6. bölüm · Zamansız Dokunuş
5. bölüm Yeni Bağlantılar🌕🌑
"İnsanlar, birbirlerine dokunduğunda, geçmişin yaraları iyileşmeye başlar."
Albüm sayfaları kapanmış, kahkahalar yavaşça yerini tatlı bir sohbete bırakmıştı.
Gece ilerledikçe Mehir, içinde taşıdığı kelimelere daha fazla direnemedi. Yanında olan iki insan, onun en derin yaralarını bile anlayabilecek kadar yakındı.
Belki de şimdi anlatma zamanıydı.
Oturma odasına geçtiklerinde, evin loş ışıkları altında her şey daha sıcak ve samimi gelmişti.
Mehir pencerenin yanındaki tekli koltuğa geçti.
Cemre ve Aslı karşısındaki koltuğun hemen iki yanına kuruldular. Bir anlık sessizlik, onları üç ayrı şehirdeki üç ayrı kadından, tek yürek gibi atan üç dost haline getirmişti.
Cemre başını eğdi, meraklı ama yumuşak bir sesle,
"Artık anlatır mısın? Orada ne yaşadın? Seni bu kadar derinden etkileyen neydi?" diye sordu.
Aslı ise gözlerini Mehir'den ayırmadan, "Biri köyü bişey mi yaptı, sen iyi misin? Mehir?" diye ekledi.
Mehir, başını hafifçe eğip gülümsedi. Kalbi, geçmişin hatıralar ile doldu.
"Orada... bir adamla tanıştım," dedi, sesi önce hafif titrek, sonra daha net. "Alp Han."
Cemre ve Aslı, birbirlerine kısa bir bakış attılar ama sessizliklerini bozmadılar.
Mehir anlatmaya devam etti:
"Onu ilk gördüğümde... Biraz korktum karşılaşmamız dan nurdan gittiğim ilk gün gece ormanda karşılaştık.
Ama sonra sohbet edip zaman geçirdikçe garip bir huzur hissettim.
O kadar içten bir adam ki... Konuşmaları, bakışları, sessizliği bile bana iyi geldi.
Aslı;
"Nee!! Birdaka dur sen şimdi tanımadığın bir adamla ormanda beş gün mü geçirdin ben yanlış mı duydum?"
Cemre ye döndü ve; ". Cemre ben yanlış mı anladım?"
"Yoo doğru anladın" dedi Cemre. Ve ekledi;
" Kızım sen iyi misin ya başına birşey gelseydi."
(Çok haklısınız ben de
hala bunu yaptığıma
şaşırıyorum.)
Cemre;
"Eee sonra ne oldu anlatacak mısın bizi çatlatmaya devam mı edeceksin?"
Aslı araya girdi;
"Adam nasıl biriydi yakışıklı mıydı?"
Cemre aslının koluna vurdu.
"Yuh Aslı konu şu an o mu sence"
diye ekledi.
"Dediğim gibi, biz ormanda karşılaştık tanıştık, konu konuyu açtı, kahvaltı yatık, yıldızları izleyip kahve falan içtik... "
Mehir ormanda yaptıkları ve konuştukları her şeyi tek tek anlatmaya başladı.
Aslı ve Cemre de masal dinliyorlarmış gibi dinlemeye başladılar. Aslı sık sık araya girip ayrıntı istiyor Cemre de böldüğü için sürekli koluna vuruyordu.
Aslı hafifçe başını salladı, Mehir'in kararını destekler gibiydi.
"Ve sonra?" dedi nazikçe.
"Sonra, bir sabah kalktığımda gitmişti." Mehir'in sesi çatallaştı.
Elini cebine attı ve kırışmış küçük kağıt parçasını çıkardı.
"Bu notu bırakmış."
Cemre uzanıp notu aldı ve okudu. Ve ekledi;
"Seninle tanıştığına madem bu kadar memnunmuş işi ne kadar acil olursa olsun bir veda edebilirmiş bence."
Cümle odaya yayıldığında, üçü de sessiz kaldı.
