9. bölüm · Yeşil ile Kehribar
9. Bölüm:Bundan sonra senin hiç birşeyin değilim
Kendinde değildi Sude. Kafasından akan kan ise yanağına doğru süzülüyordu.
Bu kavga böyle devam ederse işler kızışacak ve kötü sonla bitecekti. Bu kavga son bulmalıydı.
Yaren bütün gücünü toplayıp bağırdığında herkes Savaş ve Cem'de dahil olmak üzere herkes durmuştu.
Yeren yerde sinir krizi geçiren Sude'yi işaret ederek "Kız sizin yüzünüzden sinir krizi geçiriyor!" diye bağırdı.
Herkes şaşkınlıkla Sude'ye bakarken Savaş ise karşısına çıkan herkesi itekeyerek Sude'nin yanına giderek dizlerinin üzerine çöktü.
Kafasından akan kanı görünce kendine binlerce kez sövdü. Sövülmeye layık biriydi.
"Sude..." dedi kanı silmeye çalışırken ama Sude kafasını sağa ve sola doğru hızla hereket ettirdiği için yapamamıştı.
"Sakin ol güzelim,bak geçti"
Sude sinir krizi geçirmeye devam etti. Durucak gibi değildi.
"Sude, benim Savaş."
Savaş Sude'nin durması için ellerini tutuğunda Sude Savaş'ın elleriyle kafasına vurmaya devam edince hemen ellerini çekti. Daha fazla zarar görmemeliydi.
"Allah Kahretsin!" diye bağırdı Savaş "Müdür odasında Sude için sakinleştirici var. Biri onu hemen getirsin!"
Birkaç öğrenci koşmaya başladıklarında Savaş hemen Sude'ye döndü. Kan çenesine doğru süzülüyordu.
Cem karnını tutarak ayağa kalktığında herkesin bakışları ona kaymıştı. Cem Sude'yi nasıl durdurabileceğini biliyordu.
Sude'nin yanına gittiğünde zorlukla oturup "Ben..." dedi konuşmaya çalışarak "Sude'yi nasıl durdurabileceğimi biliyorum"
"Nasıl durduracağız lan şerefsiz!" diye bağırdı Savaş. Bağırırken Cem'i ne kadar hırpaladağını fark etti. İçi sızlamadı. Hakediyordu bunları şerefisz
"Onunla sevgiliyken yine böyle sinir krizi geçirmişti. Ve bende durması için..." Cem Savaş'tan gözlerini ayırıp Sude'ye baktı "Onu öpmüştüm"
Bu 2 kelimelik cümle büyük bir sesizliğe sebep olurken Savaş ise yumruğunu sıktı.
"Sen onun abisisin" dedi Cem Savaş'a bakarak "Öpsende birşey olmaz. Onu durdurmak için sen öpmelisin"
Savaş'ın bakışları Sude'yi buldu. Kafasındaki kanama yere doğru damlıyordu. Bunu nasıl yapacaktı?
"Biliyorum" dedi Cem "Kardeşin olduğu için yapmak istemiyorsun ama bunu yapmak zorundasın."
Zorlukla yutkundu Savaş. Bunu yapmak zorundaydı
"Öp beni diye bağırırsan afallar ama bu afallama 2-3 saniye sürüyor" dedi Cem "Bunu bitirmek için 2-3 saniyen var."
Savaş tekrardan yutkunup Sude'ye döndüğünde bütün cesaretini toplayarak "Öp beni!" diye bağırdı
Durmamıştı Sude. Aksine öncekine göre kafasına daha sert vuruyordu.
"Durmadı Cem!" diye bağırarak Cem'in yakasına yapıştı Savaş "Ben sikik işlerinle..."
"A-abi duruyordu... bi-bilmiyorum"
Savaş büyük bir nefretle Cem'e yumruk atacağı sırada Buse'nin "Getirdim iğneyi" demesiyle Savaş hemen Cem'den ayrılıp Buse'ye baktı. Bütün bakışlar Buse'nin üzerindeyken Buse Sude'nin yanına oturduğu gibi sakinleştiriciyi omzuna vurdu.
