16. bölüm · Yeşil ile Kehribar
16. Bölüm:Onu geri getirin lütfen
Bir kız vardı adı Sude'ydi.
Hayat onun için hem eğlence hemde kötü bir geçmişten ibaretti.
Ama...
Artık bu cümleler boşunaydı.
O kızın kalbi durmuştu.
Dakikalardır uğraşıyorlardı. Hiçbiri yanıt vermiyordu. Görevliler bir umut olmamasına rağmen yanlarında ağlayan delikanlı için durmuyolardı.
"Lütfen!" diye yakarıyordu. "Lütfen,Onu geri getirin!"
Görevliler elinden geleni yapıyordu. Genç kızdan dönüş yoktu yinede.
Son bir kez daha denediler. Olmadı. Bir tepki yoktu. Bir tepki alamazlardı bu saatten sonra.
Durdular.
Savaş, görevlilerin durması ile donakaldı.
Hayır! Hayır bu olamazdı.
Durmamaları gerekiyordu. Yaşaması gerekiyordu Sude'nin. Ölemezdi o eşsiz gözlerin sahibi.
Yada ölebilirmiydi?
Manitörden gelen düz ses,aynı sesle duyulmaya devam ediyordu.
☁️☁️☁️
Sonunda aradığı huzuru bulmuştu Sude.
Ailesine kovuşmuştu.
Onlarlar bol bol sohbet ediyor,sarılıyor ve öpüyordu. Özlemi son buluyordu...
İçinde bir huzursuzluk vardı yinede.
Niye huzursuz hissediyordu kendini? Ailesine kavuşmuştu artık,böyle hissetmemesi gerekiyordu.
Umursamamaya çalıştı bu huzursuzluğu. Gereksiz yere içine kurt düşürüyordu,geçerdi birazdan.
Yıllardır,hasretini çektiği ailesine bakarken,tebessümü derinleşmişti.
Annesi Elif hanımla kesişti bakışları. Yeşil gözleri içtenlikle gülümsüyordu.
"Anne." diye fısıldadığında annesi,elini kaldırıp kızının yanağını şevkatle okşamaya başladı. Elinin sıcaklığını hissetmiyordu Sude. Annesi sıcak değildi. Soğukta değildi.
Hissetmiyordu annesini.
"Güzel kızım." dedi Elif hanım. Yeşil Gözleri ışıl ışıl parlamasına rağmen hissetmiyordu. Gözleri gerçek gibi durmasına rağmen annesinin elini hissedemiyordu.
Tebessümü donarken bir ses duydu. Daha doğrusu bir yakarış. Yakarış sesi...
"Lütfen..." diyordu o ses. Sesi titrekti. Ağladığını görmeden de anlayabiliyordu. "Lütfen onu geri getirin!"
Ne oluyordu? Kimi geri getirecekti?
Bu ses kime aitti?
Bu ses kime aitti,neden ağlıyordu?
"Yalvarıyorum!" diye bağırdı tekrardan o ses. "Lütfen durmayın! O beni bırakıp gidemez. Yalvarıyorum,lütfen...lütfen durmayın!"
S-Savaş?
Bu ses Savaş'a mı aitti?
Sanırım,evet...evet o ses Savaş'a aitti.
Ağlıyordu?
Bakışlarını etrafta gezindiriyordu. Savaş'ı görebilmek için. Ancak hiçbir yerde göremiyordu onu. Sesini duyuyor olmasına rağmen, göremiyordu onu. Ailesiyle tanıştırırdı Savaş'ı. Ailesinin Savaş hakkındaki düşüncelerini merak ediyordu. Görebilse,öğrenecekti ama hiçbir yerde yoktu.
"Birşey mi oldu kızım?" diye sorduğunda Burak bey,Sude'nin bakışları babasını buldu. Savaş'ı söylecekti. "Evet oldu baba." dedi "Savaş'ın sesini duydum az önce,ama onu geremedim. "
Sude,Savaş'tan bahsetmemesine rağmen Burak bey O kim? diye sormadı. Sadece kafasını salladı yavaşça.
