2. bölüm · Yeşil ile Kehribar

2. Bölüm:Acı gerçeklerle geçmiş

Melisa Göç

Bazı gerçekler can acıtırdı.

Sude'nin karşısındaki bu gerçekte, can acıtandı...

Ebrar cilveli bir hareketle Savaşın yanağını öpmek için parmak ucuna yükseldiğinde gözlerini kaçırdı Sude. O görüntüyü görmek istemiyordu.

Savaş Ebrar'ı hafif iteleyerekten bu öpücüğe engel oldu. Ebrar'la dün kavga ederek ayrılmışlardı ama ayrılmalarına rağmen Ebrar sanki hiç birşey yaşanmamış gibi devam ediyordu.

"Ebrar seninle dün ayrılmıştık!" dedi Savaş.

Ebrar Savaşın hâlâ kızgın olduğundan dolayı ne zaman tartışsalar yaptığı şeyi yaptı. Dudak büzdü. Bu dudak büzmeye dayanamazdı Savaş.

"Hadi ama..." dedi harfleri uzatarak. Sesini cilveli yapmıştı. "Hâlâ bana kızgın olamazsın"

Kaşlarını çattı,Savaş. Ciddimiydi?
"Ebrar, sana aramızda artık hiç birşey olmadığını daha ne kadar söylemem gerekiyor? Bizim senle ilişki..."

Ebrar işaret parmağını Savaşın ağzının önüne götürdü "Şiştt! Hâlâ sinirlerin devrede. Şimdi bütün sinirlerini kenera at ve iyice düşün"

Sude'nin içinde bir kıskançlık oluşmuştu. Bu görüntüyü daha fazla izlemek zulüm gibi geliyordu. Onlara sırtını dönüp hızla sınıfına gitti. Sırasına oturduğunda elini alnına götürüp sertçe ovmaya başladı. Ne bekliyordu ki? Savaş okulun popüler çocuğuydu. Herkes ona aşıktı. Kehribar gözlerine baktıkça insan aklını kaybediyordu...

Savaşla Ebrar'ın sevgili olduğunun gerçeği kalbindeki ağrıyı arttırıyordu. Hayır üzülmemeliydi. Ondan nefret etmeliydi.

Düşüncelere dalmışken yanına Cem oturmasıyla birlikte korkmuştu ama belli etmedi. Göz devirerek Cem'e döndü. Bu şerefsizle aynı sınıfta olmak katlanılmazdı.

"Nevar Cem!"

"Sude seni rahatsız etmeye gelmedim." dedi Cem "Sadece-"
Sude Cemin sesini ve görüntüsünü gördükçe midesi bulanıyordu. Onu dinlemek ve yanında olmasını istemiyordu "Şuan beni rahatsız ediyorsun Cem!"

Cem 4-5 saniye öylece Sude'ye bakıp iç çekti ve ardından cebinden bir kolye çıkardı

"Benim evimde annenin sana ölmeden bir hafta önce aldığı kolyeyi unutmuşsun. Bu kolyenin senin için çok değerli olduğunu bildiğim için getirmek istedim." Cem kolyeyi sıraya koyup sırasına geçti. Tatlı bir kolyeydi. Kalp şeklindeydi. Bu kolyeyi tatlı yapan ise pembe renkte olmasıydı. Kolyede Elif Bulut ve Sude Bulut yazıyordu küçük harflerle.

Elif Bulut Sude'nin annesiydi. Onu ne kadar çok sevdiğini bilirdi Cem...

Sude şaşkınlıkla kolyeyi bakıyordu.
Bu kolyeyi 2.5 aydır arıyordu ve kaybolduğunu anladığında çok üzülmüştü. Cem'inde dediği bu kolyeyi annesi Sude'ye ölmeden bir hafta önce almıştı.

Sude'nin yüzünde minik bir tebessüm oluşurken Elif Bulut yazısını hafifçe okuyordu. En kıymetlisiydi. Kolyeyi çantasına koymak için bakışlarını çantasına çevirdiğinde sınıfa bir girmişti. Naz. Sevinçli duruyordu.