Aslı sessizliği bozdu;
"Evet ama adam zaten notta belirtmiş çok önemli bir ihale için olduğunu ne yapsın yani" ve Mehir' e dönüp ekledi;
"Canım arkadaşım özür dilerim ama beş günlük tanıdığın biri için sen bu kadar önemli bir işini riske atar mıydın?
Belki de, ikinizi de hazır olmadığı bir hikâyenin başlangıcıydı bu ve riske atmak istemedi."
"Onu özlüyor musun?" diye sordu Cemre.
Mehir bir an düşündü, sonra başını salladı.
"Özlemek gibi değil de. İçinde bir boşluk olur ya... işte öyle bir şey. Ama şunu fark ettim;
O oradaydı çünkü ben kendimi bulmam için birine ihtiyaç duyuyordum. O da sadece geldi, bana aynayı tuttu... sonra gitti.
Belki de Kader böyle istemişti."
Cemre gözlerini kısmıştı, içten içe Mehir'in yaşadıklarını çözmeye çalışıyordu.
"Ve şimdi ne yapacaksın?"
Mehir gülümsedi. "Hayatıma devam edeceğim.
Ama artık biraz farklı biri olarak."
Aslı hafifçe omzunu Mehir'in omzuna dayadı.
"Yalnız değilsin. Unutma, buradayız. Her zaman."
O an, Mehir için bir şey netleşmişti.
Sessiz ayrılıklar, bazen en gürültülü iç konuşmaların habercisiydi. Ve bazı insanlar, sadece bir mevsimlikti.
Ama bıraktıkları iz, bir ömürlük
olabilirdi.
Mehir, gözlerini kısarak, "Neyse, hayatımda kısa ama güzel bir anıydı. Şimdi unutalım, hadi biraz da siz anlatın."
Aslı, babanı buraya taşınmaya ikna edebildin mi?" diye sordu,gülümseyerek.
Yüzündeki yorgun ama huzurlu ifade, arkadaşlarının gözlerinden kaçmadı.
Aslı, Mehir'in sorusuyla bir an için kafasını kaldırdı ve derin bir nefes aldı. "İkna edemedim, ama hâlâ çalışıyorum."
Diye ekledi.
Aslının babası annesiyle ayrıldıktan sonra şehir merkezinden taşınmış küçük bir ilçeye yerleşmişti.
Emeklilik yaşı geldiği için bu bir sorun olmamıştı.
Bahçe işleriyle uğraşıp zamanının çoğunu kitap okuyarak geçiriyordu.
"Babam için şehirdeki hayat çok daha tanıdık, biliyorsun. Ama taşınmak... Eğer ikna edemezsem sanırım tek başıma gelmem gerekiyor.
Sanırım bir gün ikna edeceğim," dedi, gözlerinde bir umut parıltısı vardı.
Babası, Aslının bağımsız yaşamasını ve kararlılığını takdir etse de, bazen onun değişen yaşam koşullarıyla tek başına mücadele edemeyeceğini düşünüyordu. Ve hep gözünün önünde tutmak istiyordu.
Cemre, kollarını sarmış bir şekilde otururken gülümsedi.
"Yani bir süre daha babanın yanında mı kalacaksın?" dedi.
Bence burada kalmak sana çok daha iyi gelir. Hem eğlenceli, hem de daha fazla birlikte vakit geçirebiliriz." dedi.
Aslı, Cemre'nin söylediklerine gülerek başını salladı.
"Evet, belki. Ama babamla konuşurken biraz daha ikna edici olmam lazım.
O kolay kolay karar değiştiren biri değil."
Mehir, bir yudum su içtikten sonra gülümsedi.
"Bence baban da eninde sonunda seni anlayacak. Hem sonuçta, senin için en iyi olanı istiyor."
O sırada Cemre'nin telefonu çaldı ve o, telefonunun ekranına bakıp;
"Sonunda!" diyerek telefonu açtı.
Mehir ve Aslı, Cemre'nin konuşmasını sessizce dinlediler.
Cemre'nin yüzü giderek ciddileşirken, Mehir gözlerinde bir belirsizlik hissetti.