"Onu artık bundan sonra istesende göremeyeceksin." dedi Makbule hanım. Sude'nin bakışlarını üzerine çekti. Şaşkınla bakıyordu o yarı kahve-yarı yeşil gözleri... "Terk ettiğin yerdeki,insanları göremezsin."
"T-terk ettiğim...yer mi?" diye sordu Sude hiddetle. Sesi istemsizce titremişti. "B-ben nereyi terk etmişim?"
"Senin için atan kalbi." diye yanıtladı,Makbule hanım. Bu cevapla afallamıştı Sude. Makbule hanım elini Sude'nin kalbine götürdüğünde zorlukla yutkunmaya çalıştı. "Sen,buraya gelerek senin için atan kalbi terk ettin. Sen buraya gelerek,sana annesiz olduğunu hissettirmeyen kalbi terk ettin. Sen buraya gelerek,senden başka arkadaşı olmayan kızın kalbini terk ettin. Sen buraya gelerek Dünya'yı terk ettin. Bunları yapan sensin,Sude. O kalpleri terk eden sensin."
Duraksadı Sude. Hangi kalpleri terk edeceğini bilmiyordı ama kimsenin kalbini terk edemezdi.
Kararlılıkla ayağa kalktığında Savaş'ın sesini duydu tekrardan.
"Hayır,durmayın, ne isterseniz yaparım,lütfen durmayın!"
Kendine ne olduğunu hatırlamasada,geri dönecekti Sude. Kimsenin kalbini terk etmeyecekti.
"Anne." dedi bakışlarını annesine çevirdiğinde.
"Efendim güzel kızım." diye yanıtladı annesi. Sesini özleyecekti.
"Baba." dedi Sude,bakışlarını babasına çevirdiğinde.
"Efendim kızım." diye babası. Marhamet akan o gözleri özleyecekti.
"Anneanne." dedi bu sefer,Sude. Bakışları anneannesini buldu.
"Efendim Yeşil Gözlü Kuzum." diye yanıtladı anneannesi. Yeşil gözlü kuzum diye seslenişlerini özleyecekti.
"Siz çok seviyorum,burda kalmayı çok isterdim ama..." Bakışlarını boşluğa çevirdiğinde ilk adımını atarak,terk ettiği yere geri dönmeyi adımıyla kafasına koymuştu. Hiçbir güç onu durduramazdı. Kararlıydı. "...ben ait olduğum yere,geri döneceğim."
☁️☁️☁️
"Hayır!" diye haykırıyordu Savaş "Hayır Sude,bunu bana yapamazsın!"
Savaş'ın haykrışları ambulansı doldururken,görevliler çaresizce genç delikanlıyı izliyordu. Bir genç daha hayatını yaşayamadan ölmüştü. Saate baktılar.
"Ölüm saat-" Görevlinin lafı Savaş'ın aniden ayağa kalkıp yanağına yumruk atması ile kesilirken "O cümleyi sakın kurma!" diyerek tek nefeste soludu Savaş. Yumruğun etkisiyle geri sendeledi görevli. Elini yanağına götürürken,sorun etmedi bu yumruğu. Canı fazla acımamıştı.
"Benim Eşsiz gözlüm ölemez!" diye bağırdığında Savaş, eğilerek Sude'nin elini tuttu. "Güzelim." dedi çaresizlikle "Lütfen uyan,ben sensiz yapamam. Yalvarıyorum!" Kafasını o pamuk ele yaslayıp hıçrıklarına bıraktı kendini. Hıçkırıkları ambulansta yankılanırken görevliler çaresizce genç adamı izliyorlardı.
Yapabilecekleri başka birşey yoktu.
Savaş hıçkırıklar içerisinde ağlarken manitörden gelen düz seste değişiklik oldu.
Olması istenilen bir değişiklik.
Savaş monitörden gelen sesin düzelmesi ile donakaldı. Zihni bir oyun mu oynuyordu?
Bakmak istiyordu ama bakmaya korkuyordu. Ya zihni bir oyun oynuyorsa? Zihninin oyununa kanıp üzülmek istemiyordu.
Ancak bu ses zihninin bir oyunu olamayacak kadar gerçekti. Bu...ses gerçek olabilirdi.
Bakacaktı.
