24. bölüm · Zaaf

24. Bölüm — Kayıp

Poyraz .

Sabah olduğunda gözlerimi açtığımda ilk düşündüğüm şey Melis oldu.

Gece boyunca neredeyse hiç uyumamıştım.

Başını omzuma yaslayıp uyuyakaldığı an gözümün önünden gitmiyordu.

Sabahın ilk ışıkları odaya vururken ayağa kalktım.

Melis hâlâ uyuyordu.

Onu uyandırmadan odadan çıktım.

Koridorda birkaç adım attıktan sonra Arslan yanıma geldi.

— Komutanım.

— Söyle.

— Dün geceki adamla ilgili araştırma yaptık.

— Bir şey buldunuz mu?

— Henüz değil.

Başımı salladım.

— Ekibi hazır tut. Bugün tekrar bölgeyi kontrol edeceğiz.

— Emredersiniz.

Tam o sırada içeriden bir ses duyuldu.

Bir kapı sertçe kapandı.

Melis'in odası.

Hemen geri döndüm.

Kapıyı açtığımda oda boştu.

Yatağın üzerindeki battaniye yere düşmüştü.

Pencere açıktı.

— Melis?

Cevap yoktu.

İçeri girdim.

— Melis!

Dolabı açtım.

Kimse yoktu.

Banyoya baktım.

Boştu.

Kalbim hızla çarpmaya başladı.

— Melis!

Koridora çıktım.

— Herkes buraya!

Ekip birkaç saniye içinde yanıma geldi.

— Melis kayıp.

Arslan'ın yüzü değişti.

— Nasıl yani?

— Odayı kontrol edin!

Herkes farklı yönlere dağıldı.

Ben pencerenin önünde durdum.

Dışarı baktım.

Yerde birkaç ayak izi vardı.

Bir çift Melis'e aitti.

Ama yanında başka izler de vardı.

İki kişi.

Belki üç.

Dişlerimi sıktım.

— Onu kaçırmışlar...

Bu cümleyi söylerken sesim bile değişmişti.

Arslan yanıma geldi.

— Komutanım, burada bunu bulduk.

Elindeki küçük parçayı gördüm.

Metal bir kolye ucu.

Melis'in kolyesiydi.

Onu dün gece boynunda görmüştüm.

Avucuma aldım.

Soğuktu.

Ama elim titriyordu.

— Aracı hazırlayın.

— Komutanım...

— Hemen!

Herkes harekete geçti.

---

Saatlerce aradık.

Ormanın içini taradık.

Eski karakola gittik.

Yolları, patikaları, terk edilmiş binaları kontrol ettik.

Ama hiçbir yerde Melis yoktu.

Her dakika daha da kötü hissediyordum.

Bir noktada durup etrafıma baktım.

— Hiçbir şey yok.

Arslan yanıma geldi.

— Bulacağız komutanım.

Başımı salladım.

Ama içimdeki korku gitmiyordu.

Melis'in dün gece başını omzuma yasladığı an aklıma geldi.

Bana güvendiğini söylememişti.

Ama o an bunu hissetmiştim.

Şimdi ise onu koruyamamıştım.

Telsizden ses geldi.

— Komutanım! Kuzey tarafında iz bulundu!

Hemen araca bindim.

Dakikalar sonra belirtilen bölgeye ulaştık.

Yerde bir kumaş parçası vardı.

Melis'in kıyafetinden kopmuştu.

Yanında da küçük bir kâğıt.

Kâğıdı açtım.

Üzerinde tek bir cümle vardı:

“Bu kez onu bulamayacaksın.”

Kâğıdı elimde buruşturdum.

Gözlerimi kapattım.

Sonra tekrar açtım.

— Her yeri arayın.

Arslan sessizce bana baktı.

— Komutanım...

— Ne?

— Kendinizi suçlamayın.

Başımı ona çevirdim.

— Onu koruyacağımı söyledim.

Sesim ilk kez kırıldı.

— Ama koruyamadım.

---

Akşam olmuştu.

Arama ekibi geri dönmeye hazırlanıyordu.

Ama ben dönmedim.

Ormanın kenarında tek başıma durdum.

Elimde Melis'in kolye ucunu tutuyordum.

Onun sesi kulaklarımda yankılanıyordu:

“Beni bırakma.”

Gözlerimi kapattım.

— Seni bırakmadım, Melis.

Fısıltım rüzgârda kayboldu.

— Sadece seni bulamadım.

Telsiz yeniden cızırdadı.

Herkes sustu.

Bilinmeyen bir numaradan kısa bir mesaj gelmişti.

“Poyraz... oyun daha yeni başlıyor.”

Mesajın altında bir fotoğraf vardı.

Fotoğrafta Melis vardı.

Korkmuştu ama hayattaydı.

Ve fotoğrafın arkasında karanlık bir oda görünüyordu.

Fotoğrafın çekildiği yeri anlayamadım.

Ne kadar baktıysam da bir ipucu bulamadım.

Telefonu sıktım.

— Melis...

Sonra başımı kaldırdım.

Artık bu sadece bir görev değildi.

Onu bulacaktım. Ne kadar sürerse sürsün.