22. bölüm · Yüreğimin Sesi
#kütüphane#
Selamın aleyküm gençlik, güzel dualarımla başlıyorum, amin. Yıldızı parlatmayı unutmayın. 🌝🌞
💚. Hare'nin anlatımı:
Mertan bize, biz Mertana bakarken bir yaşlı amca bize doğru gelirken sesleniyordu, hepimiz ona doğru başımızı çevirdik.
"Hoşgeldiniz evlatlar bende sizi beklerdim" dedi.
"Bizi mi?" Dedi Serdar. Bende ona bakıp anlamadım gibisinden baktım.
"Sanırım yüreğinizin sesi size birşey anlatmamış" dedi.
"Sen kimden bahsediyorsun hocam?" Diye sordu Serdar. Hocam mı? Dedi o hoca mıydı bu adam. Nasıl ya kafam karıştı.
Mertan konuya el attı daha doğrusu beden dili ile anlatmaya başladı "cami hocası, kendisi ile bir muhabbetim olmuştu, bizi kütüphaneye götürecek olan da o arkadaşlar" dedi.
Serdar ; "Mertan sende ne ara tanışıp konuşuyosun herkesle anlamadım gitti" dedi.
Gülümseyip hocaya döndü hoca da "beni takip edin bakalım " diyince hocayı takip ettik.
Caminin içine girmiştik, çok büyük ve huzur doluydu, sonra bir kapı vardı köşede oraya yöneldi hoca, kilitliydi ve anahtar ile açıyordu. Açtığında kitaplarla dolu raflar gördük , cennetliktik şu an nereye düşmüştük biz, bir oda dolusu kitap vardı.
Serdar ve ben büyüleyici gözlerle bakarken, Mertan daha önce görmenin rahatlığı ile duruyordu.
"Hocam nedir bura böyle, sizin mi bu kitaplar?" Diye sordum.
"Burada herkesin kitapları var kızım, camiye namaz kılmaya gelen her insan buraya hatırası olan bir kitap bırakıp gider" dedi.
Cidden çok iyiydi. Ama bunu neden yapıyorlardı?
"Hocam niye böyle birşey yapıyorlar?" Dedim.
"Ben söyledim kızım, o yüzden" dedi.
"Nasıl yani?" Diye sordu Serdar
Hoca bizi bir köşede masa ve sandalyelerin olduğu yere davet etti, oturup hocayı dinlemeye başladık.
"İnsan aciz bir varlıktır çocuklar, bende hem faydalı bir iş ve ilim olsun hem de isteyen herkese yardım eli olsun istedim ve böyle birşey yapmalarını rica ettim cemaatten, onlar da sağolsun hep bir elden okudukları ilim ve ders alınacak kitapları getirdiler" dedi.
"Hocam ne güzel bir uygulama olmuş, daha doğrusu kütüphane olmuş" dedi Serdar
Mertan tebessüm edip başını salladı, hoca da sohbete devam etti, o konuştukça daha iyi hissediyordum sanki.
"Bakmayın öyle burada sadece ilim kitapları yoktur, nice yazarın yazdığı eski eserler var burada, bakmak isterseniz buyrun" diye eli ile müsade etti.
Ben hemen ayaklanıp raflara yaklaşıp kitaplara değdirdim elimi, cidden iyi hissettiriyordu, Mertan ve Serdar da yanıma gelmişti.
Elime bir kitap aldım , şu an elimde tuttuğum kitap "Tutunamayanlar" kitabıydı, hemde ilk baskısıydı, eskimiş ama çok güzeldi.
Serdar heyecan ile bana doğru gelerek "Hare bak senin sevdiğin kitap 'Deniz Feneri' bu bile var hemde çok eski baksana" dedi.
"Aaa ben bu kitabı çok aramıştım ama bir türlü bulamamıştım"
"Sana fırsat işte" dedi.
