49. bölüm · Yüzbaşı
48.Bölüm
-CİHAN-
Karargaha girdiğimizde en arkada ben yürüyordum. Yüzbaşı, Kürşat ve Emre dinlenme odasına geçtiği sırada karşıdan bir asker koşarak yanıma geldi. Göğsündeki isimlikte “Teğmen Günay Doğan” yazıyordu. Karşımdaki teğmenin yüzünde endişeli, değişik bir ifade vardı. Ne diyeceğini bilemez bir şekilde bana bakarken yanıma Emir geldi ve “Komutanım ne oluyor?” diye sordu.
Bakışlarımı teğmene çevirip, “Söylerse öğreneceğiz,” dedim.
Teğmen derin bir nefes aldı. “Komutanım, sizin operasyona desteğe gelen uçaklardan biri düşmüş ya da düşürülmüş, daha bilmiyoruz.”
İçime düşen kuşkuyla teğmene baktım. “Kod adı ya da pilot belli mi?”
Teğmen başını olumlu anlamda salladı. “Kod adı Anka 01.”
O anda Emir’le göz göze geldik. Bu uçak Elif’in uçağıydı.
Emir panikle, “Pilotun durumu ne?” dedi.
“Komutanım pilot yaralıymış, hastanede dediler.”
Aceleyle teğmenden hastanenin adını öğrenip timle birlikte hızlıca karargahtan ayrıldık ve yola çıktık. Yüzbaşı ve Emre arka koltukta otururken hâlâ panik içerisindeydiler. Yola çıktığımızdan beri bir türlü çenelerini kapatmamışlardı. Bunalmış bir şekilde arkama döndüm ve sitemli bir sesle, “Artık susun,” dedim.
Yüzbaşı ellerini hemen önünde bağlayıp savunmaya geçti: “Ne oldu, sesimden mi rahatsız oldun?”
Bu kadın yemin ederim beni delirtecekti. “Yavrum, sesinden rahatsız olduğum falan yok. İstediğin kadar konuş, son nefesime kadar dinlerim ama dakikalardır ağzından hayırlı bir laf çıkmadı.”
Yüzbaşı hâlâ tripli bir şekilde bana bakarken Emir bir anda bana doğru yüksek bir sesle konuştu: “Komutanım kurtarın beni!”
Bakışlarımı Emir’e çevirdim. “Ne var lan?”
Emir ciddi bir ifadeyle bana baktı.
“Komutanım kusura bakmayın ama burada götüm düzleşti.”
Yüzbaşı bakışlarını hızla Emir’e çevirdi. “Sen bana ne diyorsun lan?”
Emir hemen Yüzbaşı’yı reddetti. “Sizden değil şu devden rahatsızım komutanım, götünü dayadı bana, sıkıştım.”
Emre ve Emir didişirken Kürşat kısa bir an bize baktı. “Böyle bir durumda yapmayın bari.”
Emre elini öne doğru uzattı. “Sür o zaman, kaç dakikadır yoldayız?”
Kürşat daha da hızlanınca hastaneye varmamız iki dakika sürmüştü. Timle birlikte hızlıca içeri girdiğimizde, Emre birine sorarak Elif’in nerede olduğunu öğrendi. Elif şu an yoğun bakımdaydı ama hayati tehlikesinin olmadığını söylemişlerdi.
Yoğun bakım camından Elif’e bakarken Emre, sesine yansıyan bariz bir üzgünlükle konuştu: “Yüzünde yara izi kalacakmış.”
Yüzbaşı, Emre’ye yandan bir bakış attı. “İz kalsa sevmeyecek misin?”
Emre burukça güldü. “Her haline talibim komutanım.” Derin bir nefes alıp devam etti: “Ama bu iz mesleğine etki ederse Elif’i kimse, hiçbir şey toparlayamaz.”
Haklıydı. Elif için bu hayatta ki en önemli şey mesleğiydi. Benim gibi onun da tek kaçışı buydu. Ona şu zamana kadar bir tek mesleği sahip çıkmıştı. Annesinin bile istemediği bir kıza Hava Kuvvetleri sahip çıkmış, ona bir uçak verip gökyüzünde uçmasına vesile olmuştu. Şimdi Elif eğer mesleğinden olursa bir daha asla toparlanamazdı.
Bir an kendimi onun yerine koydum; mesleğim elimden gitseydi ne yapardım bilmiyordum.
Bunuları düşününce içimden Elif için dua ettim. Eğer bir sıkıntı çıkmazsa mesleğine devam edebilirdi; şu an tek duam bir engelin çıkmamasıydı.
Gözlerimi tekrar Elif’e çevirdim. Beyaz teni solmuş, kumral saçları dağılmıştı. Gözleri ise kapalıydı; Yüzbaşı’yı andıran o yeşil gözleri gözükmüyordu. Şahsen ben Yüzbaşı’nın gözlerine bakmadan birkaç saat bile dayanamazdım, Emre şu an nasıl dayanıyordu kim bilir...
Birkaç dakika sonra Elif yavaşça gözlerini araladığında yanımdaki Kürşat güldü: “Uyandı küçük cellat.”
Emir de Kürşat’a katıldı: “Küçük değil de daha çok küfürlü bir cellat bu.”
İkisine de güldüğüm sırada Emre yanımda çocuk gibi Elif’e el salladı: “Elif’im bir bana baksana yada el falan salla.”
Yüzbaşı, Emre’nin koluna vurdu. “Kız daha yeni uyandı, ne el sallaması?”
Emre, Yüzbaşı’nın sözlerini dikkate almayarak elini sallamaya devam etti. “Sallar o ya, güveniyorum ben.”