Üzülecek olsa bile yinede bakacaktı.
Yavaşça kafasını kaldırdığında kalbi durmak üzereydi. Ona birşey olursa olacak şeyde buydu.
Kehribar gözlerini,manitöre çevirdiğinde,kocaman oldu. Kalbi hızlanmaya başladı.
Zihninin bir oyunu değildi. Gerçekti.
Sude...Sude'nin kalbi atıyordu.
Kalbi atıyordu Sude'nin!
Savaş'ın dudağının kenarı kıvrılırken "Sude?" dedi. Fısıltılıydı sesi. Kehribarları,yatakta yatan güçsüz bedene kaydı. "S-Sen..." Yutkunmaya çalıştı. Gerçekti bu ama hala zihninin oyunu olup olmamasından korkuyordu. "S-Sen yaşıyorsun! Beni bırakıp gitmeyeceğini biliyordum!"
Sağ gözünden akan yaş,Sude'nin yanağına düşerken ambulans durdu. Hastaneye gelmişlerdi.
"Geldik,güzelim." dedi Savaş,Sude'nin elini okşayarak "Sakın,gitme,burda kal. Sen iyileşeceksin."
Att'ler hızla ambulansın kapısını açıp,sedyede yatan Sude'yi hastaneye götürürlerken Savaş'ta görevlilerin peşlerinden gidiyordu.
Hastaneye girdiklerinde,bir doktor kaşılarına çıktıklarında görevli "17 yaşında,kız." diyerek bilgilendirmeye başladı. "Silahla yaralanma. Buraya gelirken,kalbi durdu. Uzun uğraşlar sonucu tekrardan atmaya başladı."
Doktor kafasını sallarken "4 numaralı ameliyathane'te götürün." dedi "Doktor Suat hanımada haber verin." Yanlarına,gelen bir hemşire hızla kafasını sallayıp Suat hanıma haber etmeye giderken,ameliyathane gelmişlerdi.
Savaş'ta girmeyi çok istesede hemşire "Siz giremezsiniz beyefendi" diyerek durdurdu Savaş'ı. Yapacak birşey yoktu. Mecbur beklemkten başka birşey yapamazdı.
"Oğlum!"
Annesinin sesini duyması ile şaşkınlıkla arkasına dönen Savaş,kendisine doğru koşan annesini görünce koşmaya başladı. Ağlıyordu annesi. Annesine ulaşır ulaşmaz sıkıca sarıldı. Nevzat hoca haber vermiş olmalıydı.
"B-bu nasıl oldu?" diye sorduğunda sarılmayı bırakmıştı Elif hanım. "Sude'ye kim...böyle birşeyi nasıl yapar?"
Ayakları titriyordu Elif hanımın. Savaş annesini böyle gördüğü anlarda ne yapacağını bilemez,herşeyi bocalardı. Kahramanı olarak gördüğü o güçlü kadın gitmişti. Olanları ayakta anlatamazdı. Annesi olayı ayakta dinleyebilecek bir mecali yoktu. Oturmalı ve sonra anlatmalıydı.
"Şuraya oturalım." dedi Savaş eliyle koltukları işaret ederek. Elif hanım hemen kafasıyla onaylayarak koltuklara oturdu. Zira ayakta duracak hali yoktu. Sude nasıl bu duruma gelmişti, öğrenmek istiyordu. Kızını bu hale getirenin cezasını almak için gerekli yerlere bildirecek,gerekirse para bile dökebilirdi.
Oğlunun yanına oturması "Anlat hemen." diyecek olduki koridorun başında buraya doğru koşan 2 genç ile cümlesini yutup onlara baktı. Biri kız diğeri erkekti.
Savaş annesinin nereye baktığını merak edip kehribar gözlerini Elif hanımın baktığı yere çevirdiğinde kaşları şaşkınlıkla havalanmıştı. Onların gelmesini beklemiyordu. Zümra ve Cem buraya geliyordu.
"Bunlar kim?" diye fısıldadı Elif hanım
"Zümra,Sude'nin arkadaşı." dedi Savaş "Cem ise..." Sustu. Eski sevgilsi demeye varmadı dili. Eski sevgililiğine tükürürdü onun.
