4. bölüm / 15
Zamansız Dokunuş3. bölüm İki Farklı Dünya🌓
Bölümler 15Şu an: 3. bölüm İki Farklı Dünya🌓
- 1 🥀Yazardan Okurlara🥀170 kelime
- 2 Bölüm 1: Ormanın Çağrısı 🌳923 kelime
- 3 2. bölüm Karanlıkta Yabancı🌑988 kelime
- 4 3. bölüm İki Farklı Dünya🌓1.112 kelime · Okuduğun bölüm
- 5 4. Bölüm: Sessiz Ayrılık🥀1.021 kelime
- 6 5. bölüm Yeni Bağlantılar🌕🌑1.221 kelime
- 7 6. bölüm Sırlar Gün yüzüne çıkıyor 🍂🥀1.166 kelime
- 8 Bölüm 7: Kaderin Cilvesi 🥀1.057 kelime
- 9 Bölüm 8: Büyük Tesadüf😔1.205 kelime
- 10 Bölüm 9: Geçmişin İzleri Gün Yüzüne Çıkacak mı❤️🩹1.088 kelime
- 11 10. Bölüm: Sırların Ardında🔏978 kelime
- 12 11. Bölüm: Bir Tehdit mi var❓1.397 kelime
- 13 Bölüm 12 - Bizi İzliyorlar🥀🌗1.020 kelime
- 14 Bölüm 13 - Karanlık Bir Anlığına Beni Sardı🫀🥀1.225 kelime
- 15 14. Bölüm - Cevapsız sorular...💔 Kutlamalar...934 kelime
Bu aramayla eşleşen bölüm bulunamadı.
"Karanlık, sadece ışığın daha parlak olacağı bir yerin işaretidir."
Alp Han, kısa bir duraksamanın ardından gülümsedi:
"Evet.
Buraya sadece birkaç günlüğüne geldim. Ama bazen birkaç gün bile insan için büyük bir ara oluyor.
Sonra yine şehir hayatına dönmem gerekiyor."
Mehir, buna pek şaşırmadı. Konuşmanın başında iş adamı olduğunu öğrenmişti ve çok fazla vakti olmadığını tahmin edebiliyordu. Şaşırdığı konu onun bu kadar büyük bir iş adamı olmasıydı.
Daha azını bekliyordu fazlasını değil.
Alp Han'a döndü;
" Evet, doğru. Zengin iş insanlarının pek vakti olmuyor, değil mi?"
Alp Han, yüzünü ona çevirdi. Mehir'in bakışlarında kısa bir süre durdu.
-"Zenginlik, pek çok insanın düşündüğü kadar güzel bir şey değil."
Ve para yanında sadece mutluluk getirmez. Bunu kendi deneyimlerinden yola çıkarak söyleyebilirim.
Aslında bazen en çok ihtiyaç duyduğun şey... gerçekten bir şeyler yapmak için zaman bulmak oluyor."
( Tabi canım siz zenginler
hepiniz aynısınız madem para
size mutluluk getirmiyor
o zaman neden elinizdekileri
ihtiyacı olanlarla
paylaşmıyorsunuz?)
İçinden söylediklerini Alp Han' ın yüzüne söylemeye cesaret edemedi. Gözlerini kısıp gülümsedi.
"Belki de haklısın ama biz daha önce hiç sizler kadar zengin olmadığımız için söyledikleriniz çok da inandırıcı gelmiyor."
Alp Han kahkaha attı.
"Haklısın"
(Komik değildi aslında
ciddiydim aman neyse ondan
bunu anlamasını beklemem
hata zaten)
Mehir, bir süre dereyi izledi. Sonra kafasını çevirdi, Alp Han'a dönerek içtenlikle gülümsedi:
"O zaman birkaç gün boyunca bu sakinliği doyasıya yaşa. Ben seni daha fazla rahatsız etmiyeyim. Zaten benim yüzümden kahvaltını geciktirdin.
Şimdiden afiyet olsun."
Alp Han, bir süre sessiz kaldı. Sadece suyun şırıltısını dinledi. Ve aynı içtenlikle karşılık verdi:
"Teşekkür ederim umarım bir daha karşılaşıp birşeyler ime fırsatı bulabiliriz."