Herkes nefessizlikle Sude'ye bakarken Sude kafasına vurmayı bırakıp Buse'nin üzerine yığıldı. Buse büyük bir korkuyla "Yanlış birşey mi yaptım?" diye sorunca Savaş "Hayır yanlış birşey yapmadın" dedi. Bakışlarını baygın olan Sude'yi buldu. "İğnenin etkisi bu"
Buse rahatlayıp derin bir nefes verirken müdür Nevzat beyin sesi duyuldu "Çocuklar biriniz Sude'yi revire götürsün. Eğer okul çıkışına kadar uyanmazsa onu evine götürürüm"
Savaş Nevzat beye bakarak "Hocam o bizim eve taşındı" diyince Nevzat bey kafasını salladı "Tamam o zaman sende benimle birlikte gelirsin"
Nevzat beyin bakışları Cem'i bulunca kaşlarını çattı "Oğlum bu ne hal, savaştan çıkmışa dönmüşsün"
Herkesin bakışları Savaş'ı bulurken Savaş ise Cem'e bakıyordu. Cem ise Nevzat beye...
"Birşey olmadı" dedi Cem "Az önce okulun yokuş tarafındaki çimlerde dolaşırken düştüm. Sonra ise bahçede dolaşan birkaç kızdan Sude'nin sinir krizi geçirdiğini duyunca hemen buraya geldim."
Nevzat bey "O tarafa öğrenci girmesi yasaktı." dedi "Ama bu seferlik görmezden geliyorum. Kızıda yerden alın üşümesin."
Herkes Cem'in dediklerine şaşırarak bakarken Nevzat bey ise kantinden ayrılmıştı.
Savaş Sude'yi kucağına aldığında burnuna gelen amber kokusu ile gözlerini kapatıp bu kokuyu içine çekti.
Bu kokunun sahibi bunları haketmiyordu.
Savaş nerde olduğunu hatırlayarak hemen gözlerini açtığında Cem'le göz göze geldi. Az önce ölesiye dövdüğü çocuk onu korumuştu.
"Beni korumana gerek yoktu." dedi ifadesizce.
"Seni bir abi olarak görüyorum. Yanlış anlaşılacak birşey yapmadım. Hoca bana gerçektende git Sude'ye sor demişti."
Savaş hiç birşey demeden arkasına dönüp yürümeye başladığında içinde bir pişmanlık vardı. Sude'nin bu duruma geleceğini düşünmemişti. Düşüncesizce yaptığı davranış yüzünden kendine defalarca kez lanet etti.
Savaş revire girdiğinde kapının açılması ile bakışlarını kapıya çeviren Selin Savaş'ın kucağındaki Sude'yi görünce "Yine mi?" diye sordu bıkkınlıkla.
Savaş kafasını salladığında Selin yatağı gösterdi "Onu yatağa yatır. Geri kalanını ben hallederim"
Savaş Sude'yi yatağa yatırdığında bir süre ona baktı. Kanama durmuştu. Kurumak üzereydi.
"Hadi paşam hadi" dedi Selin "Seni dışarıya alalım"
Savaş hiç istemesede Sude'ye son kez bakıp revirden çıktı. Umarım Sude uyanırdı.
☁️☁️☁️
2 ders sonra Savaş Sude'yi merak edip revire gideceği sırada müdür oun ismini anons etmiş ve odasına çağırmıştı. Savaş Sude'yi çok merak etsede müdürün odasına giderek merakını yenmek zorundaydı
Müdür odasına girip koltukta otururken Nevzat beyin ne diyeceğini bekliyordu. Ancak Nevzat bey bazı dosyalarla ilgilenmekten Savaş'ı unutmuştu.
Sude olabildiğince erken görmek isteyen Savaş bakışlarını elinden çekip Nevzat beye çevirdi "Beni çağırmıştınız hocam"
Nevzat bey gözlüğünü çıkarıp Savaş'a bakarken "Çağırmıştım değil mi?" dedi ve ardından dosyaları kapatıp kenara itti.
"Sana şimdi bir soru soracağım" dedi Nevzat bey büyük bir ciddiyetle "Sude sürekli kriz geçiriyor. Eğer kriz geçirmesinden bunalıp onu sokağa atarmısın?"
Savaş'ın gözleri şiddetle açıldı. Asla böyle birşey yapmazdı "Hocam asla böyle birşey yapmam. Hem zaten annem onun iyileşmesi için psikolog bir arkadaşından randevu bile aldı."
"Peki ya Sude bu süreçte dahada kötü olursa ne olucak? Senin seneye sınavın var ona odaklanman gerektiğini biliyorsun"
"Hocam ben Sude'ye inanıyorum. Oda buna inanırsa bir daha kriz geçirmeyecek"
"Bu sürecin uzun bir süreç olacağınıda biliyorsun değilmi?"