Naz'ı böyle sevinçli görünce şaşırtıcıydı. Normalde Naz okula söve söve gelip böyle hayatın içine edeceğini söyleyip dururdu.

"Sude sana harika haberlerim var!"

"Ne oldu?"

"Az önce söve söve okula gelirken resim hocamla karsılaştım!" Sude gülümseyip ufak bir çığlık attı

"Yoksa..."

Naz'da çığlık attı "Evet resimlerim yarışmada 1. oldu ve beni ödül töreni için Ankara'ya götürceklermiş"

Naz ve Sude aynı anda çığlık atıp birbirlerine sarıldılar.

"Naz tebrik ederim. Herkes senin birinci olacağını biliyordu zaten." Naz göz devirdi. Cem'in suratına bile bakmadı.

"İyi!" dedi ve tekrardan gülümsedi

"İnanabiliyormusun ya?! Ben gerçekten 1. oldum ve haftaya Ankaraya gideceğim!"

Sude göz ucuyla Cem'e baktı. Bu sert çıkıştan dolayı istemsizce bakışları oraya kaymıştı.

Cem defterini birşeyler yazıyordu.

"Sen sevinmedin galiba?" Sude Cem'e bakmayı bırakıp bakışlarını Naz'a çevirdi "Yok ya sevindim. Hemde çok sevindim..."

☁️☁️☁️

Naz tüm gün boyunca resim hocasının yanından ayrılmamıştı. Haftaya gidecekleri Ankarada neler yapacaklarını öğrenmek istediği için hocasının yanından ayrılmamıştı. Bir yandan çok sevinçli bir yandan stresleydi.

Resim hocası Ebru hanım ise Naz'ın stresini azaltmak için herşeyi yapıyordu. Öğrencisinin birinci olmasından dolayı gururluydu.

☁️☁️☁️

Okul bitmişti. Sude okulun bitmesi ile hızla okuldan çıkıp evine gitmek istiyordu. Aklından bir türlü o çocuğu çıkaramamıştı...

Neden çıkaramamıştı? Niye bu çocuk aklından çıkmıyordu. Ona karşı sinirli olmalıydı ama olamıyordu.

Nefesini dışarıya üflerken eve gitmesine engel olacak birşey oldu.

"Sude!" Savaş ona sesleniyordu.

Sinirliydi ona. Durmadı. Savaş Sude'ye ne kadar seslensede yürümeye devam etti. Kolunda bir sıcaklık hissesince durmak zorunda kaldı.

"Konuşmamız lazım Sude!"

Bakışlarını kehribarlara çevirdi genç kız. Savaş'a sinirliydi. Ona bağırmak çağırmak istiyordu ama sanki dilini yutmuş gibi ağzından bir kelime bile çıkaramıyordu.

Genç adam tüm gün boyunca,Sude'ye demek istediklerini ayarlamıştı ancak karşısındaki kızın yarı yeşil-yarı kahve renk gözlerini görünce nutku tutulmuştu.

Bu gözler harika ötesiydi.

Yoldan geçen bir kamyonun kornaya basması sonucu ikisininde bakışları kamyoma çevrildi. Korkmuşlardı. Belli etmemeye çalıştılar.

"Ne hakkında konuşucağız Savaş?" diye sordu Sude bakışlarını kehribarların sahibine çevirerek. Sinirli durmaya çalışıyordu ama kehribarları yeniden üzerinde hissedince bütün siniri gitmişti.

Eşsiz gözlerin sesini duymasıyla birlikte onlara döndü Savaş. Yanlış anlamıştı. Ona anlatmalıydı.

"Ebrar ile bizim aramızda hiç birşey yok. Onunla dün ayrıldık ama o hâlâ beni..." Lafı bölündü "Bana niye açıklama yapıyorsun ki?" diye sordu Sude "Senin hayatın beni ilgilendirmez. İstediğinle barışır istediğinle ayrılırsın.

