Zamansız Dokunuş kitap kapağı

14. bölüm / 15

Bölüm 13 - Karanlık Bir Anlığına Beni Sardı🫀🥀

Uygulamada Aç
Bölümü paylaş
Bu sayfayı paylaş
WhatsApp

Kitap sayfası
Bölümler 15Şu an: Bölüm 13 - Karanlık Bir Anlığına Beni Sardı🫀🥀

"Bazen en sessiz anlarda yazılır en büyük hikâyeler. Bu gece, sessizliğin içinden doğacak bir bağ vardı."

Kafedeki buluşmanın ardından Mehir, zihnini kemiren düşüncelerle hızlı adımlarla eve döndü.

Kalbi hızla atıyor, Alp Han'ın soyadıyla ilgili öğrendiği gerçek, içini adeta yakıyordu.

Eve vardığında kapıyı hızla açtı ve Aslı ile Cemre'nin oturma odasında onu beklediğini gördü.

Kızlar, Mehir'in yüzündeki tuhaflığı anında fark etti.

Aslı, endişeyle yaklaştı. "Mehir? Yüzün bembeyaz... Ne oldu, bir şey mi var?"

Mehir derin bir nefes aldı, ayakkabılarını çıkardıktan sonra kendini koltuğa bıraktı.
"Alp Han'ın soyadı... Dokunuş."

Cemre'nin gözleri büyüdü. "Ne? Dokunuş mu dedin? Yani Haluk Dokunuş'la aynı soyad mı?"

"Evet..." dedi Mehir, sesi biraz titreyerek. "Eğer doğruysa... Alp Han, Haluk Bey'in oğlu olabilir.
Bu sadece tesadüf olamaz. Anlamamız gereken çok şey var."

Cemre hemen ciddileşti. "Bu çok önemli bir bilgi. Eğer doğruysa, tüm parçalar yerini bulmaya başlayacak. Haluk Bey ve Meltem Hanım'ın geçmişte yollarının kesiştiğini biliyoruz. Belki de bu işin ucu, düşündüğümüzden de derin."

Aslı, dudaklarını ısırarak başını salladı. "Ama dikkatli olmalıyız. Bu sadece bir soyadı meselesi değil, daha büyük bir bağlantının işareti olabilir.

Alp Han ne kadarını biliyor? Belki

de hiçbir şey bilmiyor..."
Mehir gözlerini kapattı, ardından açıp ikisine de baktı.

"Ama ben bunu öğrenmek zorundayım. Hislerim beni yanıltmıyor. Alp Han'ın bu işin tam merkezinde olduğunu hissediyorum. Lütfen... bu araştırmayı hızlandıralım. Haluk Bey'in geçmişini, Alp Han'ın

çocukluğunu... her şeyi öğrenmeliyiz."

Cemre hemen çantasını kaptı, gözlerinde kararlılık vardı. "Ben şirketteki kayıtları tekrar tarayacağım. Bu sefer sadece Meltem Hanım'ı değil, Haluk Bey'in aile geçmişini de inceleyeceğim. Belki eski çalışanlar arasında bu hikâyeyi bilen birileri vardır."

Aslı da hemen devreye girdi. "Ben de o dönemdeki sosyal çevrelerine bakarım. Gazete haberleri, eski davet listeleri, dernek bilgileri... ne varsa ulaşırım."

Tam o sırada, yan odanın kapısı aralandı ve Emir içeri girdi. Yüzünde meraklı bir ifade vardı.

"Ne oldu? Bir şey mi buldunuz?"

Mehir, kısa bir tereddütten sonra ona döndü. "Emir... Alp Han'ın soyadı 'Dokunuş'... Haluk Bey'le aynı. Onun oğlu olabileceğini düşünüyoruz."

Emir bir an durdu, sonra kaşlarını çattı. "Dokunuş mu? Bu... garip. Eğer bu doğruysa, Alp Han'ın bu kadar mesafeli olmasının nedeni belki de geçmişidir."

"Belki de," dedi Mehir, gözleriyle boşluğa bakarak. "Ama hâlâ onunla bu konuyu konuşmadım. Bu işin iç yüzünü öğrenmeden onu suçlayamam."

Emir, Aslı ve Cemre'ye bakarak başını salladı. "O zaman bu araştırma hepimizin işi. Sadece seni değil, hepimizi etkileyen bir hikâyeye dönüşüyor bu. Biz de yardım edeceğim."dedi Cemre.