Cemre'nin ses tonu aniden değişmişti, ama ne olduğunu anlamadan Cemre telefonu kapatıp,
" Bana bakın, önemli bir şey söylemek istiyorum, Mehir özellikle senin dinlemen gerekiyor.
Sizinle bir şey konuşmam lazım," dedi.
Aslı ve Mehir birbirlerine bakıp merakla Cemre'ye dikkat kesildiler.
************
(Alp Han'ın Dönüş Yolu)
İhale günü sabahın erken saatleriydi. Kuş cıvıltıları odayı dolduruyordu.
Alp Han telefonun çalma sesine uyandı.
Gelen telefon Demirden di, Telefonu açtı;
" Efendim Demir sonuçlandı mı?"
Demir;
"Evet patron ihaleyi biz almışız ama büyük bir sorun var.
Banka, şirketin ana hesabını kara para şüphesiyle dondurmuş ve biz ihale için gerekli olan teminatı yatıramıyoruz.
Hemen gelmen gerekiyor."
"Kapat geliyorum" Alp Han uzun zamandır bu ihale için uğraşıyordu sinirle telefonu yatağa fırlattı ve dışa girdi ardından hemen hazırlandı. Kapı eşiğine gelmişti ki;
(Mehir...hemen çıkmam
gerekiyor ama böyle habersiz
gitmek istemiyorum
telefon numarasını da
almadım ama not bırakabilirim.)
Alp Han o an kalbinden geçenleri bir kağıda yazdı ve bir ucunu uçmasın diye veranda da masanın üzerinde duran saksının altına sıkıştırdı. Hızla arabaya bindi ve oradan ayrıldı.
Yaklaşık bir buçuk saat geçmişti.
Alp Han, arabasının direksiyonunda ellerini sıkıca kavrarken, gözleri uzaklara, İstanbul'un girişine doğru odaklanmıştı.
Ş
ehir, dışarıdan bakıldığında her zamanki gibi hızlı, gürültülü ve karmaşık görünüyordu.
Ama Alp Han'ın zihninde çok farklı bir dünya vardı.
Ormanın derinliklerinde, Mehir'le geçirdiği o birkaç gün...
Her anı, ruhunun derinliklerine kazınmıştı.
Şimdi, o anılarla birlikte, normal hayatına geri dönüyordu.
Ormana giderken böyle bir an yaşayacağı aklının ucundan geçmezdi.
Mehir... Onunla geçirdiği zamanın, hayatında başka bir yere koyduğu bir dönüm noktası olduğunun farkındaydı. Orada, sadece huzur değil, aynı zamanda başka bir dünyaya açılan kapılar da bulmuştu.
Fakat gerçek dünyaya dönmek, o kapıları kapatmak anlamına
geliyordu.
O kadar kolay değildi.
Mehir'in gözleri, söyledikleri, sesi...
Her şey hâlâ kulaklarında çınlıyordu.
Alp Han, şehrin bir köşesinde, ailesinin geleneğini ve işlerini devralarak hayatını şekillendirmişti.
Zengin ve köklü bir aileden gelen Alp Han, iş dünyasında başarılı, karizmatik ve kendine güvenen bir adam olarak tanınıyordu.
Ama son zamanlarda, kendisini yalnız
hissediyor, geçmişin izleri ve geleceğe dair belirsizlikler arasında sıkışıyordu.
Ormanda Mehir'le geçirdiği o birkaç gün, ona huzur ve farklı bir bakış açısı kazandırmıştı.
Ama dönüş yolunda, şehirdeki sorumlulukları ve hayatı yeniden kucaklamak zorundaydı.
Şehirdeki hayatına dönerken, içindeki huzursuzluk ve karışıklıkla yüzleşmek zorundaydı.
Bir an önce şirkete gidip karşılaştıkları bu sorunu gidermesi gerekiyordu.
Yaklaşık on dakika sonra varmıştı. Arabayı durdurdu ve ofisine gitmek için asansöre yöneldi.
Demir hazır şekilde orda bekliyordu.
En kısa sürede sorun gidermek için çalışmalar başlamıştı.