Elif hanım oğlunun lafını tamamlamasına anlama veremeyip tek kaşı havalandığında neden sustun diye sorucakken Zümra ve Cem yanlarına gelmişti.
"Sude nerde?" diye sordu Zümra ve Cem aynı anda. "Durumu nasıl?"
İç çekti Savaş. Bunu söyleyecek olmak kalbini acıtmaktan başka birşey yapmıyordu. "Ameliyathanede. Doktorlar birşey demedi. Ambulansla buraya gelirken...kalbi durdu." Ruhu çekiliyordu Savaş'ın. Ambulansta olanlar aklına geldikçe ürperiyordu. "Çok uğraştılar,ama bir türlü atmadı yeniden. Bütün umutlarımı kaybetmişken..." hafifçe tebessüm etti. "O hayatı bırakmadı. Geri döndü."
Elif hanım,oğlunun gözünden akan yaş ile omzunu tutup kendine yasladı. Hafifçe omzunu okşarken saçlarına küçük bir buse kondurmuştu. Sude'ye her ne olduysa kendini suçladığı belliydi.
"O iyileşecek." dedi Elif hanım bakışları hem oğlunda hemde o gelen 2 gençte geziniyordu "Kendinizi yıpratmayın. İyileşecek Sude."
"Ona...gitmesini söylemiştim." dedi Cem. Herkesin bakışlarını üzerine çekmişti "Niye gitmedi,aklım almıyor."
"Batuhan'ın Sude'yle alaka seviyesini hala anlamıyorum." dedi Zümra "Bu çocuk 2 sene önce okuldan mezun olmadımı,niye şimdi 2 sene sonra ortaya çıkıyor?"
Savaş'ta çok merak ediyordu bunu. O piçi eline bir geçirirse,kimse alamayacaktı.
Elif hanım sakince dinleyerek olanları anlamaya çalışıyordu. Batuhan dedikleri kişi kimdi?
Zümra ise Cem'den bir cevap bekliyordu Öğrenmek istiyordu herşeyi.
Uzun bir süre iç çekti Cem. Sude'yi kanlar içerinde gördüğü an aklından çıkmıyordu. Cebinden Sude'nin telefonunu alıp instagrama girdi. Mesajları gösterecekti.
Herkes Cem'in elindeki telefonun Sude'ye ait olduğunu anlamıştı. Cem instagrama girip dm kısmına tıkladığında mesajları gösterip "Burdan rahatsız etmeye başlamış." dedi. "Sonrada okula gelip...olanlar oldu."
Savaş,sertçe Sude'nin telefonunu aldığında mesajları büyük bir öfkeyle okuyordu. O piçi kesinlikle öldürecelti. Mesajların hepsini okumadan yanındaki koltuğa nefretini kusarap "O Batuhan'ın belasını sikeceğim!" diye bağırıyordu.
Elif hanım Savaş'ın elindeki telefonunu alıp cebine koyarken "Oğlum sakin ol." dedi "Onu adalete teslim edeceğiz. Adalet kararını vericektir."
"Adelet mi?" diye sordu dalgayla Savaş. Koltuğa vurmayı bırakmış,kehribarlarını annesininin kehribarlarına çevirmişti. "Sıçtığımın adaleti. Adalet sadece sözde var."
Haklıydı Savaş. Bu yüzden sessiz kaldı Elif hanım. Ama yinede adalete güvenmem istiyordu...
Aradan geçen saatler sonrası ameliyathanenin kapısının açılması ile 4'ü aynı anda ayağa kalkmış,doktorun etrafını sarmışlardı.
"Sude'nin durumu nasıl doktor hanım?" diye sordu Elif hanım.
Doktor Suat hanımın bakışları Elif hanıma değerken "Kurşun karaciğerin bir kısmını zedelemiş" dedi "Biz elimizden geleni yaptık. Önümüzdeki 48 saat çok önemli olduğu için yoğun bakımda kontrol altında tutacağız. Geçmiş olsun."