"Evet hocam biliyorum"
"Sude'nin iyiliğini istiyorsun değilmi?"
"Evet hocam,kesinlikle istiyorum"
"Yarın DNA testinin sonuçlarının geleceğinide biliyorsun değilmi?"
"Evet hocam bil-" duraksadı "Ne?"
"Biliyorum" dedi Nevzat bey gözlüğünü takarken "Daha birkaç günü var ama senin Sude'yle genleriniz birebir aynıymış. Son birkaç test daha kalmış onlarda bu akşama doğru bitermiş."
Savaş usulca kafasını sallarken Nevzat beyin telefonu çaldı "Efendim Selin hanım"
Savaş'ın içinde büyük bir korku oluştu. Sude'ye birşey mi olmuştu yoksa?
"Tamam Selin hanım,gönderiyorum şimdi çocuğu"
Savaş neredeyse Sude'ye birşey olmaması için hatim indirecekti. İçinde çok büyük bir korku vardı. Bu korku onu kaybetme korkusuydu.
Nevzat bey telefonu kapartığında "Müjdeni isterim" dedi "Sude uyanmış"
Savaş sevinçle gülümserken ayağa kalktı ve hızla müdür odasından çıktı. Çok mutlu olmuştu.
Nevzat bey Savaş'ın bu gidişine kıkırdadı. Umarım kardeşine hep böyle davranırdı...
Savaş koşarak revire giderken önüne gelen herkesi itip yere düşürmesine sebep oluyordu. Yere düşen öğrenciler ne olduğunu algılamaya çalışırken Savaş çoktan revire gitmişti.
Revire girdiğinde Sude'yi bıraktığı yerde göremeyince Selin'e dönerek "Sude nerde?" diye sordu endişeyle. Nerde olabilirdi bu kız?
Selin "İçerdeki odada" demesiyle birlikte Savaş hemen koşarak odaya girdi. Sude'yi sedyede uyanık olarak görünce yanına doğru yaklaşırken "Sude iyimisin?" diye sordu. İyi olması için içinden defalarca kez içinden dua etti.
"Niye yaptın bunu?"
Savaş bu soruyla afallamıştı. Sude'nin kriz geçirdikten sonra olanları hatırlamadığını sanıyordu.
Savaş Sude'nin elini tutup "Se-seni rahatsız etmesin diye..." diyebildi.
Elini sinirle kendine çekti Sude "Beni rahatsız etmesin diye yaptın ama senin yüzünden kriz geçirdim. Ne güzel 4-5 gündür kriz geçirmiyordum ama sen değmeyecek biri için benim sağlığımı hiçe saydın" dedi "Kafama ne kadar sert vurduysam artık zonkluyor"
"Sude..." dedi Savaş mahçubiyetle "Ben böyle olacağını tahmin etmemiştim özür dilerim"
"Özür dileyince kafamın zonklaması yada az önce yaptıkların silinmiyor Savaş! Selin ablanın dediğine göre kafamı kanatmışım,oh mis! Sen benim ölmemi istiyorsun heralde!"
Savaş ne diyeceğini bilemezken Sude yattığı yerden doğrulmaya çalışınca ona yardım etmek için elini uzattığında Sude hiddetle elini kaldırdı "Yardım etme bana! Sonuçta ölmesini istediğin birine yardım etmezsin değilmi?"
"Saçmalama" dedi Savaş "Senin ölmeni asla istemem"
Sude Savaş'a baktığında kendinden geçsede şuan sinirli olduğu için şuan sinirinden hiç birşeyi umursamıyordu "Az önce ben kriz geçirirken sen ne yapmakla meşguldün, tabiki kavga etmekle!" dedi büyük sinirle "Yanıma Yaren gelmeseydi eğer şuan belki mezarda olurdum!"
