34. bölüm · Zifiri Yeşil

34. Bölüm

SİSU ✨

Mahallede zaman, Nermin Sultan'ın ördüğü yeleklerin sayısı kadar hızlı artmış, mevsim yaza veda edip sarı sonbahara dönmüştü. Yapraklar dökülüyor ama bizim mahallenin enerjisi hiç düşmüyordu.

Aradan geçen birkaç ayda, "Korel Malikanesi"nde (Barış bizim eve böyle diyordu) işler tıkırındaydı. Yaman ve ben, evliliğin o tatlı rutininde, birbirimize her sabah yeniden aşık olarak uyanıyorduk. Tabiki arada her çift gibi kavgalarımız oluyordu ama kısa sürede tatlıya bağlıyorduk. Asıl evimiz olan Siyah Köşk, artık benim dokunuşlarımla daha aydınlık, daha sıcak bir yuvaya dönüşmüştü.

Tek eksik?
"Bebek."
Annem her fırsatta, "Zeynep, rüyamda gördüm, kucağında bir bebek vardı, yüzü aynı Yaman'a benziyordu ama huyu sana çekmişti inşallah," diyerek inceden mesaj veriyordu. Yaman ise bu konuya sessiz bir gülümsemeyle yaklaşıyordu ama gözlerinde o isteği görebiliyordum.

Ancak mahallede asıl gündem başkaydı. Veda ve başlangıç iç içeydi.

---

Selin'in evinde toplanmıştık.
Selin, İtalya'nın Toskana bölgesindeki ünlü bir aşçılık okulundan ve oradaki butik bir otelden "1 Yıllık Guest Chef" teklifi almıştı. Bu onun hayaliydi ve reddedemezdi. Valizler kapıdaydı, hava hüzünlüydü.

"Ağlama Selin," dedi Barış, ağzına son kalan böreği atarken. "Bizi bırakıp makarnacılara gidiyorsun. Onlar senin kıymetli ellerini hak etmiyor. Ben şimdi kime 'Proteinli Kek' siparişi vereceğim? Kaslarım öksüz kaldı resmen."

Selin gözlerini sildi. "Barış, abartma. Tarifini Melis'e bırakacağım. Hem görüntülü ararım sizi. Bir yıl çabuk geçer."

Tam o sırada, Doruk Bey boğazını temizledi. Lacivert kazağıyla yine jilet gibiydi.
"Aslında..." dedi, ciddiyetle. "Şirketin global vizyonu gereği, Avrupa operasyonlarını yerinde incelemem gerekiyor. Yönetim kuruluyla görüştüm. Tesadüfe bakın ki, merkez üssü olarak İtalya'yı seçtik."

Sessizlik oldu.
Yaman tek kaşını kaldırdı, dudak kenarı kıvrıldı. "Tesadüf mü? Doruk, senin şirketin lojistik firması değil mi? Toskana'da ne lojistiği yapacaksın? Zeytin dalı mı taşıyacaksın?"

Doruk istifini bozmadı ama kulakları hafifçe kızardı. "Şarap lojistiği Yaman Bey. Çok niş ve kritik bir sektör. Yani anlayacağınız, ben de bir yıllığına İtalya'dayım. Selin Hanım'ın... öhöm... çalışacağı otele yürüme mesafesinde bir ev tuttum. Tamamen lojistik kolaylığı açısından."

Barış kahkahayı patlattı, neredeyse koltuktan düşüyordu.
"Yuh! Yuh artık! Adam resmen 'Stalker'lığın kitabını yazdı! Buna 'Global Stalker' denir. Kızın peşinden kıta değiştiriyor! Selin, bence bu adam seni orada kaçırıp pizzaya doğrar, dikkat et!"

Selin kızardı ama yüzündeki o şaşkın ve mutlu gülümsemeyi saklayamadı. Doruk'a baktı. "Ciddi misin?"
Doruk omuz silkti. "Seni o İtalyan şeflerle baş başa bırakacağımı sanıyorsan, beni hiç tanımamışsın Küçük Hanım."

---

Selin ve Doruk'u İtalya'ya yolcu ettikten bir hafta sonra, Yaman'ın çalışma odasında "Acil Durum Konseyi" toplandı.
Masa başında Yaman, koltukta Barış ve ayakta volta atan Pars.