Doktor Suat hanım küçük bir baş selamı verip yanlarından uzaklaşırken kapı yeniden açıldı. Sude geliyordu. Savaş hemen Sude'nin eline tutup yere eğilirken "Güzelim ben burdayım" dedi. Eline sayısız öpücükler bırakıyordu. "Sakın kendini yalnız hissetme tamammı,ben burdayım."
"Beyefendi,çekilin."
Hemşirenin uyarısı ile Savaş hiç istemesede Sude'nin elini bırakarap yavaşça ayağa kalktığında hemşireler yoğun bakıma götürmek için harakete geçtiler.
"Kehribar sensiz yapamaz." diye fısıldadı Savaş,bakışları yoğun bakıma giden güçsüz bedendeydi "O Eşsiz gözlerini benden ayırmanı istemiyorum. Biz daha birbirimize kavuşamadık Eşsiz gözlüm."
☁️☁️☁️
Ailesininin yanından ayrılmıştı Sude.
Evine geri dönmeyi kafasına koymuştu. Ama bir türlü yolu bulamıyordu. Yinede kararlıydı. Evine dönecekti.
Karşısına bir yol ayrımı çıkınca durmak zorunda kaldı. Hangisinden gidecekti. 4 yol vardı karşısında. Biri yaşam diğerleri ölümdü...
"Burda ne arıyorsun evladım?"
Duyduğu yaşlı kadın sesi ile yavaşça arkasına döndü Sude. Birkaç adım uzağında bir yaşlı kadın vardı. Saçları korkutucu derecede kırmızıydı. Gözleri siyahtı. İçinde doğan ürpetiye engel olamadı Sude. Bu yaşlı oldukça ürkünç bir görünüme sahipti.
"Eve dönüş yolınu arıyorum." dedi,bu karşısındaki kadından ürkmesine rağmen cevapsız bırakmadı. "Bu yollardan hangisi eve gidiyor bilmiyorum."
Yaşlı kadının gözleri o 4 yola kaydığında "Neden eve dönmek istiyorsun?" diye sordu "Evde ne varki bu halinle gitmek istiyorsun?"
Halinde ne vardı ki Sude'nin? Bunu umurdamadı. Hali ne olursa olsun eve dönecekti. "Eğer eve gitmezsem evdekiler üzülür."
Yaşlı kadının bakışları Sude'ye kaydığında bir adım atmıştı. Nasıl olduğunu anlamadan Sude'nin yanına gelince kaçma isteği doğmuştu içinde Sude'de. Denedi. Kaçamadı. Hareket edemiyordu.
Yaşlı kadın elini Sude'nin karnına götürdüğünde "Gidemezsin." dedi. "Karnın kanıyor bu halde dayanamazsın."
Bakışlarını karnına çevirdiğinde gördüğü manzara hiç iç açıcı değildi. Karnından akan kanlar elbisesini aynı renk yapmıştı. Sağ elini yavaşça karnına götürdüğünde,eline kanı bulaştı.
"Bak demiştim sana bu halde,bu elbiseyle gidemezsin diye." dedi yaşlı kadın.
"Bana orada yeni elbise vereceklerdir." dedi Sude.
Yaşlı kadın hiç birşey demeden elini cebine götürdüğünde bir mendil çıkartıp Sude'nin karnına götürdü. Mendil Sude'nin karnına değdiği anda kan olurken "Gidemezsin." dedi yaşlı kadın.
Bu kadın niye gitmesine müsaade etmiyordu. Dayanabilirdi. "Ben dayanacağıma inanıyorum!" diye bağırıp yaşlı kadının elindeki mendili alıp yere attı. "Ben evime geri döneceğim!"
☁️☁️☁️
Bir telefonun arama sesinin yükselmesi ile herkesin bakışları Savaş'a kaydı. Savaş'a ait değildi bu telefonun sesi. Sude'ye aitti.
Cebinden Sude'nin telefonunu çıkardığında arayan kişinin kim olduğuna bakınca iç çekti. Naz arıyordu. Sude'nin vurulduğunu bilmiyordu. Nasıl söyleyecekti?
"Kim arıyor?" diye sordu Elif hanım.
