2. bölüm / 15
Zamansız DokunuşBölüm 1: Ormanın Çağrısı 🌳
Bölümler 15Şu an: Bölüm 1: Ormanın Çağrısı 🌳
- 1 🥀Yazardan Okurlara🥀170 kelime
- 2 Bölüm 1: Ormanın Çağrısı 🌳923 kelime · Okuduğun bölüm
- 3 2. bölüm Karanlıkta Yabancı🌑988 kelime
- 4 3. bölüm İki Farklı Dünya🌓1.112 kelime
- 5 4. Bölüm: Sessiz Ayrılık🥀1.021 kelime
- 6 5. bölüm Yeni Bağlantılar🌕🌑1.221 kelime
- 7 6. bölüm Sırlar Gün yüzüne çıkıyor 🍂🥀1.166 kelime
- 8 Bölüm 7: Kaderin Cilvesi 🥀1.057 kelime
- 9 Bölüm 8: Büyük Tesadüf😔1.205 kelime
- 10 Bölüm 9: Geçmişin İzleri Gün Yüzüne Çıkacak mı❤️🩹1.088 kelime
- 11 10. Bölüm: Sırların Ardında🔏978 kelime
- 12 11. Bölüm: Bir Tehdit mi var❓1.397 kelime
- 13 Bölüm 12 - Bizi İzliyorlar🥀🌗1.020 kelime
- 14 Bölüm 13 - Karanlık Bir Anlığına Beni Sardı🫀🥀1.225 kelime
- 15 14. Bölüm - Cevapsız sorular...💔 Kutlamalar...934 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Yolun başlangıcı, içindeki en derin duyguları keşfetmeye davet eder."
Mehir, günlerdir bitmek bilmeyen toplantılar, iş görüşmeleri ve şehir hayatının kaosundan yorulmuştu.
Sabahları alarmın sesine uyanmak, akşamları ise yatakta saatlerce uyuyamadan dönüp durmak... Şehir ona asla rahat veremiyordu.
Her şey sıkıcı, gürültülü ve boğucuydu. Yine de dışarıdan bakıldığında herkesin hayatı mükemmel görünüyordu:
Arkadaşları, ailesi, iş çevresi... Ama içinde derin bir boşluk vardı.
Ve bunu başkasına anlatması imkânsızdı.
Bir hafta sonu, artık bunalmanın ötesine geçmişti. Arkadaşlarına bile anlatamadığı bu yorgunlukla, o sabah nihayet kararını verdi:
Kendine birkaç gün ayırmalıydı. Farklı bir yere gitmeli, sessizliğin içinde kaybolmalıydı. Sadece kendiyle baş başa kalacağı bir yer... Yalnızca huzuru ve sessizliği arıyordu.
Annesi ölmeden önce , halasının bir zamanlar tek başına yaşadığı orman evini ona bırakmıştı. Halası yurtdışında yaşıyordu.
Ve çok uzun zaman önce gitmişti.
Mehir' in tarihini bile hatırlamayacağı kadar uzun bir zaman... Mehir, halasının o eski evine sığınmak için kararını vermişti.
Ormanla iç içe, tamamen uzak bir yaşam... Yalnızca kuşların ve rüzgârın sesi... Şehirde her şeyin sesinden bunalmış biri için belki orada, sessizlik ve huzur onu yeniden kendine getirirdi.
Yola çıktı en sevdiği parça çalmaya başlarken uzun uzun düşüncelere daldı.
Birkaç saat içinde eve çıkan toprak yoldan geçerken, hava yavaş yavaş kararmaya başlamıştı.
Aklına, şehirde ne kadar acele ettiği, her şeyin ne kadar hızlı geçtiği geldi. Bu yüzden, yolda geçirdiği zaman ona tuhaf bir huzur veriyordu. Yavaşlayabilmek... En son ne zaman yapmıştı ki bunu?
Tozlu yolun kenarında eski ağaçlar sıralanmıştı. Hızla geçerken bile, rüzgârla dans eden yapraklar, birbirine karışan gölgeler her geçen dakika içinde büyüyordu. Burası, çok eskiden bildiği bir yerdi.
Ancak zamanın nasıl geçtiğini fark edememişti. Büyümüş şehir hayatının temposuna alışmaya çalışan genç bir kız olmuştu. Şehir hayatı ne kadar hızlıysa, doğanın zamanı da o kadar yavaş ve derindi.
Ev, ormanın tam kalbinde, insanlardan ve dünyadan uzak bir yerdeydi. İçeri girdiğinde, eski evin kokusu onu tuhaf bir şekilde rahatlatmıştı.
Burada yaşarken her şeyin çok farklı olduğunu hatırlıyordu. Sanki zaman burada çok daha yavaş ilerliyordu. Her şeyin kendine has bir ritmi vardı.
Evin odalarında eski mobilyalar, halasının sevdiği kitaplar ve nostaljik hatıralar vardı.
Mehir, odada dolanırken her köşede halasının izlerini hissedebiliyordu. Zaman bir nebze durmuş gibiydi burada; geçmişin ve anıların kokusu her yerdeydi.