Pars, hayatımda gördüğüm en gergin halindeydi. Bir ameliyata girecek cerrah gibiydi ama elleri titriyordu.
"Abi olmuyor," dedi Pars, saçlarını karıştırarak. "Söyleyemiyorum. Ne zaman 'Ece benimle evlenir misin?' diyecek olsam, dilim damağım kuruyor. Geçen gün tam söyleyecektim, ağzımdan 'Ece, kedinin aşı takvimi dolmuş' lafı çıktı. Kız yüzüme tuhaf tuhaf baktı."

Barış kıkırdadı. "Abi sen romantizmi yanlış anlamışsın. Kıza aşı takvimi dersen tabii bakmaz. Bak bana, ben Melis'e ne diyorum? 'Sen benim kalbimin ritim bozukluğusun' diyorum. Şiirsel."

Yaman, kalemini masaya bıraktı. "Pars, sakin ol. Ece seni seviyor. Sadece doğru anı bekliyor. Basit düşün. Sen kimsin? Pars Güneş. Neyi seviyorsun? Ece'yi. Ece neyi seviyor? Seni ve senin o korumacı halini."

Pars durdu. Mavi gözleri parladı.
"Hades?" dedi.
Yaman gülümsedi. "Hades bu aralar çok boş geziyor, bir işe yarasın. Ama sadece Hades yetmez."

Barış ayağa fırladı. "Bana bırakın! Organizasyon bende! Pars Abi, sen sadece yüzüğü al ve bayılmamaya çalış. Operasyon adı: SONSUZLUK AŞISI."

---

Pazar günü, mahallenin parkı Barış tarafından "karantina bölgesi" ilan edilip kapatılmıştı (Çocuklara dondurma ısmarlayarak onları uzaklaştırmıştı, parka girmek isteyene 'ilaçlama var' diyordu).

Ece'nin hiçbir şeyden haberi yoktu. Pars, "Klinikte acil durum var, Hades huysuzlandı, zapt edemiyorum, yardıma gel" diye aramıştı.
Ece, elinde çantasıyla koşarak parka geldiğinde (klinik parkın karşısındaydı), gördüğü manzara karşısında donup kaldı.

Parkın ortasındaki o büyük çınar ağacının altında, Yaman'ın devasa köpeği Hades duruyordu. Ama boynunda çok şık, siyah bir papyon vardı. Uslu uslu oturmuştu (Yaman kenardan işaret veriyordu çünkü).

Ve Pars...
Pars, ağacın altında, üzerinde her zamanki kargo pantolonları yerine, çok şık beyaz bir gömlek ve bej pantolonla dikiliyordu. Elinde Ece'nin en sevdiği çiçeklerden oluşan zarif bir buket vardı.

Ece nefes nefese yanlarına geldi. "Pars? Hades? Ne oluyor? Hani huysuzlanmıştı?"

Barış, bir çalının arkasından fısıldadı (ama herkes duydu): "Huysuzluk yok, aşk var aşk! Gir sahneye Pars Abi, hadi! Bayılma sakın!"

Pars, derin bir nefes aldı. Hades'in başını okşadı. Sonra Ece'ye döndü. Buz mavisi gözleri, ılık bir okyanus gibi bakıyordu.
"Huysuzluk yok Ece. Sadece... benim kalbimdeki o tatlı huzursuzluk var. Ve bunun tek ilacı sensin."

Ece'nin elleri ağzına gitti. Gözleri dolmaya başladı.
Pars bir adım yaklaştı. O her zamanki mesafeli, soğuk duruşu gitmiş, yerine dünyanın en savunmasız aşığı gelmişti.

"Ben insanları sevmezdim," dedi Pars, sesi titreyerek. "Hayvanlar daha dürüst gelirdi. Güvenmezdim kimseye. Ama sonra sen geldin... Ve bana bir insanın kalbini açmasının ne kadar güvenli olabileceğini gösterdin. Benim dünyam sessizdi Ece. Sen o sessizliğe ses, renk ve anlam getirdin. Asistanım olarak girdin, her şeyim oldun."