Eli istemsizce yumruk olmuştu Savaş'ın."Doğru..." dedi belli belirsiz "benim hayatım seni ilgilendirmez"

Sude'nin bakışları Savaşın yumruk yaptığı eline kaymıştı. "Neden bana açıklama yaptığını merak ettim." Fazlasıyla merak etmişti. Niye açıklama yapıyorduki?

Bir soluk verdi genç adam. Bu sabah hisseetiği garip duyguyu bu eşsiz gözlere anlatmalıydı. "Bu sabah..."

Genç adamın lafı,Sude'nin telefonundan bir melodi sesinin yükselmesi ile kesilirken,kafası istemsizce gökyüzünü bulmuştu. Anlatamayacaktı.

Cebinden telefonunu çıkartıp arayan kişinin kim olduğuna baktı Sude. Anneannesi arıyordu. "Anneannem arıyor." dedi "beni merak etmiş olmalı. Yaklaşık 2 dakika içinde evde olmalıydım" Aramayı cevaplandırdı.

"Hemen geliyorum anneanne" diyip telefonu kapattığında bakışları kehribarları buldu.

"Söylemek istediğini daha sonra söyler misin? Anneannem beni bekliyor" Sude cümlesi biter bitmez koşmaya başlayınca arkasında şaşkın bir genç adam bırakmıştı.

Anneannesinin neden 2 dakika önce evde olmadığı için neden aradığını merak etmişti? Saçma buldu bunu. Kendi annesi her ne kadar Savaş'a karşı çok ilgili olsada oğlunu kendi halinde bırakıyordu.

Savaş babasını daha doğmadan önce kaybettiği için birazcık da olsa Sude'nin duygularını anlayabiliyordu. O gözden kaybolunca nefesini dışarıya üfleyip,evine doğru ilerledi.

Eve gittiğinde ise annesine Sude'yi bol bol anlattı. Aşık olduğunu annesinin gülümsemesinden anlamıştı. Evet,Savaş Sude'ye aşık olmuştu.

☁️☁️☁️

Sude eve geldiğinde anneannesinin evde olmadığını görünce "Az önce telefondan neden geç kaldığımı sormuştu oysaki!" dedi.

Sinirlenmişti. Hızla anneannesini aradı. Telefon 3. Çalışta açılınca anneannesinin birşey demesini beklemeden "Beni eve çağırıyorsun ama kendin evde yoksun Makbule hanım!"dedi. Ne zaman anneannesine çok sinirlenip ona hep böyle derdi

"Kuzum ben seni Eve gel diye aranmamıştımki. Akşama geç geleceğimi acıkırsan dolapta dünden kalan yemeği ısıtıp yersin demek için aramıştım."

Şaşırmıştı Sude. "Sen ciddi olamazsın değilmi anneanne?"

"Evet ciddiyim" dedi Makbule hanım "benim yeşil gözlü güzel kuzum"

Göz devirdi genç kız. "Anneanne sana kaç defa bana Yeşil Gözlü Kuzum deme demedimmi?!"

"Ama sen yeşil gözlüsün"

Genç kız tekrardan gözlerini devirdi. "Anneanne hadi sonra görüşürüz. Geç kalmamaya çalış"

"Elimden geleni yaparım yeşil gözlüm"
Sude telefonu kapatıp göz devirdi Anneannesinin ona öyle seslenmesini istemiyordu ama anneannesi inatla hep ona Yeşil gözlü kuzum diye seslenirdi.

Odasına geçtiğinde kendini yatağına bıraktı.

Savaş... ve onun o güzel kehribar gözleri..
Neden böyle hissettiğini anlamıyordu. Sude,evet daha önce aşık olmuştu ama ne Cem'de ne Mücahit'te böyle şeyler hissetmemişti.

Yatağından kalktı. Artık Savaşı düşünmek istemiyordu. Belki kafasını dağıtır diye eline en sevdiği kitabı alıp okumaya başladı.

Yok olmuyor!

Erkek karakter dış görünüş olarak Savaş'a benziyordu. Eziyet gibiydi.

Sude kitabı masaya koyup Naz'ı aradı ama Naz'a ulaşamadı.