"Öyle deme" dedi Savaş "Şuan burdasın ve yaşıyorsun"
Sude göz devirdi "Savaş anlamak istemiyormusun yoksa gerçekten anlamıyormusun?" Sude sinirle ayağa kalktığında gözü kararmıştı. Bir elini sedyeye koyup destek almaya çalışırken Savaş Sude'nin omzunu tutup "İyi misin?" diye sordu
Sude Savaşa sinirle baktığında baktığında bütün sinirlerini unutmuş,onun kehribar gözlerine dalmıştı. O gözlere bakmayı çok özlemişti. Gerçekten de çok özlemişti Sude sinirli durmaya çalışsa da Savaşın gözlerine bakmaktan duramıyordu. Savaşta Sude'nin eşsiz gözlerine baktıkça bütün her şeyi unutuyordu nerede olduğunu,hangi gezegende olduğunu bile unutuyordu
"Çocuklar her şey yolunda mı?" diye sordu Selin. Selin'nin bu sorusu üzerine Sude Savaş'tan uzaklaştı. Unutmuş değildi.
"Çocukların kavga etmekten birbirinizi öldürmediğiniz değil mi? Tamam kardeşsiniz diye kavga etmenize müsaade ettim ama birbirinizi öldürmenize müsaade etmiyorum"
Sude kapıya bakarak "Merak etme Selin abla" dedi "Ölmedik"
Selin Sude ile Savaş'ın yanına geldiğinde ikisinede şaşırarak baktı. "Savaş,kız niye senden bu kadar uzakta?Ne yaptın kıza?"
"Birşey yapmadım Selin abla. Sude bana kızgın olduğu için yaklaşmak istemiyor"
Selin Sude'ye bakıp gülümsedi "Aferin kız sana!" diyip elini Sude'nin omzuna koydu "Bu erkek, abin olsa bile güvenmeyeceksin. 26 yaşındayım ve ben bile şu ana kadar abime güvenmedim"
Sude "İyide senin abin yokki Selin abla" diyince Selin hanım kıkırdadı "İşte yokken bile güvenmiyorum"
"Selin abla" diyerek sitemde bulundu Savaş "Ben kardeşimle barışmaya çalışıyorum sen ise benden nefret etmesi için ateşi körüklüyorsum"
Selin omuz silkerek Sude'nin kulağına eğilip fısıldadı "Bak benden sana abla tavsiyesi tatlım. Git canını kurtar. Bu işin sonu ölüm olur benden söylemesi."
Savaş kaşlarını çatarken Sude ise Selin dönüp "Abla biraz abartmadın mı?" diye sordu fısıldayarak "Abim beni niye öldürsün?"
"He konuş be kızım!" diye destekledi Savaş "Kız kardeşim tabikide beni koruyacak!"
Selin Savaş'a bakıp "Paşam sen sussana artık" dedi "Rahat bırak bizide Sudiş'le gerçekleri söyleyeyim"
"Gerçeklerden kastın ne?" diye sordu Savaş "Ben adam değilmiyimde Sude'yi öldüreyim?"
Selin bu cevapla dudakları kıvrılırken "Kardeşini evde görürsün artık paşam" dedi. "Bırakda Sudiş'le ben ilgileneyim"
Ders zilinin çalmasıyla Seli keyfi katbekat arttı "Hadi duydunmu zilin sesini paşam, hadi seni dışarıya alalım. İyi dersler. Teneffüste kardeşini görmeye gelirsin."
Savaş göz devirdi "Tabii hemen eline fırsat geçsin bunu tepe tepe kullanırsın."
Selin gülümseyerek Savaş'a el salladı "Hadi paşam hadi bir dahaki teneffüs."
Savaş çıkmak istemesede Selin genç adamı zorla revirden çıkardığında Sude'ye döndü "Kafan hala zonkluyormu?"
"Biraz."
Selin koltuğu işaret ederek "Koltuğa otur,yarana bakayım" dedi. Sude Selin dediğini yaparak koltuğa oturduğunda Selin dolaptan birkaç malzeme alıp Sude'nin yarasının bandajını değiştirerek yerine küçük bir bandaj koydu.
"Yaran iyi görünüyor,enfeksiyon kapmamaya çalış"
"Kafam çok ağrırsa ne yapıcağım?"
"Ağrı kesici veriyin sana ama çok ağrımadığı sürece içme."
Sude kafasını usul usul sallarken Selin dolaptan ağrı kesici alıp Sude'ye verdiğinde "Bana neden kriz geçirdiğini anlatmıştın" dedi "Ama merak ettiğim birşey var"
Sude tek kaşını kaldırıp "Ne merak ediyorsun" diye sordu
"Şey...bana ailenin öldüğünü söylemiştin ben senin içinde bir sakıncası yoksa nasıl öldüklerini merak ediyorum."