"Arkadaşı Naz." dedi Savaş ve ardından telefonu açtı. Meraklanmaması için mecbur bunu yapmak zorundaydı. Gerçi haberi verdikten sonra meraklanması daha da artıcaktı ama haberi olması lazımdı. En yakın arkadaşıydı sonuçta.
Aramayı onaylaması ile Naz'ın "Alo Sude?" demesine fırsat vermeden "Ben Savaş." dedi Savaş.
Naz afallayarak "Savaş mı?" diye sordu. "Sude'nin telefonun sende ne işi var?!"
Sesli bir nefes alıp ayağa kalktı Savaş. Sude'nin yattığı odanın camına ilerleyip Sude'ye baktı. Bunu nasıl söyleyecekti bilmiyordu. Direkt söylemelimiydi?
"Sude'nin telefonun bende olmasının sebebi... Sude vurulduğu için."
"Ne?!" diye bağırdı Naz. Direkt söylememeliydi. "Na-nasıl vuruldu Sude?"
"Hatırlarmısın bilmi-" Lafı kesildi. "Kısa kes lan bana hikaye anlatma!"
Kesik bir nefes verdi Savaş. Birşey demeyecekti "2 sene önce okuldan mezun olan Batuhan vurdu Sude'yi. Aşıkmış o it Sude'ye."
"O Batuhan şerefsizini elime geçirirsem varya,doğduğuna pişman ettireceğim!"
"İnan bende böyle planlıyordum." dedi Savaş.
"Senin düşüncen umrumda değil!" dedi Naz. "Sen o sırada nerdeydin lan?! Aşkına tüküreyim senin ben!"
Sessiz kaldı Savaş.
"Sude'nin durumunda iyi olsun,kötü olsun bir değişiklik olursa hemen haber ediyorsun tamam mı?"
Savaş'ın birşey demesine müsaade etmeden Naz telefonu kapattığında kehribar gözleri yavaşça kapandı. Naz haklıydı. Sude'ye olan aşkı tükürülürdü.
☁️☁️☁️
"Ben evime geri döneceğim!" dedi Sude. Yaşlı kadını arkasına alıp o 4 yola baktığında duraksadı. Yolu bilmiyordu. Arkasında bıraktığı kadına soracaktı. Belki söylerdi. Omuzunun üstünden kadına baktığında "Bana yolu gösterirmisin?" diye sordu.
Yaşlı kadın kafasını 2 yana sallayıp "Göstermem." dedi. "Burda kalman en iyisi. O yola dayanamazsın."
"Sude!"
Elif hanımın sesi ile Sude'nin bakışları annesine kaydığında şaşkınca "A-anne?" dedi. Elif hanım hızla kızının yanına gidip, yaşlı kadını işaret ederek "Bu kadına inanma!" dedi "Senin iyiliğini istemiyor. Ölmeni istiyor."
Kaşları şaşkınlıkla havalanırken heterokrami gözleri yaşlı kadını bulmuştu. Bu kadın Sude'nin neden ölmesini istiyordu?
"Asıl sen bu kadına inanma." dedi yaşlı kadın "Senin ölmeni isteyen o!"
"Ben onun annesiyim neden ölmesini isteyim?!"
"Bende onun babaannesiyim,neden ölmesini isteyeyim?!"
Şaşkınlığı daha da arttı Sude'nin. Bu kadın...babaannesimiydi?
"Sude..." dedi Eif hanım "Sana yaşarken babaannenden hiç bahsetmediğimizi biliyorum ama bana inan. Sana hamileyken seni kaç kez öldürmeye çalıştı."
Sessiz kaldı Sude. Bu duyduklarına ne tepki verecekti bilemiyordu.
"Ona inanma!" dedi babaannesi olduğunu bu hallere düştükten sonra öğrendiği kadın. Bir babaannesi olduğu bu haldeyken mi öğrenecekti? "Ben senin asla kö-" lafı kesildi kadının. "Kızım bana inan. 3. yoldan gideceksin. Oradakilere ve damadımıza selam söyle!"
"Da-damat mı?" diye sordu Sude şaşkınlıkla. Yolu öğrendiğine sevinememiş,şaşkınlığına,şaşkınlık gelmişti. "Damat kim?"