Deniz Feneri gerçekten de güzeldi, bir kadını anlatıyordu 8 çocuğu vardı ve o sakin yaşamlarını, çelişkilerini, düşüncelerini, kadına dair herşey vardı bu kitapta, ilk duyduğumda ilgimi çekmişti cidden. Şimdi karşıma çıkmıştı. Hocaya dönüp
"Hocam ben bu kitabı okuyup geri getirsem bir sorun olur mu?" Dedim gülümseyerek.
Hoca da bana tebessüm edip "Senin bile olabilir güzel kızım, burada yaşlandı başka ellere ihtiyacı var" dedi. Hocanın dediği şeyle heyecan artı duygulanmıştım. Kim kime bedavaya böyle birşey hediye ederdi ki.
"Hocam size sarılabilir miyim? Beni çok mutlu ettiniz" diyerek kollarımı açtım, ve hoca ile sarıldım.
"Ah güzel kızım, insanlık o kadar köreldi o kadar öldü ki, böyle güzel anları bile anlayamaz hale geldi, senin şu mutluluğun herşeye değer benim için" dedi. Ya ama ben bu tontiş hocayı yerdim çok tatlıydı, içimden keşke dedem olsaydı dedim. Aslında bu adam benim dedem olabilirdi. Sonuçta yaşlıydı. Neyse bunu ona demiyoruz.
"Çok teşekkür ederim hocam, bu arada adınız nedir?" Diye sordum. Merak ediyordum doğrusu.
"Osman adım kızım, ya senin adın nedir?" Diye sordu.
"Benim adım da Hare Osman hocam" dedim. Ay çok tatlı olmuştu he Osman hocam ne de yakıştı ama.
"Ne güzel bir adın var Hare kızım, anlamını biliyor musun?" Dedi.
Başımı sallayıp "biliyorum Osman hocam" dedim.
"E gelde anlat bakalım neymiş" dedi.
Gülerek yanına oturdum. Sonra da adımın anlamını açıklamaya başladım "bak Osman dede, bu ara da sana dede diyebilir miyim? Benim hiç dedem olmadi yani kucukken ölmüşler görmedim" dedim.
"Tabi diyebilirsin kızım" diyince gülümseyip, anlatmaya başladım.
"Benim adımı annem koymuş, Hare olacak demiş tutturmuş babama, babam da ne diye Hare istiyorsun diyince annem şöyle demiş, çünkü Hare; granite benzeyen sert bir taş demiş annem, sonra yaşam ve ömür anlamına da geliyormuş, ömrüm uzun olsun istemiş, ve gözde harelenme oluyor ya hani benimde gözüm hareliymiş sanırım, annem de bu kız tam Hare demiş ve ismimi koymuş"
"Hım ne güzel hikayen var , annem seni düşünmüş ona gidince sarıl ki sevildiğini bilsin güzel kızım, annelerimiz bizim cennetimiz, cennet onların ayakları altındadır" diyince anneme sarılma isteği ve ona sarılamayacağım aklıma geldi, gözlerim dolmuştu.
Hoca beni fark edip "iyi misin? Güzel kızım yanlış birşey mi dedim sana?" Diye sordu.
"Yok Osman dede sen yanlış birşey demedin, ben annemi küçükken kaybettim trafik kazasında, sen eve gidince sarıl diyince, aklıma geldi bir an" dedim.
"Affet bilmiyordum kızım yoksa seni üzermiyim ben hiç" diye başımı okşadı, hoşuma gitmişti bu davranışı.
"Önemli değil Osman dedem, gerçekten boş bulundum bir an" diyerek ağlamaya başladım.
Bizimkiler beni fark edince "Hare niye ağlıyorsun ne oldu?" Diye sordu Serdar, Mertansa bana korku ile bakıyordu.
"İyiyim ya toz kaçtı" dedim gülerek. Aynen geçmiş tozu kaçtı bana.
"Hadi oradan" dedi Serdar.
Mertan beden dili ile "bir sorun mu var Günışığım?" Diye sordu.
"Benim yüzümden çocuklar, annesinin vefat ettigini bilmiyordum, annesinden söz edince üzüldü güzel kızım" dedi.
