5. bölüm · Zaaf

5. Bölüm — Gerçek

Poyraz .

Melis'in babasının söyledikleri koridorda yankılanırken kimse konuşmadı.

“Yanında duran kişiye güvenme.”

Gözlerimi önce Emir'e çevirdim.

Sonra Melis'e.

İkisi de bana bakıyordu.

Ama hangisinin gerçekten tehlike olduğunu bilmiyordum.

Melis bir adım babasına yaklaştı.

— Ne demek istiyorsun?

Babası cevap vermeden önce kapıya baktı.

— Burada kalamayız.

— Baba, bana ne olduğunu anlat!

— Şimdi değil.

Melis'in sesi sertleşti.

— Yıllardır ortada yoksun. Şimdi çıkıp karşıma geliyorsun ve bana sadece “git” mi diyorsun?

Adam sustu.

Sonra cebinden küçük, metal bir anahtar çıkardı.

— Bunu annen sana vermemi istemişti.

Melis'in yüzü değişti.

— Annem mi?

Başımı kaldırdım.

Melis'in annesinin yıllar önce öldüğünü biliyordum. En azından herkes öyle biliyordu.

Babası anahtarı Melis'in avucuna bıraktı.

— Bu anahtarın açtığı yerde, bütün cevaplar var.

Tam o sırada dışarıdan ayak sesleri geldi.

Babası hemen geri çekildi.

— Beni görmediniz.

Melis şaşkınlıkla ona baktı.

— Baba!

— Bana güveniyorsan bunu yap.

Sonra karanlık koridorda kayboldu.

Melis arkasından bakakaldı.

Ben ise silahımı indirmeden Emir'e döndüm.

— Sen burada kal.

Emir kaşlarını çattı.

— Komutanım?

— Söylediğimi yap.

Emir birkaç saniye gözlerimin içine baktı.

Sonra başını salladı.

Melis yanıma geldi.

— Poyraz, nereye gidiyoruz?

— Sana verilen anahtarın açtığı yeri bulmaya.

— Ya tuzaksa?

Ona baktım.

— O zaman birlikte çıkarız.

Melis hafifçe gülümsedi.

— Her şeyi bu kadar kolay söylemen sinir bozucu.

— Kolay olduğunu söylemedim.

Koridorun sonuna doğru yürümeye başladık.

Bir süre sonra Melis sessizliği bozdu.

— Bana güveniyor musun?

Adımlarımı yavaşlattım.

Bu soru beklediğimden daha ağırdı.

— Şu anda güvendiğim tek kişi sensin.

Melis bana baktı.

Gözlerinde ilk kez korkudan başka bir şey gördüm.

— O zaman neden bana hâlâ bir şey saklıyorsun?

Duraksadım.

Haklıydı.

Cebimden telefonumu çıkardım ve ona bir fotoğraf gösterdim.

Fotoğrafta yıllar önce çekilmiş bir askeri ekip vardı.

En önde ben vardım.

Ama fotoğrafın arka tarafında bir kadın görünüyordu.

Melis fotoğrafa baktığı anda yüzü bembeyaz oldu.

— Bu...

— Tanıyor musun?

Parmakları titredi.

— Bu benim annem.

Boğazım düğümlendi.

— Bunu nereden biliyorsun?

Melis cevap veremedi.

Fotoğrafı tekrar elime aldım.

Yıllardır bu fotoğrafın ne anlama geldiğini bilmiyordum.

Ama şimdi her şey değişiyordu.

Melis'in annesi, benim geçmişimdeydi.

Ve belki de yıllardır çözmeye çalıştığım o gizem...

Melis'in ailesiyle bağlantılıydı.

Tam o sırada telefonuma bilinmeyen bir numaradan mesaj geldi.

Tek bir cümle vardı:

“Annenin ölümünü gerçekten öğrenmek istiyorsan, eski mühimmat deposuna gel.”

Mesajın sonunda bir saat yazıyordu.

03.30.

Saatime baktım.

03.17.

Melis mesajı okudu.

— Gitme.

— Gitmek zorundayım.

— Hayır, Poyraz.

Bileğimi tuttu.

İlk kez bana bu kadar yakındı.

— Seni kaybetmek istemiyorum.

O an bütün düşüncelerim sustu.

Ona baktım.

Ve hayatım boyunca ilk kez, bir görevin sonucundan değil...

bir insanı kaybetmekten korktum.