Cemre hemen notlarını çıkardı. "Haluk Bey'in bağlantılarını incelerken, sadece iş değil, aile

bağlarına da bakacağım. Hira'nın geçmişiyle de örtüşen bir şeyler olabilir."

Aslı, gözlerini Mehir'e dikti. "Alp Han belki de bu sırları bilmiyor. Ya da... biliyor ama seni korumak için susuyordur. Her halükârda, gerçeğe ulaşmalıyız."

Mehir içini çekerek başını salladı. "Ona her geçen gün daha çok yaklaşıyorum. Ama şimdi... onu daha çok tanımaya, daha çok anlamaya ihtiyacım var. Ve evet, bu geçmişin karanlığını da aydınlatmak zorundayız."

Aslı, Cemre ve Emir aynı anda başlarını salladılar. Artık bu sırları yalnızca Mehir'in değil, onların da taşıdığı bir gerçek haline gelmişti.

---

Evdeki hava artık sıradan bir huzursuzluk değildi; ağır, bastırıcı ve çözülmeyi bekleyen bir bilmece gibiydi.

Mehir için her şey daha da karmaşıklaşıyordu. Alp Han'a duyduğu güvenle içini kemiren şüpheler arasında sıkışmıştı.

Haluk Bey, Meltem Hanım ve şimdi Alp Han...

Hepsi bir noktada birleşiyordu.

Ama hangi noktada?

Mehir bunun cevabını bulmak için artık yalnız olmadığını biliyordu.

Artık Aslı, Cemre ve Emir de bu karanlık geçmişin kilidini açmak için onunla birlikteydi.

Ve o kilit açıldığında, hiçbir şey

eskisi gibi olmayacaktı.

dehlizlerinden."

Mehir, arkadaşlarının desteğiyle Alp Han'la daha fazla vakit geçirme kararı almıştı. Haluk Dokunuş'la ilgili öğrendikleri, onu zihninde derin bir boşluğa sürüklüyordu.

Artık bu sadece Alp Han'ın geçmişi değil, kendi geçmişine uzanan karanlık bir köprünün adımlarıydı.

Her şey, bir soyadıyla başlamıştı. Haluk Bey'in oğlu olması, Mehir'in kafasında bir hayalet gibi dolaşıyor, çözülmesi gereken büyük bir sır gibi önünde duruyordu.

Ama hala eksik bir şey vardı... Bir bağ, bir ipucu daha.

Evde, Aslı, Cemre ve Emir, Mehir'in annesinin ölümüyle ilgili daha fazla bilgi edinmeye odaklanmışlardı.

Herkes kendi cephesinden araştırmalar yaparken, Mehir'in Alp Han'la geçireceği her an, artık daha dikkatli olmalıydı.

Her kelime, her bakış önemliydi. Çünkü bir cümle, belki de geçmişin kilidini açabilirdi.

Akşam saatlerinde Emir yine Mehir'in odasına geldi. Gözleri kararlıydı. Yüzündeki ifade, artık oyalanacak zaman kalmadığını söylüyordu.

"Mehir," dedi Emir, sakin ama etkileyici bir ses tonuyla. "Annenin ölümünü daha derinlemesine araştırmamız lazım. Bildiklerimiz buzdağının sadece görünen kısmı olabilir.

Haluk Bey ve Alp Han'la ilgili öğrendiklerimizin, Meltem Hanım'ın ölümüyle bağlantılı olduğunu hissediyorum. Ama bazı taşlar hâlâ yerine oturmuyor."

Mehir, başını hafifçe sallayarak onayladı. "Evet... Haluk Bey'in geçmişiyle ilgili bir şeyler bulduk ama asıl cevaba ulaşamadık.

Bu yüzden Alp Han'la daha çok vakit geçirmeliyim. Belki sandığım kadar uzak değil cevaplar."

Emir bir adım daha yaklaştı. "Belki de annenin ölümünü araştırırken, Haluk Bey'in ve Alp Han'ın geçmişindeki karanlık noktaları da ortaya çıkarırız. Her şey bir şekilde birbirine bağlı

gibi."

Mehir'in kalbi sıkıştı. İçinde fırtınalar kopuyordu ama yüzü hâlâ sakindi. "Bunu düşündüm... Belki Alp Han bazı şeyleri biliyor ama anlatmıyor. Belki de anlatamıyor."

Tam o sırada Cemre ve Aslı içeri girdiler. Cemre, Emir'in söylediklerine katıldı.