Elif hanımın yüzünden küçük bir tebessüm oluşurken "Evet damat." dedi. "Yakında anlarsın. Hadi 3. yoldan git artık. Seni daha fazla özlemesinler."
2 GÜN SONRA
Doktor Suat hanımdan izin alarak Sude'nin odasına girmişti Savaş. 48 saat dolmuştu ve 48 saat boyunca Sude'nin durumunda kötü birşey olmamamıştı. Vücudu toparlanıyor demişti Suat hanım. Bu iyi haberdi. Sude iyileşiyordu.
Sude'nin yattığı yatağının kenarına sandelye çekerken yüzünde küçük bir tebessüm vardı. Mutluydu. İlerde birbirlerine kovuştuklarında Eşsiz gözlüm diye seveceği kızın yaşaması sevindiriyordu Savaş'ı.
Sandalyeye oturduğunda bakışları Sude'nin kapalı olan gözlerine kaydı Savaş'ın. Cidden eşsiz gözlere sahipti. Başka kim hem yarı yeşil - yarı kahve hemde sürme gözlere sahip olabilirdiki? Ona bu yüzden Eşsiz gözlüm diyecekti Ömrünün sonuna kadar da kullanmaya devam edicekti. Bakışları dudaklarına kaydı. Üst dudağı alt dudağından daha dolgundu. Kıpkırmızı denilemezdi dudağını rengine. Pembeyke birleştirilmiş kırmızı... Bakışları burnuna kaydı. İlk bakışta estetikle yapılmış gibi gözüksede doğal bir burna sahipti Sude. Burnunun ucu hafif kalkıktı. Yüzüne çok yakışıyordı. Gözünün kenarında ufak bir beni vardı. O ben onu çok tatlı gösteriyırdu,onu. Kurban olurdu onun için. Öl derse hemen düşünmeden ölürdü. Herşeyiydi bu kız.
Elini,Sude'nin pamuk gibi yumuşak eline götürdüğünde "Naz saat başı arayıp duruyor." dedi. O pamuk gibi eli hafifçe okşuyordu. "Burda değil ama burdaymış gibi hissettiriyor. Sürekli tehdit edip duruyor. Yanlış anlma hemen korkmuyorum." Biraz korkuyordu aslında. Tehditleri ürkütücüydü.
"Bu kızla nasıl arkadaş oldun bilmiyorum ama sanki seni tehdit etmişde öyle arkadaş olmuşsunuz gibi geliyor." Naz ve Sude'nin karakterleri birbirine tamamiyen zıtlardı. Kardeş gibi olmaları ortada bir tehdit olduğuna dair şüphelere düşürüyor ama nasıl bu kadar en yakın arkadaşlar anlamıyordu. Merak edip sormuştu Naz'a ama cevabı hiç şaşırtmanıştı. "Bizim,arkadaşlığımızdan sanane lan! Bu bilgi senin nerene yarayacak!"
Garip bir kızdı Naz. Fazla uzatmamıştı bu yüzden Savaş. "Onu çok seviyorsun ve oda seni çok seviyor. Sadece seni seven o değil ama..." Dursaksı birkaç saniye. "Bende seni çok seviyorum. "Arkadaşlıktan,kardeşlikten öte bu sevgim. Bu duyguyu daha önce yaşadımmı hatırlamıyorum. Okulda popülerim diye neredeyse sevgili olmadığım kız kalmadı ama hiç biri böyle hissettirmiyordu. Bu duyguyu ilk kez yaşıyorum ve ilk kez sana itiraf edeceğim. Sude...ben sana aşık oldum."
Sessizlik.
Baygındı Sude. Cevap gelmesini elbette beklemiyordu ama ilk kez aşkını itiraf ettikten sonra sanki Sude uyanacak ve birbirlerine sıkı sıkı sarılacakmış gibi hissetmişti Savaş.
Gözlerini kapattı birkaç saniyeliğine. Açtı ardından. Gözleri dolmuştu. dolan gözlerini silmek için elini kaldırdığında geç kalmıştı. Sol gözünden bir yaş akmış,yanağına ve ardından çenesine doğru süzülüyordu. İç çekti tekrardan. Bu kaçıncı iç çekişi saymayı bırakmıştı. "Bu 2 gün çok zordu. Herkes için. Annemin ağladığı çok nadirdir. Bu nadirliği görmek istemesemde gördüm. Seni çok seviyor. Sana ilk aşık olduğum gün anlatmıştım ona. Daha görmeden sevdi seni."