"Bu kadar yoğunken nasıl açsın zaten!" diyerek homurdandı kendi kendine

Bu seferde İnstagrama girdi.

Ama yok!

Videolardaki yüzler Sude'ye Savaş'ı hatırlatıyordu.

Sude sinirlendi ve gözlerini kapattı. Ama kapattığı zaman Savaş gözünün önüne gelince Sude hiddetle gözlerini açtı.

Yatağına gidip uyumaya çalıştı ama gözünü kapattığı için gözünün önüne Savaş geliyordu. Sude yataktan doğrulup kafasına sertçe vurmaya başladı "Çık artık aklımdan çık!"diye bağırdı "Ben Cem'i bu kadar düşünmem çık aklımdan!" Sude kafasına daha sert vurmaya başladı "Çık artık kafamdan çık! Lanet olsun çık!"

Sude kafasına vura vura sonunda uykuya kamıştı. Ama rüyasında bile Savaş onu rahat bırakmıyordu.

Rüyasında Savaş'la evlendiğini gördü ve anında kendisini doğum yaparken buldu.

Bir değil iki değil üç hiç değil tam olarak 53 tane çocuk doğurmuştu!

En sonunda ise bir kız çocuğu doğurup öldüğünü görünce bu rüyanın etkisiyle gözlerini korkuyla açtı. Bu rüyadan çok korkmuştu. Derin derin nefesler alıp veriyordu.

Belki rahatlarım düşüncesiyle banyoya girdi. Kendini tamamen rahat hissettikten sonra banyodan çıktı. Saçlarını kuruttuğunda ise karnı guruldamaya başlamıştı.

Acıkmıştı.

Anneannesinin bahsettiği dünden kalan yemeği dolaptan alıp ısıttı. Sude yemeğini yerken anneannesi eve gelmişti.

"Sude?" Diye seslenip mutfağa girdiğinde torunum yemek yediğini görünce gülümsedi.

"Afiyet olsun yeşil gözlü kuzum"

Göz devirdi Sude "Anneanne kuzuların gözleri siyahtır, yeşil değil"

"Ama küçükken öyle inanırdın." dedi Makbule hanım inatla.

Sude elindeki kaşığı masaya bırakıp anneannesine sert bir bakışla baktı

"Dediğin gibi küçükken Şimdi inanmıyorum!"

Anneannesi Sudeyi umursamadan kendisi için su doldurup "Banyo mu ettin?" diye sordu "Çok güzel kokuyorsun"

Kafasını salladı Sude.

"Yarım saatten fazla kalmadın değilmi?" Sude hafif utangaçlıkla "Sadece 40 dakika yaptım" dedi.

Makbule hanımın gözleri kocaman olurken "Kızım su faturasınıda sen ödersin artık!" dedi "Dün 50 dakika etmiştin diye birşey demedim ama sende abartıyorsun!"

Sude anneannesine sabırla dinledi ve cümlesi bitince "Az önce uyumuştum..." dedi "Kâbus gördüm ve çok korktum. Ter içeresinde uyanınca rahatlamak için banyo ettim." Makbule hanım anında endişelenip sandalyeye otururken "Hayırdır kızım." Dedi "Seni bu kadar korkutan şey nedir?"

Sude anlatmak istemediği için boynunu tuttu "Tamam kuzum." dedi Makbule hanım. Torununu anlatmak istemediğini anlamıştı "Ne zaman anlatmak istersen o zaman anlatırsın. Şimdi benim akşamı kılmam lazım."

Kafasını salladı Sude ardından yemeğe devam etti.

Makbule hanım ayağa kalkıp kapıya kadar yürüdükten sonra durdu "Yemek yapmayı da artık öğrenmen lazım, tatilde öğretirim artık. 16 yaşında genç bir kız oldun öğten artık" Dedi ve mutfaktan çıktı

Sude anneannesini umursamadan yemeğine devam etti. Yemek yapmak ona göre değildi. O yeme taraftarındaydı.

Yemeği bitince odasına geçip kafasını yastığa koyar koymaz uyudu. Bu uykuya ihyacı vardı...