Ece kıkırdadı, gözyaşları yanaklarından süzüldü.
Pars yavaşça diz çöktü.
Cebinden kadife, lacivert bir kutu çıkardı. Kutuyu açtı.
İçinde pati falan yoktu.
Çok zarif, ince, Ece'nin narin parmaklarına yakışacak, asil ve klasik bir tektaş pırlanta parlıyordu. Pars gibi net, temiz ve değerliydi.

"Benimle, kuracağımız o yuvayla bir ömür geçirir misin? Benim eşim, hayat arkadaşım olur musun?"

Ece hıçkırarak başını salladı. Sesini bulmaya çalıştı.
"Evet! Evet Pars! Bin kere evet!"

Pars titreyen elleriyle o zarif yüzüğü Ece'nin parmağına taktı. Sonra ayağa kalkıp Ece'ye sarıldı. Ece ayaklarını yerden kesecek kadar sıkı sarılmıştı.
Çalılıkların arkasından Barış fırladı ve konfeti patlattı (Barış'ın cebinde her zaman konfeti bulunurdu, bu bir kanundu).

"HELAL OLSUN VETERİNER BEY! OPERASYON BAŞARILI! ALKIŞLAYIN!"

Melis, saklandığı ağacın arkasından gitarıyla çıktı ve romantik bir melodi çalmaya başladı.
Yaman ve ben de (kenarda izliyorduk) alkışlayarak yanlarına gittik.

---

Akşam mahallede yine bir şenlik havası vardı.
Nişan şerbetleri içiliyor, Pars ilk defa kahkaha atarak gülüyor, Ece parmağındaki o zarif tektaşa bakıp bakıp gülümsüyordu.

Yaman, kolunu omzuma atmış, bu mutlu tabloyu izliyordu.
"Pars da yandı," dedi gülerek. "Müebbet yiyenler kulübüne sağlam bir üye daha katıldı."
"Sen halinden memnun değil misin yoksa?" diye sordum, gömleğinin düğmesiyle oynayarak.

Yaman beni kendine çevirdi. Alnımı alnına yasladı.
"Ben halimden o kadar memnunum ki... Bazen korkuyorum. Bu kadar mutluluk fazla mı diye. Sen benim ödülümsün Zeynep."

Barış yanımıza geldi. "Enişte! Gördün mü organizasyonu? Kusursuzdu. Pars Abi başta titreyecekti ama toparladı. Sırada ben varım. Ama Melis'e öyle parkta falan etmem. Ben stadyum kapatacağım. Skorborda 'Benimle evlen Sarı Kafa, yoksa protein tozlarımı dökerim' yazdıracağım."

Sonra gözleri benim karnıma kaydı.
"Eee Zeynep?" dedi fısıltıyla. "Hala tık yok mu? Bak Ece evleniyor, sen hala dayı yapmadın beni. Elimdeki bebek forması küçülecek. Yaman Enişte, çalışma programını mı aksatıyorsunuz? Set sayılarını mı düşürdünüz?"

Yaman, Barış'ın ensesine hafifçe vurdu. "Çok konuşma Barış. Her şeyin bir zamanı var."
Ama sonra Yaman'ın eli, istemsizce belimden karnıma doğru kaydı.
Ve o gece, gözlerinde sadece aşk değil, babalık özleminin de ilk kıvılcımlarını gördüm.

Eve, Siyah Köşk'e döndüğümüzde, Yaman beni yatağa yatırıp üzerimi örttü.
"Zeynep," dedi ışığı kapatmadan önce.
"Efendim sevgilim?"
"Nermin Teyze haklı galiba."
"Hangi konuda?"
"Bu ev çok büyük," dedi. Tavana bakarak. "Ve çok sessiz. Sadece ikimizin sesi yetmiyor bazen. Belki de... o sessizliği bozacak minik bir nefese ihtiyacımız vardır."

Gülümsedim ve kollarımı ona açtım.
"Belki de," dedim. "O zaman Barış'ı daha fazla bekletmeyelim."

Yaman güldü ve yanıma uzandı.
Mahallede yaprak dökümü olsa da, bizim hayatımızda çiçekler yeni açıyordu. Selin gitmişti ama aşkla gitmişti. Pars ve Ece kavuşmuştu. Barış ve Melis deliliklerine devam ediyordu.
Ve biz... Yaman ve Zeynep. Kendi masalımızın en güzel, en kutsal sayfası için artık hazırdık.