonra iki görevli geldi, çocuğu kaldırdı ve götürdü. O kadar hızlı oldu ki, sanki gerçekten yaşanmamış gibi hissettirdi. Ama yaşanmıştı.
Makine yeniden çalıştı. Gürültü geri geldi. Hayat kaldığı yerden devam etti.
Ama İlya için hiçbir şey devam etmiyordu.
Tezgâhına döndü. Ellerini makineye koydu. Çalışması gerekiyordu. Ama parmakları titredi. Bu titreme, yorgunluktan değildi. İçinde bir şey kırılmıştı. Bu kırılma sessizdi ama kesindi.
“Bu normal değil,” diye düşündü.
Bu düşünce, ilk kez bu kadar açık ve netti. Artık bastırılamıyordu. Çünkü bu sadece bir his değildi. Gördüğü şey, yaşanan şey… geri alınamazdı.
Akşam olduğunda dışarı çıktığında, şehir yine aynıydı. Sokaklar, insanlar, soğuk… hiçbir şey değişmemişti. Ama İlya değişmişti. Çünkü bazı anlar vardır, insanı ikiye böler. Öncesi ve sonrası.
Ve o gün, İlya Petrov için artık “öncesi” diye bir şey kalmamıştı.