5 gün sonra

Bugün Cumatesiydi. Okul olmadığı için tüm gün boyunca uyuyabileceği için mutluydu Sude. Uyumayı çok seviyordu.

Odasının kapısı çaldığında uykulu gözlerini yavaşça aralamıştı. Uykulu şekilde "Gel" diye seslenirken yataktan doğrulup gözlerini ovuşturuyordu.

Kapı açıldığında görmeyi beklediği kişiyi gördi. Anneannesini. "Kızım uykunu bölüyorum ama..." Sude anneannesinin ne diyeceğini bildiği için lafını böldü "Tamam anneanne, akşam görüşürüz."

"Yok kızım onu demeyecektim." dedi Makbule hanım "Dışarda bir tane çocuk var. Seni çağırmamı istedi seninle konuşmak istiyormuş" Sude hızla yataktan kalktı. Hâlâ gözlerini ovuşturuyordu "Kimmiş peki o çocuk?"

"Adını söylemişti ama yaşlılıktan hatırlayamadım." Sude kimin geldiğini çok merak etmeye başlamıştı. Kim gelmiş olabilirdiki?
"Tamam anneanne iniyorum şimdi" dedi. Odasından hızla çıktı

Makbule hanım şaşkınca Sude'nin gidişini izlerken "Kızım böyle mi gidiceksin?" Diye sordu.

Sude pijamalarına baktı. Gayette düzgündüler. "Üstüm müsait anneanne" Dedi.

"Yeşil gözlü kuzum kıyafetinde bir sorun yok sorun saçlarında!" Sude yürümeye devam ederken arkasına döndü.

"Anneanne senle bu konuları konuşmuş..."

Arkasına birşey çarpması sonucu lafı kesilmişti,genç kızın. Bugünkerde hep birşeyler çarpıp duruyordu. Yavaşça arkasına döndüğünde yutkunmakta zorlandı. Savaş...Savaş'a çarpmıştı. Tekrardan.

Savaş'ın bakışları genç kızın saçlarındaydı. Saçları çarpılmış gibi durduğu için komik görünüyordu.

"Teyzeciğim, torununuzu iyikide uyandırmışsınız. Çarpılmanın eşiğinden dönmüş."

Makbule hanım ve Savaş gülerken Sude aynanın karşısına geçip saçlarına baktı. Saçları çarpılmış gibi duruyordu. Utanmıştı.

Anneannesine bakıp dudak büzdü "Ya ama anneanne niye söylemedin saçlarımın halini?!" Makbule hanım gülümsemesinin ortasında "Kızım söylemeye çalıştım ama dinlemedin ki" dedi.

Genç kız Savaşa dönüp saçlarının halini görmezden gelerek "Birşey mi oldu Savaş?" diye sordu.

"Bugün bir işin yoksa sinemaya gidelimmi diye sorucaktım ama senin işin varmış gibi görünüyor"

Sude anlamaz gözlerle bakarken genç adam, genç kıza saçlarını işaret etti.

Sude saçlarından dolayı çok utanmış, gözlerini kaçırmıştı. Rezil olmuştu Savaş'a. Fazlasıyla.

"Müsait olunca bana yazarsın"

Makbule hanım kapının eşiğine geçip gülümserkem "Kendine iyi bak oğlum." Dedi.

"Sizde kendize iyi bakın teyzeciğim. Sude'nin sizi ne kadar çok sevdiğini bilmenizi isterim"

"Biliyorum zaten oğlum"

Hafifçe kıkırdadı genç adam "Tekrar görüşürüz teyzeciğim"

Makbule hanım kapıyı kapattığı zaman,Sude'nin sol gözünden yaş akmış ve kendini olduğu yere bırakmıştı. Rezil bir insandı!

Makbule hanım torunun ağlama sesini duyması ile afallarken "Kızım niye ağlıyorsun birşey mi oldu?" Diye sordu. Hızla torunun yanına gidip,dizlerinin üstüne oturdu.

Dudaklarını aralamaya çalıştı Sude. Ancak göz yaşları hiddetle akmaya devam etttiği için birşey diyemedi. Kafasını bacaklarına yasladığında elleriyle kafasını tuttu.