Sude boynunu tuttu "Şey işte dediğim gibi 8 yaşındaydım. Anne ve babamın izin günüydü. Babam ise ailecek bir yere gidelim diyerek bizi Konya'nın en lüks restoranına götürmek istedi.
"Konyamı,ama burası İzmir?"
"Anneannem İzmir'de yaşadığı için buraya geldim. Yoksa ben Konya'lıyım." Devam etti Sude "Sonra gideceğimiz yer biraz uzaktaydı ve tenha bir yerdeydi. Babamda yola bakmak yerine telefona bakınca annem babamı ne kadar uyarsa bile babam annemi dinlemedi ve hızla gelen bir tır bize..." Yutkunmakta zorlandı Sude. O anı çocuk aklıyla hatırlamakta zorlanıyordu ama az çok bir yerlerde anısı vardı zihninde "...Çarptı."
"Sendemi arabaydın?" diye sordu Selin şaşkınca. Sude kafasını sallayınca Selin şaşkınlıkla "Sen nasıl iyileştin peki?" Diye sordu.
"Bana birşey olmadıki"
"Nasıl?"
"Kazada ne kadar takla attık hatırlamıyorum ama benim o kadar taklaya rağmen burnum bile kanamadı."
"Tırın çarpma etkisiyle ve o kadar takla sonucu burnunun bile kanamaması çok ilginç" dedi Selin "Normalde bu tip kazalarda biryerlerinin kırılması gerekir. Özelliklede 8 yaşındaki bir çocuk için bu..."
"Bu doktorkuk işlerini kenara atsana ya,normal bir şekilde konuşalım"
Selin dudaklarını araladığında telefonu çalması ile "Bir dakika beklermisin canım?" diye sordu. Sude kafasını salladığında Selin telefonu açtı.
"Efendim hocam?... Hocam bence biraz daha dinlenmesi gerekir. Bir sonraki derse girebilir" Sude kendisinden bahsedildiğini anlamıştı "Tamam hocam,eğer birşey olursa beni çağırırsınız"
Selin telefonu kapattığında "Canım sınıfa gitmen gerekiyormuş ama eğer kendini kötü hissedersen eğer hocana kesinlikle söyle"
Sude kafasını sallayıp ayağa kaşktığında gülümsedi "Herşey için teşekkür ederim abla"
Selin'de gülümsedi "Rica ederim tatlım,ben sadece görevimi yaptım"
Sude revirden çıkıp sınıfa girdiğinde herkes Sude'ye bakıyordı "Hoşgeldin kızım,iyisin değilmi?"
"Evet hocam iyiyim"
"Hadi o zaman yerine geçte derse devam edelim" Sude kafasını sallayıp yerine geçti.
Okul bittiğinde Savaş Sude'yle belirlediği yerde Sude'yi beklerken 5 dakikanın sonunda Sude'yi okuldan çıkarken görünce gülümsedi. İyi görünüyordu.
Sude Savaş'ın yanına gidince soğuk bir sesle "Gidelimmi?" diye sorunca Savaş "Gidelim" dedi ve elini Sude'nin omzuna koydu. Sude sanki omzunda uzaylı görmüş gibi Savaş'ın eline bakarken Savaş "Unuttun mu biz kardeşiz" dedi
Sude ters bir cevapla "Hayır değiliz"
diyince göz devirerek yürümeye başladı
Savaş Sude'nin arkasından şaşkınca bakarken kendini hemen toplayıp yanına hızlı adımlarla ulaştı "Hala bana kızgın mısın?"
Cevap gelmedi.
"Cevap verirmisin güzelim?"
Göz devirdi Sude "Ben senin güzelin değilim!" Sude durup Savaş baktığında Savaş'ta durup Sude'ye bakt. Acaba affetmişmiydi? "Affetin mi beni?"
Sude yüzüne sahte bir gülümseme koyarak "Hıhı affettim" dedi ve ardından tekrardan göz devirdi "La havle ya!"
Savaş son bir umutla "Kendimi affettirebilmek için ne yapabilirim?" diye soracağı sırada Sude işaret parmağını Savaş'a doğru sallayınca sorusunu yutmak zorunda kaldı.
"Bundan sonra senin hiçbirşeyin değilim! Sadece yetimhaneye gitmemek için bu oyuna katlanacağım. Benimle daha fazla konuşma,bakma hiç birşey yapma!"