Ama Osman dede güzel kızım dersen daha çok ağlarım bak, zaten duygulu bir kızım, regl olmuştum birde, camide cekiniyordum bu durumdan. Sende naif naif davranma bana.
"Ya birşey yok Allahalla aglayamaz miyim ben ayol, iyiyim diyorum, hem ben kitap alacağım daha çekilin şuradan" diye itekledim hepsini, bana gülümseyerek geri çekildiler.
"Arkadaşım diye demiyorum kendisi biraz cıvıktır" dediğini duydum Serdar'ın.
Arkamı dönerek " arkadaşım diye demiyorum ama kendisi biraz salaktır" dedim.
Serdarin suratı mors olmuştu, eehheh adamı böyle ederler aslanım hadi daha bana laf atan doğmadı.
Hepsi gülümseyerek yanıma geldi, biraz kitaplardan birazda normal hayattan sohbetler ettik tam tamına üç saatir buradaydık ve Mertan duruma el attı.
Beden diliyle " artık gitsek iyi olur hava kararmak üzere, herşey için teşekkürler hocam" dedi.
Ne de güzel beden dili ile konuşuyordu kurban olduğum. İçim eridi bir an. Neyse ciddi ol Hare.
Serdar değişik hallerde bulunduğumu fark edip bana sessizce "saçmalama Cemile" dedi. Ona gülüp kafasına vurdum hafiften.
"Güle güle Allah'a emanet olun çocuklar, yine beklerim" dedi Osman hocam.
"Ver elini öpeyim hocam" diye elini tutup öptü Serdar, Serdar yine serdarlığını yerine getiriyordu arkadaşlar.
"Sen çok yaşa oğlum" dedi, Osman hoca da.
"Osman dedem yine görüşürüz inşallah" dedim.
"Amin" dedi oda gülerek, ve sonra çıktık.
Biraz yürüdükten sonra önümüzü bir motosikletli gençler kesti, sanırım altı tane motosiklet vardı. Ama niye önümüzü kesmişlerdi.
Mertan beni arkasına alıp durumu anlamaya çalışıyordu.
"Kimsiniz lan siz?" Diye bağırdı Serdar.
Aralarından önde olan çocuk "tanımadın mı bizi Serdar?" Dedi.
Nasıl bunlar Serdar'ı tanıyor muydu, daha doğrusu Serdar tanıyor muydu ne oluyordu yaa.
Mertan Serdara dönüp beden hareketleri ile hızla "kim bunlar Serdar?" Diye sordu.
"Evet kim bunlar?" Dedim bende.
"Simdi hatırladım, bunlar eski 12. Sınıflar, hani kavgalı olduğum bir grup vardı ya Hare onlar" dedi.
Mertan elini yumruk yapmıştı bir anda görebiliyordum zaten yüz hatları da gerilmisti birden, hayır ya sakın.
Mertan bana bakıp beden diliyle "sen geri de dur Günışığı" dedi.
"Aynen" diye onayladı Serdar.
Ne demek geride duruyum, ben ve kavga varken geride durmak he, bunları içimden düşünürken karşı taraf bize doğru hızla gelirken Mertan önde olan çocuğu tutup yumruk attı suratına daha sonra onun arkasındaki çocuğa tekme atıp yere düşürdü, Serdar ise bir tane çocuğu yere yatırmış yumrukluyordu.
" Lan ben niye duruyorum" dedim bağırarak.
Serdar çocuğu yerde döverken arkasından bir çocuk Serdara vuracakken bağırdım ona "şşştt lan baksana bana sen, hayırdır oğlum sen kime vuruyon" dedim. Mahalle ağzı ile.
Çocuk beni duyunca sırıtmaya başladı ve üzerime geldi , hadi kızım Hare yap şovunu dedim kendime.