Yüzbaşı ters bakışlarla Emre’ye baktı. “Seni bu cama bir sokarım şimdi Emre, ortada ne el kalır ne sen.” Emre elini korkak bir şekilde geri indirdi.
Timle kendi kendimize konuşurken arka taraftan, “Kürşat!” diyen bir kadın sesi geldi.
Kürşat başını sesin geldiği tarafa çevirdiğinde, onunla birlikte hepimiz sesin sahibine baktık. Kürşat’a seslenen kadın bize doğru biraz daha yaklaştı.
Kadının üzerinde doktor önlüğü vardı, büyük ihtimalle burada doktordu. Kadın eliyle kestane rengi, hafif dalgalı saçlarını geriye attı ve Kürşat’ın tam karşısında durdu.
“Elis,” dedi Kürşat hafif şaşkın bir sesle. “Sen neden geldin, bir şey mi oldu?”
Kürşat, adının Elis olduğunu öğrendiğim kadına bakarken kadın hafifçe güldü. “Senin burada olduğunu duyunca bir bakayım dedim. Sen genelde direkt kadın doğuma gelirdin, acilden geldi dediklerinde şaşırdım.”
Kürşat karşısındaki kadına alayla güldü. “Bugün bir değişiklik yapayım dedim. Hem orada hep aynı kadınlar vardı, bende biraz rota değiştirmekte fayda var diye düşündüm.”
Kadın başını biraz daha kaldırdı. “İyi yapmışsın ama sen hiç yorulma ya. Direkt hastaneye senin bilgilerini asalım, ilgisini çeken bekarlar arar.” Elis eliyle duvardaki resimi gösterdi. “Şunun gibi de bir resmini asarız, ne dersin Karam?”
Kürşat kaşlarını çattı. “Mina.”
“Deme bana öyle,” dedi kadın kaşlarını çatarak.
“Dedim sana öyle.”
“Piç.”
Kürşat cıkcıkladı. “Terbiyesiz.”
Kadın yine aynı şekilde “Piç,” deyince Kürşat kadının üzerine biraz daha eğildi. “Çok terbiyesiz bir kız olmuşsun sen.”
Kadın birkaç adım geriye çıktı. “Terbiyemi bozanlar utansın Kürşat Kara.”
Kadın arkasını dönüp gittiğinde şaşkın bakışlarımı Kürşat’a çevirdim. Sadece ben değil tüm tim şok içindeydi. Hepimiz şok içinde mırıldandık:
“Kadın...”
“Senin yanında...”
“Sen ve kadın...”
“Oha!”
Hepimiz Kürşat’a art arda sorular sorarken Kürşat kendi kendine söylendi: “Elis, zamanlamana başlayacağım he.”
Elimi Kürşat’ın ensesine koydum. “O kız kimdi Kürşatcığım?”
Kürşat açıklama yapmak ister gibi hepimize göz gezdirdi. “Bir tanıdık, boş verin kapatın konuyu.”
Yüzbaşı sırıttı. “Devran döndü.”
Emir eliyle kapak işareti yaptı. “Sana girdi kardeşim.”
Hafif bir kahkaha attım. “Lokma döktürmemi ister misin?”
Kürşat bezgin bir nefes verdi. “Sadece arkadaşım, yok aşk falan.”
Yüzbaşı inanamayan gözlerini Kürşat’a çevirdi. “Her neyse, güzel kız ama. Adı Elis mi?”
Kürşat başını salladı. “Elis Mina ama Elis’i kullanıyor, Mina’yı sevmiyor.” Kürşat kendince güldü. “Mina’yı ona babaannesi koymuş, o yüzden sevmiyor.” Bakışlarını bana çevirdi. “Babaannesi çok çirkef insandır he.”
Emre kaşlarını çattı. “O zaman sen bu kızı bayağıdır tanıyorsun.”
Kürşat onayladı. “Çocukluktan diyelim.”
Emir güldü. “Daha çok nice çocuklara diyelim bence.”
Kürşat, Emir’in omzuna vurdu. “Aşk falan yok, arkadaşım lan o benim!”
Biz Kürşat’la uğraşırken yoğun bakım odasından gelen seslerle hepimizin dikkati tekrar oraya yöneldi. Elif’in gözleri artık tamamen açılmıştı.
Biz cama yaklaşınca Elif bizi görmüş olacak ki kendini zorlayarak hafifçe de olsa gülümsedi. Biz de ona gülerek karşılık verdiğimizde Emre, “Sonunda bana da gülüyorsun,” diye mırıldandı.
Birkaç dakika sonra içeri giren doktor, Elif’i kontrol ettikten sonra dışarı çıktı. Hızlı adımlarla doktorun yanına gittiğimizde doktor kısa bir an hepimize göz gezdirdi.
“Hastanın bilinci açık, genel durum stabil,” dedi sakin bir ses tonuyla. “Hayati tehlikeyi tamamen atlattık diyebiliriz. Yarın sabah normal odaya alacağız. Şimdilik içeriye birini maalesef alamayız, kafa travması olduğundan şüpheleniyoruz zaten.”
Doktor “Geçmiş olsun.” diyip yanımızdan uzaklaşırken Emre bize baktı. “Ben burada kalırım, siz gidin.”
Zaten operasyondan geldiğimizden dolayı hepimiz çok yorgunduk, saat de sabaha geliyordu. Yüzbaşı ilk başta itiraz etse de sonunda kendisi de ikna oldu ve eve döndük.
Eve giderken yüzbaşıya baktım.Yüzbaşının halinden aklının kardeşinde olduğu belliydi ama her şeyden önce o bu timin komutanıydı ve ayakta durması gerekiyordu.