(Nee benimle tekrar görüşmek
istiyor benden rahatsız olduğunu
düşünmüştüm neyse ağırdan al
kızım)
Mehir, bu cümleye karşılık verip vermemek konusunda kısa bir an durdu. Sonra gülümsedi ve şöyle ekledi;
"Bilmiyorum. Bekleyip göreceğiz."
Alp Han, bir an düşündü. Ardından kafasını sallayıp Mehir'e baktı.
Ve böylece, iki farklı dünyanın insanı, aynı huzurlu doğada birkaç günlüğüne kendi dünyalarında kaybolmayı planlanlıyorlardı.
Fakat herşeyin başladığı o akşam - ilk karşılaştıkları an-
ikisinin de içinde derinlerde bir yerlerde, hayatla ilgili hâlâ çözmeleri gereken çok şey olduğunu söylüyordu.
Yavaşça bir adım atarak dereden biraz uzaklaştılar.
Ama bilmedikleri bir şey vardı: Kader onları görünmez bir ip ile birbirine bağlamıştı.
Mehir, dere kenarındaki o huzurlu sessizliği Alp Han ile paylaştıktan sonra yavaşça orman yoluna doğru yürümeye başladı. Hâlâ içindeki o eksik hissi tam olarak anlayamıyordu.
Alp Han'ın varlığı ona bir şeyler hissetiriyordu ama ne olduğunu çözmesi için zamana ihtiyacı vardı.
Her şey çok karışıktı. Hafifçe gülümsedi ve başını sallayarak kendi iç yolculuğuna devam etti.
Alp Han, Mehir'in peşinden bakarak dereden uzaklaştı. Birkaç adım attıktan sonra durakladı,
gülümsedi ve arkasına baktı.
Mehir'i izlerken onun içinde taşıdığı huzursuzluğu hissedebiliyordu.
Belki de her şeyin bu kadar hızlı ilerlemesi, her iki tarafı da beklenmedik bir noktaya götürecekti.
Yavaşça ilerlerken cep telefonunun çaldığını duydu.
Şirketle ilgili birkaç önemli mesaj vardı. Hemen arayan numarayı cevapladı.
İçinden;
Umarım İyi bir haberdir.
Diyerek Mehir'e son bir kez baktı ve telefonla konuşmaya başladı. Arayan ofis işlerinde ona yardım eden kişi ve en yakın arkadaşı Demirdi.
Mehir, ormanın sakinliğinde yürümeye devam etti. Düşünceleri arasında, bir türlü yanıtını veremediği bir soru dönüp duruyordu:
(Neden onunla karşılaştım,
bunca yıldır ara ara buraya
ziyarete gelirim ama hiç böyle
bir şey yaşamadım peki ya
neden şimdi?)
Mehir kadere çok inanırdı. Annesi ona her zaman bu hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını söylerdi. İçinden bir ses, her şeyin doğru olduğuna, bir şekilde yoluna gireceğine inandırıyordu onu.
Akşam olduğunda Mehir evine döndü. Üzerini değiştirdi ve mutfağa girdi.
(Çok acıktım ne yapsam
makarna var mıdır ki )
Çekmeceden aldığı makarnayı güzelce pişirdi üzerinde güzel bir domates sosu hazırladı.
Tabak almak için köşede duran vitrine uzandı aklına halasıyla geçirdiği eski anılar geldi.
Halası yıllar önce annesi ile arasında geçen bir anlaşmazlık yüzünden yurtdışına taşınmıştı. Ama Mehir nedenini bilmiyordu.
O tarihlerde birkaç olay olmuştu ama ailesi Mehir küçük olduğu için ona hissettirmemişti. Bilmedikleri bir şey vardı. Mehir huzursuz olduklarının farkındaydı.
Ama sorular sorup annesini daha çok zor durumda bırakmak istemiyordu.
Bu düşünceleri bir kenara bıraktı. Tek başına kalmak can sıkıntısı getirse de ona biraz da huzur veriyordu.
Tabağını aldı ve masaya geçti. Evin sessizliğinde yalnız başına yemeğini yedi.
Şehirdeki karmaşadan sonra bu sakinliği yaşamak ona iyi gelmişti. Ama bir yandan da kafasında birçok soru vardı.
Ne zaman dönmek istediğine daha karar vermemişti. Nerede iş bulacağına ve
Dönünce ne yapacağına da.