Çocuk bana gelirken elini kaldırıp bana tokat atıyordu ki konunu tutup ben ona tokat attım, geriye sendelenmişti ama hala sağlam duruyordu, bu kez üzerime öfke ile gelerek, ben başımı eğdim ve onun yumruk yaptığı el boşa geldi, kurtulmuştum. Onun durmasını fırsat bilip ayağına çelme takıp yere düşmesini sağladım ve düşmüştü, o yerde iken karnına tekme attım, kafamı kaldırdığımda Mertanı iki çocuk duvara yaslayıp dövdüğünü gördüm. Hızla koşup yanına giderken "laaannn, bırakın lan onu" diye bağırdım.
Bir çocuk yönünü bana dönüp "ooo bu güzellik de kimmiş, aaa Hareymiş" dedi beni baştan aşağı süzerek, ona tiksinerek bakarak " sen ne ara şerefsizliğe başladın Bekir dedim" tanıyordum bunu en gıcık olduğum kişiydi, benden büyüktü ama beni sürekli bakışları ile tahrik eden birisiydi ve hiç değişmemişti.
"Ayıp oluyor ama Hare, ben senin abin sayılırım" dedi.
Ona yaklaşıp göğsünden ittirerek "sen pislikten başka birşey olamazsın" dedim.
"Hayırdır manita mı yaptın, bu kim?" Dedi Mertanı göstererek.
Ona yaklaşıp sağ elimi kaldırmaya hazır tutarak "kim olduğunu öğrenmek istiyor musun?" Dedim.
"Evet" dedi başını sallayarak.
"O halde söyleyim" diyip tokat attım suratına sonrada "eben olur kendisi" dedim.
Mertan yanıma gelip beni arkasına aldı o anda , iyi olup olmadığıma bakıyordu. "İyiyim merak etme" dedim.
Serdar da bir çocuğu yakasından tutarak sinirle konuşmaya başladı "ulan eğer birdaha bu şekilde karşıma çıkarsanız varya bu iş polisle biter haberiniz olsun" dedi dişlerini sıkarak.
Çocukların çoğunu dövmüştük , Serdar yakasından tuttuğu çocuğu Bekir in önüne çuval gibi fırlatıp "defolun gidin lan" dedi.
"Görürsünüz lan siz?" Dedi Bekir. Arkasından bağırarak "görürsen görüşürüz Bekircik" dedim.
Serdar ile Mertan gülmeye başladı, ve birbirimizi konturol ediyorduk " iyi misiniz?" Diyen Serdara baktığımda, yüzünde kan lekeleri ve kanayan burnunu gördüm, "asıl sen iyi misin?" Dedim.
"Okadar olacak" dedi.
Mertanda pek birşey görünmüyordu sadece yüzüne yumruk atıldığı için kızarmıştı, ve eski yaraları vardı Taylanın yumrukladığı suratı, duyunca çok üzülmüştüm.
Mertan bana dönerek yüzümü inceledi biraz, sonra bana hayran hayran bakarak beden dili ile "o nasıl tokattı öyle Günışığım" dedi.
"Ee bizde boş değiliz aslanım" dedim gururla.
Serdar "yalnız Hare çok iyi dövüştün kız bizi bile sen korudun anasını satayım" dedi.
Mertan da başını sallayıp " öyle " der gjbi baktı. O konuşmasa bile anlıyordum onu artık.
"E dost dediğin kötü günde belli olurmuş, sizi oracıkta da birakabilirdim, ama beni biliyorsunuz" dicegim anda Serdar lafımı tamamladı.
"Kavga varsa ben varım" dedi.
Ona gülerek "aynen öyle " dedim.
Arkadan büyük bir ses geldi bu ses tüylerimi diken diken etti bir anda
"Bunu unutmuşsunuz gençlik" dedi ve elindeki yüzü kandan beter olmuş çocuğu yere attı.
Bölüm sonuuu
Ay çok güzel oldu ehem tabi siz beğendiniz mi?
Sizce o sonda ki konuşan kimdi, tahminleri alıyım.
Diğer bölümde görüşrük 😘 😻 😻 beğeni ve yorum yiaaa.