"Anneanne..." burnunu hiddetle çekti,genç kız "Benim aptal kafam yüzünden! Hepsi benim aptal kafam yüzünden!"

Sude kafasına sertçe vurmaya devam ederken bir yandanda ağlıyordu. Anneannesini onun yine sinir krizi geçirdiğini anlayıp Sude nin elini tuttu. Ancak Sude anneannesinin ellerinden kurtulup kafasına sertçe vurmaya devam etti.

"Hepsi benim aptal kafam yüzünden! Hepsi benim aptal kafam yüzünden!"

Makbule hanım ayağa kalkıp çekmeceden sakinleştirici aldı. Bu u iğneyi asla kullanmak istemezdi ama mecbur kaldığı için iğneyi vurmak zorunda kaldı.

Genç kız sakinleştirici iğnenin etkisiyle kafasına vurmayı yavaşça bırakırken anneannesinin kucağına yatıyordu. "Hepsi benim aptal kafam yüzünden" diyerek sayıklıyordı

Sude'nin sesi cümlenin sonuna doğru sessizleşirken Anneannesi Sude'nin önüne gelen saçlarını geriye doğru çekip yanağına uzun bir buse kondurdu.

"Senin kafan aptal değil tamam mı? Eğer aptal kafalı olsaydın benim torunum olmazdın"

"Hepsi benim aptal kafam yüzünden" Sude'nin seni kelimeler bittikçe dahada sessizleşirken,en sonunda uykuya dalmıştı.

Makbule hanım Sude'nin uyuduğunu görünce kafasına minik bir buse kondurup "İyi geceler kuzum" diyerek fısıldadı. Torununu kucağına alıp odasına götürdü.

Üstünü güzelce örtüp odadan çıkacağı sırada Sude'nin sayıklaması ile afalladı.

"Anne lütfen gitme...Yanımda kal...sana çok ihtiyacım var" Sude'nin sesi net olmasada anlaşılıyordu. Makbule hanım Sude nin kapısını kapatıp kendi odasına gitti. Buna daha fazla dayanamıyordu. Yatağına oturup Kızı Elif'in çekmecede olan fotoğrafını alıp baş pamağı ile kızının saçlarını sevmeye başlamıştı

"Biliyorum kaderden kaçınılmaz ama bazen keşke ölmeseydin diyorum. Kızın Sude sen öldükten sonra çok değişti. Kendine zarar verdiği zaman anlamıyor ve devam ediyor buna. En sonunda kanaması ciddi bir noktaya geldiği zaman fark ediyor. Kızım Elif orda umarım mutlusundur ama ben çok yoruldum. Sude'nin sinir krizleri bu aralar çok fazla artmaya başladı. Bu haftada 8. oldu. Ama bu seferinde az kalsın kafasını patlatacaktı. Ben yokken belki sinir krizlerine girdiği zamanlar oluyordur ama onun yanında olamadığım için belki kendine çok kötü birşekilde zarar veriyordur. Şimdi sen Neden kızımın yanında durmuyorsun diyebilirsin ama buna mecburum.
Sudeyi büyütmek için çalışmaya,ona iyi bir gelecek sunmaya mecburum. Sude'nin mutlu olması için bu yaşımda çalışıyorum. Allah razı olsun maaşımızda hergün eksiksiz bir şekilde veriyorlar.
Kızım keşke burda olsaydın. Kızının sana ihtiyacı var. Ben ona ne kadar anne şevkati göstersem bile o seni istiyor. Çok istiyor. Bazı geceler seni rüyasında sayıklıyor Ama ne kadar çabalasak bile sen geri gelmeyeceğin için seni olduğun yerde daha fazla üzmek istemiyorum. Senin derdin başından aşkındır şimdi. Allah'a emanet ol. Elif'im...güzel kızım. Yeşil en çok Sude'den sonra sana yakışıyor. Seni çok seviyorum."

Yakında kızına kavuşacağını henüz bilmiyordu Makbule hanım. Kaderdi bu. Kaçanılmazdı.