3. bölüm · Zamansız Karşılaşma
3.Bölüm "Hayal Kırıklıkları"
Zehra’nın ani vedası, evin duvarlarına derin bir sessizliğin ağır örtüsünü sermişti. Eskiden kahkahaların, neşeli sohbetlerin yankılandığı odalar, şimdi sır gibi saklanan hüzünlerin sarmalına gömülmüştü. Hava bile çok farklıydı artık; daha kasvetli, daha boğucu. Evdeki her nesne, Zehra’nın yokluğuna sessiz bir tanıklık ediyordu.
Yemek masasının etrafında toplanan aile, Zehra’nın boş kalan sandalyesine bakmaktan kaçınıyordu. Annenin gözleri, her an bir sel gibi akmaya hazır, nemli bir pınarı andırıyordu. Babasının sert bakışları, Zehra’nın ardından duyduğu derin pişmanlıkla yumuşamış, adeta bir keder deryasına dönüşmüştü.
Ve Cemile Abla… O, Zehra’yı kızı gibi sevmişti. Onun hayallerine tanıklık eden, onun gözlerindeki şevki, tutkusunu, umudunu gören biriydi. Ama şimdi, o parlak gözler sönmüştü. Cemile Abla, şimdi sessizce gözyaşları döküyordu; sessiz ama yakıcı, yürek sızlatan bir acıyla.
Elif, ablasının odasına her adım attığında, onun ruhunun orada dolaştığını hissediyordu. Odanın havası Zehra’nın kokusunu hâlâ taşıyor, kitapları sayfaların arasında gizlenen bir hatıra gibi bekliyordu. Küçük masanın üzerinde yarım kalmış notlar, defterinin arasına sıkıştırılmış ufak yazılar... Her biri, Elif’in kalbine saplanan bir hançer gibiydi. Ablasının hayalleri, Elif’in omuzlarında ağır bir yük, taşınması zor bir emanet gibiydi. Zehra’nın umutlarını yaşatma isteği, Elif’i içten içe kavuruyordu. Ancak babasının değişmez katı tutumu, bu hayali her geçen gün daha da uzaklaştırıyordu.
Üniversite sınav sonuçlarının açıklanmasına sayılı günler kala, Elif’in içindeki endişe dayanılmaz bir girdaba dönüşmüştü. Herkes sessizdi. Kimse bu konu hakkında ağzını açmıyor, sadece zamana teslim olmuş gibi bekliyordu.
Sonunda o uğurssuz gün gelip çatığında, Elif’in kalbi göğüs kafesini zorlayarak çıkacak gibiydi. Titreyen ellerle bilgisayarın başına geçti ve sonuçları kontrol etti. Kazanmıştı! Hem de istedigi bölümü kazanarak başarıya ulaşmıştı. Ancak bu sevinç, babasının olası tepkisinin gölgesinde sönük kalıyordu.
Elif, annesi ve Cemile Abla’nın destekleyici bakışları eşliğinde babasının huzuruna çıktı. Annesi, titrek bir sesle babasına Elif’in başarısını anlattı ve yalvarırcasına okumasına izin vermesini rica etti. Babası, kızının başarısıyla gurur duymuştü, ama geleneksel düşüncelerinin prangalarından kurtulamıyordu.
"Kız çocuğunun okuması neye yarayacak? Evlenip yuva kursa daha iyi," dedi tok bir sesle.
Elif’in hayalleri bir kez daha acımasızca yere serildi. Fakat bu sefer pes etmeyecekti.
"Baba," dedi sesi titreyerek ama kararlılıkla, "ben okumak istiyorum. Kendi ayaklarımın üzerinde durmak istiyorum. Zehra ablamın hayallerini de gerçekleştirmek istiyorum."
Babaların bazen söylemek istedikleri ile dillerinden dökülen kelimeler birbirini tutmaz. Babası, kızının yalvarışlarına kulaklarını tıkadı.
"Olmaz," dedi buz gibi bir sesle, "senin yerin evin. Üniversiteye gidemezsin."
Elif’in dünyası bir anda karardı. Yatağına kapanıp hıçkıra hıçkıra ağladı.
Ertesi gün, kimseye haber vermeden evden çıktı ve Zehra’nın mezarına gitti. "Abla," dedi gözyaşları içinde, "senin için savaşacayım."
Elif’in içindeki kıvılcım yeniden alev alıyordu. Babasının engellerine rağmen, bir yolunu bulacaktı. Ablasının yarım bıraktığı hayaller için, kendisi için, gelecek için...
Elif eve döndüğünde, telefonunu eline aldı. Ege'nin endişe dolu mesajları birikmişti. "Elif, neredesin? İyi misin? Seni çok merak ediyorum. Ne olur, bana bir haber ver."
Elif, titrek bir sesle Ege'yi aradı. "Ege, babam... Babam üniversiteye gitmeme izin vermedi."
Ege'nin yüreği sıkıştı. "Elif, çok üzüldüm. Ama pes etme. Bir yolunu bulacağız. Senin için ne yapabilirim?"
Elif, gözyaşları arasında konuştu. "Ege, bilmiyorum. Çok çaresizim. Sanki bütün kapılar yüzüme kapanıyor."
Elif, Ege'ye sanal dünyadaki yalanlarını, gerçek yaşadığı zorlukları anlatmak istiyordu. Fakat kelimeler boğazında bir düğüm olmuştu. Nasıl anlatacaktı? Ege'nin tepkisi ne olacaktı?
"Ege," dedi Elif, gözyaşları yanaklarından süzülürken, "ben... Ben sana sonra anlatacağım. Şimdi... Şimdi çok kötüyüm."
Ege, Elif'in sesindeki çaresizliği anladı. "Elif, tamam. Anlıyorum. Kendini hazır hissettiğinde anlatırsın. Ama unutma, ben her zaman yanındayım."
Elif, Ege'nin anlayışlı sözleriyle biraz olsun rahatlamıştı. Ama içindeki o büyük sır, onu bir gölge gibi takip ediyordu. Ege'ye karşı dürüst olamadığı için kendini suçlu hissediyordu. Elif, ne olursa olsun, Ege'ye gerçeği anlatmaya karar verdi. Fakat önce, kendi içindeki karmaşanın labirentinden çıkmalıydı. Yalanlarının maskesini indirmeli, gerçek kimliğiyle yüzleşmeliydi. Ve ancak o zaman, Ege'ye karşı dürüst olabilirdi. Cemile Abla, Elif'in odasına sessizce girdi. Onun gözlerindeki acıyı gördü ve şefkatle sarıldı. İki kadın, Zehra'nın ardından sessizce ağladılar.
3.BÖLÜM SONU
Elif gerçekleri anlatacak mı?
Üniversiteye gidebilecek mi?
Yorum atmayı ve bölümü beğenmeyi unutmayın;) ERENOVELA:) ♥️