Burayı ne kadar özlediğini şimdi daha iyi anlayabiliyordu. İçinden dışarı çıkıp akşamın yavaşça karanlığa dönüşünü izlemek geçiyordu. Küçük veranda da, eski tahta sandalyeye oturup arkasına yaslandı. Gözlerini kapadı ve derin bir nefes aldı.
Burada olmak... Her şeyin ne kadar sessiz olduğunu hissetti. Şehirdeki gürültüler, kalabalıklar, trafik... Hiçbiri burada yoktu. Huzurluydu.
Bir süre sonra geceyi daha iyi hissetmek için yürümeye karar verdi. Evet gece kararı yordu ve bundan pekte emin değildi ama onu durduracak bir şey de yoktu. Evin arkasındaki orman, geceyi daha gizemli hâle getiriyordu.
Sadece rüzgârın, yaprakların arasından çıkan ince fısıltıları ve hayvanların geceye ait sesleri vardı. Ama bir şeyler eksikti... Aklına anne babası ile küçük bir haftasonu tatili için geldiklerinde çıktıkları yürüyüşler geldi.
Burası çok tanıdık bir yerdi, ama geçmişte. Ama başka bir his daha vardı içinde. Mehir sanki kendisinden başka birinin varlığını hissetmişti. Ve, derin bir içgüdüyle bir şeylerin doğru olmadığını hissetti.
Ormanda yürürken, akşamın karanlıkları yavaşça içine işliyordu. Biraz korkuyordu ama korkusunu düşünmemeye çalışıyordu. İçinden;
"Ah be kızım ne işin var bu saatte Allah'ın ıssız ormanında" derken tam o sırada karanlığın içinde birşey farketti.
Hava çok karanlıktı. Gözleri karanlığa alışırken bir siluet fark etti.
Uzaktan yaklaşan bir adam, geceye karışmış bir figür gibi görünüyordu. İlk başta gözlerinin yanıldığını düşündü ama hızla yaklaşan gölge yavaşça belirmeye başladı.
Bu adamın buraya ait olmadığı kesindi. Mehir'in kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Korkuyordu bu saatte ıssız bir ormanda ne işi vardı acaba bu adamın.
Adam, tıpkı onun gibi ormanın derinliklerine doğru ilerliyordu. Yavaşça ilerliyor, sanki kaybolmuş bir şeyleri arıyordu.
Mehir'in ilk tepkisi korkuydu ama giderek korku yerini meraka bırakmıştı.
Gözleri adamın sırtına takılı kalmıştı. Yavaşça mesafeyi kapatmaya, adımlarını hızlandırmaya başladı. Nereye gittiğini, kim olduğunu ve bu saatte bu ormanda ne aradığını merak ediyordu.
" Bu merakım yüzden bir gün başıma bir iş gelecek ama dur bakalım."
Sessizce adamı takip etmeye devam ediyordu ki tam o sırada ayağı bir ağacın köküne takıldı . Düşmemek için kendini son anda ağacın gövdesiyle tuttu ve hızla kafasını laldırdı ama takip ettiği adam yoktu.
"Kimsiniz siz ?
Ve beni neden takip ediyorsunuz?"
Ani bir refleksle arkasını döndü takip ettiği adam arkasındaydı.
"Asıl sen kimsin ve bu saatte ormanda ne işin var?"
Mehir bu cesareti nereden bulduğunu bilmiyordu.
(Yürek yemiş olabilirim.)
Adam yüzünde hafif bir srıtışla cevap verdi;
"Siz demek istediniz herhalde. Ayrıca ilk ben sodum." Dedi ve yaklaşmaya başladı.
Mehir, hızla yaklaşan silueti izlerken kalbi yerinden çıkacak gibi çarpıyordu. Ormanın geceyi sarhoş edici sessizliği bir anda gergin bir hâl almıştı.
Ay ışığı, ağaçların arasından süzülerek adamın yüzünü netleştirdi ve tanımadığı bir yabancının siluetini gözler önüne serdi.
Adam oldukça yakışıklıydı; kaslı ve fit vücudu, geceye rağmen dikkat çekiciydi. Siyah saçları karanlıkta hafif ıslak gibi parlıyor, kirli sakalı yüz hatlarını belirginleştiriyordu.
Mehir, adamın duruşunda bir güven hissetti. Ortama hâkim olabilen, güçlü bir auraya sahipti.
(Bunu düşünmenin tam da
sırasıydı değil mi afferin
sana kızım)
Yavaşça ilerleyen adam, Mehir'in korkusunu çok iyi hissetmiş gibiydi. Aralarındaki mesafe azaldıkça her iki taraf da adımlarını daha temkinli atmaya başladı.
"Sen... Kimsin? Neden cevap vermiyorsun?" diye sordu Mehir. Sesindeki korkunun yanı sıra cesaretini bir kez daha toplayarak.
Adam bir an donakaldı. Mehir'e döndü gözleri karanlıkta parladı. Duruşunda ki özgüven ve cesaret, onun sadece bir yabancı olmasının çok ötesinde bir izlenim bırakıyordu.
"Alp Han," dedi kısa ve net. "Peki ya sen?"
"Mehir," diye yanıtladı genç kadın, derin bir nefes alarak.
(Alp Han demek neden
Burada acaba öğrenelim
bakalım)
Mehir;
"Burada ne yapıyorsun? Ne işin var bu kadar derinlerde?"
Bölüm etkileşimi