Ben seni görmeden sevemedim ama geç kalmadım sevmekte. Hala vaktimiz var. Vaktimiz hala var değilmi?
Elbette vardı zaman. Birkaç ay zaman vardı... Birkaç ay sonra SAT sınavını kazandığında gidecekti Amerika'ya. Orda eğitim görmeyi kendisi istemişti. Bu çok güzel olabilirdi ama bazı noktalarda çok kötüydü. Aşk noktasında. Amerika'ya gittiğinde eğer hala cesaretini toplayıp Sude'ye aşkını itiraf edemezse oradan alacağı hat'ın numarasını vermeyecekti Sude'ye. Acı çekmemek için. Tatillerde gelmeyecekti. Aşkını itiraf edemeyecekse nasıl ülkesine geri dönüp o kızın yüzüne bakacaktı? Aşkını itiraf etse ayrı bir dertti. Aşkını itiraf edip Amerika'ya gittiğinde görüntülü konuştuklarında ağlayacaktı,özlediği için. Birşey yapmazdı o kadar uzaklıktaki km'den. Bu yüzden numarasını vermeyecekti.
Herşey ayrı dertti.
"Zümra geldi sen ameliyathanedeyken." Cem'de geldi...demedi. Sude'ye bu konuda yardım etmiş olabilirdi ama bahsetmek istemiyordu. "Kız üzüldü. Ağladı. Herkes seni çok seviyor. O güzel kalbin herkesi feth ediyor."
Benimde kalbime feth ettin. O güzel kalbin öyle güzelki...Seni arkadaşlarından bile kıskanıyorum.
Sessiz kaldı Savaş. Sessizce Sude'nin pamuk elini okşadı. Naz 2 günce önce Sude'nin haberini verdiğinde 'Senin aşkına tüküreyim' demişti. Sude'ye olak aşkı tükürülürmüydü? Hayır,kalbinin her zerresinde Sude vardı. Yanında olmadığı için tükürülürdü Savaş'a. Hocası izin verseydi yanına çağırdığı anda giderdi. Keşke gitseydi. Eğer gitseydi,bu durumda olmayacaktı belkide. Olmazdı. Bunun belkisi olmazdı. Cem şerefsizi koruyamadı ama Savaş korurdu Sude'yi. Silah patladığında önüme atladı abi. Hiç birşey yapamadım. Buna kim inanırdıki? Silah patlarken korkaklık edip gözlerini kapattığına emindi Savaş. Korkak biriydi Cem. Ve şerefsiz. Aldatığı kızın nasıl yüzüne bakabliyordu aklı almıyordu. Erkek olarak görmüyordu Cem'i. Kadın olarak da göremezdi. Bu kadınlara hakaret olurdu. Hayvanda diyemezdi. Buda hayvanlara hakaret olurdu. Cem hiç birşeydi...
Kafasını eğip Sude'nin eline yasladığında "Uyan lütfen." dedi. Yalvarıyordu. Göz yaşları Sude'nin eline akıyordu. "Bu 2 gün ızdırap gibi geçti. Bunun 3. günü olmasın. Lütfen!"
Yine bir sessizlik olmasını bekledi ama duyduğu cılız bir sesle afalladı.
"Sa-Savaş?"
Bu ses...bu ses Sude'ye aitti. Dudakları yavaşça kıvrıldı Savaş'ın. Uyanmıştı Sude!
Kafasını kaldırdığında,zamanın durduğunu hissetti sanki. Gözlerinden akan yaşlar bile durmuştu adeta. Kehribarlarına bakan heterokromi gözler fazlasıyla gerçekti.
"Sude!" dedi heyecanla Savaş. "Güzelim,uyandın!" Az önceki düşüncelerini bir kenera atarak sandalyeden kalktığı gibi Sude'ye sarıldı. Hasret son bulmuştu. Sude uyanmıştı!