O gece, pencerenin önünde bir süre durdu ve dışarıya baktı. Ay ışığı, ormanın arasından süzülerek içeriye vuruyor; doğanın sesleri ona huzur veriyordu.
Derin düşüncelere daldı.
"Belki de bir süre daha burada kalmak, gerçekten ne istediğimi bulmam için iyi bir fırsattır." diye geçirdi içinden.
Yalnız kalmak, insanın ruhunu dinlendirebilir mi ki?
Birkaç gün geçmişti. Arkadaşlarıyla konuşmuş onlara durumu anlatmıştı. Onlar da arkadaşının bu kararına saygı duymuşlardı.
Ama tatil uzadıkça Mehir'in dönmesi için daha çok ısrar ediyorlardı.
Bu birkaç gün içerisinde Alp Han'la daha fazla görüşmeye başlamışlardı.
Orman yürüyüşleri, Sabah kahvaltısı, akşam yıldızlar eşliğinde kahve ve sohbet... liste uzadıkça uzuyordu. Mehir bu anların hiç bitmesini istemiyordu.
Alp Han'ın ihalesi bugün sonuçlanacaktı.
Sabah oldu. Güneş pencereden evin içini aydınlatıyordu.
Mehir, sabah güneşinin ışıklarıyla uyanmıştı. Yatak odasının penceresinden dışarıya bakarken, bu birkaç gün içinde ormanın derinliklerindeki huzur hala aklındaydı.
Birkaç gündür burada, şehirden uzaklaşarak biraz kafa dinlemenin iyi geldiğini hissediyordu.
Ancak o sabah, telefonunun ekranı çaldığında, şehirdeki hayatı ve arkadaşlarının ona ihtiyacı olduğunu tekrardan hatırladı derin bir nefes aldı.
Telefonu eline alıp, cevapladı. Aslı ve Cemre arıyordu. Bu, şehirdeki yaşamına geri dönmesinin zamanının geldiğinin bir işaretiydi.
Artık onların bu ısrarını görmezden gelemezdi.
(Herkesi çok özledim kesin
çok kızgınlardır bana
kendimi affettirmem gerekecek.)
"Aslı, Cemre," dedi Mehir. Sesleri hemen telefonda yankılandı.
"Mehir, neredesin?" diye Aslı'nın sesi duyuldu.
"Hani geri dönecektin bu gün neden geri dönmedin?
Kesin bu da yalandı!"
(Bir de böyle bir yalanım
vardı Ahh Mehir insan
neden böyle bir yalan
söyler kişi)
Mehir, telefonun ekranına bakarken, içindeki nasıl bir bahane uyduracağını düşünüyordu.
Mehir;
"Aslı gerçekten yalan değildi. Bu gün dönüyordum ama... şey.."
Cemre;
"Bunca yıldır arkadaşız sence yalan söyleyip söylemediğini anlayamıyor muyuz."
Mehir;
" Ayy tamam evet yalandı özür dilerim.
Yarın dönüyorum sizi çok özledim.
(Hem dah dönüp iş
bulacağım yeter bu
kadar tembellik.)
Cemre;
"Sonunda güzel bir haber. O zaman dönünce görüşürüz. İşe gitmemiz gerek kapatıyorum öptük." Dedi ve telefonu kapattı.
Telefonu kapattıktan sonra, Mehir bir an için tekrar pencereye bakarak ormanın derinliklerinde kaybolmuş gibi hissetti. Arkadaşlarıyla ilişkisini düşündü.
Ne kadar yakın olduklarını Mehir'in anne babası yokken onlar ailesi olmuşlardı.
Mehir'in artık dönmesi gerekiyordu.
Şehirdeki gürültü, arka planda Aslı ve Cemre'nin bekleyen ihtiyaçlarıyla birleşiyordu.
Ama bir yandan da Alp Han ile olan kısa ama derin bağları da vardı. Bir şeyler değişmek üzereydi.
Her şey bir karara bağlıydı.
Sonunda, dönmeye karar vermişti. Ama Alp Han'ı bir kez daha görmeden gitmek istemiyordu.
Ona veda etmek, her şeyin kapanması gerektiği duygusunu içinde taşımak, onu biraz üzmüştü...
Bölüm etkileşimi