"Belki de gerçekten Alp Han bir şeyleri biliyor ama bizimle paylaşmak istemiyor. Ama onunla geçirdiğin

zamanlar, bu sır perdesini aralamana yardımcı olabilir."

Aslı, elinde birkaç dosyayla içeri girerken konuştu: "Haluk Bey'in geçmişini araştırırken, Meltem Hanım'ın çalıştığı yerden bazı belgeler buldum.

İlginç olan, Haluk Bey'in geçmişte yakın olduğu birkaç kişiyle Meltem Hanım'ın da bağlantısı var. Bu sadece tesadüf olamaz."

Emir'in gözleri büyüdü. "Bu çok önemli bir şey olabilir. Eğer Meltem Hanım'ın geçmişindeki isimler, Haluk Bey'in çevresiyle örtüşüyorsa, bu araştırma sadece bir kişisel kaybın değil, büyük bir sırrın anahtarı olabilir."

Mehir derin bir nefes aldı. "O halde, siz belgeleri incelemeye devam edin. Ben de Alp Han'la geçirdiğim her anı daha dikkatli yaşayacağım. Belki küçük bir kelime bile her şeyi

başlatabilir."

O gece, hep birlikte odada otururken konuşma Mehir'e geldi. Gözleri dalgın, sesi geçmişin ağırlığıyla titrekti.

Ben çok küçüktüm hatırlamıyorum ama annem sonradan bana birşeyler anlattı.

"Biliyorsunuz," dedi, "annem çok zor bir hastalıkla mücadele etti. Ben sadece beş yaşındaydım. Kardeşim... henüz doğmamıştı.

O zamanlar annemle babamın arasında bir şeyler çoktan bozulmuştu. Annem yalnızdı. Hem hasta, hem hamileydi... O kadar zordu ki her şey."

Aslı dikkatle dinliyordu. "Peki, o zaman kardeşin? Bildiğim kadarıyla bir kardeşin yoktu."

Mehir bir an durdu. Sonra gözleri dolu dolu cevapladı. "Kardeşim... O doğdu ama yaşamadı.

Annem onu kucağına bile alamadan kaybetti. O gün, annemin içindeki ışığın bir kısmı sönmüştü. Ama bana her zaman güçlü görünmeye çalıştı."

Cemre başını eğdi. "Böyle bir kayıp... Gerçekten anlatılamaz bir acı."

Mehir devam etti.

"O zamanlar çok küçüktüm ama hatırladığım bir şey var. Annem hep

gülerdi. Ama geceleri... Sessizce ağladığını duyardım. Hiç kimse görmeden, kimseden yardım istemeden...

Bizi ayakta tutmaya çalıştı. Babam mı? 'Ben hasta bir kadını sevmem,'

dedi. Evet, aynen böyle söyledi.
Gözlerinin içine baka baka... Ve gitti.

Annem hem çalıştı, hem savaştı, hem de bizi yaşatmaya çalıştı. O gerçek bir kahramandı."

Aslı ve Cemre gözyaşlarını tutamamıştı. Emir ise sessizce Mehir'e bakıyordu. Sessizlik bir süre odayı doldurdu.

Sonra Emir yavaşça konuştu: "Bazen hayat, geçmişin enkazlarıyla geleceği kurar. Ama biz şimdi bu enkazı kazmalıyız.

Annene dair bilmediğimiz her şeyi öğrenmeliyiz. Tıpkı Haluk Bey

ve Alp Han'ın geçmişini öğrenmemiz gerektiği gibi..."

Mehir başını kaldırdı. Gözleri kararlıydı. "Evet. Bu işin peşini bırakmayacağız.
Çünkü her şey birbiriyle bağlı.
Annemin acısı, kardeşimin kaybı, Haluk Bey'in gölgesi... Hepsi bir zincirin halkaları gibi."

Aslı, Cemre ve Emir başlarını sallayarak Mehir'in kararlılığını desteklediler.

Ve o gece bir karar verdiler: Bu sırlar, ne kadar karanlık olursa olsun, gün yüzüne çıkacaktı.

Bölüm etkileşimi

Okurlar bu bölümle etkileşime geçti

26okunma 1beğeni 0yorum
Bu iki tercih yalnızca bu tarayıcıda saklanır; yukarıdaki Vaveyla sayaçları gerçek uygulama verisidir.

Kategoriler ve Temalar

Kategoriler ve temalar yükleniyor…